Archive for 2012

2012 Uefa Yılın Takımı Oylarım

Her sene geleneksel olarak oylar, burada paylaşırım. Bu sene de oylayalı çok oldu, ancak arada kaynamış. Elbette ki futbolda Ronaldo-Messi gerçeği var. Ancak ben seçimlerime biraz da duygu katıyorum. Ahahah, bence Falcao ve Cavani bu listede olmayı hakediyor. İkisi günümüz futbolunun en iyi forvetleri.

Çok büyük başarılar kazanan Casillas, Ramos; Kardeşimiz Oezil; Juventus'u şampiyon yapıp İtalya'ya final oynatan Pirlo; City'de mükemmel bir yıl geçiren Kompany ve Toure bu kadroda olmazsa olmazdı.
31 Aralık 2012 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Aston Villa 0 - 4 Tottenham | EPL 19.Hafta

Chelsea'den 8 yedikten sonra taraftarının önüne çıkan Aston Villa ve Paul Lambert için kabus daha da büyük bir hâl aldı. Tottenham, Gareth Bale'in dönmesiyle ideal 4-4-2'sine dönmüştü.İlk yarısı başabaş geçen maçın ikinci yarısında Tottenham da Aston Villa'ya fark attı.

Aston Villa'yı bu sezon iki maçta izlemiştim. Christian Benteke'yi henüz transfer olmadan Fenerbahçe'ye istediğimi birkaç kez dile getirmiştim. Aston Villa'da sezona kulübede başlasa da, oyuna girdiği maçlarda kalitesini belli etti ve kadronun önemli isimlerinden birisi oldu. Bana göre maçın kırılma anı da Benteke'nin ikinci yarının başında kaçırdığı pozisyondu. Çok iyi vurduğunu, Lloris'in de harika kurtardığını düşünüyorum. O pozisyon gol olsaydı maç çok farklı olacakken, Tottenham birden şaha geldi. Defoe'nin siftahı yapmasından sonra; Gareth Bale işi şova döktü. Tottenham'ın ikinci golü müthiş. Aston Villa'dan topa kim dokunursa dokunsun, top Tottenham'a gitti. Pozisyonun sonunu Gareth Bale enfes bir şekilde sonlandırdı. Sonrası da zaten Gareth Bale şova dönüştü. Galli yıldız hattrickle işi bitirdi. Maç bittiğinde Paul Lambert elbette ki üzgündü. Ancak adamın suratında öyle bir ifade var ki; sanki hep mutlu gibi...
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 1 - 3 Karabükspor | Hüsran

Fenerbahçe her zaman zirvede olmamıştır. Her zaman zirveye de oynamamıştır. Bu durum son 10 yılda değişti ve Fenerbahçe her zaman zirveye oynadı. Kötü günleri oldu, hatta en kötü günleri biz Fenerbahçeliler yaşadık. Ancak futbolcularımız çoğu zaman bizi utandırmadılar. Uzun zaman sonra utandığımız, hüsranla sonuçlanan maç oldu Karabükspor maçı... Üstelik arma öpme görüntüleriyle bu kadar da güzel başlamışken...

Karabükspor'un Galatasaray'a karşı deplasmanda oynadığı futboldan ders almamız gerekirdi. Neticede oraya kazanmak için giden takım, elbette Kadıköy'e de kazanmak için gelecekti. Ellerindeki silahların bizim futbolcularımızın yanında ismi geçmez belki ama ligin en iyi kontraatak oyuncuları olduklarını da söyleyebiliriz. Lualua ve Shelton, eh formda bir de İlhan Parlak; Karabükspor'un çok etkili bir hücum hattı olmasını sağlıyor. Fenerbahçe kontraatak fırsatı bile vermedi üstelik... Direkt baskı yiyerek başladık. Berbat başlangıcımızın karşılığını erken 2-0 geriye düşerek ödedik. İkinci yarıda beklentim elbette yüksekti. Neticede maçı çevirmemiz gerekiyordu ve takım bunu yapabilecek düzeyde. Hocamızın iki değişikliği maça bir 10 dakika kadar etki etmiş gibi gözüktü. Ancak bu yalancı baskı da kısa sürdü. Karabükspor 3. golü atınca, hem tribün karıştı, hem takım ne yapacağını şaşırdı. Tepkiler yerli ya da yersizdi, onu tartışmayacağım. Ancak Fenerbahçe tribünlerinin bir kaç ay önce bozulan bütünlüğü bu maç ile birlikte sahaya da yansıyordu.

Aykut Kocaman'ın ailesinin ilk defa maça gelmesi ve böyle kötü bir gece yaşaması şüphesiz ki gurur kırıcıydı. Hoca çağrılara kulak verdi, istifasını verdi. Gelmesi gerektiği zamanda gelmişti, gitmesini düşündüğü zamanda gitmek istediğini söyledi. İstifası çok tartışıldı. Bence takım için kötü, hoca ve taraftar için iyi bir karardı. Nedenlerine geleyim. Takım için kötü olmasının sebebi, Aykut Kocaman en kötü günde dimdik ayakta duran ve takımı dimdik ayakta tutan insandı. Koskoca Fenerbahçe Aykut Kocaman'ın omuzlarındaydı. Ayrıca devre arası yapılan hoca değişikliğinin, çok alternatif olmadığı için de takımın tüm sezon çöpe atması olduğunu düşünüyordum. İyi tarafları ise; hoca çok yıprandı ve yoruldu. Bu yorgunluğu performansını çok etkiliyor. Taraftar da hocayı yıpratan bir tutum sergiliyor. Taraftar da yıprandı. Yeni Malatya sonrası Aykut Kocaman'ın arkasında büyük bir destek vardı. Ancak Karabükspor sonrası bu desteği  bulması zor... Benim gönlümden geçen, hocanın ömür boyu takımda kalmasıydı ancak şu şartlarda istifasını da geriye almışken; sezon sonu takımı şampiyon yapıp bırakmasıdır. Takımın her ne kadar kötü ötesi performans göstermiş olsalar da karakterli oyunculardan kurulu olduğunu bilmek ve hocaya olan desteklerini görmek beni şampiyonluk için umutlandırıyor.
28 Aralık 2012 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Sampdoria 0 - 1 Lazio | Serie A 18.Hafta

Lazio için müthiş sezon devam ediyor. 18 maç sonunda 2.lik koltuğu gelecek deseler, belki kendileri bile inanmazdı. Bunda rakiplerin iyi gitmediği gerçeği de var elbette ancak bu Lazio'nun başarısını küçümsetmez. Sampdoria deplasmanı için beklentim az gollü ya da golsüz beraberlikti. Lazio üstesinden geldi.

Yeri gelmişken Sampdoria'da Andrea Poli'nin hastası olduğumu söyleyeyim. Çok iyi orta saha, keşke Lazio'da olsa... Kısa bir Inter macerası var, bence kariyeri Milan-Inter-Juventus'tan birinde devam eder. Sampdoria'nın satmak için çok para isteyeceği bir isim. Sampdoria'nın hücum hattı ise bana yetersiz gözüktü. Çok üretemeyen, üretse de bitiremeyen oyuncuları var. Ligde de kümede kalma yarışı içerisinde olacak gibi gözüküyorlar. Bence iyi bir forvet almaları gerekiyor. Lazio'da deplasmanda olunduğundan mıdır nedir, Hernanes biraz daha gerideydi. Forvet arkası değil de, orta sahayı üçleyen bir anlayışta oynadı. Hernanes, Deivid'in Pizjuan'da Sevilla'ya attığı ilk gol misali bir gol ile galibiyeti getiren isim oldu. Çok büyük, underrated futbolcu. Bir başka dikkat ettiğim isim ise Cavanda. Sürekli oynuyor, sürekli kendisini geliştiriyor gibi de gözüküyor. Defansif yanı henüz çok net değil ama ofansif bek olarak iyi işler yapacağını düşünüyorum. 82'de oyuna girip, son bölümde kendi kaptırdığı topu alıp müthiş bir presle rakip kalede tehlike yarattı. Kendisini bir türlü geliştiremediğine inanamadığım Lorenzo De Silvestri'nin de bu maçta Sampdoria formasını giydiğini görmüşken, Cavanda'dan bahsetmemek olmazdı. Delio Rossi'nin Sampdoria'yı ligde tutabileceğini düşünüyorum, tabi kovulmazsa...

Sampdoria : Romero, Berardi (57' De Silvestri), Costa, Gastaldello, Rossini, Munari, Obiang, Poli, Krsticic (45' Soriano), Eder, Icardi (68' Pozzi)

Lazio : Marchetti, Konko, Biava, Dias, Radu, Ledesma, Gonzalez, Mauri (88' Ciani), Hernanes (82' Cavanda), Lulic, Klose (90+1' Floccari)

Sarı Kartlar : Lulic, Soriano, Biava, Gonzalez, Obiang

Gol : 31' Hernanes
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 0 - 0 Stoke | EPL 18.Hafta

0-0 biten ama seyir zevki olan maçlar vardır ya; Tottenham - Stoke City mücadelesi de bunlardan biri oldu. Stoke City'yi bu sezon hiç izlememiştim. Benim için Stoke City; 90 dakika savunma yapan takım imajından bir türlü kurtulamamıştı. Dolayısıyla az gollü maç beklentim vardı. Skor beklentime yakın olsa da, futbol beklentimden farklıydı.

Tottenham'ın kötü oynadığı maçlardan biri diyebilirim. Özellikle ilk yarıda Stoke City'nin gol bulamaması Tottenham için şanstı. Stoke City maçın en tehlikeli pozisyonlarını bulan taraftı. Kenwyne Jones ve Walters ile çok net iki fırsatı değerlendiremediler. İki takımda da bitiricilik sıkıntısı görüldü. İkinci yarıda biraz daha toparlanan Tottenham, oyunu kendi yarı alanında kabul eden Stoke City'ye karşı çok fazla şans bulamadı. Maçın sonlarında Sigurdsson'ın kafa vuruşu en net pozisyonlarıydı, onu da kaleci Begovic mükemmel çıkardı. Tottenham orta sahasında Modric'ten sonra yaratıcı oyuncu sıkıntısı devam ediyor. Sigurdsson'ın bir an önce monte edilmesi lazım ama 4-4-2 düzeninde o da zor...

Tottenham : Lloris, Walker, Dawson, Caulker, Vertonghen, Lennon (77' Sigurdsson), Sandro, Dembele (85' Parker), Bale, Adebayor, Defoe

Stoke City : Begovic, Wilkinson, Shawcross, Huth, Cameron, Shotton (63' Whitehead), N'Zonzi, Whelan, Etherington (68' Crouch), Jones (66' Jerome), Walters

Sarı Kartlar : Vertonghen, Sandro, Wilkinson, Cameron, Nzonzi, Walters.

Bu arada Tottenham 41 yaşındaki kaleci Friedel ile 2014 yılına kadar sözleşme uzattı. Friedel 50'ye kadar oynamaya kararlı...
26 Aralık 2012 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Ne İzledim? #24

Yazmaya pek fırsat bulamasam da Kasım ayında çok güzel filmler izlediğimi farkettim. Özellikle favori listeme eklediğim iki film; Get The Gringo ve The Lovely Bones. Harddisklerim doldu, çok derin üzüntü içerisindeyim. Bir daha izlemeyeceklerimi sileyim diyorum, bazen küçük bir sahnesine bakmak için bile elimin gittiği oluyor. Her şey gibi arşivciliğin de ucu kaçtı mı çok da güzel bir şey olmuyormuş. Yine de önemli olan; silmeye kıyamadıklarım ve silmeyi aklımdan bile geçirmediklerim şeklinde iki kategorim olması.

Çıktığı dönem indirmiştim ama izlemek için ilham yakalayamamıştım. Biraz eğlence, biraz hareket niyetine izlemeye başladım. Eğlenceli fakat içi boş bir film. Görsellik güzel, özellikle son bölümlerde çok beğendim. Gemi sahneleri güzel. 3D izlemedim, bir de 3D mi izleseydim diye düşünmedim değil. Baştan sona sürükleyici. Ancak hikaye daha çok genç ve yakışıklı kahramanımız D'artagnan ağırlıklı. Athos, Porthos, Aramis yan karakter gibi olmuş. İzlerken bir an bile sıkılmadığım için 6,7 gibi küsüratlı bir puandan 7'ye tamamlamayı uygun gördüm. İz bırakacak bir film elbette değil, ancak kaliteli çerezlik.

Sonunda farklı tat bırakan bir film olmuş. İyi ki izlemişim dedirtti. Konusu sıradışı, karakterler ise bir o kadar klişe gibi gözükse de; oldukça eğlenceli şekilde süregeliyor. New Girl dizisinden tanıdığımız Jake Johnson'ı daha önce filmlerde hep küçük rollerde görmüştüm. Buradaki oyunculuğunu oldukça başarılı buldum. Kristen Bell'in oynadığını da bilmiyordum. Gördüğümde yine içimi bir mutluluk kapladı. Kristen canım benim... Filmin verdiği mesajlar basit ve anlaşılır. Zamanın ve gençliğin kıymeti; yapılan hatalardan duyulan pişmanlıkları telafi etmek için zamanda yolculuk yapabilme isteği, geri getiremeyeceğimiz değerler... Sonunu da çok beğendim, birden fazla sonuç çıkarılabilecek bir son.

Hayran kaldığım bir Peter Jackson filmi oldu The Lovely Bones. İçinde o kadar çok tür var ki... Dramı fena, gözler doluyor. Özellikle ilk 1 saat mahvetti beni. Fantastik tarafında sahneler, renkler, çekimler, tüm görüntüler müthiş. Araf  sahneleri başarılı, bilmiyorum daha önce hiç Araf hakkında düşünmemiştim. Gerilim kısmında ise az şiddet sahnesini ve çok sağlam bir gerilimi barındırıyor. Başrol oyuncusu çok başarılı. Final sahnesini beğenmedim. Bu film böyle vasat bir finali haketmiyordu. Kitabını okumamış biri olarak, filmi çok beğendiğimi söyleyebilirim. Hem duygulandım, hem etkilendim; çok güzel bir anlatım, kaliteli yapım. 

Bilirim gençler, The Girl Next Door deyince aklınıza Elisha Cuthbert gelir. Ne komşu kızıydı o öyle... Buradaki komşu kızı olayı çok daha başka. Çok rahatsız edici, zaman zaman tüyler ürpertici. Hele ki gerçek bir hikayeden alıntı olduğunu bildiğinizde insan mahvoluyor ulan ! Bazı şiddet sahneleri net gösterilmese de; yine de kanınızı dondurmaya yetiyor. Bittiğinde öyle sessizce kaldım. Bir Incendies etkisi bırakmadı elbette ama bu tür filmler bana göre değil ya...

Chambacuuu Chambacuuuu... Hapishane filmlerini çok sevmeme rağmen Get the Gringo'yu hapishane filmi beklentisiyle izlemedim. Mel Gibson elbette büyük faktör, ancak filmin kalitesini sadece Mel Gibson'a odaklamamak lazım. Çok beğendim. Bir an bile sıkılmadım. "Macera olsun, bir de haliyle Mel Gibson olsun" tarzı bir film değil. Çocuk oyuncu Kevin Hernandez de oldukça başarılı. Hapishane olayının da oldukça sıradışı olduğunu ve bunun konuyu daha da ilginç kıldığını belirtmekte fayda var. Müzikleri de iyi; özellikle Chambacu tam Meksika havasına sokuyor. Kime tavsiye ettiysem beğendi, izleyin.

Özellikle ilk 40-45 dakikası keyifliydi. Ancak babalı sahneler biraz sıkıcı geldi bana. Ne kadar gerekli olduğu da tartışılır. Sonundaki; "Bir şekilde ait olmadığımız yerlerdeyiz" mesajı güzeldi. Film sayesinde Asperger sendromuyla ilgili de bilgi sahibi oldum. Rose Byrne'yi sevmiyorum, Hollywood'un Kezban'ı. Bütün Kezbanlar üzerine alınabilir.

Ryan Gosling olmasa sonunu getirir miydim ? Zor... Nazi filmlerini severim ancak bu biraz daha farklı. Film kaliteli, eyvallah. Ama konu olarak ağır. E bir de ırkçılık filmi olmaktan çıkıp tamamen din konusuna döndüğünde sıkabiliyor. 21 yaşındaki Ryan Gosling'in performansı da görülmeye değer. Büyük oyuncu olacağının sinyallerini çakmış ve zaten günümüzün reyizlerinden biri.

Beklediğimden biraz daha farklı bir film olduğunu kabul ediyorum. Ben klişeleşmiş; konuşan ayıyı gören herkesin şaşırdığı bir muhabbet bekliyordum. Hikaye de güzel, ne bileyim en azından sevimli. Hatta kızlara göre; "ay çok şirin!". Yer yer çok güldüren sahneleri var. Ama sanki biraz abartma da var yorumların genelinde... Güldüm, eğlendim, sonlara doğru az biraz sıkıldım. Mila Kunis yine her zamanki gibi ayrı bir parantez. Mark Wahlberg yerine biraz daha genç gözüken bir oyuncu olabilirdi. Bradley Cooper örneğin...

18 Aralık 2012 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Galatasaray 2 - 1 Fenerbahçe | Mücadele Tamam Ama...

Taraftar olarak baktığımda elbette ki galibiyet istiyordum. Galatasaray'a ve Galatasaraylı arkadaşlarıma karşı her zaman başım dik olmuştur. Son 2 sezondur oynanan futbol ve yer yer şanslı ya da şanssız sonuçlardan elbette memnun değilim. Ancak günümüz futbolu gözüyle bakarsak eğer benim için beraberlik de yeterliydi. Galatasaray çok iyi olduğundan değil. Mantıken mağlubiyetten iyi olduğundan ve deplasmanda bu sefer 2 puan kaybedebilme lüksümüz olduğundan. Burada kaybedilen 2 puan, Galatasaray'ın da kaybettiği 2 puan demek olacaktı çünkü...

Fenerbahçe bu sezon deplasmanlarda kötü. Ne oynamış, ne kazanmış; bakıldığı zaman derbide deplasmanda galibiyet almak elbette kolay gözükmüyordu. Ancak derbi mantığın değil, duygunun maçıdır. Fenerbahçeli futbolcular da son yıllarda her zaman bu duygunun hakkını vermiştir. Son 2,5 sezondur Aykut Hoca faktörüyle de; derbi duygunun yanında mantık maçına dönüşüverdi. Bir 3 puan mücadelesi oldu. Tıpkı diğerleri gibi... Taraftarı endişelendiren durum da buydu. Fenerbahçe taraftarı zirveyi de gördü, dibi de gördü. Dibi gördüğünde başı dimdikti. Dibi gördüğünde bile göğsünü gere gere sokakta yürüyebiliyordu. Psikolojik üstünlük önemliydi elbette... Şimdilerde psikolojik üstünlüğün Galatasaray'a geçtiği konuşuluyor. Ben kısmen katılmıyorum. Galatasaray'ı üstün kılan derbilerdeki performansı değil, sadece geçen sene Kadıköy'de kazandığı kupaydı. Psikolojik galibiyetleri bir tek o zaman oldu. Dünkü maçta Galatasaray'ın tek psikolojik üstünlüğü elbette ki evinde oynayacak olmasıydı. Daha iyi futbol oynayan, kadrosu daha derin ve tecrübeli olan Fenerbahçe'ydi. Bunu taraftar kimliğimle söylemiyorum.

Derbilerde rakamlar, istatistikler, taktikler bir yere kadar... En çok isteyen, formanın hakkını verendir. Futbolda her zaman en çok isteyen de kazanamaz. Fenerbahçe artık bir disiplin takımı. Oyun planından şaşmayan bir takım. Şöyle de diyebiliriz; taraftarın memnun olmadığı oyun planından şaşmayan bir takım. Fenerbahçe maça kontrollü başladı. En kötü senaryo erken yenecek goldü. Duran top savunmasında iki takımın da kötü olduğu ortada. Ben duran toptan gol atarız diye düşünüyordum, ancak Riera öyle bir kesti ki; duran toptan gol yiyen taraf olduk. Hem de en kötü senaryo olan, erken bir dakikada... Bekir İrtegün'e elbette kızgınlığım yok; o topa vursa bir türlü, vurmasa bir türlü... Golün ardından kısa bir süre duraksamış görünsek de; ileride Kuyt ve Sow'un müthiş mücadelesi, Hasan Ali'nin sürpriz golüyle birlikte toparlandık. Yeniden istediklerimizi yapmaya başladık. Hasan Ali'yle birlikte son yıllarda sol beklerimizin Galatasaray'a gol atma geleneği de devam etti. En kariyerlisi olan Roberto Carlos gol atamadı. Andre Santos, Ümit Özat, Ziegler ve son olarak da Hasan Ali gol kaydeden isimler oldular. Fenerbahçe gol attıktan sonra önceliği yine sağlam savunma yapmaya ve pozisyon bulduğunda golü atmaya verdi. Topu ayağımıza tutan taraftık. Bulduğumuz baskıda ikinci golü atmamız gerekirdi, olmadı. Cristian Baroni, Moussa Sow'u çok yalnız bıraktı. Sow'un indirdiği tüm toplar boşunaydı. Baroni'nin pozisyon bilgisizliği Fenerbahçe'yi bir kişi eksik oynatıyordu ki; bir de üzerine o gereksiz faul geldi. Baraj da çok çirkindi, son zamanlarda hakemler bu tip baraja müsaade ediyorlar ve bu da futbolu çirkinleştiriyor. Hamit vurur diye bekledim ama Selçuk İnan güzel bir vuruş yapınca soyunma odasına gereksiz bir moralsizlikle gittik.

İkinci yarı hoca kulak çekmiş olacak ki; Gamsız Cristian biraz kıpırdanmaya başladı. Fakat yetersizdi. Ben Cristian'a her zaman kızıyorum, adam senelerdir yere dahi düşmeden maç tamamlıyor. Dün de arkadaşlarına karşı çok ayıp ettiğini düşünüyorum. Hocanın çok vakit geçirmeden değiştirmesi yerinde bir karardı. İkinci yarı topla oynayan taraftık ancak pozisyon bulmakta sıkıntı yaşadık. Orta sahada üstünlüğü ele geçirmiştik ki; Fatih Terim etkisiz Umut'u çıkarıp Yekta'yı aldı. Yekta hiçbir şey yapmasa, en azından orta sahayı 1 kişi kalabalık gösterecek hamleydi. Fenerbahçe'nin yedekten gelip maç alabilecek isimleri daha çok olsa da, sonradan oyuna giren Krasic ve Stoch çok etkili olamadılar. O beraberlik golü gelmek bilmedi. Meireles'e kızgınım. Meireles gibi EPL görmüş, profesyonel bir futbolcunun sarı kartı varken o hareketi yapması beni hayalkırıklığına uğrattı. Hakem iyidir, kötüdür tartışılır ama sarı kart varken o hareketi yapmak beni çok net üzdü. Arma öpmekle düzelmiyor maalesef. Bugün Fenerbahçe deplasmanda oynaması gereken futbolu oynamış, talihsiz bir şekilde kaybetmiştir. Yine de şampiyonluğun en büyük adayıdır. Kötü maçlardan sonra "Sen göster mücadele..." diyenlerin böyle bir mücadeleden sonra takıma sahip çıkması gerekir.
17 Aralık 2012 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 1 - 0 Swansea | EPL 17.Hafta

Swansea çekindiğim bir rakipti. Hafta ortasında menajerleri Michael Laudrup, dördüncülük için adayının Tottenham olduğunu söylemişti. Benim için de öyle, ilerleyen haftalarda Arsenal ile çekişecekleri ise ortada. Öte yandan, Swansea güzel takım. Hem ligde Galler ekibi olmak, hem de mütevazı kadro ve tanınmış bir hoca ile güzel futbol oynamak gibi hayranlık kazandıracak özellikleri var.

Swansea denince benim aklıma rakiplerinden korkmayan ve her maçı kazanmaya çıkan bir takım geliyor. Ha bir de Michu... Michu sezonun flaş isimlerinden. Tottenham ise iç sahada mutlaka galibiyete ulaşmayı bilen, ancak bu sezon biraz daha inişli çıkışlı bir futbol oynayan bir takım. Yine karşılıklı gollerin atılacağı, bol gollü bir mücadele bekliyordum. İstatistik olarak doyurucu gözükse de, futbol ve pozisyonlar çok da doyurucu değildi. Swansea çok defansif oynadı. Çok çekindiler. Tottenham da bol bol atak geliştirdi ancak net pozisyon bulmakta sıkıntı yaşadıkları da oldu. Genelde uzaktan şutlarla kaleyi yokladılar. Özellikle Walker'ın bir şutu var ilk yarıda, kaleci Tremmel ne yapacağını şaşırmasına rağmen biraz da üstüne gelmesinin avantajıyla göğsüyle kurtardı. Tottenham 16 isabetli şut kullanmış, Swansea 0. Skorun 1-0 olması ve golün duran toptan gelmesi de futbola gerçekten ayıp. Tremmel'in 8 önemli kurtarışı var. Maçın skoru her ne kadar aleyhte olursa olsun, maçın yıldızı tartışmasız Tremmel.

Tottenham ilk dörtteki gidişatını sürdürüyor. Kalan 2 maç; Stoke City ve Aston Villa. 6 puan çıkarsa, inişli çıkışlı bir performansa rağmen ligi çok iyi bir yerde yarılamış olacaklar.

Tottenham : Lloris, Walker, Gallas, Vertonghen, Naughton, Lennon, Sandro, Dembele (90' Parker), Dempsey (70' Sigurdsson), Adebayor (72' Townsend), Defoe

Swansea : Tremmel, Tiendalli, Chico, Williams, Davies, Britton, Ki (74' Moore), Dyer (86' Graham), De Guzman (60' Agustien), Routledge, Michu

Sarı Kartlar : Dyer, Dembele, De Guzman, Chico, Defoe

Gol : 75' Vertonghen
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 1 - 0 Inter | Serie A 17.Hafta

Serie A'da uzun süre sonra şampiyonluk yarışı içerisinde yer alan Inter için çok kritik bir deplasmandı Lazio. Çok değil; 2 sezon önce buraya güle oynaya gelip, güle oynaya kazanmışlardı. Fakat bu sefer 3 puan o kadar ucuz değildi. Lazio hedefleri olan bir takımdı ve Inter'e ters gelecek düzeyde sağlam bir futbol oynuyordu.

Ben Lazio'nun ilk yarıda en azından gol yemeyerek direneceğini, ikinci yarıda da gol için saldıracağını düşünüyordum. Ancak sonucu kestirmek zordu, çünkü Lazio gol ararken maçı Inter kazanabilirdi. Lazio ilk yarı beklediğim gibi sağlam, dirençli ve ayağı yere basan bir takım hüviyetindeydi. Pozisyonları bulan taraf da ev sahibiydi. Zaman zaman ileride acayip baskı yaptılar, Lazio rakip cezasahasında bile Inter'den top çalabildi. İlk yarıda gol gelmedi. İkinci yarıda Inter kıpırdandı. Milito'yu istedikleri toplarla buluşturamasalar da, oyunlarında gözle görülür bir düzelme vardı. Golü son bölümlerde GOLCÜ Miroslav Klose attı. Klose'nin şu dengesiz gol vuruşlarına hastayım. Kimi forvetler ayakta bile duramazken, düşerken bile gol atabiliyor adam... Bana kalırsa da maçın yıldızı Ciani'ydi. Çok iyi oynadı, Inter'e nefes aldırmadı, müdahaleleri çok yerindeydi. Candreva'nın Roma derbisinden beri düşüşü vardı. Petkovic bu maçta keserek Lulic'e şans tanıdı. Candreva'nın da biraz kıpırdanması gerekiyor.

Lazio : Marchetti, Konko, Biava, Ciani, Radu, Ledesma, Gonzalez, Mauri, Hernanes (87' Dias), Lulic (64' Candreva), Klose (85' Floccari)

Inter : Handanovic, Nagatomo, Ranocchia, Samuel, Pereira (86' Coutinho), Zanetti, Guarin, Gargano, Cambiasso (60' Palacio), Cassano, Milito

Sarı Kartlar : Gargano, Samuel, Konko, Candreva

Gol : 82' Klose

Napoli'nin puan kaybıyla Lazio puanları eşitledi. Juventus da kazanınca zirvede yalnız kaldı. Lazio 18.haftada Sampdoria'ya konuk olacak.


Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 4 - 0 Göztepe

Türkiye Kupası'nı zerre umursamadığımı her zaman söylerim. Geçen sezon aldık, bitti. Bir esprisi ve anlamı kalmadı. Uefa Avrupa Ligi'ne giden en kestirme yol ama Fenerbahçe'de de lig içerisindeki hedef zaten hiç bir zaman Uefa Avrupa Ligi'ne katılmak değil. Dolayısıyla; Türkiye Kupası'nın artık komik bile olmayan esprilerine geçen sezon son verdikten sonra bu sezon 3. bir kulvar olarak yarışılmasının olumlu ve olumsuz pek çok tarafı olduğunu düşünüyorum.

Kupa kazanmak, hedef koymak ve hedefe ilerlemek elbette güzeldir. Ancak Fenerbahçe'nin zaten şu an 2 büyük hedefi var. Avrupa ve Lig önceliği her zaman baş hedef. Türkiye Kupası'nda mücadele etmek demek; futbolcuların ve teknik heyetin üçüncü bir kulvara odaklanması demek. Elbette odaklanacaklar, görevleri diye de düşünülebilir. Ancak önemli bir maç öncesi oynanacak olan Türkiye Kupası maçı çok da önemsenmez. Göztepe maçı da benim için Galatasaray maçı öncesi oldukça gereksizdi. Pendikspor maçında hoca kadronun tamamını değiştirmiş, takım yine belli bir kadro kalitesine sahip olmasına rağmen kötü bir futbol sergileyerek kazanmıştı. Göztepe maçında hoca takımın tamamını değiştirmek yerine; Meireles, Hasan Ali, Kuyt gibi iskeleti oluşturan oyuncuların yanına diğer isimleri yerleştirdi. Göztepe'yle yıllar sonra oynanan bir maç, istekli gelen bir Göztepe ve onlara karşı istekli mücadele edecek Fenerbahçe oyuncuları sahadaydı. Çıkıştaki Sezer Öztürk; bu maçta takımın ataklarını yönlendirecek lider oyuncu pozisyonundaydı. Kuyt saha içinde yine gizli kaptan, Selçuk Şahin yine tecrübesiyle orta sahayı toparlayan isimdi. Orhan Şam istekli mücadelesiyle yine göze batsa da; ofansif anlamda biraz daha etkili gözüktü. Fakat yine istenen seviyeden uzaktı. Serdar ve Egemen'e çok iş düşmese de güven veren bir görüntüdeydiler. İkinci yarıda hem Krasic, hem Recep Niyaz siftah yaptı. Salih Uçan ise paslarıyla gelecek için umut veren bir görüntüdeydi. Krasic'in yüzü nihayet güldü, çok sevindim. Oynaya oynaya kendini buluyor ve gereksiz olarak gördüğüm bu Türkiye Kupası ona olumlu katkı sağladı. Recep Niyaz da oyuna girdikten hemen sonra her hücumda pozisyonun içerisindeydi, neticesinde güzel de bir gol attı. En güzeli ise; gol sevincini Aykut Kocaman ile paylaşması ve hocanın da yüzünde oluşturduğu özlediğimiz o sıcak gülümsemeydi.

Gruplarda; Sivasspor, Bursaspor ve 1461 Trabzon ile eşleştik. Yeni statü oldukça uzun ve gereksiz. Sanki Şampiyonlar Ligi kazanacağız da, grupta 6 maçlık bir mücadele vereceğiz. Yine kadrolar bu şekilde olmalı ve oynamayan oyuncular oynamalı diye düşünüyorum. Kaybedilecekse de böyle kaybedilsin. Recep Niyaz, Salih Uçan, Orhan Şam, Serdar Kesimal gibi isimlerin kazanılması takıma daha fazla katkı sağlayacaktır.
14 Aralık 2012 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Bologna 0 - 0 Lazio | Serie A 16.Hafta

Pazartesi oynanan lig maçlarını sanki kimse sallamıyor gibi... Ben de çok sevmem. Ancak Bologna-Lazio maçı hakikaten çok umursanmamış, sanki Faroe Adaları'nda oynanmış gibi. İzleyemeyince hakkında ne kaynak bulmak kolay, ne doğru düzgün bir özet, ne doğru düzgün bir fotoğraf.

Libor Kozak sezona iyi devam ediyor, eyvallah. Ancak Klose de çok formda ve gol krallığına oynuyor. Önemli bir lig maçında öncelikli tercih Miroslav Klose olmalı. Zaten bu maçta da Libor Kozak maçın en büyük hayalkırıklığı olarak, kırımzı kart da görmüş. Tatsız-tuzsuz bir maç olmuş, 1 puan iki takım için de kazanç sayılabilir. Lazio için sıkıntı; önümüzdeki haftasonu Inter ile oynayacak olmaları. Beraberlik kokan bir Inter maçı gibi geliyor bana... Kozak'ın eksikliği elbette önemli, yedek kulübesindeki en büyük koz. Öte yandan; Diamanti çok karizma futbolcu be...

Bologna : Agliardi, Motta, Antonsson, Sorensen, Cherubin, Krhin (88' Pasquato), Taider, Perez (48' Guarente), Kone (80' Morleo), Diamanti, Gilardino.

Lazio : Marchetti, Cavanda, Ciani, Biava, Radu, Ledesma, Gonzalez (69' Lulic), Hernanes, Mauri (90+3' Onazi), Candreva (78' Klose), Kozak.

Sarı Kartlar : Cavanda, Guarente, Sorensen

Kırmızı Kart : 86' Kozak
13 Aralık 2012 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 2 - 1 İstanbul BB | STSL 15.Hafta

Kötü oynayarak kazandığımız maçlardan birini daha geride bıraktık. İstanbul Büyükşehir Belediye de kötü gidişatına 1 hafta önce kazanarak son vermiş, Kadıköy'e moralli gelmişti. Bülent Korkmaz hoca olarak takımına neler verebilir, henüz belli değil ama İstanbul Belediye'nin defansif oynayabilecek bir kadrosu olduğunu düşünmüyorum.

Cristian'ın erken golü büyük piyango olsa da; devamındaki kötü futbol bir o kadar piyango bir gol yememizi sağladı. Webo yine Kadıköy'de boş geçmedi. Maçın ilk yarısı büyük hayal kırıklığıydı. Fenerbahçe ne istediğini bilmeyen ve aklını maça veremeyen bir takım görüntüsünde olduğundan skorda ve oyunda üstünlük kurmayı başaramadı. İkinci yarıda durum biraz daha değişti. İlk 10-15 dakikalık bölümde yine etkisiz gibi görünsek de; son yarım saatlik bölümde oyunu isteyen ve pozisyon arayan bir Fenerbahçe izledik. Pozisyonlar da gelmeye başladı ancak kaleci Eduardo da şanslı günündeydi. İstanbul Büyükşehir Belediyespor da defansif, kontraatağa yönelik oynamaya çalışıyordu. En başta söylediğim gibi; kapanabilecek kalitede bir kadrosu yok. Kontraatak için uygun oyuncuları da olsa, savunma direnci çok yüksek bir takım değil. Daha fazla pozisyon bulup, duran top beklemeden golü atmamız gerekirdi. Neticede duran topla da olsa golü bulduk ve derbi öncesi kritik bir 3 puanı daha aldık. Bekir İrtegün de geçen sezon savunma oyuncularımızdan gelmeyen skor katkısını bu sezon yeterince sağlamaya başladı. Lugano olsaydı, şu an kadar belki bu kadar, belki 1 fazla gol atmış olurdu. Bekir İrtegün çalışkanlığıyla hem Egemen'i geride bıraktı, hem de takımda kalıcı bir yer edindi. Haftasonu derbide de başarılı bir futbol bekliyorum. Krasic de gitgide form tutuyor. Arena'da oyuna sonradan girip, skoru değiştirecek +1 oyuncumuz daha oldu.

Derbi öncesi kart ve sakatlık çıkmaması da sevindiriciydi. Derbide hocanın yine sakin ve kontrollü bir oyun tercih edeceğini ve hocaya kulp bulmaya çalışan taraftarın bundan pek memnun kalmayacağını düşünüyorum.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenhamlı Futbolculardan Noel Ziyareti

Fotoğrafları Tottenham'ın Facebook sayfasında görünce merak ettim. İngiliz takımlarının Facebook ve Twitter sayfalarının kullanım şekline her zaman özenmişimdir. Tottenhamlı futbolcular 4 grup halinde, bölgedeki 4 farklı hastaneye Noel ziyareti gerçekleştirmiş. Bizim bayramlarda, seyranlarda böyle şeyler görmek çok zordur. Çok hoşuma gitti. Özellikle yukarıdaki fotoğraftaki velet...

Caulker, Gallas, Livermore, Parker ve kaleci antrenörü Tony Parks; Kingfisher Ward at Chase Farm'ı ziyaret etmişler. Burada çocuklara hediyeler veren futbolcular, bol bol fotoğraf çekilmeyi de ihmal etmemişler.

Dembele, Cudicini, Vertonghen, Sigurdsson ve Baş Antrenör Steffen Freund ise Rainbow Ward at North Middlesex'te çocukları ziyaret etmişler.

Assou-Ekotto, Walker, Dempsey, Lloris ve Fittnes antrenörü Rocha; Acorn Ward at Whipps Cross'u ziyaret etmiş etmesine de; benim daha çok Assou-Ekotto, Cristian Baroni vari tipi ve tavırlarıyla ilgimi çekti.

Dawson, Friedel, Townsend ve Naughton ise; Dolphin Ward at Prince Alexandra'da eş zamanlı bir ziyaret gerçekleştirmiş.

Futbolcular elbette sosyal mesaj vermişler. Ancak sosyal mesajdan daha öte; fotoğraflarda ve ziyaretlerde bir samimiyet söz konusu. Türkiye'de kolay kolay bulamayacağımız bir samimiyeti; Dünyanın en büyük liginin büyük takımlarından birinin futbolcularında görebiliyoruz. Yanlış çevirmediysem eğer; Tottenham'da bu ziyaretler gelenekselmiş ve özel günlerde gerçekleştirilmiş. Darısı bizim kulüplere...

Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Everton 2 - 1 Tottenham | EPL 16.Hafta

Film tadında bir maç sonunda; Everton'ın Tottenham'a ters gelme geleneği devam etti. Tottenham'ın bu sezon oynanan en tempolu maçlarından biriydi. Redknapp zamanı Tottenham'ın her maçı tempolu olurdu. AVB ile birlikte takım biraz daha dengeli oynamaya başladı. Bale'in yokluğunda Dempsey solda devam ediyor, forvette Defoe'ya Adebayor eşlik ediyor.

Everton'ı bu sezon çok fazla izlemedim. Çok transfer yapmayan ve genelde istikrar ile ilerleyen bir takım. Geçen sezon Jelavic ile birlikte bir ivme yakalamışlardı. Bu sezona ise hızlı giriş yaptılar. Mirallas kısa sürede hem takıma, hem lige uyum sağladı. Tottenham'da birden parlayan ve daha sonra birden sönen Pienaar da Everton ile yeniden canlanma yaşamış gözüküyor. Maçın büyük, hatta çok büyük bir bölümü Everton'ın tek kale futboluyla geçse de; futbolun cilvesi ya işte golü Tottenham atıyor. Sonra yine futbolun cilvesi ya; Everton 90'da 2 gol birden bularak maçı kazanıyor. Gerçekten film tadında bir maç. Pienaar hayatında kaç kafa golü atmıştır acaba ? Bu maçta ceza yayı üzerinden attı üstelik... Lloris için de şanssız bir andı. Maç 1-0 olduktan sonra Sigurdsson'ın direkten dönen topu da maçın kırılma ânıydı. 90+2'te Jelavic'in golü ve gol sonrası sevinci ise; futbolun güzelliğini gözler önüne serdi. Bir yandan şaşkın ve mutlu Evertonlılar, diğer yanda şaşkın fakat mutsuz Tottenhamlılar.

Tottenham tekrar 5. sıraya düşerken, Everton 4. sıraya yerleşti. Birbirine yakın puanları olan takımlar var; dördüncülük pek çok kez el değiştirecek gibi gözüküyor. Sezon sonu için ise Arsenal ve Tottenham arasında bir çekişme geçeceğini düşünüyorum.
12 Aralık 2012 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Maribor 1 - 4 Lazio | UEL 6.Hafta

Roma'daki maçta Maribor çok iyi mücadele etmiş ve güç farkının skora yansımasını engellemişti. Lazio içeride 2 galibiyet 1 beraberlikle, deplasmanda da 2 beraberlik alarak gruptan çıkmayı garantilemişti. Liderlik için geldiler Slovenya'ya.

Kozak tam bu tip maçların adımı. Üzerinde baskı varken de oynuyor. Ancak; üzerinde baskı yokken çok daha keyif veriyor. Floccari de bu maçta attığı gollerle moral bulurken, sezona sakat başlayan ve çok gol kaçıran Radu için de golle birlikte aynı durum söz konusu oldu. Radu Lazio adına çok önemli bir savaşçı. Ben Petkovic'in Lulic'i keseceğini düşünmüyordum ama Radu'nun kalitesi ağır bastı.

Maribor : Handanovic, Filipovic (56' Dodlek), Rajcevic, Mertelj, Potokar, Mezga (80' Arghus), Ibraimi, Cvijanovic (80' Crnic), Trajkovski, Beric, Tavares

Lazio : Bizzarri, Cavanda, Ciani, Cana, Radu (56' Scaloni), Onazi, Ederson, Hernanes (56' Gonzalez), Lulic, Floccari, Kozak (78' Rozzi)

Sarı Kartlar : Kozak, Filipovic, Cavanda, Ciani

Goller : 16' Kozak, 32' Radu, 38' ve 51' Floccari

Uefa Avrupa Ligi'nde Lazio ve Tottenham'ın gruptan yükseldiği J Grubu'nda oluşan son puan durumu şu şekilde;

Lazio 12
Tottenham 10
Panathinaikos 5
Maribor 4
10 Aralık 2012 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 3 - 1 Panathinaikos | UEL 6.Hafta

Geçen hafta Erzurum'daydım. Şansıma otelde Smart Spor kanalı vardı. İnternette link kovalamak zorunda kalmadan, yaslandım arkama HD kalitede Tottenham-Panathinaikos maçını izledim. Panathinaikos'un da Tottenham'ın da Avrupa Ligi'nde ilk 5 hafta bol gollü bir maçı olmamış. Ben de buna istinaden 3,5 gol altı bahsi oynamıştım zaten. Şansıma bol gollü ve keyifli bir maç oldu.

Tottenham bu kupaya önem veriyor. Andre Villas-Boas elindeki kaliteli kadroyla elbette Avrupa'da kupa kazanmak isteyecektir. Panathinaikos'un kalitesiz, vasat bir takım olduğunu yazmıştım. Kadroları gerçekten kötü. Oynattıkları oyuncular çok yetersiz. Sissoko ve Sow var mesela, sadece mücadele ederek var olmaya çalışıyorlar. Zeca isimli adam, Sivassporlu Pedriel'den hallice... Takımın en etkili ismiydi, o başka. Tottenham maça iyi başlayan ve pozisyonlara giren taraftı. Ancak gol vuruşlarında çok beceriksizlerdi. Adebayor iticisinin attığı gol skoru getirdi ve soyunma odasına bu skorla gidildi. Panathinaikos'un İngiltere'de bugüne kadar hiç galibiyeti yokmuş. Sadece 2 beraberlik almış. Gruptan çıkmak için ise Tottenham'ı mutlaka yenmesi gerekiyordu. Soyunma odasından daha istekli ve toparlanmış döndüler. 10 dakika içinde de golü attılar. Sahanın etkili olmaya çalışan ismi Zeca beraberliği getirdi. Golden sonra da arzulu oyunları devam etti. Yunan taraftarlar her zamanki gibi takımın yanında ve ateşleyici etkendi. 76'da Clint Dempsey'in kafa golü skoru 2-1'e getirdi ve Tottenham rahatladı. Bu skor benim kupon için yeterliydi ama Lennon'dan kuponu yatırıcı bir kontraatak hamlesi bekliyordum. Öldürücü darbe Jermain Defoe'dan geldi. Tottenham ikinci tur biletini kaptı ve muhtemel rakiplerimizden biri oldu.

Tottenham : Friedel, Walker, Caulker, Vertonghen, Naughton, Sandro, Carroll (75' Dembele), Lennon (87' Livermore), Dempsey (80' Sigurdsson), Adebayor, Defoe

Panathinaikos : Karnezis, Seitaridis, Vyntra, Kostas, Sow (60' Lazaros), Spyropoulos, Sissoko, Mavrias (83' Fornaroli), Vitolo, Zeca, Toche (78' Petropoulos)

Sarı Kartlar : Naughton, Spyropoulos

Goller : 28' Adebayor, 76' Dempsey, 82' Defoe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 0 - 3 Mönchengladbach | UEL 6.Hafta

 
Beklentim olmayan bir maçtı. Fenerbahçe prestij maçlarını genelde kazanamaz. Yedek ağırlıklı takımla oynayacağımızdan ötürü de beklentimi oldukça düşük tutuyordum. Pendikspor karşısında takım çok ümit vermemişti. Mönchengladbach maçının bendeki önemi; Recep Niyaz heyecanı, Krasic ve Özgür'ün gösterecekleri performansın merakıydı.

Sahadaki takım tecrübesizdi. Dolayısıyla Krasic ve Stoch hemen sivrilmişti. Mönchengladbach takımı da yedek ağırlıklıydı, ancak adamların kökenleri disipline dayalı. Alman disiplini elbette ki bir adım öndeydi. Tolga Ciğerci beğendiğim bir futbolcu. Mehmet Topal'ın biraz daha tekniği gibi geliyor bana... Çok iyi yerlere belki gelemez ama iyi takımlarda güvenilir bir rotasyon oyuncusu olabilir. Fiziği ise günümüz ön libero tanımına uyumlu ve bu da büyük bir avantaj. Çok şık bir gol attı. Mönchengladbach oyuncuları daha istekliydi. Örneğin; kiralık oynayan Ring... Kendini ispat etmek için çok çalıştı. Fenerbahçe'de ise bu durumu iyi değerlendirmeye çalışan isimler; Milos Krasic, Miroslav Stoch, Orhan Şam ve Henri Bienvenu'ydu. Krasic ve Stoch'un başarılı olduğunu, diğer iki ismin sınıfta kaldığını düşünüyorum. Özellikle Bienvvenü... Ben kendisine hem saha içinde, hem saha dışında kefilim. Üst düzey bir forvet değil ama iyi bir forvet. Çalışkan, seri... Ancak son zamanlarda beceriksizliği inanılmayacak seviyede kötü. Maçın en kötü isimlerindedi ve çalışmasının karşılığını alamadı. Mücadelesi tamam, yeterliliği eksilerde... Orhan Şam da öyle. Bence iyi bir bek, Gençlerbirliği'nde de Oftaş'da da çok beğeniyordum. Ancak forma çok ağır geliyor gibi... Orta yapmaya bile cesaret edemiyor bazen. Özgür Çek'e gelelim. Benim çok beğendiğim, altyapımızdan çıktığına çok sevindiğim bir futbolcu. En çok ondan beklentim vardı, çok kötü oynadı. İkinci yarı biraz daha hücuma katılınca etkili oldu. Sanki sol bek değil de, sol açıkta oynatılmalı gibi gözüküyor ama sol açıkta şans bulması çok daha zor. Recep Niyaz; ilk defa izlerken heyecanlandığım bir genç futbolcumuz. İstekliydi, sorumluluk aldığında çok da etkili oluyor ama fiziki yetersizliği çok net. Boyu uzasın demiyorum, ancak bacak kasları ve gücü biraz daha gelişmeli. Bir pozisyonda Granit Xhaka'nın yanında adeta evladı gibi kalmıştı. Stoch'un oyundan çıkarılması ne kadar hatalıysa, oyundan çıkarken verdiği tepki ondan iki kat daha hatalı.

Fenerbahçe, Avrupa'da oynamaya alıştı ve 5 hafta sonunda gruptan lider çıkmayı garantiledi. Dolayısıyla bu mağlubiyet çok da önemli değil, yemişim ülke puanını. Şimdi kurada dişimize göre bir rakip çekmemizi bekliyorum. Elbette zorlu takımlarla karşılacağız, ancak 2 tur daha geçip özgüveni zirve yaptırmamız gerekiyor. Krasic'in takım oyununa katkısı, bu yüzden beni çok heyecanlandırıyor. Krasicli Fenerbahçe, Avrupa'da daha korkulan bir rakip olacaktır.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 2 - 1 Parma | Serie A 15.Hafta

Benim için tam bir bahis maçıydı. Maçla ilgili tüm tahminlerim geldi. Lazio 1, Lazio Handikaplı 0, 2-3 gol, karşılıklı gol var ve üst tahminleri yapmıştım. Parma'nın da Lazio'nun da futbolu hakkında bilgi sahibiyim. Parma'nın maçları zevkli geçiyor ama taraftarın aynı keyfi aldığını hiç zannetmiyorum. Zira Donadoni 3-5-2'si gibi bir gerçek var. Yine de puanlama da kötü bir yerde sayılmazlar.

Lazio'da Luis Pedro Cavanda son haftalarda sürekli ilk onbir oynuyor. Parma karşısında da ilk onbirde sahaya çıkmış. Keşke hoca Onazi'nin üzerinde de daha fazla dursa... Lazio'nun ilk yarıda skoru bulması ikinci yarıda biraz daha geride oynamasını sağlamış gözüküyor. Parma ilk yarı çok etkisizken, ikinci yarı beraberliği kurtarabilecek kadar futbol oynamış. Parma'nın bu sezonki kadrosu da oldukça iyi aslında... Yedek kulübesinden oyuna giren isimler Belfodil, Pabon ve Ninis gibi potansiyelli oyuncular. Belfodil oyuna girdiğinden beri etkili oynayarak, kaçırdığı penaltının devamında da golü getirmiş. Dünya futbolunda da Miroslav Klose bitiriciliği diye bir gerçek var. Lazio'nun ikinci golünü getiren de yine bu gerçek. Lazio kazanıyor ama Fiorentina da kaybetmiyor. Dolayısıyla puan sıralamasında hâla Fiorentina önde.

Lazio : Bizzarri, Cavanda, Ciani, Biava (46' Cana), Radu, Ledesma, Gonalez, Mauri, Hernanes (73' Lulic), Candreva, Klose (43' Kozak)

Parma : Mirante, Zaccardo, Benalouane (88' Pabon), Paletta, Gobbi, Parolo, Musacci (75' Ninis), Marchionni, Biabiany, Sansone, Amauri (58' Belfodil)

Sarı Kartlar : Biava, Radu, Cavanda

Goller : 25' Biava, 34' Klose, 66' Belfodil

Haftasonu Lazio'nun rakibi Bologna... Deplasmanda kazanılacak 3 puan önemli, Lazio'nun iyi bir fikstüre sahip olduğunu düşünüyorum.
6 Aralık 2012 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Kayserispor 1 - 1 Fenerbahçe | STSL 14.Hafta

Mönchengladbach maçı bile oynandı ancak blog yazmamın öncelikli sebebi arşiv amacı taşıdığı için Kayserispor maçı hakkında karalamadan geçmek istemedim. Bu sezon ilk kez izleyemediğim bir maç oldu. Geçtiğimiz Pazar günü çalıştığım için maçı kaçırdım. Kayserispor'a en son kaybettiğimizde yine iş dolayısıyla kaçırmıştım. O sezon şampiyon olduk. Her futbolsever gibi benim de absürt inanışlarım var. Hadi diyorum, bu maç da onun bir işareti olsun. Patrona söyler, her Kayseri deplasmanı günü çalışırım.

Maçın 6 dakikalık özetini izledim. Fenerbahçe yine bildiğimiz, deplasmanda iyi mücadele eden, yapmaya çalıştıklarını yapamayan ve skorda geriye düşen oyununu oynamış. Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada puan kaybetme geleneğinimizi sürdürdük. Genelde deplasmanlarda çok pozisyona giremiyoruz. Az pozisyona girsek de gol atabiliyoruz, ancak galibiyet alma konusunda sıkıntı yaşıyoruz. Kayserispor ligin iyi kadrolu kötü futbol oynayan takımlarında bence başı çekiyor. Bize karşı oldukça istekli oynamışlar, bir önceki hafta aldıkları mağlubiyetin elbette ki payı büyük. Kötü savunma yapıyorlar, açık da oynuyorlar. Dolayısıyla gol atmak zor değil. Ancak; pozisyonlara giren hep Cristian olunca dünyalar da kaçmış elbette. Alex'in gitmesi sistemi değiştirmedi, sadece önde basan bir Cristian faktörünü ortaya çıkardı. Önde basan Cristian faktörü ise; pozisyona girip gol atamayan bir handikabı yanında getirdi. Dolayısıyla Alex'in mevkiinde başka bir futbolcunun oynadığı taktik anlayışını ben de istemiyorum. Krasiç ve Topuz form tutmalı, Kuyt-Sow forvet oynamalı. Devre arasında da forvete takviye gelmeli. Kuyt ve Gökhan Gönül'ün uyumunun bozulmaması da düşünülebilir elbet. Kayserispor cephesinden bakalım. Sivasspor karşısında alınan farklı yenilgi, e yeni ve ünlü bir hoca da var; mutlaka kazanmaları gerekiyordu. Çok iştahlı oynadılar. Sefa Yılmaz da Kayserispor'un Cristian'ı olmuş, çok net pozisyonları harcamış.

Goller ayrı film... Dünya pozisyonun olduğu maçta, Bobo'nun golü; Bobo'nun Fenerbahçe'ye karşı şansının yaver gittiğini ispatlamış. Kuyt'ın golü güzel ama yine kaçan pozisyonları düşünürsek biraz da şans diyebiliriz. Geçen hafta önümüzdeki 4 maç için 10 puan hedefi koymuştum. O 1 puan geldi, kalan 3 maçta 3'te 3 şart. Zaten bu sezon şampiyonun çok yüksek puan alması gerekmeyecek gibi duruyor. 67 puan olsun, bizim olsun.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Türkiye de İddaa ve Bahis

Türkiye'de sadece Yerli ve yabancı liglerdeki futbol karşılaşmaları başta olmak üzere, tüm spor müsabakalarının,kesin maç sonucunu, ilk yarı ile birlikte maçın kesin sonucunu, maçın skorunu ve toplam gol sayısının 2 ve altında mı yoksa 3 ve üstünde mi olduğunu tahmin etmek suretiyle oynanan oyuna bahis denir. Bahis, Türkiye'de Spor Toto Teşkilatı ’nın resmi oyunu olan iddaa ile oynanmaktadır.

Türkiye dışında ise bahis kavramı sadece spor müsabakalarına bağlı kalmayan bir oyundur. Türkiye'de bahis sadece iddaa oyunu üzerinden oynanırken yurt dışında bewin, tempobet, bet365 gibi bir çok teşkilatın farklı oranları ile oynatılan bir oyundur. Sadece spor müsabakalarına bağlı kalmayan bu servisler, gerçek kişiler ile canlı poker ve diğer casino servisleri ile'de bahis oynatmaktadırlar.

Ülkemizde bahis oyunu sadece iddaa üzerinden oynandığı ve rekabet olmadığı için, kazanç oranları çok düşüktür. Yurt dışında bir çok servisin olması nedeni ile rekabet bir hayli artmıştır. Bu servisler bahisçileri kendilerine çekebilmek için kazanç oranlarını yüksek tutmaktadırlar. Durum böyle olunca Ülkemiz'deki bahis severler daha yüksek kazançlar için ulusal ve bahis oynatan servisleri tercih etmeye başlamışlardır. Ülkemiz'de en çok bilinen ve en popüler servislerden biri olan Bets10 ise gerek yüksek bahis oranları gerekse bir çok alternatif ile bahisçileri kendine çekmeyi başarıyor.
5 Aralık 2012 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler

Fulham 0 - 3 Tottenham | EPL 15.Hafta

Tottenham nihayet seriye bağladı. Şimdi ben böyle yorumladım ya, kesin Everton'a kaybederler. İlk yarı oldukça sıkıcıydı. Akılda kalan birkaç pozisyon var. İlk pozisyon Dempsey'in maçın başında kaçırdığı... İkinci pozisyon Petric'in kaçırdığı... Anelka'nın 35 pas sonucu Galatasaray'a attığı golün benzeri bir pozisyonda Petric aynı vuruşu yapamadı. Üçüncü pozisyon ise; Gareth Bale'in haksız yere sarı kart gördüğü, devamında protesto olarak alkışlamasına rağmen kırmızı kart görmediği pozisyon...

İkinci yarı da çok farklı başlamadı aslında... Maçı hareketlendirecek bir kıvılcım gerekiyordu, o kıvılcım Sandro'nun füzesi oldu. Sandro öyle bir şut çıkardı ki; kalecinin kurtarması çok büyük şans gerektiriyordu. Gareth Bale'in sakatlığından sonra oyuna Sigurdsson girdi. Sigurdsson adeta Gareth Bale gibiydi. İkinci golü attırdı, soldan gelişi bildiğin Bale'di. Defoe attığı iki golle gol krallığı yarışında tırmanmayı sürdürdü. Şu an 9 gole ulaştı ve zirveyle arasında 1 gol kaldı. Bale'in sakatlığı ne kadar sürer bilmiyorum, adele çekmesi önemli bir sakatlık. Fulham geçen hafta Chelsea'den puanı koparmıştı ama kendi evlerinde Tottenham'a direnemediler. Tottenham'da Andre Villas-Boas'a karşı olan güven arttı. Son maçlarda takım sürekli kazanıyor ve hedeflenilen ilk 4'ün içerisine nihayet girdiler. Haftaya yarışın içerisindeki Everton ile Goodison Park'ta oynayacaklar. Everton dün Manchester City'den puan çıkardı.

Fulham : Schwarzer, Riether (28' Kelly), Senderos, Hughes, Riise, Diarra, Sidwell, Kerim Frei (61' Duff), Dejagah, Petric, Berbatov

Tottenham : Lloris, Naughton, Dawson (17' Gallas), Caulker, Vertonghen, Lennon, Dembele (83' Carroll), Sandro, Bale (62' Sigurdsson), Dempsey, Defoe

Sarı Kartlar : Bale, Gallas

Goller : 55' Sandro, 72' ve 77' Defoe
2 Aralık 2012 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Robbie Keane - Gerard Butler

Amerika'da MLS Cup'ı kazanan Los Angeles Galaxy futbolcuları kupayla pozlar vermişler. Fotoğraflarda ünlü aktör Gerard Butler da var. Hem Beckham ile hem Robbie Keane ile fotoğrafta yer almış. Houston Dynamo karşısında kupayla sonlanan maç aynı zamanda David Beckham'ın LA Galaxy kariyerinin son maçıydı. Robbie Keane 90+4'te penaltıdan gol kaydetti.
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 2 - 1 Liverpool | EPL 14.Hafta

Geceyi kısaca özetleyecek olursak; şanslı Tottenham, iyi Liverpool, kötü Suarez, kilit Walker, iyi gününde kendi kalesine gol atabilen Gareth Bale aklıma gelenler olur. İlginç ve seyir zevki yüksek bir maç oldu. Tottenham'ın kazanması şarttı, kazandılar. İçerideki Wigan mağlubiyetini telafi ettiklerini düşünüyorum.

Maça çok hızlı başladı Tottenham. Özellikle Bale oynamaya ve oynatmaya çıkmıştı. Her pozisyonda Galli yıldızı görmek mümkündü. Lennon'a gol attırdı önce... Skor 1-0 olduktan sonra Liverpool karşılık vermeye başladı. Walker'ın boş kaleye giden bir topu kıl payı çıkarması skorun korunmasını sağladı. Ardından Gareth Bale'in şans kokan golü geldi. Frikikte kaleyi düşündü ve baraja çarpan top gol oldu. Tottenham iyiydi, ancak şanslıydı da... Liverpool ise iyi ve şanssızdı. 2-0 olduktan sonra bir top daha var boş kaleye gönderdikleri... Yanlış hatırlamıyorsam eğer Gerard ya da Henderson'dan biri topu boş kaleye gönderdi. Yine Walker çıkardı. Üstelik pozisyonun içerisinde olan Gallas'a çarpabilecek top, çarpmadı. Futbol şansı Tottenham'ın yanındaydı. İkinci yarıda işler değişti. Liverpool hakimiyeti ele aldı. Bol miktarda pozisyona da girdiler. Çekirge üçüncü kez zıplamadı. Bu kez boş kaleye giden topu Lennon çizgiden çıkarmak isterken  Bale'e çarpıp gol oldu. Tottenham menajeri Villas Boas için sıkıntılı, Liverpool menajeri Brendan Rodgers için ise heyecanlı bir süreç başladı. Liverpool ataklarını sürdürse de; Suarez'in formsuzluğu beraberlik golünü getirmeye yetmedi. Tottenham şansının da yardımıyla 3 puanı kazandı.

Tottenham : Lloris, Walker, Gallas, Dawson, Vertonghen, Sandro, Dembele (87' Huddlestone), Lennon, Bale, Dempsey (63' Sigurdsson), Defoe

Liverpool : Reina, Johnson, Agger, Skrtel, Enrique, Henderson (62' Shelvey), Gerrard, Allen, Downing (77' Assaidi), Sterling, Suarez

Sarı Kartlar : Bale, Skrtel, Enrique

Goller : 7' Lennon, 15' Bale, 71' Bale (kendi kalesine)
29 Kasım 2012 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 3 - 0 Udinese | Serie A 14.Hafta

Çok anlamlı maç çok... Sahaya baktığında belki sıradan bir 3 puan mücadelesi. Ancak verilen mesaj büyük. Yönetmenlerin filmlerinde verdikleri mesajlar gibi derin ve anlamlı bir mesaj verdi Lazio. "No Racism" yazan formalarla sahaya çıktılar. Lazio tarihinde ırkçı bir takım olarak bilinir. Lazio'yu ırkçı gördüğü için tutan ve nefret eden de var. Ancak bugüne kadar yaptıklarını başka bir futbol takımı yaptı mı bilmiyorum. Bu kadar açık ve net şekilde böyle bir mesajı vermek büyük yürek işi. Herkes formasına birden fazla reklam alırken, Lazio reklam yerine mesaj vererek önemli bir işe imza attı.

Maça göz ucuyla bakabildim. Udinese eski gücünde olmayan bir takım. Son 2 sezondur çok iyilerdi. Ancak kadroları artık bozuldu. Isla, Handanovic, Asamoah gibi isimlerin yeri dolmadı. Yerlerine alınan futbolcular iyi, ancak giden oyuncular kadar potansiyel taşımıyorlar. Di Natale artık gemiyi terketmez de; Armero'yu da kaptırırlarsa sıradan bir takım olacaklar. Lazio'nun kazanmasını bekliyordum ancak 3 fark benim için sürpriz oldu. 2-0 beklediğim bir skordu, 3-0 lüks oldu. İlk gol Lazio'nun Mehmet Topuz'u Alvaro Tata Gonzalez'den geldi. Gonzalez çok çalışkan futbolcu, gösterişsiz oynuyor ama çok iş yapıyor. Udinese savunmasının verdiği boşluklar Klose ile ikinci golü getirdi. Oyuna ikinci yarıda giren Hernanes yine güzel frikik gollerinden birisini atarak taklasıyla kutladı. Lazio ilk 5'te kalmayı başardı, haftasonu Parma ile oynayacaklar. Arkadan Milan tehdidi de geliyor; özellikle iç saha maçlarını kazanmalı Mavililer.

Lazio : Marchetti, Cavanda, Biava, Ciani, Radu, Ledesma (65' Cana), Gonzalez, Ederson (46' Hernanes), Mauri, Candreva (81' Lulic), Klose

Udinese : Brkic, Danilo, Domizzi (24' Angella), Coda (87' Heurtaux), Allan, Badu, Armero, Pereyra, Maicosuel, Willians (46' Ranegie), Di Natale

Sarı Kartlar :  Ledesma, Coda, Cana, Maicosuel

Goller : 17' Gonzalez, 31' Klose, 59' Hernanes
28 Kasım 2012 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 4 - 1 Gençlerbirliği | STSL 13.Hafta

Kasım ayı Fenerbahçe için çok kârlı geçti. Eskişehir beraberliği hariç tüm maçları kazandık. Galibiyetlerin yanında mücadele gücümüzü arttırdık, futbolumuzu geliştirdik. Çok kârlı bir ay... Hocanın Ağustos'ta söylediği gibi; takım sabrın sonunda rayına oturmuş gibi gözüküyor. Bu süreç Fenerbahçe'de zaten her zaman sancılı olmuştur. Neyse ki; iyi futbol gelmeye başladı ve Aykut Kocaman hocamıza da tepkiler azaldı. Kalan 4 maçlık periyodun ardından iyi bir hazırlık kampı, ikinci yarıda çok daha iyi bir Fenerbahçe izlememizi sağlayacaktır.

Marsilya yorgunluğunun ardından iç sahada Gençlerbirliği ile karşılacak olmak bir avantajdı. Zorlu bir deplasmana da gidilebilirdi. Gençlerbirliği açık futbol oynayan bir takım. Gol atmak zor değil. Hatta kalecileri de ligin en kötü kalecilerinden. Ancak Fenerbahçe yorgunlukla baş edemeyecekmiş gibi başladı maça. Hücumda çok etkili olamadık. 35 dakika boyunca bireysel performanslar dışında varlık gösteremedik. Kuyt, Sow ve Gökhan Gönül başından beri istekli ve etkiliydi. Ancak takım ayak uydurmaya 35'den sonra başladı. Kalemizde her duran topun tehlikeli olması neticesinde de duran toptan 1 gol yedik. 35-45 arası son 10 dakikalık bölümde Sow önderliğinde pek çok atak geliştirdik. Stoch da istekli oynayınca; her iki kanat da çalışmaya başladı. Baroni bir pozisyonu çok gamsızca yerken, pozisyonda çalınmayan bir de penaltı vardı. Stoch solda bomboşken, Baroni tercihini şuttan yana kullandı. Cristian Stoch'a verse Fenerbahçe gol kazanacak, belki puan kazanacak, Stoch moral kazanacak. Ama vermez gamsız... Bir kıvılcım lazımdı, o kıvılcım yine Moussa Sow oldu. Bitiricilik 20'lerde geziyor son zamanlarda, mükemmel bir forvet, tam bir takım oyuncusu.

İkinci yarıya topu önde tutarak ve baskı kurmaya çalışarak başladık. Gençlerbirliği çok boş alan bulabilirdi belki ama risk almak gerekiyordu. Hurşut da zaten çok etkisizdi. Son iki maçtır etkisiz bir performans gösteren Raul Meireles, attığı golle skor üstünlüğünü getirdi. Golde topu durdurup faulü kullanan Sow'un katkısı yine çok büyük. Sow'un girmeyen rövaşatası üzücü. Kötü bir kalecinin bu topa parmak ucuyla dokunabilmesi ise büyük talihsizlik. İkinci golden sonra gelen rahatlık, Fenerbahçe futbolcularına oyundan zevk aldırmaya başladı. Kuyt'ın golü ve özellikle Sezer'in golü büyük keyifle atılmış gollerdi. Skorun erken 4-1 olması, aslında tam Recep Niyaz'a zemin hazırlamıştı ancak hocamız tercihini Semih'i kazanmaktan yana kullandı.

Maç 4-1'ken bile ileride basan bir Fenerbahçe izlemek keyifliydi ve taraftara umut verdi. Fikstür avantajımız olduğu da çok açık. Önümüzdeki Kayserispor maçını kazanırsak, kalan maçlar için çok büyük bir avantaj yakalarız. 4 maçtan 10 puan çıkarabilmek çok avantajlı olacaktır.
26 Kasım 2012 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Di Matteo'ya Destek !

Abramovich klubü satın aldığından beri Chelsea'nin profili elbette ki değişti. Nefret edenleri sayısı arttı. Ancak pek çok başarı da geldi. Genelde tecrübeli teknik adamları tercih eden Abramovich; Di Matteo'yla birlikte farklı bir profil çizmişti. Taraftar Chelsea'nin evladı olarak gördükleri Di Matteo'ya karşı diğerlerinden daha yakındı. Kısa sürede hem kupa şampiyonluğu, hem Avrupa'nın en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu gelmişti. Ancak istikrar sağlanamadı ve Di Matteo başarısız sonuçlar almaya başladı. Dolayısıyla değişiklik kaçınılmaz hâle geldi.

Chelsea'de haftaiçi itibariyle göreve Rafael Benitez getirildi. Liverpool'da başarılı geçen sezonların ardından dibe vurmuş ve görevinden olmuştu. Kısa süreli ve başarısız bir Inter kariyeriyle birlikte futbolseverlerin "Aman ha!" diyebileceği bir teknik patron haline dönüştü. Futbolcularla iletişimi sıkıntılı, taktik bilgisi elbette ki yeterli seviyede görülebilir ancak son zamanlarda bunları sahaya yansıtmakta yetersiz kalmıştı. Chelsea taraftarı Liverpool'dayken ezeli rekabetten de kaynaklanan sorunlar nedeniyle Rafael Benitez ismine oldukça tepki göstermiş ve Di Matteo lehine tezahüratlarda bulunmuş. Açılan onlarca pankart da var. Rafael Benitez, Chelsea taraftarları tarafından istenmiyor. Böyle bir ortamda çalışmak elbette ki zor olacaktı; Rafa'nın Chelsea'nin neler yapacağını merak etmekteyim.

Chelsea taraftarının Di Matteo desteği, bizim Aykut Kocaman desteğimize benziyor. Taraftar takımın başında sevdiği bir ismi görmek ister elbette. Hele ki bu isim kısa süre önce takıma büyük bir başarı kazandırdıysa... Kredi yüksek olmalıdır belki ama günümüz futbolunda para da çok olunca, kredi azalıyor. Taraftar desteği olmadan bir yerlere gelmek elbette kolay değil. Chelsea'nin zaten şansı az, ancak Rafa'yla birlikte bu sezonlarını çöpe attıklarını düşünüyorum. Belki biraz Fernando Torres'e yarar. Belki...


Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 3 - 1 West Ham | EPL 13.Hafta

Bir Kuzey Londra derbisi tadı elbette yok, ancak derbi derbidir. Tottenham en son 9.hafta Southampton'ı mağlup etmişti. Kasım ayında yaptığı 3 lig mücadelesinde puan kazanamadı. Arsenal ve City maçları muhtemel kayıptı. Bunların yanında çok ekstra bir kayıp olan Wigan maçı var. West Ham ise lige beklentilerin üstünde başlamış, 12 haftalık periyodda üst sıraları zorlamıştı.

AVB, Naughton'dan sol bek yapma fantezisinden erken vazgeçti. Savunmanında solunda hiç de fena oynamayan Vertonghen'e geri dönüş yaptı. Dawson ve Caulker ile de tandemi oluşturdu. Dawson'ı gözü kapalı onbire yazarım ben. Ancak AVB'ın dördüncü alternatifi. Kafasındaki ideal ikili Vertonghen-Gallas. AVB'nın Tottenham'a kazandırdığı, kazandırmaya çalıştığı bir Steven Caulker gerçeği de ortada. Oynamaya iyice alıştı ve kim bilir belki yeni Ledley King olup senelerce formayı giyecek. Tabi sakatlıklarını yaşamamasını dileyelim. Tottenham hakimiyeti erken sağladı ancak gol biraz geç geldi. Defoe'nin çok şık golüyle soyunma odasına önde gittiler. Defoe'nin golleri birbirinin kopyası. Ceza sahası dışında ve yay üzerinde çok etkili. İkinci yarıda Tottenham kontrolü elinde tuttu. Tempoyu ayarlayan taraf oldu. Gareth Bale'in golü takımı rahatlatırken; Clint Dempsey'in pası da muazzamdı. Aaron Lennon hayranlığımı da her zaman söylerim. Üçüncü gol de onun eseri. Karşı karşıyayken basit olanı yaptı ve golü Jermain Defoe'ya attırdı. Maçın sonlarında Carroll'ın golü skoru belirledi. Golden önce Lloris'in alabileceği topu uzaklaştırmaya çalışan Caulker; rakibine pas vermiş oldu. Hata yapa yapa daha üst düzeye gelecek. Önemli olan kritik yerde, kritik hatalar yapmaması.

Tottenham hâla ilk 4'ün dışında; ancak üstte çok ekstra bir takım olan West Bromwich var. Haftaya Tottenham-Liverpool karşılaşması olacak. Liverpool çok riskli rakip ancak Wigan'a kaybedilen ekstra 3 puanın dışına çıkılmaması gerekiyor.

Tottenham : Lloris, Walker, Caulker, Dawson, Vertonghen, Sandro (86' Livermore), Huddlestone, Lennon (79' Dembele), Dempsey, Bale, Defoe (90' Sigurdsson)

West Ham : Jaaskelainen, O'Brien, Tomkins, Reid, McCartney, Diame, Noble, O'Neil (54' Taylor), Nolan (67' Cole), Maiga (31' Jarvis), Carroll

Sarı Kartlar : Defoe, O'Brien, Noble

Goller : 44' ve 64' Defoe, 58' Bale, 82' Carroll
Yazan: steven_stiffler

Marseille 0 - 1 Fenerbahçe | UEL 5.Hafta

Kuralar çekildiğinde en zor gruplardan birine düştüğümüz konusunda genel bir kanı vardı. İlk maçta Marseille karşısında 2-0 üstünlüğü koruyamamış olmak da; büyük bir avantajı yitirmemizi sağlamıştı. Ancak o maçtan ders çıkaran takım, geri kalan tüm maçları ciddiye alarak oynadı ve puan kaybettiğimiz tek maç olarak 2-0'lık üstünlüğü koruyamadığımız Marseille maçı kaldı.

Rakibi küçümsemek ya da zaferi küçümsemek gibi algılanmasın; çok eksiği olan Marsilya'yı yenmemiz zaten normal sonuç olacaktı. Üstelik lige başladıkları o yüksek ivmeyi koruyamadılar ve şu an hocalarının da yerinin çok sağlam olduğunu düşünmüyorum. Fenerbahçe'de ise gözle görülür bir futbol yükselişi mevcut. Takımın oyun karakteri oturmaya başladı. Her ne kadar taraftarı memnun etmese de; Fenerbahçe bu sezon özellikle deplasmanlarda buna benzer bir futbol ortaya koyacak. Oyuna hakimiyetimizi koyduğumuz sürece benim açımdan sıkıntı yok. Marsilya karşısında orta sahada üstünlük kuramadan kazandığımızı düşünüyorum. Ne Mehmet Topal, ne Meireles kendi performanslarını yansıtamadılar. Buna rağmen Marsilya orta sahası da kötü olunca, bize zorluk çıkaran bir durum da meydana gelmedi. Bekir İrtegün oynadıkça daha iyi oluyor. Ben her zaman Türkiye'nin en kaliteli stoperlerinden olduğunu savunmuşumdur, sağolsun yanıltmamaya devam ediyor. Yobo'yla oynadığında üzerinde daha bir güven olduğu da aşikâr. Volkan istikrarlı bir şekilde iyi oynamaya devam ediyor. Caner'in sol kanattaki hareketliliği de oldukça fayda sağladı. Gol öncesi serbest vuruşta yaptığı o saçma ortaya anlam veremesem de; oradan kazandığımız golle maçı kazanmamız hareketi makûl kıldı. Eskiden izlediğimiz Bilica'nın defanstan top uzaklaştırmak için yaptığı rövaşatalardı. Artık her hafta bir rövaşata izlemeye başladık. Bu elbette ki futbolsever açısından güzel bir durum. Bekir'in bu golü atmasına da şaşırmadım. Stoperlere göre tekniği fena değildir, zaten tekniği kötü olmadığı için defalarca sağ bekte iyi performans sergilediğini de gördük.

Gruptan lider çıkmayı garantiledik. Son maçta yedek ağırlıklı bir kadro çıkması gerekiyor. Hem as oyuncular dinlenmiş olur, hem fazla şans bulamayan isimler için kendini kanıtlama fırsatı olur. Ben Mönchengladbach'ın da benzer bir şekilde geleceğini düşünüyorum. Üst turda artık kura şansı bir kere olsun yanımızda olsun ve çok gerilmeyeceğimiz bir kura çekelim.
24 Kasım 2012 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 0 - 0 Tottenham | UEL 5.Hafta

Sevdiğim iki takımın iki maçının da berabere bitmesi ve ikisinin gruptan birlikte çıkma ihtimâli elbette güzel... Ancak maçtan çok maç öncesi olayların konuşulması üzücü oldu. Lazio taraftarlarının, maçtan bir gece önce bir barda eğlenen Tottenham taraftarlarına saldırması gündemi meşgul etti. Lazio son yıllarda tribünlerin tamamını dolduramasa da; ateşli ve Ultras kültürünü taşıyan bir taraftar topluluğuna hitap ediyor. Tottenham da İngiliz takımlarına göre ortalamanın üzerinde bir taraftar yapısına sahip. İngilizlerin futbol tutkusu da başka boyutlarda. İngilizler tahrik etmiştir, Laziolular saldırmıştır diye tahmin etsem de; detay bilmeden yorum yapmamak en güzeli. Bir babayiğit çıkıp; "Durun siz kardeşsiniz!" diyebilirdi.

İki takım da sahaya kazanmak için çıktı. Kadrolar ideal 11'e yakındı. Tempo genelde yüksekti. Gol olmayan çok da güzel pozisyonlar vardı. Pozisyonları değerlendirirsek; maç Lazio'nun hakkıydı. Ama beraberlik de iki takımı memnun eden bir sonuç olmuştur. Kozak'ın karşı karşıya kaçırdıkları kendisini geliştirmesi için bir sinyaldi. Forma giymeye başladığından beri iyi işler yapıyor, kendini geliştiriyor ama henüz yeterli aşamada değil. Lulic'i ilk kez önde izledik bu sezon. Radu'nun iyileşmesiyle birlikte daha verimli olduğu sol açıkta oynamaya başladı. Lazio bu sonuçla gruptan çıkmayı garantiledi. Tottenham işi son maça bıraktı. Liderlik el değiştirebilir. "Faşist" olarak bilinen Lazio taraftarlarının Filistin için açtıkları pankart da anlamlıydı.

Lazio : Marchetti, Cavanda, Ciani, Biava, Radu, Ledesma, Gonzalez, Mauri, Hernanes (69' Ederson), Lulic (79' Candreva), Kozak (79' Floccari)

Tottenham : Lloris, Walker, Caulker, Vertonghen, Naughton, Sandro, Carroll (77' Dembele), Sigurdsson (64' Lennon), Bale, Dempsey (64' Defoe), Adebayor

Sarı Kartlar : Vertonghen, Floccari, Mauri
23 Kasım 2012 Cuma
Yazan: steven_stiffler

Eskişehirspor 1 - 1 Fenerbahçe | STSL 12.Hafta

Fenerbahçe'nin 2 puan bıraktığı, hakkının yendiği, fakat mücadele ruhunun yeniden kazandığı ve bunu ispat ettiği bir deplasman oldu Eskişehir. Ligin iyi takımlarından olduğu tartışılmaz. Normal şartlarda Eskişehir deplasmanından 1 puan almak da kötü sonuç sayılmaz. Ancak söz konusu Fenerbahçe'nin hakları olduğunda, kıyımın yeniden başladığını bariz şekilde görmek düşündürücü. Neticede müdahale edebilen bir yönetim yok. Haklar yeniyor, doğranıyor; 2 sene sonra dönüp arkanı baktığında şampiyon takım olarak başkasının ismi yazıyor. 2006'da, 2010'da, 2012'de yenen haklarımızın hesapları soruldu mu sanki ?

Fenerbahçe, Eskişehirspor karşısında baştan sonra mükemmel mücadele etmiş; eksik olmasına rağmen zaman zaman iyi futbol oynamış, zaman zaman da yorgunluğun ve eksikliğin etkisiyle geriye kapanmış ve rakibine fırsatlar vermiştir. Bir yerden sonra bunlar çok da önemli değil. Fenerbahçe maçın 26. dakikasından itibaren doğranıyorsa; artık yönetimin haklarını araması ve gerektiğinde diğer kulüpler gibi hakeme düdük astırması gerekir. Fırat Aydınus'un Caner Erkin'e karşı ön yargılı olduğu çok açık ortada. Caner'e her maç kartı var. O kırmızı kart 26'da çıktı ve Fenerbahçe 25 dakika onun şokunu atamadı. İlk yarının 0-0 bitmesi büyük nimet olacaktı. Neticede takım soyunma odasından daha motive çıkabilir, ikinci yarı üstünlüğü bile alabilirdi. Fırat Aydınus buna da müdahale etti. 4 dakikada duraklama verdi, 5. dakikada penaltı uydurdu. Penaltı pozisyonu tartışılır belki ama ben Kamara'nın Hasan Ali'nin ayağına takıldığını ve kendisini de yere bıraktığını düşünüyorum. Bu gol planları değiştiren bir gol oldu.

İkinci yarıda Fenerbahçe savaştı. Düşmana gözdağı verdi. Sow her zamanki efsane gollerinden birini attı. Maç öyle bir hal aldı ki; üç ihtimalin de çıkması muhtemeldi. Beraberlik bizim için 1 puandan çok daha fazlasıydı. Türkiye'nin en iyi 2 hakeminden biri olarak gösterilen Fırat Aydınus; Fenerbahçe'yi alenen katletti. Verilen, verilmeyen pek çok hatalı karar var. Sorun sadece Caner'in kırmızı kartı da değil. Aykut Kocaman hocamızın dediği gibi; Fırat Aydınus ön yargılı davranmış ve Fenerbahçe'nin haklarını gaspetmiştir. Yazıklar olsun. Kimsenin ekmeğiyle oynamayacaksın ki; ekmeğinle oynanmasın. Vicdan sahibi bir insan olarak; Fırat Aydınus'un düdüğünü asmasını istiyorum. Ali Aydın'a, Cem Papila'ya yapılanlar bir kez de bizim tarafımızdan yapılabilsin. Cüneyt Çakır da, Fırat Aydınus da yetti artık. Türk Futbolu'nun katili Türk hakemleri...

Dün Twitter'da gördüm. Sefa 22, Cefa 20, Feda 19 puan yazmışlar. Çok da güzel söylemişler.
19 Kasım 2012 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Juventus 0 - 0 Lazio | Serie A 13.Hafta

Juventus mu 0, Lazio mu 0, Marchetti mi 1 bilemedim. Lazio'dan sürpriz bekliyordum. Galibiyet zordu elbet ama beraberlik imkansız değildi. Maçı izleyemedim, berbat çekim kalitesinden 2 dakikalık bir özetini izleyebildim. Marchetti'nin gecesi olmuş.

Roma derbisindeki galibiyeti anlamlı ve kılmak ve yarışta kalmak için buradan puan almak önemliydi. Lazio her zamanki dizilişiyle sahadaydı ama kısmen daha defansif bir anlayışla oyundaydı. Neticede kontraatak futboluna uygun oyuncuları var. Radu da uzun sakatlık döneminden sonra nihayet ilk onbirde kadroya çıkmış. Radu Lazio için önemlidir. Her ne kadar stoper devşirmesi sol bek olsa da; takımın ruhunu simgeleyen oyunculardandır ve üst düzey takımlar seviyesindedir. Juventus'ta Giovinco'nun ilk günden beri hayranıyım. Ancak son zamanlarda en çok ilgilendiğim isim Paul Pogba. Çok iyi, çok atletik oyuncu. Abisi Florentin Pogba da stoper oynuyor, St. Ettienne'de oynuyor. Sedan'a kiralanmış. Giovinco yine Juventus'un tüm ataklarında var. Ancak başta söylediğim gibi; Marchetti gol yememeye yeminli çıkmışsa gol atmak çok zor.

Juventus : Buffon, Barzagli, Bonucci, Chiellini, Pogba (84' Bendtner), Marchisio, Asamoah, Isla (69' Pepe), Vidal, Giovinco, Quagliarella (67' Matri)

Lazio : Marchetti, Konko, Biava, Dias (20' Ciani), Radu, Gonzalez, Ledesma, Brocchi (57' Ederson), Candreva, Hernanes, Klose (81' Kozak)

Sarı Kartlar : Bonucci, Marchetti, Ledesma, Vidal
18 Kasım 2012 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Arsenal 5 - 2 Tottenham | EPL 12.Hafta

Kuzey Londra derbisinin galibi Arsenal'ın değil de; ibret olsun diye Emmanuel Adebayor'un fotoğrafıyla girişi yapıyorum. Kendisi git gide itici bir karakter olma yolunda ilerliyor. Manchester City'deyken Arsenal'a gol atınca eski taraftarlarını çıldırtmıştı. Dün de yine attığı golle eski taraftarlarını üzse de; gördüğü kırmızı kartla maçın gidişatını etkileyen isim oldu ve Tottenham'ın ezilmesinde başrol üstlendi.

Kuzey Londra derbisinin seyir zevki her zaman yüksek oluyor. Genelde gollü bitiyor. İki takım arasında ilginç bir savaş var. Günümüzde olduğu gibi gol atanın biraz daha geriye çekilip oyunu rölantiye alması olayı Kuzey Londra derbisinde olmuyor. Bu da futbolseverleri doyuruyor. Ancak iki yıldır Tottenham taraftarı üzgün ve sinirli. Arsenal'ın kadrosunun eski kalitesinde olmadığını herkes biliyor. Van Persie'den; Giroud'ya... Fabregas'tan Arteta'ya... Bir level küçülmesi elbette var, ancak Wenger ile her zaman takım oyununu sahaya yansıtabilen bir ekip. Dün stoperde Mertesacker ve Koscielny'yi görünce; Lennon, Defoe ve Bale'in çokça pozisyona gireceğini düşündüm. Nitekim maç da böyle başladı. Defoe pozisyona girdi, Adebayor bitirdi. Ardından Lennon 2'yi kaçırdı. Adebayor atılınca da işler değişti. Adebayor atılırken skor 1-0 değil de 2-0 olsaydı bile Arsenal bu maçı çevirirdi. Çok istekli geldiler ve kontrolü ellerine aldılar. Santi Cazorla önderliğinde müthiş ataklar geliştirdiler. İlk yarı bitmeden farkın açılması da Andre Villas-Boas'ın gardını düşürdü.

Naughton'ın sol bekte zorlu anlar yaşaması, Tottenham'ın bek ihtiyacını bir kez daha gözler önüne serdi. Ocak'ta mutlaka direkt oynayabilecek kapasitede bir bek alınmalı. 4-1'ten sonra Gareth Bale sazı eline aldı. Önce 4-2 yaptı, sonra 4-3 yapabilecek golü kaçırdı. O gol gelseydi; son dakikalarda çok ilginç şeyler olabilirdi. Geçen sezon olduğu gibi yine Arsenal'in 5-2 galibiyetiyle biten bir derbi oldu. Bu gollerin altında da Mertesacker, Podolski, Giroud, Cazorla ve Walcott; 5 farklı isim vardı.

Tottenham yarıştan biraz uzaklaşmış gibi gözükse de; haftaya West Ham'ı yenerek tekrar potanın içine girecektir.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -