Archive for 2014

Leicester 1 - 2 Tottenham | EPL 18.Hafta


Dün akşam oturdum, keyifle maç özetlerini izledim. Çok değişik bir şey yapıyormuşum gibi geldi. 2 haftadır futboldan haberim yok. Bu dönemde Tottenham hem Swansea'yi, hem Burnley'i 2-1 yendi. Seri dün akşam Leicester City deplasmanında devam etti. Harry Kane ise her geçen büyümeye devam ediyor. Tottenham futbolu bana hâla güven veriyor diyemiyorum ama en azından kazanma alışkanlığı elde etmiş gözüküyorlar. Harry Kane ne kadar yıldızını parlatıyorsa, Eriksen de o kadar sazı eline alıyor. Antrenmanlardaki frikik çalışmalarının meyvelerinden bir gol attı dün akşam. Leicester City'nin bu kadar kötü bir sezon geçireceğini düşünmüyordum. Kadroları en azından Burnley'den iyi ama Burnley kadar puan toplayamadılar. Leonardo Ulloa; Championship'e fazla, Premier Lig'e az bir golcü. Gösterdiği performans ise bunu hissettirmiyor. Aslında lige çıkar çıkmaz kadrosunu çok bozmayan takımların genelde ligde kalma şansları yüksek oluyor ama Leicester City şu ana kadar bunu yapacak bir performans gösteremedi. Ulloa'nın 7 gollük katkısı takımı son sıradan kurtarmaya yetmedi. Mutlaka Premier Lig ayarında transfer yapmalılar. Leicester City dün daha baskılı ve arzulu oynayan taraftı aslında. Buna rağmen Tottenham kadro kalitesinin farkıyla skor kazanmayı bildi. Leicester'ın yetersiz kadrosu, baskılı oynamasına rağmen meyve vermedi.

Leicester : Hamer; Simpson, Wasilewski, Morgan, Konchesky (83' Knockaert); Mahrez, Drinkwater, King (46' James), Schlupp; Nugent (75' Vardy); Ulloa.

Tottenham : Lloris; Walker, Fazio, Vertonghen, Rose; Stambouli (46' Mason), Bentaleb; Lamela, Eriksen, Chadli (63' Soldado); Kane (84' Paulinho).

Sarı Kartlar : Walker, Vertonghen, Vardy.

Goller : 1' Kane, 48' Ulloa, 71' Eriksen.
27 Aralık 2014 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Ne İzledim? #42


Unuttum, unuttum! Resmen çok film izleyemedim diye serinin 42. yazısını unuttum. Ha çok önemli değil, özel hayranları da yok ama olsun; ben seviyorum. Sevdiğim için yapıyorum, arada bakıp hatırlamak da güzel oluyor. Az ama öz izledim bence. Özellikle Nosotros Los Nobles ve Million Dollar Arm'a bayıldım.
Kabul ediyorum, duygulandım. Ama beğendim diyemiyorum. Çok eksik var. Bunlardan en önemlisi Farah Zeynep. Kimi sahnelerde çok başarılı, kimi sahnelerde vasat geldi bana. Rolü için şarkı söyleme çalışmaları elbette takdir edilir, zira sesi de sırıtmamış. Ama bu kızda eksik bir şeyler var, bir türlü adını koyamıyorum. Çağan Irmak sinemamız için kaliteli ve popüler bir yönetmen. Geçmişte geçen bazı sahnelerde hiç nostaljik hava yakalayamadım. Mehmet Günsür ve Kerem Bürsin'in saçları ve kıyafetleri dışında nostaljik ortamı yakalamak zordu. Sanki 2014'te geçiyor gibiydi. Bunu da Çağan Irmak'a yakıştıramadım haliyle... İlk yarısı çok merak uyandıran, ikinci yarısı ise yoğun derecede duygulandıran filme 7/10 puandan aşağı verilmez ama eksikleri de görmezden gelinmeyecek kadar fazla. Farah'ın Günsur'a tokat attığı sahnede Günsur tam bir Oldboy oluyor bu arada, enfes benzerlik.

Meksikalılar güzel duyguların insanları be. Beklentisiz izledim ama çok keyifliydi. Aslında Hulusi Kentmen modeli bir babanın şımarık çocuklarıyla ilişkisini bilindik ya da doğal diyebileceğimiz bir hikayeyle anlatıyor. Çok farklı ya da özgün diyemeyiz belki ama baba ve çocuklar arasındaki duygu yoğunluğunu yansıtılabilmiş. Bir kere daha izlerim ben, o derece keyifliydi.

3 saat olsa da izlerdim, beklentilerimin üzerinde eğlendiren bir filmdi. Özellikle Hindistan sahneleri filmin neredeyse yarısı olmasına rağmen bana az geldi. Yine aynı şekilde Dinesh ve Rinku'nun ABD'deki yaşantıya alışmaya çalışması sahneleri de az geldi. The Blind Side ile benziyor ama onda duygusallık çok ağır basıyor, bunda duygusallığın yanı sıra eğlenceli sahneler de mevcut. Ayrıca gerçek bir hikayeye dayanması dolayısıyla "köyünden çıkmayı bile hayal edemeyen" Hindistanlı fakir gençleri hayallerinin çok ötesine taşıyan JB Berstein'ı da takdir etmek gerek. Film gibi bir hikayeymiş, filmi de çekilmiş. Rinku ve Dinesh daha çok gençler, film gibi hayatları belki film gibi devam eder ve yıllar sonra yeni bir film gelir. Spor temalı olmasıyla mı çok beğendim bilemiyorum ama hikaye gerçekten etkileyici. Hindistan betimlemeleri de uzaktan bir o kadar harika gözüküyor.

İlk film beklenmedik bir duygusal olayla bitmişti. İkinci filmde ise duygusal sahneler daha ağırlıktaydı. Aslında animasyon oluşundan mı, viking içermesinden mi böyle yapılmış bilmiyorum; duygusal sahnelerde duyguyu iyi yansıtamadığını düşünüyorum. Başarılı bir görsellik, ilgi çekici bir konu ile yine de keyifli animasyon.

Klişe bir senaryonun çok başarılı hortum sahneleriyle harmanlandığı orta karar bir afet filmi. Basit bir konu, kısa bir olaylar öncesi giriş sahnesi, sonra gelen hortum, sonra daha büyük hortum, en son en büyük hortum, kahramanlarımızın yaşama savaşı içerisinde küçük cilvelerle gönül ilişkileri sıkıştırması... Kötü film değil ama biraz sıradan.

23 Aralık 2014 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Gözler Yaşlı


Moraller bozuk, yazmayın beyler. Football Manager 2015'te Wolfsburg ile 5.sezonumda ucu ucuna şampiyonluğu kaçırarak Fenerbahçeli kimliğimi ön plana çıkardım. 5 sezon boyunca ilk etapta hep Şampiyonlar Ligi vizesi almaya odaklandım. 4 sezonda 3 kere ikinci, bir kere üçüncü oldum. Ya Dortmund'un arkasındaydım, ya Bayern'in. Birini geçsem, diğerine mutlaka kaybettim. 5. sezon bambaşkaydı. Schalke, Bayern, Leverkusen gibi rakiplere boyun eğmedim. Ama Dortmund'a karşı şansım yine yaver gitmedi.

Takımın efsanelerinden Edin Dzeko 3 sezondur bende. İlk sezon ortalama bir performans göstermişti, ikinci sezon ise Gerd Müller'den sonra Bundesliga tarihinin en golcü oyuncusu; aynı zamanda Avrupa'nın en golcüsü oldu. Zira bu sezon da şahane bir performans sergiliyordu. Üstelik yedeğinde bu kez daha sağlam isimler var. Brezilyalı Carlos ve Fransız Anthony Martial. Aslında sezonun ilk şokunu Şampiyonlar Ligi 2.Tur maçında yaşadık. Deplasmanda 1-0 yendiğimiz Atletico Madrid'e uzatmaların sonuna doğru 1-1 golünü atsak da; uzatmanın son dakikalarında mağlubiyet golünü yedik. Şampiyonlar Ligi'ni bırakıp lige odaklanırız diye avunduk. Bunda da sezonun kırılma noktası mükemmel gidişatın bozulduğu Stuttgart deplasmanı oldu. Stuttgart'a 2 sene önce sattığım, sattım diye takımın önemli isimlerinin bana cephe aldığı Gökhan Gül'ün füzesiyle kaybettik. Bu kayıpla birlikte zirve mücadelesinde ağır yara alsak da; sezon hep istediğimiz gibi ilerledi aslında. Özellikle Bayern Münih olmadık puanlar kaybetmeye başladı. Dortmund ise 31-32. haftalarda tökezledi. Dortmund ile ertelenen maçımız ligde 33. maçımız oldu. Bu maç öncesi en önemli oyuncularımdan Luiz Gustavo ve Edin Dzeko sakatlanarak sezonu kapattı. Bayern Münih 33 maç 71 puan, biz 32 maç 71 puan, Dortmund ise 32 maç 66 puandaydı. Dortmund deplasmanında bence kötü oynamadık ama Zichairo Zivkovic'in golüyle kaybettik. Carlos'un kaçırdıkları saç baş yoldururken gözler Dzeko Reyiz'i aradı.

33. Hafta sonrası, son hafta öncesi tablo şu şekildeydi :

Muazzam tablo. Ben ligde kalma savaşı veren Augsburg'a konuk olacakken; Bayern ile Dortmund birbirini yiyecekti. Aradan sıyrılıp şampiyon olmam işten bile değildi. Maçlar başladığında ise daha 2. dakikada aleyhimize penaltı oldu. Bizim 1-0 geriye düşmemizle, Bayern Münih de peşpeşe goller attı. Beraberliği yakaladık ama Bayern ilk yarıdan işi bitirdi. İkinci yarı ikinci gol yedik. Schalke'nin de 3-0 öne geçmesiyle şampiyonluk hesapları yaparken ligi üçüncü bitirdik. 1 hafta önce beni mağlup eden Borussia Dortmund ise babayı aldı. Uefa Avrupa Ligi'ne gidecekler.


Adettendir fikstürü de ekleyeyim.


Sezonun transfer özeti de böyle... Aslında bütçemiz çok sağlam ama ben takımda dengeleri pek bozmak istemiyorum.


Son olarak oyuncu istatistiklerimi paylaşayım:


Eder Alvarez Balanta'yı herkes alıyor diye gıcık oluyordum ama River Plate ile pilot anlaşmam vardı. İlk sezon nispeten uygun fiyata aldım. Hakikaten hayvani gelişiyormuş, ilk defa deniyorum. Luiz Gustavo ve Dzeko'nun yaşlanması biraz sorun olacak gibi ama Carlos iyi bir forvet. Yeni sezonda eski oyuncumuz Lucas Ocampos da takıma katılacak. Dzeko'nun 33 yaşında yaptığı istatistiği de görün, efsane golcü.

5 sezonda tek bir kupa alamadım, gözler yaşlı... 10 sezon tamamlayıp daha sonra Championship kariyeri düşünüyorum.
17 Aralık 2014 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Lazio 3 - 0 Atalanta | Serie A 15.Hafta

Pioli hocam yine maça iyi hazırlamış takımı. Atalanta karşısında bu kadar üstün bir futbol ve bu kadar net bir skor beklemiyordum. Felipe Anderson geçen hafta attığı golden sonra bu hafta daha bambaşka bir futbolcu olmuş. Bugün Mauri'ye 2 tane asist yaptı. Özellikle ilk golün asistinde adeta Candreva'yı gördüm. Mauri-Felipe Anderson ikilisi bir ara sazı ellerine aldılar, ikisi de gollere devam edebilecek pozisyonlar buldular. Neticede Mauri'nin 2 golü, Anderson'un 2 asisti çıktı. Mauri şarap gibi futbolcu be, acayip underrated. Alvaro Gonzalez'i hatırladı bugün Pioli. Biglia'nın yokluğunda ben Onazi bekliyordum ama Gonzalez tercihi geldi. İkisi de kulübede uzun süre unutulmaması gereken oyuncular. Yalnız Lazio 23 kişilik kadroyu tamamlayamıyor. Her iki yarıda da üstün futbol, ilk yarıda gelmeyen gollerin ikinci yarıda perdenin açılmasıyla devam etmesi... Lazio maç fazlasıyla 4.sıraya yerleşti. Bu çizgide devam etmesi temennimiz, takım keyif veriyor.

Lazio : Marchetti; Basta, De Vrij, Cana, Radu (82' Cavanda); Gonzalez, Ledesma, Lulic; Mauri (73' Keita Balde), Felipe Anderson, Djordjevic (76' Klose).

Atalanta : Sportiello; Benalouane, Stendardo, Cherubin, Del Grosso (64' Drame); Migliaccio (60' D'Alessandro), Ciharini, Moralez; Carmona; Bianchi (72' Boakye), Denis.

Sarı Kartlar : Denis, Migliaccio.

Goller : 51' ve 71' Mauri, 81' Lulic.
14 Aralık 2014 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Parma 1 - 2 Lazio | Serie A 14.Hafta


Spiker amma dramatize etti dün Parma'yı ya, vallahi üzüldüm. Geçen sezon çok renkli takımdı. Zaten Donadoni de Adnan Ziyagil'e döndü. Bu sezon Parma muhtemelen düşecek. Futbolculardan ben bir ölüm kalım savaşı bekliyorum ama bana yine de radikal bir değişim olmadıkça düşecek gibi geliyor. Yabancı sermaye dedikoduları gerçekleşir, devre arasında da bir kaç kaliteli transfer gelirse belki toparlarlar. Dün iyi başladıkları maçta öne de geçtiler ama galibiyeti koruyamadılar. 1,90 orandan Lazio'ya oynamıştım, dünün en banko maçlarındandı bence. Lazio için zor da olmadı aslında. Parma'nın direnci yok, zayıf takım. Çok iyi bir dakikada öne geçtiler, ilk yarıyı 1-0 önde ve moralli bitireceklerdi ki; duran top zaafiyetinden gol yediler. Ha maçın başlarında iptal edilen tartışmaya açık bir golleri de var. Lazio sakin ve dirençliydi. Gole rağmen demoralize olmadı ve maçı çevirdi. Candreva'sız Lazio'yu izlemek çok keyif vermese de, Felipe Anderson'un daha çok forma şansı bulmasını istiyorum. Ama sağda, ama solda. Felipe Anderson önemli yetenek. Dün galibiyet golünü de atarak ekstra motivasyon sağladı. Rakipler kötüyken Lazio'nun sıralamada tırmanabildiği kadar tırmanması lazım. Genoa taş gibi takım ama Lazio daha tecrübeli.

Parma : Iacobucci; Santacroce (64' Mendes), Lucarelli, Costa; Rispoli, Mauri (77' Belfodil), Lodi, Galloppa (69' Acquah), Gobbi; Palladino, Cassano.

Lazio : Marchetti; Basta, De Vrij, Radu, Braafheid (38' Cana); Parolo, Biglia, Anderson (64' Keita Balde); Mauri, Lulic, Djordjevic (76' Klose).

Sarı Kartlar : Lodi, Biglia, Santacroce, Gobbi, Anderson, Parolo, Acquah, Lulic.

Goller : 45' Palladino, 45+3' Mauri, 59' Felipe Anderson.
8 Aralık 2014 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 0 - 0 Crystal Palace | EPL 15.Hafta


Haftaiçi oynanan Chelsea-Tottenham maçı çok beklediğim bir maçtı ama tek taraflı geçince ilk yarının sonunda kapattım. Tottenham direnemedi bile... Maçla ilgili yazma fırsatı da bulamadım. Puan tablosu itibariyle geçen hafta heveslenmiştim biraz ama Tottenham bu maçla en azından bu sezon için "beklentiye girmeyin" mesajı verdi. Zaten kendi taraftarının en büyük beklentisi lig dördüncülüğü ama bu sezon takım onun için de umut vermeyecek gibi. Tottenham'ın son 6 haftadır maçları 2-3 gol aralığında bitiyor. Atıyor ve yiyor, bu maçta da en azından atacaklar beklentim vardı. Palace kağıt üzerinde bakınca düz oyunculardan kurulu bir takım gibi gözükse de; Bolasie, Zaha ve özellikle çok beğendiğim Puncheon gibi etkil isimleri var. Joe Ledley'i de beğenirim. Zaten Palace'ın tüm atakları Bolasie, Zaha ve özellikle oyuna girdikten sonra Puncheon ile geldi. Puncheon biraz şanslı olsa Palace'a maçı bile kazandırabilirdi. İlk yarı ortadaydı ama ikinci yarıda Tottenham çok etkisizdi. Kazanmak için bir şey yapmadı. Soldado'nun rot balans ayarı bozulmuş, her vurduğu üstten dışarı gitti. Eriksen yine çabaladı ama bu sefer olmadı. Bolasie'nin Eriksen'e attığı çalım da maçın akılda kalacak pozisyonlarındandı. Lloris, kötü geçen bir Chelsea maçı sonrası dün 1 puanı getiren kurtarışlar yaptı.

Tottenham : Lloris; Dier, Fazio, Vertonghen, Davies; Mason (66' Paulinho), Bentaleb; Lamela (46' Chadli), Eriksen, Kane; Soldado (83' Lennon).

Crystal Palace : Speroni; Kelly, Dann, Hangeland, Ward; Jedinak; Zaha (66' Puncheon), McArthur, Ledley, Bolasie; Chamakh.

Sarı Kart : Eriksen.
7 Aralık 2014 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Yeniden Kavuşalım


Efsane bugün futbolu bırakıyor. Bir nesli büyüten, golleriyle coşturan, her zaman takdir toplayan, gelişi sevindiren, gidişi kahreden büyük insan Alex De Souza bugün kramponlarını asıyor. Gelmeden önceki dönemi, geldiği günü, ilk maçını, ilk golünü, ilk şampiyonluğunu, alnındaki kanı, döktüğü gözyaşlarını, kazandırdığı tüm maçları izleyecek yaşta olduğum için şanslıyım. Vedası hayallerden çok uzak oldu, gidişi çok ağlattı. Taraftarın heykelini diktiği efsaneye jübile maçı yapılmadı. Sevinç ve tüyleri diken diken hislerle hatırlanacak. Bir o kadar da gönül burukluğuyla... Çok sevdik. Yeniden kavuşalım kaptan, kolların yeniden Fenerbahçe'nin zaferi için havalansın. Her şey için bir kez daha teşekkürler kaptan. Çocuklarıma anlatılacak hikayeler bıraktığın için teşekkürler.
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 2 - 1 Everton | EPL 13.Hafta


Güzel maçlar vardı bu hafta. Biz ise finali Fenerbahçe-Eskişehir ile yaptık ve ülke futboluna karşı hissizleşmeye devam ettik. (Yazdım yazdım sildim, buraya uygun bir cümle getirmek zor oldu). Tottenham - Everton maçının ilk yarısını izleyebildim ama zaten ihale de ilk yarıda döndü. Pochettino'nun sağ bekte Chiricheş tercihi dikkatimi çekmişti. Orada daha önce oynayan Dier ve Kaboul yedek, Chiricheş ise 11'deydi. Ayağı düzgün bir oyuncu, tekniği de ortalama; muhtemelen ona güvenmiştir. Çok iş de düşmedi gibi. Mason ısrarı da devam ediyor hocanın. Mason 23 yaşından sonra Premier Lig topçusu olursa, Pochettino'yu babası gibi sever herhalde. Hoş o da yetenekli, onun da bilekleri yumuşak ve ortalama üstü bir tekniği var. Ama Paulinho'yu Dembele'yi falan düşününce bu duruma hâla alıştıramadım kendimi. Üzerine koyuyor, gerisi çok da önemli değil. Tottenham yine maça sarsıntıyla başladı. Everton ikinci pozisyonunda golü buldu. Mirallas'ın vuruşu birinci sınıftı, zaten hastasıyız. Buna karşılığı ancak Eriksen verebilirdi. FM basın toplantısı tabiriyle : "Onun yeteneği bu, muhteşem oyuncudan muhteşem bir vuruş". Elbette bu sözler Eriksen için. Eriksen de performansını arttırmaya başladı. Chadli iyi oynarken kesildi, sola Eriksen geçti ve o da müthiş oynuyor. Eriksen'in geçişi de belki Bale gibi bir geçiş olur. Farklı bir mevkide yıldızı parlar. Harry Kane'in kazanma arzusu ve maça etkisi yine ön plandaydı. Kaptığı topla takımın öne geçmesini sağlayan golün mimarıydı. Elbette golü atan Roberto Soldado'yu es geçmemek lazım. Aylar sonra gol atan İspanyol golcü tribünlere koşarken adeta derin bir "oh" çekti. Ayrıca Pochettino'nun Lennon gibi bir oyuncusu olduğunu unutmamasından da hoşnutum. Tottenham görünür de ite-kaka gidiyor gibi gözüküyor ama en azından oynamaya çalıştığı bir oyun var. Ben Pochettino'nun bazı ısrarlarından memnun olmasam da; puan durumundaki yeri "4.lük hedefi" için kabul edilebilir. Chelsea karşısında bir sürpriz gelirse o zaman takım hedefine de kilitlenebilir.

Tottenham : Lloris; Chiricheş (70' Dier), Fazio, Vertonghen, Davies; Bentaleb, Mason; Lennon (61' Lamela), Eriksen, Kane; Soldado (81' Paulinho).

Everton : Howard; Coleman, Jagielka, Distin, Baines; Besic, Barry; Mirallas (61' McGeady), Barkley, Eto'o (61' Osman), Lukaku.

Sarı Kartlar : Mirallas, Chiricheş, Lamela, Davies, Bentaleb, Eriksen.

Goller : 15' Mirallas, 21' Eriksen, 45+1' Soldado.
1 Aralık 2014 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Hull 1 - 2 Tottenham | EPL 12.Hafta


Çok şahane maç, özellikle son dakika golü lezzettine lezzet katıyor. Bir o kadar ilginç dakikalar var. Örneğin; Jake Livermore'un şahane golü sonrası eski takımına karşı sevinmeyişi bunlardan biri. Livermore topu öyle kontrol ediyor ki, tek düşüncesi gol. Harika vuruş, harika gol. Hull City için ikinci yarı daha iyi geçebilecekken, Tottenham açık verebilecekken; Gaston Ramirez'in sorumsuzluğuyla takımını eksik bırakması maçın kırılma anı. Vertonghen'e yaptığı müdahale belki çok sert değil ama İngiliz futbolu bu, böyle hareketlere tolerans sıfır. Yakın tarihte başka bir takımına ihaneti hatırlatıyor bana ama neyse... İkinci yarıda takımın lideri Christian Eriksen'in dümene geçmesiyle Tottenham'ın işleri tersine çevirmesi mümkün oldu. Eriksen gibi birinci sınıf bir oyuncunun her zaman göstermesi gereken performans. Serbest vuruşta direkten dönen topu Harry Kane tamamladı. Sahi Soldado ne zaman gol atacak ? Ya da o top Soldado'nun önüne düşseydi gol olur muydu ? Eriksen'in 90. dakikadaki golü, en az ilk goldeki frikiği kadar şahaneydi. Gol sevincinde sahaya inip sevinç yumağına giren taraftarı çıkarmaya çalışan güvenlik görevlilerinin görüntüsü de maçı ilginç kılan anlardandı. 17 puan şu aşamada çok iyi değil ama üsttekilerle çok fark olmaması da iyi. Ben Pochettino'ya hâla inanıyorum, bazı yapmaya çalıştıklarından vazgeçerse takımı istenilen yere gelebilir.

Hull : McGregor; Elmohamedy, Davis, Dawson, Robertson; Livermore, Huddlestone (64' Rosenior); Ramirez, Ben Arfa (57' Meyler), Brady (87' Quinn); Jelavic.

Tottenham : Lloris; Dier (46' Chiricheş), Fazio, Vertonghen, Davies; Dembele (59' Lennon), Mason; Lamela, Eriksen, Kane; Soldado (79' Paulinho).

Sarı Kartlar : Dier, Livermore, Huddlestone, Robertson.

Kırmızı Kart : 50' Ramirez.

Goller : 8' Livermore, 61' Kane, 90' Eriksen.

23 Kasım 2014 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 0 - 3 Juventus | Serie A 12.Hafta


Empoli maçıyla Lazio'nun iyi gidişat serisi bitmişti. Juventus maçına kadar yenilmeseler iyiydi. Lazio'da hoca kim olursa olsun, iyi gidişatın arkasından gelen tek bir kötü maç devamını getiriyor. Umuyorum Pioli bu maçtan sonra toparlasın. Aslında maçın hakkı da 3-0 değildi. Lazio gol atabilirdi, gol atabilecek kadar oynadı. Genelde uzaktan şutlarla yokladılar ama Buffon tecrübesini konuşturdu. Marchetti'ye de 3 gol yedi diye suç bulmalık bir maç değildi. Juventus'un gol vuruşları hep ölü noktayaydı. Pogba da Tevez de son vuruşları mükemmel yaptı. Pogba çok büyük futbolcu. Önceden iyi bir orta saha oyuncusu olarak geliyordu. Oynadıkça komple bir oyuncu oldu. Dünkü maçta da gelişimine devam eden komple özellikli bir Paul Pogba vardı. Lazio'da Candreva'nın çabasına ayak uyduran oyuncular olsa zirveye oynar. Ama Candreva haricindekiler biraz sıradan kalıyor. Felipe Anderson da oyuna girdikten sonra etkiliydi. Zaten üzerinde durulsa çok iyi işler yapacak ama hep son 10 dakika içerisinde oynuyor. Dün yarım saat oynadı, kalitesini gösterdi. Gelecekte Keita Balde belki daha iyi bir oyuncu olur ama Felipe Anderson daha etkili bir hücum silahı olur.

Lazio : Marchetti; Basta (87' Cavanda), De Vrij, Cana, Braafheid; Parolo, Biglia, Lulic; Candreva, Balde (57' Felipe Anderson), Klose (57' Djordjevic).

Juventus : Buffon; Lichtsteiner, Bonucci, Chiellini, Padoin; Marchisio, Pirlo (77' Vidal), Pogba; Pereyra (72' Mattiello); Llorente (61' Morata), Tevez.

Sarı Kartlar : Padoin, Basta, Lichtsteiner, Bonucci, Lulic.

Kırmızı Kart : 70' Padoin.

Goller : 24' ve 64' Pogba, 55' Tevez.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Ne İzledim? #41

Son günlerde Football Manager 2015'imle seviyesiz bir birliktelik yaşıyoruz. Öyle ki; işten kalan zamanımı neredeyse sadece oyuna harcıyorum. The Walking Dead ve Arrow takibim elbette devam ediyor. Özellikle The Walking Dead'de olaylar olaylar... Hep eleştirdiğim dizi yeni sezonunda çok iyi gidiyor, günü gününe takip ediyorum. Geçen aya sinema sektöründe hızlı bir giriş yapmış, seri halde filmler izleyerek başlamıştım. Ayın ilk 2 haftası bol bol film izlerken, kalan 2 haftayı kız arkadaşıma ayırdım. Adeta kendi romantik komedimizi çektik. Ben Matthew McConaughey oldum, o Kate Hudson. Öyle de romantiktik. Yeni favori film tarzım Hispanik hayatlar. Meksika'dan ABD'ye göç filmleri çok ilgimi çekmeye başladı. Önceki ay La Jaule De Oro ve Spanglish izlemiştim. Şimdi ise No Se Aceptan Devoluciones ve La Misma Luna ile sizlerleyim. İkisi benzer filmler ama No Se Aceptan hüngür hüngür ağlatmacalı, bir o kadar güldürmeceli. La Misma Luna'yı izlemeden spoiler yemiştim, buna rağmen keyif aldım. Öyleyse bu ikisiyle başlayayım.

Uzun zamandır beni bu kadar etkileyen, hem güldürüp hem ağlatan, hatta yalan olmasın; uzun zamandır beni ağlatan bir film olmamıştı. O kadar etkileyiciydi ki; güldüğüm sahnelerde bile ağlamaklıydım. Valentin ve Maggie mutluyken bile duygulandım. Bu filmi beğenmek ve etkilenmek için anne-baba olmaya gerek yok. Yaş kaç olursa olsun, babalık hissiyatını verebilen bir oyunculuk performansı var. Hele o kız o kadar sevimli ki; evladınız gibi seviyorsunuz izlerken. Filmin etkileyici tarafını bir yana bırakıp, komedisi hakkında küçük bir yorum yapacak olursak; güldüren sevimli tespitler var.

"Burada kalırsan güzel olmasına olursun da; daha ufak tefek, daha esmer olursun. Ama orada büyürsen muhtemelen sarışın, mavi gözlü ve uzun boylu olursun"

Aynı zamanda;
Taksi için verilen 10 doların hayatınızda yapabileceğiniz en güzel yatırım olduğunu öğrendik.

İzlememek insanlık ayıbı.

O ne güzel bir çocuk oyunculuk performansıdır. Son 2 ayda izlediğim 4. Meksika-ABD göç temalı film, her birinde ayrı ayrı etkilendim. "No Se Aceptan Devoluciones" filminin yönetmeni ve başrol oyuncusu Eugenio Derbez'i burada da benzer bir rolde görmek sürpriz oldu. Belki bu film de Derbez'in içinde bir ukte olarak kalmıştır da; No Se Aceptan Devoluciones'i yapmıştır. Her iki filmde de müthiş sevilesi bir karakteri canlandırıyor. Göç hikayeleri beni iyice sardı, benzer bir film daha bulayım; tereddüt etmeden izlerim. Özellikle son kısmını annemle birlikte seyretmiş olmamız, filmin işlediği anne-oğul temasıyla birlikte beni daha da duygulandırdı. Ben çok beğendim, kesinlikle arka planda kalmaması gereken bir film.

Cem Yılmaz akıllı adam. Gösterim tarihini bayrama denk getirip sinemaya yöneleceklerin ilk tercihi oldu ve her seans kapalı gişeydi. Haa farklı tarih bile olsaydı yine izlenecekti. Böyle akıllıca davranan adamı filme çok reklam sokuşturmuş diye eleştiremem. Bazı reklamları esprili bile olmuş. Ayrıca sadece reklamlar üzerinden yorum yapmak da filme çok büyük haksızlık. Ortada güzel bir iş var.

Cem Yılmaz kemik tayfasına çok güzel takviyeler yapmış. Zerrin Tekindor ve Cengiz Bozkurt'u zaten çok beğeniyorum, Pek Yakında ile birlikte sempatim katlandı. Hikaye hoş; sinemaya ve ustalara saygı da içeriyor. E Cem Yılmaz tarzı mesajlar da veriyor. Cem Yılmaz gözümde insanları güldürmeyi başaran iyi bir komedyendi. Bu filmle birlikte artık iyi bir oyuncu, iyi bir yönetmen olduğu gerçeklerini de kabullendim. Zafer Arzu'yu çok seviyor be. Gerçekten çok seviyor. E film Cem Yılmaz'ın olunca "çok güleriz" beklentisiyle gelenler de çok sayıda oluyor. Çünkü Cem Yılmaz olmak bunu gerektirir. "Çok komik" bir film olmasa bile, bu beklentiyle gelenlerin de filmden keyif aldığını ve memnun çıktığını düşünüyorum. Eski filmlerine dair yaptığı göndermeler de enfesti.

Fragmanında gülmüştüm, filmden beklentim artmıştı. Çok eğlenceli ve hareketli bir film aslında, ilk filmden çok farklı bir tarafı yok. Her ikisinde de küçük sürprizler var. 22 Jump Street'in en eğlenceli sürprizi de yorumlarda da görüldüğü üzere kapanış jeneriği. Film o kadar hareketli ki; Jonah Hill'in bu iki filmden sonra kilo verdiğini de görüyoruz. Üçüncü film olsa Jonah Hill; Channing Tatumlaşabilir. İnce espriler ve üst düzey bir mizah yok. Basit, kafa yormayan, eğlenmelik bir komedi filmi. 22 Camp Sıtrit diye okuyan adam gibi adamlara selam olsun.

"Çok bizden bir hikaye" gibi bir genelleme yapmam mümkün değil, ancak kendi adıma "çok benden bir hikaye" diyebilirim. Sutter'da kendimi bulduğum anlar oldu. Bunda babasının da çok büyük payı var. Belki ben daha erken kabullendim ama belki de Sutter gibi geç kabullenmeliydim. Bilmiyorum, bunlar daha çok benim özelimle ilgili. Filmi beğendim, sade ve abartısız. Doğallıyla da duygulandırıyor. Yine size bir amme hizmeti yapayım ve filmden alınması gereken mesajı yazayım:

Annenizin ve varsa Aimee'nizin kıymetini bilin. Aimee'niz yoksa şanssızsınız ama hem Anneniz, hem Aimee'niz eksikse... Çok üzgünüm. Kıymetini bilmek gerek. 7/10

Ben yeni izledim, ne bileyim bana sadece çocuklara hitap eden bir animasyonmuş izlenimi veriyordu. Hikayesini beğendim, eğlendim, gülümsedim. 2001 yapımı olması nedeniyle; belki de o dönem anne-babasının elinden tutup bu filmi izlemeye giden çocuklar bundan birkaç yıl sonra evde çocuklarıyla izleyecekler. Günümüz teknolojisiyle bu her filmde mümkün ama bu animasyon 2001'de çıkmış olması nedeniyle pek çoğumuzun hayatında daha önemli bir yer kaplıyor olabilir. Ben geç izlediğim için bu duygudan mahrum kalacağım tabi...

Serinin tamamını izlemedim ama çok iyi bir ilk film olduğunu düşünüyorum. İlk saniyesinden son anına kadar aksiyon ve 2001'e göre oldukça başarılı yarış sahneleri içeriyor. Zaten izlemeyen de yoktur, azınlıktan çıktım ben de artık.

Siyahi karizmaların döktürdüğü film bana göre serinin Yuri Boyka'lı filmlerini aratıyor. Alışık olduğumuz hapishane filmlerine benzemiyor. Onlar kadar hapishane yaşantısını yansıtmadığını düşünüyorum. Tek odaklanılan Iceman ile Monroe'nun boks müsabakası. Bana kalırsa ikilinin boks müsabakası da beklenti altında kalıyor. 75 dakika boyunca son dövüş bekleniyor, 5-6 dakikayla geçiştiriliyor biraz. Ama yine de gerçekçiliğinden dolayı tatmin ettiğini de söyleyebilirim. The Walking Dead'in Merle'sini sesinden tanıdım, filmde reyizin gençliğini görüyoruz. Bir diğer tanıdık isim ise Oz'un Dino Ortolani'si. Ortalama bir dövüş filmi, serinin hatrına izlenebilirliği var.

Bu üçüncü film bence de olmasa da olurmuş. Televizyon filmi tadında olduğu yorumlarına da katılıyorum. Yine de ailece izlenebilecek bir üçleme yaptığı için Ata Demirer'i tebrik etmek lazım. Severim ben Ata Demirer'i.

15 Kasım 2014 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Empoli 2 - 1 Lazio | Serie A 11.Hafta


Maçı izleyemedim ama Lazio 25 Eylül'de Udinese'ye kaybettiğinden bu yana 6 maçta 5 galibiyet, 1 beraberlik almıştı. Seri Empoli deplasmanında son buldu. Bir gole bakarım Djordjevic mi atmış diye, bir de asiste bakarım Candreva mı yapmış diye... Yine Candreva'nın ortası, yine Djordjevic'in golü. Lazio'nun yediği iki golde de savunma zaafiyeti var. Fotoğrafta gördüğünüz gibi Barba 3 kişinin arasından yükselip kafayı vuruyor. İkinci golde Maccarone çok rahat boşa çıkıyor. Maccarone'yi severim. Atanamayan ve Tutunamayan Di Natale... Juventus maçı öncesi bu kayıp kötü oldu, umarım Juventus karşısında en azından bir beraberlik gelir. Juventus bu hafta Parma'ya 7 attı, zaten Parma'nın da yolu yol değil.

Empoli : Sepe; Laurini (69' Hysaj), Rugani, Barba, Rui; Vecino, Valdifiori, Croce; Zielinski (58' Laxalt); Pucciarelli (85' Bianchetti), Maccarone.

Lazio : Berisha; Cavanda, De Vrij, Ciani, Braafheid (58' Klose); Parolo (77' Felipe Anderson), Biglia, Mauri (43' Ederson); Candreva, Lulic, Djordjevic.

Sarı Kartlar : Cavanda, Ederson, Rui.

Goller : 52' Barba, 55' Maccarone, 66' Djordjevic.
10 Kasım 2014 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -