Lazio 0 - 1 Juventus | Serie A 2.Hafta


Lige galibiyetle başlayan Lazio, Juventus karşısında yine kazanamadı. Özetten izlediğim kadarıyla tek taraflı bir maç olmuş. Lazio'nun son bölümde yalandan baskısı, bir iki pozisyonu var. Juventus kadro olarak zaten ligin çok üstünde, muhtemelen 31-32. hafta şampiyonluğu garantilerler. Lazio'da Bastos ilk kez 11'de forma giyerken, Felipe Anderson da ayağının tozuyla sahada yerini almış. Marchetti geçen haftaki korkunç performansının ardından bu maça ekstra motive çıkmış ama Biglia'nın kolpadan uzanıp ıskaladığı topta Khedira ağları bularak maçın skorunu tayin etmiş. Lazio'da bir sağ bek alınsa çok güzel takım olabilirdi. Basta'yı ve Patric'i ilk 11'e pek yakıştıramıyorum. Simone Inzaghi'nin bu maçtaki sürprizi 3-4-3 olmuş, beklemezdim. Umarım 4-3-3'ten vazgeçip takımı stoper doldurdu diye 3-4-3'e dönmez. 3-5-2 için beklerin yeterliliği tartışılır.

Lazio : Marchetti; Bastos, De Vrij, Radu; Basta (72' Djordjevic), Parolo, Biglia, Lukaku (63' Patric); Felipe Anderson, Lulic (59' Milinkovic-Savic), Immobile.

Juventus : Buffon; Benatia, Barzagli, Chiellini; Dani Alves (73' Lichtsteiner), Khedira, Lemina, Asamoah, Sandro; Mandzukic (65' Higuain), Dybala (88' Pjaca).

Sarı Kartlar : Radu, Sandro, Lemina.

Gol : 66' Khedira.
28 Ağustos 2016 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Jamie Vardy


Yağmurda çekilen futbol fotoğrafları muazzam oluyor. Bu da onlardan biri. Jamie Vardy gollere kaldığı yerden devam ediyor.
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 1 - 1 Liverpool | EPL 3.Hafta


Tam spora diye evden çıkıyordum, baktım maçın saati 14:30. İdman Tv sağolsun, oturduk izledik. Çok hızlı, aksiyonlu başladı. Bir o kale, bir bu kale havasındaydı. İki kaleci de önemli kurtarışlar yaptı. Mignolet kurtarış yapmak için bu maçı beklemiş sanki... Maçtan önce çok tartışılan Klopp'un sol beke Milner'ı tercih etme meselesiydi. Tottenham kalecisi Vorm da çok kritik kurtarışlar yaptı. Özellikle maçın başında çok kritik bir kurtarışı var. Kurtarışları harici yer yer libero gibi işler yaptı. İlk yarının en etkili ismi Sadio Mane'ydi. Müthiş bir hıza sahip Mane ile bir pozisyonda karşılaşan Vorm'un avantajını kullanıp topu çelmesi takdir edilesiydi. Bana göre oldukça uydurma bir penaltı olan pozisyonda James Milner topu ağlara gönderdi. Tottenham'da ilk yarı bitmeden sakatlanan Walker'ın yerine Jansen'in oyuna girmesi tartışılabilecek bir karardı. Bu sakatlık taktiksel olarak da Spurs için önemli bir dezavantajdı. Ancak ikinci yarıda zaman zaman artan baskı Rose'un golünü getirdi. İki takım da sol bek oynayan oyuncularının golleriyle 1 puanı aldı. Tottenham yine geçen sezon olduğu gibi kontrollü ve bilinçli bir futbol oynuyor ve mağlup olmuyor. Liverpool ise yine deli fişek. Harry Kane'in formsuzluğuna da bir Azizsilin lazım.

Tottenham : Vorm; Walker (28' Janssen), Alderweireld, Vertonghen, Rose; Dier, Wanyama; Lamela, Alli, Eriksen (90+2' Winks); Kane (83' Onomah).

Liverpool : Mignolet; Clyne, Lovren, Matip, Milner; Lallana (90+3' Stewart), Henderson, Wijnaldum; Coutinho (69' Origi), Mane (88' Sturridge), Firmino.

Sarı Kartlar : Rose, Mane, Coutinho, Lovren, Vertonghen, Alli, Matip

Goller : 43' Milner (penaltı), 72' Rose
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Atalanta 3 - 4 Lazio | Serie A 1.Hafta


Uzun bir aradan sonra merhaba. Eski tat yok buralarda, keza heves de öyle. Heves gelse, eskisi gibi okuyan yok. Okuyan olsa da zaman yok. Üstüne 2 hafta oldu, hala Premier Lig yayını belli değil. Bu sene DigiPlay de almadım. Çünkü geçen sezondan daha fazla para verip; hiç izlemediğim Fransa, İspanya liglerini izlemek istemiyorum. Premier Lig ve Serie A olmadan bir yanım eksik hissediyorum. Lazio için bu yaz pek bir şey yazamadım. Bir süre takip bile edemedim açıkçası. Bielsa geldi, gitti; saçma sapan işler oldu. Aziz Yıldırım benzeri bir kararla "camianın evladı" Simone Inzaghi ile yola devam kararı alındı. Destekliyorum, yanlış anlaşılmasın. İtalya'da da en az Türkiye'deki kadar kötü teknik adamlar var. Simone Inzaghi golcülükte geçememişti ama belki teknik direktörlük kariyeriyle Filippo'yu geçer.

Sezon sonunda Lazio için kaba taslak bir kadro yazdım kağıt üstüne. Bu kadroda forvet adayım Ciro Immobile'ydi. Immobile için Torino'ya döndüğünde bile sevinmiştim, ait olduğu yer demiştim. Ama aslında Immobile için Serie A'da olmak yetebilir. Lazio'da Klose'den sonra alınabilecek iyi bir isimdi, ilk maçına da golle başladı. Elde stoperler varken Wallace ve Bastos transferleri geldi. Lukaku ise ihtiyaç duyulan bir oyuncuydu. Leitner biraz soru işareti, rotasyonda faydalı olabilir; bekleyip görelim. Mauri yerine düşünülmüş olabilir. Hafta arasında Bisevac satılarak stoper rotasyonunda bir isim eksildi. De Vrij, Hoedt, Wallace, Bastos ve Mauricio oynayabilecek kapasitede. Mauricio biraz deli fişektir, serttir falan ama ayrılsın istemem. Candreva'nın yeri henüz dolmadı, muhtemelen Felipe Anderson ile devam edilecek. Eksikler olunca ilk maçta Kishna ve sürpriz olarak altyapıdan gelen Lombardi sahada yer aldı.


Atalanta 3-4-3 ile başladı maça. İyi stoperleri var ama uyum sorunları olmalı. Paloschi bence Premier Lig'de sırıtmıyordu, yeniden ülkesine dönmesi kendisine ne katar bilmiyorum ama Serie A için önemli golcü. Deplasmanda olmasına rağmen Lazio çok hızlı başlayarak 3-0'lık avantaj elde etti. Immobile'nin golü klas, Hoedt'in golü duran top işi, Lombardi'nin golü kariyeri için unutulmayacak anlardı. İkinci yarıda ise sahneyi Atalanta alt yapısından gelen Fildişili, 35 yaş görünümlü 19 yaşındaki Franck Kessie aldı. Daha doğrusu Lazio kalecisi Federico Marchetti böyle olmasına müsaade etti. Yediği iki golde de büyük hatası var. Marchetti de Volkan gibi miadını dolduruyor, üzgünüm. Berisha tercih edilebilir. İkinci golde Spinazzola'nın topu getirişi muazzam. Bir İtalyana göre oldukça teknik. Bu sezon 5 numaralı formayla mücadele eden Cataldi maçın son bölümünde skoru 4-2'ye getirerek Lazio'yu rahatlattı. Andrea Petagna'nın duraklamalardaki golü ise İddaa'da 7+ oynayan varsa sadece onlara yaradı. Lazio ilk haftaya 4-3'lük flaş bir skorla başlayarak umut verdi. İkinci hafta Juventus ile ilk iç saha maçlarını oynayacaklar.
25 Ağustos 2016 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

ŞAMPİYON


Portekiz'in şampiyonluğuna sevindim. Fransa'nın olmamasına daha fazla sevindim. Deschamps'ın sevimsizliğine bir kupa daha yakışmayacaktı. Fransa'dan Griezmann, özellikle de Moussa Sissoko için üzüldüm. Portekiz'de ise elbette Ronaldo başta olmak üzere; Renato Sanches, Nani, Bruno Alves, Danilo Pereira, Adrien, Pepe, Moutinho ve elbette dünkü performansıyla Rui Patricio için sevindim. Neredeyse bütün takım için sevinmişim sahi. Keşke Raul Meireles de burada yer alabilseydi, benim için yeri ayrıdır reisin.


Nani bu turnuvada büyük oynadı. Benim Fenerbahçe tarihinde en sevindiğim transferlerden biridir. Gelmesine sevindim, gidişine üzüldüm ama hak da verdim. Bu başarı kariyerine çok yakıştı. Böyle büyük kariyerde dandik Türkiye Ligi'ni kazanamayacak bir hocayla çalışması çok büyük talihsizlikti.


Carvalho ile birlikte artık yaşlanmış olsalar da Portekiz'in en önemli savunmacılarından Alves. Bu sezon Fenerbahçe'de de iyi performans gösterdi ama basit hataları göze çarptı. Her zaman öyle olmuştur. Onun da muhtemelen kariyerinin son şampiyonasında büyük bir kupa kazanması beni mutlu etti.

 Tartışmasız...
11 Temmuz 2016 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 2016-2017 Formaları


Avrupa Şampiyonası heyecanında buraya tek bir satır karalamaya fırsat olmadı. Çok tatmin edici bir turnuva olduğunu da düşünmüyorum. Ama İzlanda ve Galler'in başarısıyla, Griezmann'ın performansıyla, İngiltere'nin yine erken eve dönmesiyle, Portekiz'in galibiyet alamadan geçtiği turlarla, Kuzey İrlanda'nın bile ikinci tur görmesiyle hatırlanacak bir turnuva oldu. İtalya'nın ve İzlanda'nın elenmesiyle ise benim için heyecanını yitirdi. Tottenham dün yeni sezon formalarını tanıtmış. Bana göre hepsi birbirinden şık ve sade tasarımlara imza atmışlar. Under Armour kısa sürede forma tasarımı konusunda yol katetmiş görünüyor.


İç saha maçlarında giyilecek olan beyaz formaya geçen sezondan farklı olarak lacivert yaka ve omuz detayı eklenmiş. Yaka kısmında kullanılan altın sarısı çizgiler ve yakanın şekli de formaya şık bir görüntü vermiş. Gözüm kırmızı AIA reklamına alışmış olsa gerek, o bile gözüme güzel göründü. Klasik bir formaya göre oldukça şık buldum ve beğendim.


Bu sarı forma muhtemelen üçüncü forma olarak kullanılır. Altın sarısı mı yoksa farklı bir ismi mi var bilemedim. Türkiye'de olsa absürt bir şey sarısı olarak yepyeni bir isimle lanse edilirdi. Yine sade bir tasarım, lacivertin kullanılması çok güzel olmuş. Farklı renk tonuyla da dikkat çekiyor. Şort ve çorapların da aynı renkte olması bütünlük katmış. Bunu da çok beğendim.


Bu tür Lacivert formaları her zaman sevmişimdir. Düz lacivert üzerine sarı formanın sarı tonlaması kullanılmış. Tottenham logosu da bu renk tonundan nasibini almış. Koldaki detaylar diğer iki formaya göre biraz daha farklı ama olumsuz etkilediğini düşünmüyorum. Yine şort ve çorapların aynı renk olmasını sevdim. Bu sezon Tottenham maçlarını izlemek forma detaylarıyla birlikte daha keyif verecektir.


Daha önce buna benzer bir deplasman forması giymişlerdi. Şimdi kaleci forması olarak uyarlanmış ve Hugo Lloris büyük ihtimalle montaj olsa da formaya yakışmış. Geçen sezon giyilen pembe formadan sonra mavi tercihi başarılı olmuş. Diğer formalarla birlikte bir takım fotoğrafında gözümün önüne getirdiğimde de beğendiğimi söyleyebilirim.


Tek tasarım, iki farklı renk. Bunda da yavru ağzı diyebileceğimiz janjanlı bir renk tercih edilmiş. Geçen sezonki pembe formadan hallice diyebilirim. Genel olarak tüm tasarımları başarılı buldum.
9 Temmuz 2016 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Üçüncülükle Biten Rüya


Neyi biraz sevsem, neye biraz sempati duysam olmuyor. Tottenham için "sezon geneline" bakarsak çok iyi sezondu. Ben dahil kimse şampiyonluk yarışında olmasını beklemiyordu muhtemelen. Özellikle sezon başında Pochettino'yu da eleştirme gafletinde bulunmuştum. Mason-Bentaleb ya da Mason-Dier tercihleri orta sahayı güçsüz kılıyordu. Neyse ki sezon genelinde Dembele'yi hatırladı. Bentaleb ve Mason'a pek sıra gelmedi, ki ben asla sıra gelmesin de demem ikisi için. Ligin ilk haftası Manchester United'a kaybeden Tottenham, o maçtan sonra 14 maç kaybetmedi ve üst sıralarda yer buldu. Evinde Newcastle'a son dakika golüyle kaybederek seriyi bozdu. Sonrasında yine özellikle zor maçları kaybetmeyerek kendisini zirve yarışında buldu. Ancak bu yürüyüşün en kritik anlarında kritik puan kayıpları geldi. Şüphesiz bunda takımın tecrübesizliğinin payı büyük. İyi bir kaleci, çok iyi stoperler, iyi bekler var. Orta sahada Dier-Dembele fark yaratıyor. Önlerinde oynayan Lamela, Eriksen ve Alli de öyle. Özellikle Dele Alli bu sezon harikalar yarattı. Uçta Harry Kane var; ki takımın alternatifsiz oyuncusu. Yedeği olarak alınan N'Jie bekleneni veremedi ve bunda sakatlıkların da payı var. Zaten tam bir Fenerbahçe transferiydi. Belki de alternatifin alternatifiydi ve verilen para oldukça yüksekti. Bir dönem suskun geçirse de Harry Kane olağanüstü performans gösterince alternatifsizliği çok sorun olmadı. Pochettino'nun şanslarından biriydi.


Spurs için sezonun unutulmaz maçları vardı. Özellikle Manchester City deplasmanındaki 2-1'lik galibiyet, Manchester United'ı son bölümde 3-0 mağlup etmek,  yine Manchester City'ye içeride 4 atmak, Palace maçını 1-0 geriden gelip müthiş futbolla 3-1 bitirmek önemli maçlardı. Arsenal'a karşı içeride alınan 2-2'lik beraberlik kritik virajın kritik kaybıydı. 10 kişilik ezeli rakibini mağlup edemeyerek önemli 2 puan kaybettiler. Stoke deplasmanında ise şampiyon gibi oynayıp 4-0 kazandılar. Önemli kayıplara değinmek gerekirse; Newcastle'a ilk maçta kaybettiler. Ligin son haftası ise "küme düşmüş" Newcastle'dan 5 yediler. West Ham'a 1-0 kaybettiler, ki sonrası zaten Arsenal beraberliği var. Bu periyot Spurs'ü Leicester arkasında bıraktı. Stoke galibiyeti oynadıkları son iyi maç oldu. O maçtan sonra hala umutluydum. Kalan 4 maçta Leicester'ın 2 maç puan kaybedebileceğini düşünüyordum. Ancak Tottenham son 4 hafta galip gelemedi. Üstelik Southampton'a 2-1 kaybedip, Chelsea'ya 2-0 öndeyken puan verdiler. Tecrübesiz kadro son 4 haftayı iyi oynayamadı diyeceğim ama diğer tarafta belki daha tecrübesiz bir kadro son haftalarda bile performans düşürmeden şampiyonluğu ilan etti.

Sezonun en iyi oyuncuları şüphesiz Harry Kane ve Dele Alli'dir. Sezonun en güzel golünü atanlar da yine ikisi oldu. Kane'in Arsenal'a, Alli'nin Crystal Palace'a attığı gol muazzamdı. Sezon başında yetersiz gibi gözüken Kevin Wimmer, Vertonghen'in yokluğunda çok iyi işler çıkardı. Toby Alderweireld ise sezonun kritik adamlarındandı. Önceki sezon stoper ve sağ bek oynayıp bu sezon ön liberoya geçen Eric Dier ise Pochettino'nun jokeri oldu ve ön libero performansıyla milli takımdaki yerini sağlamlaştırdı. Ben biraz Son'un beklenti altı kaldığını düşünüyorum. Leverkusen'de izlediğimiz Son bundan çok daha fazlasıydı.

Hesapta şampiyonluk varken, sezonu Arsenal'in arkasında bitirme gibi bir ihtimal dahi gözükmezken; son haftaya ikinciliği kurtarmak için girdi Tottenham. Küme düşen Newcastle, lige bol gollü bir galibiyetle veda ederken; ligin en az gol yiyen takımı Tottenham yediği 5 golle bu unvanı Manchester United ile paylaştı. Üstelik Spurs taraftarının hiç istemediği, yıllardır süregelen gelenek de devam etti. Arsenal, Tottenham'ın üzerine çıktı.

Lig bu tablo ile sona erdi. Tottenham gelecek sezon Devler Ligi'nde oynayacak. Pochettino'nun transferlerini sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım Jack Grealish, Saido Berahino gibi isimleri getirebilirler. Bu isimler Pochettino'nun verdiği şansla birlikte potansiyellerinin üzerine çıkabilirler. Tottenham için sezonun dikkat çeken istatistikleriyle bitirelim;

Harry Kane 38 Maç, 25 Gol, 1 Asist.
Dele Alli 19 yaş, 33 Maç, 10 Gol, 9 Asist.
Christian Eriksen 35 Maç, 6 Gol, 15 Asist.
Erik Lamela 34 Maç, 5 Gol, 9 Asist.
Hugo Lloris 37 Maç, 13 Clean Sheet.
19 Mayıs 2016 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Leicester City Efsanesi


Muzzy İzzet zamanından sevdiğim bir takım Leicester City. Her sezon menajerlik oyunlarında bir Championship takımı alırım. Birkaç sene önce Leicester City ile de uzun soluklu bir kariyerim olmuştu. Ama şüphesiz Ranieri bu başarıyı Football Manager'de bile hayal edemezdi. Çoğunluğun aksine ben Ranieri'yi severim. Chelsea'nin şımarık kadrosu bir beden büyük gelmişti. Belki futbolu çağ dışı kalıyordu. Hatta Yunanistan ile kariyerine tüy dikmişti. Leicester'a gelişi de bu nedenle yankı uyandırmıştı. Kariyerinin sonunda bir teknik adam profili çiziyordu. Sezon başında yazılıp çizilenler bugün takdir yazılarına dönüştü. Büyük iş.

Çok güzel yazılar yazıldı bu şampiyonluk yürüyüşü ve büyük bir rüyanın gerçek olmasıyla ilgili. Benim öyle uzun uzun araştırmalarım yok. Geçmişe baktığımda ben Ranieri'ye değil ama Leicester City'den birkaç oyuncuya sallamışım. Tek tek değerlendireceğim.


Kasper Schmeichel bana göre her zaman iyi kaleciydi. Babasının kariyerinin sonuna yetiştim, o kadar iyi mi bilmiyorum ama bu adam bir dönem League One'da bile oynadı. Oradayken bir gömlek fazlaydı. Premier Lig şampiyonluğu çok yakıştı.

Danny Simpson yılların vasat sağ beki. Bu sezon takımın değişmezlerindendi ve şampiyonlukta büyük katkı sağladı. Danny Drinkwater benim için hep Championship düzeyinde bir oyuncuydu. Bu sezon o da devleşti. Andy King yıllardır Leicester City'de. Yine iyi bir Championship oyuncusu. Hadi zorlayalım, Premier Lig'de alt sıra takımlarının iyi bir rotasyon oyuncusu olur. Nathan Dyer çok süre almış sayılmaz ama Swansea'de severdim. Böyle pırpır oyunculardan en az bir tane her takıma lazım. Ama kim derdi bu adamlar kariyerine Premier Lig şampiyonluğu ekleyecek ?


Az önce saydıklarımdan bir adım öte oyunculardan devam edelim. Bunlardan başı Okazaki çekiyor. Leicester City'nin yüksek bonservise transefer ettiğini duyduğumda "Ne alaka?" demiştim. Bana göre Ranieri'nin çok kötü bir para harcama tercihiydi. Yıllarca Bundesliga'da geçen ortalama bir kariyerden sonra 30 yaşında Premier Lig şampiyonluğuna 5 gol 2 asistlik katkıda bulundu. Marc Albrighton tam bir Aston Villa saçmalamasıydı. Tipik bir potansiyelli İngiliz 4-4-2 kanat oyuncusu genç yaşta alt lige gönderildi. 2014'te gelip lig yükseldiği Leicester City'nin şampiyonluğunda 37 maçın tamamında şans bularak yaptığı 7 asistle büyük katkısı var. Jeffrey Schlupp bir nevi Dany Rose'dur gözümde. İkisi de futbola hücum oyuncusu olarak başladı. Rose Tottenham'da, Schlupp Leicester'da sol beke devşirdi. 23 yaşındaki Schlupp'un kariyerinde 1 Premier Lig şampiyonluğu var. Christian Fuchs'un da Okazaki'ye benzer bir Bundesliga geçmişi var. Sezon başında belki de rotasyon oyuncusu olarak düşünülüp Leicester City'ye transfer edilmişti. Sezon boyunca üst düzey performans sergileyerek şampiyonluğun önemli isimlerinden oldu. Leonardo Ulloa'ya gelelim, ki ben çok severim. Vasat bir İspanya kariyerinden Championship'te iddialı bir takım kuran ve İspanya ekolü oluşturan Brighton'a geldi. O Brighton'ın Premier Lig'e çıkmasını bekledim ama olmadı. Yaklaştılar ama başaramadılar. Leicester City ise Premier Lig'e yükseldi ve yanlış hatırlamıyorsam ilk pahalı transferi Arjantinli Ulloa oldu. Ulloa'yı beğenmeme rağmen Premier Lig'de kalma hedefi olan bir takımın alt ligden bir oyuncuya bu kadar para bağlamasını anlayamamıştım. O Ulloa da bu sezon genellikle kulübeden gelip katkı sağlasa da takımın şampiyonluğunda önemli pay sahibi oldu. Bu klasmanda son değerlendireceğim isim Gökhan İnler. Yıllardır Fenerbahçe'de görmek istesem de; İtalya kariyerinin ardından Ranieri'nin Leicester'ına transfer oldu. Kariyerinden dolayı olacak ki; Ranieri onu "Maradonamız olacak" diye lanse etti. Benim için oldukça anlamsız bir benzetmeydi. Gökhan çok forma bulamadı. Hatta kulübede olup olmadığını takip bile etmedim bazen. Yeni sezonda belki ayrılır ama kariyerinde bir Premier Lig şampiyonluğuyla...


Gelelim en üst klasmana. Önceliği "Yılın Futbolcusu" seçilen Mahrez hakediyor olsa da Vardy ile başlayacağım. Geçmiş yazıları arayıp bulmaya üşendim. Vardy için Tottenham maçından sonra "Ranieri neden Vardy'de ısrar ediyor anlamıyorum. Alt lig oyuncusu" gibi bir ibare kullandığımı hatırlıyorum. Hatta "Kramaric oynamalı" bile demiş olabilirim. Hele ki birisi bana Mourinho bile olsa "Vardy-Okazaki ikilisiyle şampiyon olunacak" dese onunla futbol konuşmazdım. Kaale bile almayacağım Jamie Vardy bu sezon değerini 100'e katlayan bir performans ortaya koydu. Belki de bir önceki yazımda selam çaktığım Luca Toni gibi geç gelmiş başarıların yer aldığı bir kariyeri olacak. Sezon boyunca inanılmaz goller attı ve çıkışının tesadüf değil çok istemek ve çalışmak olduğunu gösterdi. Riyad Mahrez ise Dünya Kupası'nda çok beğendiğim oyuncuydu. Hatta sezon başında Leicester'ın ilk hafta performanslarından sonra "Keşke Feghouli değil de Mahrez'i kovalasaydık, 4-5'e biterdi" gibi talihsiz bir açıklamam olmuş olabilir. Şimdi Mahrez kaç milyona nereye gidecek tahmin etmek zor ama o parayı verebilecek kulüpler de az çok belli. Premier Lig'de 17 gol, 10 asist muazzam performans. Bir de N'Golo Kante var. Bu sezon Leicester'ın pek çok maçını onun için izledim. Tam olarak aynı stil denemez ama izlemeye doyamadığım Appiah'ı anımsatan ciğeriyle beni geçmişe götürdü. Yine kapalı kutu bir transferdi, para da harcandı ama o da değerini onlarca kat katlayan isimlerden oldu. Hani böyle adamlar genelde gizli kahraman olur ya; Kante'nin kahramanlığı pek de gizli kalmadı. Bağıra bağıra, yüreğini ortaya sere sere oynadı her maç.


Bu mükemmel ofansif performansın arkasında elbette mükemmel bir savunma performansı olmalı. Böyle destansı bir şampiyonluk başka türlü gelmez. O mükemmel savunma kurgusunda iki beke değindik. "Vasat" olarak değerlendirebileceğimiz Fuchs ve Simpson'a güven veren iki stoper vardı. Wes Morgan ve Robert Huth. Yine Championship ilgimden dolayı takip ettiğim, duvar gibi adam olarak değerlendirdiğim bir isimdi Nottinghamlı Wes Morgan. Nottingham ile yıllardır gerçekleştiremediği Premier Lig hayalini Leicester City ile gerçekleştirdi ve iki sezonda şampiyon olan takımın kaptanlığını yapma şerefine nail oldu. Partneri Huth bu ligin tecrübeli isimlerindendi. Sezon genelinde Huth'ün de kritik golleri var. Savunmada ikilinin öyle bir uyumu vardı ki; yedek stoper Wasilewski'ye pek şans gelmedi. Koca bir sezonu iki stoper ile bitirdi Leicester City.

Ranieri'nin şanslarından biri de çok kritik sakatlıklarla boğuşmadılar. Öyle ki; Ocak ayında takıma katılan Amartey ve Gray gibi yıldız adayları işleyen takım bozulmasın diye pek şans bulamadılar. Wasilewski, Gökhan İnler ikilisini de böyle değerlendirebiliriz. Böyle bir kadroya bu kadar büyük başarı yaşatmak Ranieri için çok büyük bir rüya olmalı ve eminim kendisi hala zaman zaman bu başarıya inanamıyordur. Başka bir sezon olsaydı ben de herkes gibi Leicester City'nin şampiyonluğa koşmasını hayal ederdim elbette. "Ha takıldılar, ha takılacaklar" diye beklerken çok büyük motivasyon ile başarıya ulaştılar. Fakat Tottenham'ın bu kadar yaklaştığı, yıllardır temelini attığı şampiyonluğa ulaşamasından dolayı biraz buruğum. Tottenham için kritik virajlar vardı takıldığı. Onları geçseydi şampiyon olur muydu ? Bu sorunun cevabını vermek zor. Ama Leicester City'nin bu performansı karşısında Spurs'ün de yapacak çok şeyi kalmadı. Takımın iskeletini bozmazlarsa belki seneye de şampiyonluğa oynarlar. Leicester City'nin ise böyle bir hedefi yok. Ranieri ilk 10 hedefi belirledi. Şampiyonlar Ligi için ise içten içe gönlünde bir şeyler mutlaka vardır.
10 Mayıs 2016 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Grazie Luca Toni


Çok sevdiğim İtalyan futbolunun geç açılan golcüsü Luca Toni sezon sonunda aktif futbol yaşantısını sonlandırıyor. Küme düşen takımı Hellas Verona ile şampiyon Juventus'a gol atarak taraftarına veda etti. 1977 doğumlu Luca Toni, 28 yaşına kadar Serie A'nın ortalama golcülerinden biri olarak oynadı. Fiorentina'da oldukça parlayan ve yıldızlaşan oyuncu 2 sezon burada oynadıktan ve Milli Takım ile de Dünya Şampiyonluğu kazandıktan sonra Bayern Münih'e transfer oldu. Bavyera ekibinde 2 lig, 2 kupa şampiyonluğu yaşadıktan sonra ülkesine döndü. İlerleyen yaşına rağmen Genoa, Juventus, Fiorentina ve Hellas Verona'da oynamaya devam etti. Kısa süreli de bir Birleşik Arap Emirlikleri macerası var. Serie A'da toplam 346 maçta 158 gol. Bundesliga'da 60 maçta 38 gol. Milli forma ile 49 maçta 16 gol. Toplamda 593 resmi maç, 290 gol.

İzlediğim en baba golcülerdendi. Umarım teknik direktör olarak devam eder. İtalyan futbolunun iyi teknik direktörlere ihtiyacı var. Grazie Luca Toni.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Trabzonspor 0 - 4 Fenerbahçe


Biraz zaman aşımına uğradı ama sezonun en güzel maçlarından birisinin burada yer almasını istedim. Yıllardır Trabzon'da üst düzey oynayıp kazanıyoruz. Malum süreçten beri hiç kaybetmedik, sadece 1 gol yedik. Ersun Yanal ile çıktığımızda şiir gibi bir yarım saatin maç yarım kalmıştı. 2012 Süper Final'de 5 dakikada fişi çektik. Kadıköy'de geçen sezonki Emenike felaketi hariç zaten kasmadan kazanıyoruz. Tüm bunlara rağmen Trabzonspor rekabet yaratma peşinde ve başarılı olamıyor. Üstelik her maç olaylarla bitiyor ya da bitemiyor. Dolayısıyla maç sonunda konuşulan futboldan çok başka şeyler oluyor.

Kabul ediyorum, tüm bu rahat maç etkenlerine rağmen galibiyeti cepte gördüğüm bir deplasman değildi bu sefer. Takımın zor gol atması buna nedendi. Hatta 3.5 altı kupon yapmıştım. Ama kadrolar sayıldığında fark atacağımızı düşünüp bir rahatlama da gelmedi değil. Alper ve Volkan'ın peşpeşe attığı gollerle de bunun sinyalini verdik. İlk yarı boyunca Mehmet Ekici'nin şutu ve verilmeyen penaltı pozisyonu hariç Trabzonspor tehdit olamadı zaten. İkinci yarıda da çok zaman geçmeden önce Nani, sonra Van Persie golleri attı. Nani yeni Cristian, Trabzon'u boş geçmiyor. Gol harici çabası da takdire değerdi, çok keyif aldım. Trabzonspor tribünlerinin tepkiyle karışık alkışları maçın şaşırtıcı şekilde güzel bir havada geçtiğini gösteriyordu. Ancak 27 dakikada idrak edilmiş olsa gerek, 61'de 4-0 olan maçın olayları 88'de çıktı. Volkan'ın söylediği gibi farkı arttırmak istesek çok daha fazlasını atardık ama kasmadık. Trabzon'dan ağlayarak ayrılan Volkan Şen'in Fenerbahçe formasıyla golle dönmesi duygusal olarak gecenin önemli detaylarındandı. Sahaya atlayıp hakem döven, işin tirajik yanı bu denli destek gören eleman ülkeyi uluslararası alanda rezil etti. Son dönemde alışık olduğumuz görüntüler. Vitor Pereira'nın takım içeri girmeden girmeyişi, rakibi teselli edişi, golde aşırı sevinmemeleri için oyuncuları uyarması ve polis korumasında ağlayarak sahadan çıkarılan kız gecenin akılda kalan diğer görüntüleriydi.


Şampiyonluk artık gerçekten zor. Beşiktaş'ın mağlubiyet değil, beraberlik alıp bize avantaj sağlayacağı bir durum olsa umutlu olurdum. Ancak şu aşamada pek umudum yok. Konya'ya kadar puan kaybetmeyeceklerini düşünüyorum. Bu arada Hami Mandıralı iyi adam ama aşırı kötü teknik direktör.
27 Nisan 2016 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Stoke 0 - 4 Tottenham


Leicester City'nin puan kaybından sonra coşkulu bir Tottenham bekliyordum ama bu kadar da değil. Stoke City deplasmanı sezonun en rahat maçlarından biri oldu ve geçen hafta alınan 3-0'lık Manchester United galibiyetinden sonra bu deplasmanda da 4-0 gibi farklı bir skor geldi. Stoke City'de kalede 40 yaşındaki Shay Given oynadı. Oğlu yaşındaki Dele Alli, Given'a baş belası oldu. 9. dakikada Harry Kane'in güzel bir organizasyon sonucu attığı gol Spurs'ü deplasmanda öne geçirdi. Stoke City ise Arnautovic'le etkili olmaya çalıştı. Hem Arnautovic, hem Shaqiri, hem Imbula çok önemli oyuncular. (Arnautovic şu saç stiliyle Ragnar Lothbrok'un oğlu Björn'e benziyor) Afellay ve Bojan biraz gününde olduğunda oynayan oyuncular. Dolayısıyla Stoke City hücum anlamında üretkenlikten çok uzak kaldı. Tottenham ilk yarı boyunca bol bol kaleye geldi. Zaten iyi bir savunması olan takımda Vertonghen de iyileşince savunma çok daha sağlam gözüküyor. Dembele bu takımın en iyi defansif orta sahası. Üstelik dikine oynama özelliği de var. Geçen sezon değerlendirilmemesi Pochettino'nun ayıbıydı. Arjantinli bu sezon Dembele'den verim almaya başladı. Tottenham ikinci yarıda da rahat ve üstün oyununu sürdürdü. 67'de Eriksen'in asistiyle sahneye Alli çıktı. Aynı Alli peşinden Given'ı çalımlayıp boş kaleye golü atamadı. Harry Kane baskılı oyunun hakkını hemen vererek skoru 3-0'a taşıdı. Farkı 4'e taşıyan golü yine Dele Alli attı ve boş kaleye kaçırmasını telafi etti. Eriksen yine 2 asistle farkını ortaya koydu.

Kalan 4 maç, puan farkı 5. Leicester City'nin kolay gibi gözüken bir Swansea maçı var. Zorlu Everton maçı var. Hem Chelsea, hem Manchester United maçları tilkileri çok zorlayacak maçlar olarak gözüküyor. Tottenham'ın ise West Bromwich ve Southampton'ı yeneceğini düşünüyorum. Chelsea fikstürdeki en kritik maç. Son hafta oynanacak Newcastle maçı için ise Newcastle'ın durumunu takip etmek lazım.

Stoke : Given; Cameron, Shawcross, Wollscheid, Muniesa; Imbula, Whelan (76' Adam); Shaqiri (46' Joselu), Afellay, Arnautovic; Bojan.

Tottenham : Lloris; Walker, Alderweireld, Vertonghen, Rose; Dembele (87' Mason), Dier; Lamela (90' Son), Alli (84' Chadli), Eriksen; Kane.

Sarı Kartlar : Imbula, Adam.

Goller : 9' ve 71' Kane, 67' ve 82' Alli.
21 Nisan 2016 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Tottenham 1 - 1 Liverpool | EPL 3.Hafta

Tam spora diye evden çıkıyordum, baktım maçın saati 14:30. İdman Tv sağolsun, oturduk izledik. Çok hızlı, aksiyonlu başladı. Bir o kale, ...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -