4 Mart 2012 Pazar

Roma 1 - 2 Lazio | Lazio'nun Sezonu

Dünyanın futbol kalitesi en yüksek derbilerinden değil belki... Ancak rekabet ve sertlik olarak zirvede kendine yer bulabilir Derby Della Capitale...  Geçen yıl Roma'nın ligde ve kupada ezeli rakibine karşı aldığı üstünlüklere karşı; bu sezonun ilk maçında 90+'da Klose'nin golü Lazio'nun derbi galibiyet özlemini sonlandırmıştı. Ligdeki durumlar göz önüne alındığında ise; Lazio'nun hedefler dahilinde ilerlediğini, Roma'nın ise en azından Şampiyonlar Ligi umudunun bitmediğini görüyoruz.

Lazio bir kaç kötü maç çıkardıktan sonra Fiorentina galibiyetiyle nefes almıştı. Roma ise geçen hafta Atalanta'dan fark yiyerek derbinin önemini arttırmıştı. Maç erken gelen penaltı ve kırmızı kartla beraber tipik Roma Derbisi moduna girmeyi başardı. Yorumlar Klose'nin kendini attığı yönünde. Ben o kadar da net olduğunu düşünmüyorum. Tartışmaya açık bir penaltı... Ayrıca geçen sezon Roma'nın ucuz penaltıları da maçı Roma'ya kazandırmıştı. Hemen hemen her Roma derbisinde penaltı oluyor ve Lazio adına olduğunda Hernanes derbilerde gol atmış oluyor. Lazio taraftarlarının zaten sevdiği bir isim olan Hernanes, Roma'ya attığı goller sonrası taraftarın gözünde değerini katlıyor. Bir başka değerli isim tabi ki Stefano Mauri. Kaptan geçen sezon büyük oynamış ve Lazio'nun üst sıraları zorlamasında pay sahibi olmuştu. Bu yıl ise hem sakatlık sorunu yaşadı, hem de geçen sezonki performansından uzak kaldı. Ancak derbide attığı golle tüm sezonu kurtarabilecek bir hamle yaptı. Ben kalan maçlarda daha fazlasını vereceğini düşünüyorum. Güzel adamdır Mauri...

Roma bu sezon eksik kaldığı maçlarda hiç puan alamamış. Stekelenburg'un atılması Luis Enrique'nin pek çok planını etkilediği gibi, Lamela gibi ofansif bir gücünden yoksun kalmasını sağladı. Buna rağmen pes etmeyen bir Roma vardı. Totti olağanüstü işler yapmasa da; takımını her an sırtlayabileceğinin sinyallerini veriyordu. Golü son haftaların formda ismi Borini kaydetti. Roma'nın göstere göstere, geliyorum diye diye attığı bir goldü. Maç sonlarında Roma baskıyı arttırsa da Totti'nin kafa vuruşu dışında aman aman bir gol pozisyonu da bulamadı. Lazio'da senelerdir konu mankenliği görevini üstlenip, derbide sahaya onbirde çıkan Scaloni 86'da kırmızı kart gördü. Sayıların eşitlenmesi Roma'yı daha fazla motive etse de; Lazio'nun direncini kırmaya yetmedi.

Derbi demişken Lazio taraftarını göstermesek olmaz. Görüntü mükemmel... Lazio, Roma'yı deplasmanda 15 yıl sonra mağlup etti. Alttan gelen Napoli tehdidi varken kazanmak güzel oldu. Hele bir de Udinese'nin evinde puan kaybetmesi şahane oldu.

Fenerbahçe 6 - 1 Gençlerbirliği | Teşekkür Pankartta Kalmadı

Bu sezon ligden ve futboldan zevk almadığımı her zaman dile getiriyorum. Fakat Fenerbahçe'nin taraftarla buluşması yaşananları az da olsa unutturup, futbolu güzel kılabiliyor. Kadıköy sokakları bu sezon bir maç gününe nazaran çok daha boştu. Soğuk havanın getirdiği bu boşluk tribüne de yansır diye çekindim. Yansımadı. Tribünler yine doluydu. Benim için kale arkalarının dolu olması da yetiyor. Futbolcularımızın özellikle deplasman performansıyla taraftarı üzdüğü şu günlerde, sahaya "Teşekkür" pankartıyla çıkması güzel bir jest ve gönül almaydı. Ben futbolcumun emeğine saygı duyuyorum. Onların da taraftarın emeğine saygı duyduğunu biliyorum. Dün akşam bu pankart ile bunu hep birlikte dile getirdiler. Bu pankarta yakışacak şey ise; Gençlerbirliği maçından itibaren başlayıp, lig bitene kadar geçen sezonki gibi mücadele göstermektir.

Fenerbahçe Kadıköy'deki maçlara her zaman psikolojik üstünlükle başlamıştır. Bu psikolojik üstünlüğü kullanıp skora gitmiştir. Bu kez buna gerek kalmadan, skor üstünlüğüyle başladı. Stoch o topa vurmak için hareketlendiğinde; "Vurur ama kaleyi tutmaz" gibi bir düşünce geçti kafamdan. O kadar güzel bir gol bizim ligin kalitesine fazla gelirdi. Deivid de o yüzden hep Şampiyonlar Ligi'nde atıyordu. Stoch attı, muazzam bir gol daha izletti. Stoch'un oyun tarzı daha çok deplasmana uyuyor gibi gözükse de, kendisi evimizde en büyük kozumuz oldu. Şu an Alex ile birlikte takımın da en büyük kozu. Muhtemelen sezon sonu da pek çok transfer teklifi alacaktır. İkinci gol ise Niang'ı hatırlattı bana... Geçen sezon Mehmet Topuz sağdan ortalamış, Niang ön direkte usta bir vuruşla Trabzonspor karşısında skoru 2-0 yapan golü atmıştı. Senaryo çok benziyordu. Mehmet sağdan ortaladı, ön direkte yine bir başka Senegalli Moussa Sow usta vuruşunu yaptı. Bu kez Gençlerbirliği karşısında skor 2-0 oldu. Sonra zaten rahatladık. Sahada ne yaptığı belli bile olmayan Gençlerbirliği'ne karşı da ilk yarıyı 3-0 önde bitirdik.

İkinci yarı biraz rölanti oynarız diye düşündüm. Aslında düşünmek değil de alışmak diyelim... Emre'nin golü kaleci Ramazan'ın uykularını kaçıracak şekildeydi. Ramazan transfer sezonunda Makedonya 2. Ligi'nden bir takımla anlaşabilir. Yoksa boşu boşuna cezaevinde yatma riski var. Stoch'a doyamadık, belki hat-trick de yapacaktı. Ancak Dia'ya da hasret kalmıştık. Ben Dia'nın Niang gittikten beri, 3 Temmuz'dan beri eskisi gibi içten gülmeyen yüzünün gülmesini özlemiştim. Ayrıca topu alıp, süratiyle rakip savunmayı delmesini hepimiz özlemişizdir. Gençlerbirliği maçı olurdu da; Alex'in gol atmaması zaten düşünülemezdi. Alex 5'i, Dia 6'yı attı. Daha da fazla olabilirdi. Tadında bıraktık. En azından 6-1 göstergeli skorbord oldukça anlamlıydı. Recep Niyaz'ın ilk kez Kadıköy'de lig maçına çıkması da gecenin anlamlı ânlarından biriydi.

Bu fotoğraf da benden olsun. Maça taraftara teşekkür pankartıyla çıkan Fenerbahçeli futbolcular, bu teşekkürü pankartta bırakmadı. Oynadıkları futbolla ve attıkları gollerle de teşekkür ettiler. Ben de bir taraftar olarak futbolcularımıza teşekkür ediyorum.

Coeur De Pirate

Uzun zamandır paylaşmak istediğim bir ses var; Beatrice Martin. Yani sahne adıyla Coeur De Pirate. 1989 doğumlu, Kanadalı, tontiş, sevimli bir hatun olmasının yanı sıra hoş ve naif bir sese ve müzik yeteneğine sahip. Keşfettiğim 3 ay oldu. We Are Hunted müzik sitesinde keşfettim. O günlerde yazacaktım, lakin hep arada kaynadı gitti.

Coeur De Pirate'ın internette pek çok şarkı yorumunu bulabilirsiniz. Lakin kendi albümlerinde Fransızca şarkıları tercih ediyor. Şimdi; "herkes Fransa'yı protesto ederken, İddaa bile Fransa Ligi'ni bültenlere almazken sen gelmişsin Fransızca şarkılardan bahsediyorsun" diyeceksiniz. Fransızca dilini, filmlerini ve şarkılarını sevmeyen ben; Coeur De Pirate söylediğinde çok farklı bir zevk alıyorum. Bence Fransızca seven, sevmeyen bu hatuna bir kez olsun kulak vermeli.

İlk albümünü 2008'de çıkarmış. İkinci albümünü ise 2011'de çıkarmış. Ben 2011'in çıkış parçası olan Adieu ile keşfettim. Yine de 2008'de çıkardığı ilk albümü daha iyiymiş diyebilirim. Huzur veren bu sese kulak vermek isteyenler olabilir. Ya da ileride çok popüler olursa; "Ben çoktan keşfetmiştim eheheeh" falan derim.

1 Mart 2012 Perşembe

Kartalkaya'yı Ateşleyenler

Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

28 Şubat 2012 Salı

Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan Sony VAIO'yu Seçti... Sıra Sende!

Sony, en renkli VAIO serisi için Ece Sükan'la güzel bir işe imza attı. Ünlü moda ikonu Ece Sükan, benim bloguma yakışacak olan rengi belirledi. Blogları tek tek inceleyen Ece Sükan içerik, tasarım ve duruşa göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana siyah VAIO'yu seçti.

sony-vaio

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Lazio 1 - 0 Fiorentina | Serie A 25.Hafta

Lazio için çok kritik bir maçtı. Fiorentina için her maç öyle... Lazio; önce evinde Atletico Madrid'e yenildi. Sonra Palermo'dan 5 yedi. En son yine Madrid'e yenilerek Avrupa'dan elendi. Reja'nın istifası yine kabul edilmedi. Şüphesiz ki; bu sıkıntılı süreçte takımı ayakta tutabilecek ve bu maçı kazandırabilecek en uygun isim zaten Edy Reja'ydı. Fiorentina'nın başında da eski Lazio teknik direktörü Delio Rossi var. Onlar da berbat bir sezon geçiriyor. Mihajlovic ile umutlu başlamışlardı. Yalnız ne Mihajlovic, ne Rossi kaliteli Fiorentina kadrosunun hakkını veremiyor.

Geçtiğimiz 2-3 yıllık süreçte Fiorentina'nın en iyi oyuncusu şüphesiz Vargas'tı. Mevkiinde dünyanın sayılı isimlerinden biri olarak anılıyorken, bu sezon dibe vurdu. Takımında şans bulamıyor. Ayrıldı, ayrılacak deniliyor. Disiplinsiz hareketleri konuşuluyor. Koskoca Fiorentina'nın tüm yükü Jovetic'in üzerinde... Lazio için 3 mağlubiyetten sonra gelebilecek bir Fiorentina mağlubiyeti, sonrasında gelmesi muhtemel bir Roma mağlubiyeti sanırım Reja'yı artık takımın başında tutamazdı. Evet, haftaya Roma derbisi var ve ben bu hafta Atalanta'dan fark yiyen Roma'yı favori görüyorum.

Lazio'nun daha çok silahı var. Bir maçı Hernanes alabiliyorken, bir maçı da Klose alabiliyor. Fiorentina maçını alma görevini yine Panzer yüklendi. Çakma Alman'a da panzer demek ne kadar doğru bilmiyorum. Ancak Klose bu yılki performansıyla parmak ısırtmaya devam ediyor. Lazio'nun hâla süren bir Şampiyonlar Ligi iddiasını hatırlatarak bitirelim.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Arsenal 5 - 2 Tottenham | Yanlış Senaryo

Ben Kuzey Londra derbisinin Tottenham kazananını severim. Bir maç bu kadar mı muhteşem olabilir ? Son yıllarda açık ara en keyifli futbolun oynandığı derbiler Kuzey Londra derbileri. Genelde Arsenal üstündü. Senaryo değişmişti ve son birkaç yıldır Tottenham üstünlük kurmuştu. Geçen sezon herkes evinde El Clasico izlerken, ben Kuzey Londra derbisini tercih etmiş ve 3-3'lük skorla futbola doymuştum. Haftasonu futbol menüsünün en leziz parçasıydı bu derbi. Gol izleme garantili, emeğe saygı ve + repli... Denedim yüzde 100 çalışıyor!

Harry Redknapp ile birlikte Tottenham, Arsenal'a karşı sadece maçlarda değil lig puan durumunda da üstünlük kurmaya başladı. Ancak bu sezon üstünlük kurma işini oldukça abarttılar. Maç öncesi iki takım arasında 10 puanlık fark vardı. Futbolda herşeyin olabileceğini bilen birisi olarak şuna eminim ki; Tottenham'ın bu sezon lig üçüncülüğü garanti. Şampiyonluk mucizeydi. Ligin en keyifli futbolunu oynayan takım oldukları ise gerçek. Yine şiir gibi başladı maç... Bir masa tenisi havasında, top bir orada bir buradaydı. Lakin golleri Tottenham attı. Geldiğinde önyargıyla baktığım Louis Saha; Newcastle United'dan sonra Arsenal filelerini de sarsmayı başardı. Daha sonra Bale'in tartışmalı penaltısı var. Hadi tartışmalı demeyeyim, tartışmasız penaltı değildi diyeyim. Adebayor sırf Arsenal'a gol atmak için topun başına geçtiğinde, kaçırması yüksek bir ihtimal gibi geldi bana. Attı, 2-0 oldu. Maç o ana kadar 3-0 ya da 4-0 da olabilirdi. Fakat maçın güzel tarafı; 2-0 değil de 2-2 ya da 2-3 de olabilirdi. Zamanla oldu da... Maçın ilk yarım saatlik bölümünde harikalar yaratan Brad Friedel'ın 5 gol yiyeceğini kim tahmin edebilirdi ki? Arsenal baskısını arttırdı ve Sagna'nın golü geldi. Bu kadar pozisyonlu maçta Robin Van Persie gol atmasa futbola ayıp olurdu. Attı, hem de en şahanesinden...

İlk yarının sonlarında gelen beraberlik, Arsenal için rüzgarı da arkasına almak demekti. Tottenham acayip demoralize oldu. O yüz ifadeleriyle maçta yapabilecekleri en iyi şey berabere kalmaktı. Rosicky bu ihtimali ortadan kaldıran golü attı. Theo Walcott ise kaçırdıklarına benzeyen 2 pozisyonda attığı gollerle skoru 5-2'ye getirdi. 4-6 gol oynamıştım, 4-2 falan bitseydi iyiydi. Ama şunu da kabullenmek gerekir. Tottenham-Arsenal maçlarına 7+ oynama riski göze alınabilir bir ihtimal. Tottenham yenilmiş olsa da doyamadım şu maça...

Geçen sezon Fly Emirates'teki maçta Arsenal 2-0 öne geçmiş, Tottenham efsane bir geri dönüşle maçı 3-2 kazanmıştı. Bu enfes senaryo bu sefer ters döndü.

26 Şubat 2012 Pazar

Eskişehirspor 2 - 1 Fenerbahçe | Çekeriz Cefa

İyice sirke dönen, siyasetin ve zengin iş adamlarının oyuncağı olan Ultra Süper Lig'imizin 28.haftasında Eskişehirspor deplasmanına gittik. Eskişehirspor'a karşı son maçlarda şansımız hep tutuyordu. Bir futbol şehri olarak anılan, hatrı sayılır bir taraftar kitlesi olan Eskişehirspor'un stadını hiç canlı görmedim. Hatta ben Eskişehir'i de hiç gezmedim. Ancak zeminin berbatlığını ekran başından net bir şekilde görebiliyorduk. Eskişehir'e yakışmayan bir zeminde Fenerbahçe'ye yakışmayan bir futbol oynadık.

Benim çocukluğum Fenerbahçe'nin çok büyük başarılarıyla geçmedi. Özellikle o yıllarda deplasman maçlarında epey zorlandığımızı ve puanlar bıraktığımızı hatırlıyorum. Buna rağmen çocukluğumu Fenerbahçe'nin büyüklüğünü anlayabilmekle geçirdiğimi söyleyebilirim. Taraftar 3 Temmuz'dan beri büyük cefa çekiyor. Daha bir gece önce biber gazı yedi. Malum tehditlere rağmen çubuklu ruhundan bir an vazgeçmedi. Dolayısıyla taraftar futbolcuların da o kadar savaşmasını istiyor. Haklılar... Lakin bazı tepkiler haksız.

Ben her hafta burada benzer şeyleri yazıyorum. Çünkü her hafta aynı şeyleri yaşıyoruz. Taraftarın herşeye tepki göstermeye hakkı var. Fenerbahçe kulübü herşeyden önce halkın takımı. Takımın üzerinde olan bu psikolojinin öyle 1 yılda atlatılabilecek birşey olduğunu düşünmüyorum. En çok üzüldüğüm ise; sevgilisi terketse 3 ay depresyondan çıkamayacak yaştaki, henüz taraftarlık olguları oturmayan kardeşlerimizin sosyal medya üzerinden vermiş olduğu tepkiler. Diyorum ya; ben küçüktüm. Babam bugünün futbolundan pek anlamaz. Benimle hiç bir zaman "sadece futbol" konuşmadı. Hep Fenerbahçe konuştu. Taktik, teknik hiç birşey bilmeden; sadece Fenerbahçe'yi konuşarak büyüdüm. Futbolla biraz ilgili olunca zamanla diğerleri de öğreniliyor. Yeri geliyor konuşuluyor. Ancak, şu an bunların yeri değil.

Fenerbahçe psikolojisi 3 Temmuz'da değil, Şampiyonlar Ligi'nden men edilme oyununun oynandığı gün tepetaklak oldu. O gün bugündür ayağa kalkamıyor. Hiç birimiz başımızı yastığa rahat koyamazken; bu kadar yersiz tepki göstermek kendimizi yıpratmaktan başka bir işe yaramaz. Şunu net biliyorum. Fenerbahçe ligin ilk yarısında lige havlu atsaydı, bugün kimse bu kadar tepki göstermeyecekti. Ancak Fenerbahçe futbolcusu berbat durumdaki psikolojisine rağmen umulandan daha fazla savaştı. Bugün de savaşıyor. Ama bir yerde direnç yetmiyor işte... Stadımızdaki maçlarda da iyi oynamıyoruz ki... Bizlerin desteği üst düzey olduğu için kazanabiliyoruz. Deplasmanlarda da destek büyük... Futbolcularımız da biliyorlar ki; stada gelemeyen en az 20 milyon kalp onlarla atıyor. Ama bir yerde yetmiyor be...

Biletli ve kilometrelerce yol kateden Cefakar Fenerbahçe taraftarının şehre ve stada alınmaması da sadece futbol değil, bir Türkiye ayıbı... Bugün çektiğimiz bu cefa ve eziyetler çok yakın bir zamanda bizlere başarı ve ödül olarak geri dönecek. Ulan çok pozitif bir cümle kurdum şimdi biliyorum da; benim kalbim bundan başka ihtimale inanmıyor. Bu sezon şampiyon olamamak Fenerbahçe'nin sonu olmayacak. Bu sezon; ilk şampiyonluğu yaşayamamamız olmayacak. E futbol olduğu sürece son da olmayacak. Siz dua edin de bu ülkede futbol yaşasın. Şampiyon her zaman olunur.

24 Şubat 2012 Cuma

Rumeli Hisarı'nda Büyüleyen Fantastik Gösteri!

Daha önce Galata Kulesi'nde yaptığı project mapping ile dikkatleri üzerine çeken 8x4, yeni ürünleri olan Beauty ve Beast için bu sefer de Rumeli Hisarı'nda görkemli bir project mapping uygulaması yapmış. Fantastik gösteriye, hepimizin yakından bildiği Güzel ve Çirkin masalı ilham vermiş. Birbirine kavuşamayan iki aşığın kötü niyetli ejderhaya karşı olan savaşı konu edilmiş. Ejderha masalın sonunda 8x4'ün yeni kokularına yenik düşüyor ve aşıklar kavuşuyor.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim; 8x4 gerçekten de hoş ve güçlü kokulara sahip... Deodorant özelliğinin yanında bir parfüm gibi de rahatlıkla kullanılabilir. Gösteriyi Rumeli Hisarı'nda seyredemeyenler için aşağıda paylaşıyorum.

8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Atletico Madrid 1 - 0 Lazio

Geçtiğimiz haftasonu maçlarını yazamadım. Lazio'nun Palermo'nun 5 gol yemesi de skandaldı gerçi... Reja ikinci kez istifa etti ve ikinci kez istifası kabul edilmedi. Lazio için doğru karar. Lotito başkanlığa geldiğinden beri en doğru icraatlarını Reja'nın istifalarını kabul etmeyerek yaptı.

Atletico Madrid - Lazio eşleşmesi turnuvanın heyecan verici eşleşmelerindendi. Fakat futbol olarak böyle olmadı. Sonuç olarak da... Lazio, Atletico Madrid'i zorlayamadı. Kendi evinde aldığı 3-1'lik mağlubiyetten sonra; deplasmanda da kazanmak için hiç birşey yapamadı. İlk onbirde Libor Kozak'ın olması, yedek kulübesinde 4 tane genç oyuncu olması da Reja'nın UEFA Avrupa Ligi için "olsa da olur, olmasa da..." tavrı takındığını gösteriyordu. Lazio için öncelik kesinlikle lig. Lazio'nun pek etkili hücumu yok. Atletico Madrid ise kazanmak için yeterli futbolu oynadı ve yan toptan Godin'in golüyle galip gelmeyi başardılar. Daha farklı da olabilirdi belki... Her iki takımın tribünü de güzel görüntüler sergiledi. Avrupa'nın sayılı tribün takımlarından zaten ikisi de...

Lazio için tek hedef lig artık. Atletico Madrid ise; Beşiktaş'ı da eler ve yola devam eder diye düşünüyorum. Falcao varken kupanın en büyük favorilerinden...

19 Şubat 2012 Pazar

Fenerbahçe Kadınları

Fenerbahçe'miz ve Türk Futbolu için tarihi bir günü daha geride bıraktık. Artık son haftalara yaklaşılıyordu, rakip ligin güçlü takımlarından Sivasspor'du. Bugünü özel kılan ise; Büyük Fenerbahçe'nin Yürekli Kadınlarıydı.

Havanın soğuk olmasını bahane etmeden, sıcak evlerinde oturmak varken mabede gelerek direnişte sorumluluk aldılar. Mabede ışık oldular. 50 bin ya da değil... Her biri aynı amaç uğruna çarpan yürekler.

Maçtan sonra akıllarda kalan; oynanan futbol, atılan goller, haklı ya da haksız kararlardan çok Fenerbahçe Kadınları'ydı. Onları stada getiren Sarı-Lacivert renklere bağlılıkları ve vazgeçmeyi bir an bile düşünmedikleri Fenerbahçe sevgisiydi.

Yapılan hatalardan dolayı beklemediğimiz anlarda kalemizde goller gördük. Ancak tribünlerin o güzel enerjisi sahadaki futbolcuları öyle motive etti ki; özlediğimiz Fenerbahçe geri döndü. Tribündeki kadınlarımızın umudu, bir an bile bitmek tükenmek bilmeyen desteği maçı getiren en büyük etken oldu.

Unutulmasın ki; biz sahada sadece futbol oynamıyoruz, onur mücadelesi veriyoruz. TEŞEKKÜRLER BÜYÜK FENERBAHÇE'NİN KOCAMAN YÜREKLİ KADINLARI...

Haklı mücadelemizde tam 232 gün oldu. Vazgeçmek yok. Bizi yıkmaya, parçalamaya çalışanlara karşı her gün daha da güçlenerek DİRENECEĞİZ!

***Bir Fenerbahçe kadını olan Merve Koperler tarafından yazılmıştır.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Lazio 1 - 3 Atletico Madrid

Dünya Futbolu'nun iki güzel formalı takımının karşılaşması da diyebilirim buna. Atletico Madrid ve Lazio futbollarının yanı sıra, çok şık giyinen iki kulüp. Modacı edasıyla girdik hadi... Onca cacık takım varken Atletico Madrid'in Lazio'ya çıkması büyük talihsizlikti zaten. İki takım arasında güç farkı çok değil belki ama Atletico bu maçlarda daha tecrübeli bir takım. En önemli fark ise; tabi ki Radamel Falcao.

"Diakite yerine Dias tercih edilseydi" diyebilirim Reja'nın kadro seçimi için. Oysa Klose'nin golüyle güzel de başlamıştı maç. 6 dakika sonra Adrian'ın golüyle gelen beraberlik, Lazio'nun üstünlük kuramaması ve Falcao faktörü ibreyi Atletico Madrid'e çevirdi. Atletico tribünlerinde AS Roma bayrakları da dikkat çekti. İki ihtimalden biri; Romalıların Atletico'yu desteklemeye gelmesi. Diğer ihtimal ise; Atletico Madrid taraftarlarının Lazioluları kızdırmak için Roma bayraklarını kullanması.

Falcao'nun golleri tur kapısını Atletico için açtı. Vicente Calderon'daki maç Lazio için mucize, Atletico Madrid için ise prestij mücadelesi olacak.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Please Don't Go Harry!


Tottenhamlı çocuk taraftarın "Lütfen Gitme Harry Redknapp" çağrısı...

Karabükspor 2 - 1 Fenerbahçe | STSL 26.Hafta

Sonuç ve skorun umrumda olmadığı şu günlerde, deplasman mağlubiyetimize bir yenisini Karabük'te ekledik. Üzüldüğüm çok şey var elbet. Lakin skoru da cidden umursamıyorum. Ben bu sezonki şampiyonluğu gözden çıkardım. Futbolcularımızın da bazılarının gözden çıkardığını düşünüyorum. Taraftar olarak bir 5 sene şampiyon olamamaya da razıyım. Yeter ki, geçen sezonki alın terimizi lekelemeye çalışanlara güzel bir ayar verilsin.

Ayak yapmayın şimdi. Kadrodan gidenlerin olmasını geçtim, hepiniz biliyorsunuz bu psikoloji olmasaydı takımın bu kadar kötü oynamayacağını. Bunlar elbette bahane olmamalı. Ben de üzülüyorum bu psikolojiyi atlatamıyor olmamıza. Taraftarların şöyle bir tepkisi var son zamanlarda : "Takım taraftara layık oynamıyor. Bu taraftar daha iyisini hakediyor." vs. Eyvallah, benim kabulüm. Hepimiz çok çaba sarfediyoruz. Hepimiz başımız dik, formamızı gururla giyiyoruz. Destek verdik, Topuk Yaylası'na gittik, yürüdük, pek çok organizasyon yaptık. Ama "taraftara layık değiller" demek için bunlar yeterli sebep değil. Demek ki, bizimde yetersiz kaldığımız noktalar var. Özer'i ıslıklamazsın, onca hatasına rağmen desteği esirgemezsin; o zaman "Taraftara layık" kavramını kullanabilirsin. Kaçımız son Beşiktaş maçında boğazları yırtılana kadar tezahürat yaptı ki ? Çözüm elbette hepimiziz. Taraftardan başlayacak, futbolcular ve teknik heyete ulaşacak bir çözüm yolu bulunmalı. Bunun yolu da; Topuk Yaylası ziyareti gibi bir idman ziyareti olabilir. Takımın ağabeyleriyle bire bir görüşülebilir. Hocamızla bire bir görüşülebilir. Futbolcular bilmiyor mu ? Elbette biliyorlar onlara ne kadar sahip çıktığımızı. Ama aynı futbolcular sadece Twitter'dan bile inanılmaz tepkiler aldıklarını görüyorlar. Bu adamların da duyguları var. Sezon başında o iyi sonuçlar alınmasaydı, takım sezon başından itibaren kötü gitseydi; bugün hiç biriniz beklentiye girmeyecektiniz.

Maç kötüydü. Trabzonspor'un baş yancısı Karabükspor'a yenilmek üzücüydü. Bu sezon Trabzonspor'u yenmiş olmaları, Karabükspor'un Trabzon yancılığını örtbas etmez. Stoch'un goldeki hatası inanılmazdı. Benim hep kızdığım birşey savunmada yaptığımız bu riskli paslar. Kadıköy'de de pek çok kez yapıyoruz. Sow yine etkisizdi, Dia oyuna olumlu bir ivme getiremedi. Alex'in golünden sonra baskıyı arttırdık ama yetmedi. Alex'in penaltıyı kaçırması da büyük talihsizlikti. Ancak gözümüzde o kadar kredisi olduğunu düşünüyorum. Hatta kat be kat fazlası... Mücadeleden ben de memnun değilim. Lakin sebeplerini de aklımdan çıkaramıyorum. Ne diyelim, çubuklu sağolsun.

12 Şubat 2012 Pazar

Tottenham 5 - 0 Newcastle | Ender Gelişen Newcastle Atakları

Bir Louis Saha fotoğrafıyla yazabilirdim yazıyı. Lakin Harry Redknapp fotoğrafı burada olmayı inanılmaz haketti. Redknapp için Tottenham'da son senesi diyebiliriz. İngiltere Milli Takımı'nın başına geçeceği dedikoduları çok yoğun. Sezon sonu bu işin olacağına kesin gözle bakılıyor. Redknapp'ın açıklamaları da bu teklife sıcak baktığını doğruluyor. Fakat; "İşime odaklanmalıyım" tarzı açıklamaları da Tottenham'ı bir başarı daha yakalamadan bırakmayacağını hissettiriyor. İşte O Redknapp şov yaptı dün. Her golde çocuklar gibi sevindi. O soğuk görünümlü adamdan eser yoktu. 5 gole de ayrı ayrı sevindi.

Daha başlamadan buram buram gol kokan bir maçtı. O kadar gol kokuyordu ki; Assou Ekotto bile gol attı. Perdeyi açan bonustan sonra yeni transfer Louis Saha sahne aldı. Peşpeşe iki golcü vuruşuyla henüz 19. dakikada fark 3 oldu. Tribünlerde de destek müthişti. Tamam White Hart Lane'in her maç belli bir atmosferi var fakat her maç aynı tempoyu yakalayamıyorlar. Bu sefer maç başında başladılar, sonuna kadar da keyfini çıkardılar. Bu sezonun etkisiz elemanlarından Niko Krancjar attığı golle skoru 4-0'a getirdi ve ilk yarı böyle bitti. Hani rakip Newcastle da fasülyeden bir takım değil. Ligde 6.sırada bulunan, Şampiyonlar Ligi için az da olsa ümidi olan, pozitif futbol oynayan bir takım. Bu takıma ilk yarıda 4 gol atmak büyük bir şevk işi.

İkinci yarıda abartmadı Tottenham. Newcastle karşısında rölanti oynadı. 6-7 olabilirdi belki, Adebayor attı 5'te kaldı. Chelsea haftayı mağlubiyetle kapatınca puan farkı 10 oldu. Şampiyonluk şansı olduğuna inanmasam da, hani bir mucize beklemiyor değilim. Tottenham hakediyor. Bu sene olamazsa, belki bir daha uzun süre olamaz. Lakin City ve United'ın böyle bir derdi yok. Bu sene olmazlarsa seneye olurlar, sonraki sene olurlar. Çok duygu kattım yine. Hani meşhur bir "Ender gelişen Osasuna atakları" sözü var. İşte o söz bu maçta Newcastle için söylendi. Topa sahip olma oranları bile 65'e 35.