10 saat önce
Fenerbahçe 4 - 0 Karabükspor | Şampiyon Gibi
En son Arsenal maçına gitmiştim. O günün üzerinden kısa bir tatil macerası ve askerlik macerası geçerken; sezonun tüm maçlarını da kaçırmış oldum. Askerde 5,5 ay boyunca şampiyonluk gecesinin hayalini kurmuşken; hasrete bir son vermem gerekti. Rize maçına kısmet olmamıştı ama Karabük maçı ile birlikte hasrete son verdim. Şükür kavuşturana... Üstüne bir de Fenerbahçe şampiyon futbolunu oynarken keyiflendik. Garantiledikten sonra bünyemiz pek alışık değildir kazanmaya, genelde içeride-dışarıda kaybederiz. Geçen haftaki Akhisar maçı da bunun örneklerinden olmuştu. Bir hatırladığım 2007'deki Ankaragücü maçı var kazandığımız.
Dün akşam kutlama olmasa da; stadın süslenmesi ve sponsorlar ile bile olsa açılan pankartlar şıktı. Ülker'in hazırladığı pankartta Ülker yazısı kocaman olsa da; Türk Telekom'un hazırladığı, oyuncularımızın yer aldığı pankart oldukça başarılıydı. Ersun Yanal'ın genç oyuncuları oynatmasını isteyenler var. Ancak ben taraftarın önündeki son maçta şampiyon olan as oyuncuların oynaması ve onurlandırılması taraftarıyım. Zira futbolcular maça büyük keyifle çıktılar, büyük keyif ile stressiz bir maç oynadılar ve tribünler tarafından tek tek alkışlandılar. Şampiyonluğu hakeden taraftar ile şampiyonluğu hakeden takımın bütünleşmesi geceyi unutulmaz kılan görüntülere sahne oldu. Fenerbahçe'nin rahat bir kafayla hep bu şekilde oynayacağını düşünüyorum ben. Maçın uzun bir bölümünde Karabükspor'un kaleye şutu yoktu. Her oyuncumuz istekli; bu güzel geceyi galibiyetle, hatta farklı galibiyetle süslemeye niyetliydi. Özellikle Emre'nin golü de jeneriklikti.
Selçuk'un oyuna girmesiyle birlikte elden ele dolaştırılan kağıdın bir goygoy olduğunu tribündekiler hemen anladı. Kağıt her el değiştirdiğinde "Oleeeeey" çekildi. En son Volkan'ın kağıdı gösterdiğinde ne yazdığını elbette merak ettik ama Twitter bu merakımızı çabuk giderdi. Bizim için güzel, diğerleri için sinir bozucu bir espriydi. Yalnız maç oynanırken böyle bir şey yapılması oldukça büyük dalga. Ben Mehmet Topuz'un fikridir diye düşünmüştüm ama Volkan'ın fikriymiş. Biz de en az sahadaki futbolcular kadar eğlendik.
Güzel bir geceyi, güzel bir futbolla kapattık. Çok özlediğim tribün ortamına kavuştuğum için de oldukça mutluyum. Pazar günü son kutlamamızı yapacağız. Bir sezonun değil, son 3 sezonunun acısını çıkartacak bir kutlama olacağını umuyorum.
Dün akşam kutlama olmasa da; stadın süslenmesi ve sponsorlar ile bile olsa açılan pankartlar şıktı. Ülker'in hazırladığı pankartta Ülker yazısı kocaman olsa da; Türk Telekom'un hazırladığı, oyuncularımızın yer aldığı pankart oldukça başarılıydı. Ersun Yanal'ın genç oyuncuları oynatmasını isteyenler var. Ancak ben taraftarın önündeki son maçta şampiyon olan as oyuncuların oynaması ve onurlandırılması taraftarıyım. Zira futbolcular maça büyük keyifle çıktılar, büyük keyif ile stressiz bir maç oynadılar ve tribünler tarafından tek tek alkışlandılar. Şampiyonluğu hakeden taraftar ile şampiyonluğu hakeden takımın bütünleşmesi geceyi unutulmaz kılan görüntülere sahne oldu. Fenerbahçe'nin rahat bir kafayla hep bu şekilde oynayacağını düşünüyorum ben. Maçın uzun bir bölümünde Karabükspor'un kaleye şutu yoktu. Her oyuncumuz istekli; bu güzel geceyi galibiyetle, hatta farklı galibiyetle süslemeye niyetliydi. Özellikle Emre'nin golü de jeneriklikti.
Selçuk'un oyuna girmesiyle birlikte elden ele dolaştırılan kağıdın bir goygoy olduğunu tribündekiler hemen anladı. Kağıt her el değiştirdiğinde "Oleeeeey" çekildi. En son Volkan'ın kağıdı gösterdiğinde ne yazdığını elbette merak ettik ama Twitter bu merakımızı çabuk giderdi. Bizim için güzel, diğerleri için sinir bozucu bir espriydi. Yalnız maç oynanırken böyle bir şey yapılması oldukça büyük dalga. Ben Mehmet Topuz'un fikridir diye düşünmüştüm ama Volkan'ın fikriymiş. Biz de en az sahadaki futbolcular kadar eğlendik.
Güzel bir geceyi, güzel bir futbolla kapattık. Çok özlediğim tribün ortamına kavuştuğum için de oldukça mutluyum. Pazar günü son kutlamamızı yapacağız. Bir sezonun değil, son 3 sezonunun acısını çıkartacak bir kutlama olacağını umuyorum.
Şampiyonlukla Döndüm
Son yazıyı yazdığımın üzerinden sanki çok zaman geçmemiş gibi... Ama bazen de yıllar önce yazmışım gibi... İşte askerlik psikolojisi böyle. Yani uzununu bilmiyorum da, kısası böyle. 6 ay geçti gitti, 2 haftadır evimdeyim ama buraya yazmaya zaman bulamadım. Çok revaçta olduğum, sevdiklerimle zaman geçirdiğim son derece verimli bir dönemden geçiyorum. Şampiyonluğa nasıl yetiştim ama ? İyi yetiştim iyi... Mesafe uzak olsa da, Bayburt gibi bilinmeyen bir yerde olsan da; duygu aynı duygu. Fenerbahçe'nin peşinde fiziken olamasan da, manevi olarak oluyorsun. Neticede şampiyonluk coşkusunu yaşamak benim de hakkım.
Her hafta atılan son dakika golleriyle başladığımız ligin, en son Bursaspor'a attığımız son dakika golünü izleyerek askere gitmiştim. İlk hafta izlediğimiz maç da derbi oldu. Bayburt'ta ilk günümdü ve akşamında maçı izleyebilecek miyim tereddütleriyle bir gün geçirdim. Maçı izlemek mümkün olunca, üstüne de 2-0'lık galibiyet olunca; vatani hizmetime güzel bir başlangıç yaptım. Ardından Antalyaspor'u 2-1 yendiğimiz maç... Zannediyorum bu sezon kazandığımız son "son dakika gollü" maçtı. Ardından babamla izlediğim muhteşem Beşiktaş maçı... Futbola doyduğumuz ama istediğimizi alamadığımız bir maçtı. Ayrıca yıllar sonra babamla izlediğim ilk maç olması da benim için önemliydi. Evci İzni harikaydı dostlar! O maçta Kuyt'ın attığı gol şampiyonluğa olan inancımı kamçılamıştı. Takımın hırsı, kazanma azmi mükemmeldi. Rize maçında zor bir deplasmanda ilk yarının sonunda attığımız golün moraliyle ikinci yarı oyunu çevirdik. Akhisar ise sezonun kolay maçlarından biri oldu. Karabük maçı, askerde izleyemediğim ilk maç oldu. Ayrıyetten uzun zaman sonra gelen ilk yenilgi... Kayserispor'a 5 gol attığımız maç ise; düşman çatlatan cinstendi. Özellikle Emenike'nin gol sevinci, Caner'in füzesi akılda kalan detaylar oldu.
"Ersun Yanal'ın takımları ikinci yarıda düşüşe geçiyor yeaaa" klişesiyle başladığımız ikinci yarıda Konyaspor'u çok zorlanarak yendiğimiz bir ilk maç izledik. Ardından Eskişehir ve Sivas deplasmanlarında gelen mağlubiyetlerle klişecileri ümitlendirdik. Hakemlerin her iki maçta da oldukça rezalet olduğu gerçeğine rağmen, çok verimli oynayamadığımız da ortadaydı. Aslında her iki maça da önde basarak ve pozisyon arayarak başladık. Eskişehirspor maçında oldukça şanssız günümüzdeydik. Kuyt'ın çizgide atamadığı gol maçın kırılma noktasıydı. Sivas maçında ise hakem şartları nedeniyle kazanmayı zaten başaramazdık. Egemen'den mesela o günden sonra yararlanamadık. Kırmızı kart cezası biter bitmez Gençlerbirliği maçını oynadı, ancak sonrasında da sakatlık geldi. Özellikle Elazığ deplasmanında yediğimiz golü hatırlıyorum da; Egemen'i gerçekten aradığımız bir gündü. Sivasspor maçından sonra ortaya çıkan "Puan Farkı 3,5" çuların ortalıktan toz olması çok vakit almadı. Kasımpaşa maçı yine Konyaspor maçı tadında, zor kazandığımız bir maç oldu. Elazığspor deplasmanında yine kötü bir oyun ve hakem faktörüyle puan bıraksak da; ondan sonra yolumuz açık oldu. Gençlerbirliği maçı Gosso'nun insanlıktan çıktığı maçtı. Yazamadık belki zamanında ama küçük bir not olarak burada dursun. Trabzonspor maçı ise Gossolarla dolu tribün vardı. Kafalarına siyah poşet geçirmeyi unutmaları üzdü. Alıştığımız görüntülerdi. Müthiş oynadığımız, zaten 3-0'dan aşağı kazanmayacağımız, Emenike'nin füzesinin unutulmayacağı bir maçı hükmen 3-0 kazandık. Kayseri Erciyes içeride kazandığımız zor maçlardan biriydi. Gaziantepspor maçı ise; Emenike sayesinde zoru kolay yaptığımız bir maç oldu.
Bursaspor yine rahat kazandığımız, özellikle ikinci yarı kötü oynamamıza rağmen oyunun üstünlüğünü vermediğimiz bir maçtı. Galatarasay maçı ise, tipik bir Galatasaray deplasmanı. Türlü türlü Meloluğun yapıldığı, neticesinde kötü de oynayarak kaybettiğimiz bir maçtı. Galatasaray iyi mi oynadı? Hayır. Neyse ki; Antalyaspor karşısında bu takım "Neden Şampiyon?" olduğunu ispatlarcasına oynadı. Beşiktaş maçı eve döndüğüm gündü. O geceyi caddede şampiyonluk turunda geçiririz diye düşünüyordum. Eve gelir gelmez, yemek yiyip çıktım. Beraberlik elbette tatmin edici bir sonuç olmadı benim için. Şampiyonluğu bir hafta ertelemesi ise bana kutlamaya hazırlık yapma fırsatı tanıdı. Ardından gelen şampiyonluk ve bunun coşkusunu statta yaşayamama burukluğu.
Önce Caner için yazalım. En kötü zamanında bile eleştirmediğim, hep güvendiğim bir oyuncuydu. Ancak kabul etmek gerekir ki; bu sezonki performansını ben de beklemiyordum. Gerçek bir sol bek oldu. Dünyanın pek çok takımında oynayabilecek düzeyde bir sol bek oldu. Benim için sezonun yıldızı kesinlikle Caner. Mehmet Topal gelir ondan sonra belki... Çok kritik adam, benim her zaman kadroya ilk yazacağım adam. Emenike zaman zaman bencillik yapıyor, tuhaf triplere giriyor. Ama bu sezon verdiği katkı unutulmaz. Özellikle şike sürecinden sonra bu takımda ilk sezonunda şampiyon olmayı başarması enfes oldu. Moussa Sow benim için beklenen performansından altında bir sezon geçirse de; sadece attığı goller ve Emenike ile uyumu sayesinde bile aslında beklenti altı performansına rağmen çok iyi bir sezon geçirdi ve şampiyonluğa büyük katkı yaptı. Fenerbahçe'de şampiyonluk yaşamayı en çok hakeden oyunculardan biriydi zaten. Volkan kötü bir sezon geçirmesine rağmen şampiyonluk yaşadı. Bu sezon performansına en çok üzüldüğüm oyuncu. Mesela Bruno Alves de benim beklentilerim altında kaldı ama öyle bir oyuncu ki; sahada durması bile psikolojik üstünlük veriyor. Elbette Dirk Kuyt'ın özverisini, inancını es geçmek olmaz. Her takımda olması gereken bir karakter.
Son olarak Ersun Yanal'a ayrı bir paragraf açalım. Hocalığını her zaman beğenmişimdir. Milli Takım'ın başında dahi beğenmişimdir. Kendi bildiklerini yapmaya çalışan bir teknik direktör. Fenerbahçe'ye geldiğinde ne vereceği konusunda şüphelerim vardı. Özellikle 2 sezon sonra mutlaka şampiyon olmak zorundaydık ve Ersun Yanal'ın bu şampiyonluğu vereceğine inanmak istiyordum. Sezonun ilk maçlarında eleştirdim. Daha çok yönetimi eleştirdim aslında... Ama eldeki kadronun, Ersun Yanal'ın sistemine uymayacağını düşünüyordum. Kuyt,Sow sürekli yer değiştiriyor; Emenike ile üçlü uyum yakalayamayacak gibi gözüküyordu. Futbolcuların da payıyla bu süreç aşıldı ve Fenerbahçe hücum hattı rakiplerine korku veren bir hücum hattı oldu. Olması gerektiği gibi... Takımın geçirdiği kriz süreçleri geçen 2 sezonda olduğu kadar ağır olmadı ama Ersun Hoca bu süreçleri de iyi yönetti. Her maç sonrası dimdik durdu, açıklamaları her zaman Fenerbahçe'nin menfaatlerini ve büyüklüğünü koruyan düzeyde oldu. Sezon başındaki eleştirilerimden dolayı beni utandırdı ve Fenerbahçeliliğine yüreğine de koyarak bu şampiyonluğa alnının akıyla kazandı. Teşekkürler Ersun Hoca, en büyük başarılarının başlangıcı olur inşallah.
Askerlik Arası...
Acemi birliği Trabzon, usta birliği Bayburt'ta olmak üzere; 6 aylık, kimisi için kısa, kimisi için uzun bir askerlik arası veriyorum.
Bu süre içerisinde dileğim; Fenerbahçe ben gelmeden şampiyonluğu garantilemesin. O maçta statta olmam lazım, çok özledim o duyguyu... The Walking Dead'te Dale ve Tyrese hariç tüm karakterler ölsün. Game Of Thrones'ta da Joffrey Baratheon'un yüzüne nur insin. Fırsat buldukça görüşmek dileğiyle...
Bu süre içerisinde dileğim; Fenerbahçe ben gelmeden şampiyonluğu garantilemesin. O maçta statta olmam lazım, çok özledim o duyguyu... The Walking Dead'te Dale ve Tyrese hariç tüm karakterler ölsün. Game Of Thrones'ta da Joffrey Baratheon'un yüzüne nur insin. Fırsat buldukça görüşmek dileğiyle...
Ne İzledim? #35
O kadar vakitsizim ki, bu seferkinin gerçekten tarifi yok. Her ay film sitelerinde yazdığım yorumları blogda derler, küçük-tatlı eklemeler yaparak sizinle paylaşıyordum. Bu sefer o kadar az vaktim var ki; kopyalayarak paylaşacağım. Hepsi sıcağı sıcağına yazdığım yorumlar olduğu için sorun olmaması gerek. Askerden sonra 36. yazıyla devam ederim inşallah... Şimdilik 35 aylık film tavsiye dizisine 6 aylık bir ara veriyorum. Çok film, çok dizi birikecek.
İsminde "Great" geçen bir filmin görüntüleri anca bu kadar muhteşem olabilirdi! Büyüleyici bir atmosferi var. Hikayenin merakta bırakan kısmı çok başarılı, ancak çözüldükten sonrası biraz daha ortalama sanki... Kitabını okumadım, hikayeye bağlılığını bilemem ancak film olarak beğendim. Gösterişli olan sadece Gatsby değil, film de en az Gatsby kadar gösterişli.
Şu ihtişama bir bakın ! Bu Gatsby bir harika dostum !
Eee ne oldu şimdi, tadı damağımda kaldı ? İşin ilginci, siyasetten hiç anlamam. Oyuncu kadrosu filmi tercih etme sebebi oluyor. George Clooney'in yönetmenliğine ve filmdeki rolüne rağmen kendini çok ön planda göstermemesi artı bir puanımı aldı. Hem Gosling'in, hem Giamatti'nin olduğu filmde "Eeee oyunculuklar çok iyiydi" demek olmaz. Siyaset beni her zaman sıkmıştır ama bu filmde değil... Bir politik filme göre içerisinde eğlenceli diyaloglar bile olduğunu söyleyebilirim.
-Sende telefon numaram var, Mary diye kayıtlı.
-Adının Mary olduğunu biliyorum.
-("Nasıl yedirdim gülümsemesiyle") Benim adım Molly!
Politika işte bu!
Filmin konusunu dahi bilmeden, oyuncu kadrosunu görünce almıştım listeme. Bu kadro komedi işini biliyor. Danny McBride için Hollywood'un Recep İvedik'i diyebiliriz belki ama ekip arkadaşlarıyla birlikte çok başarılı işlere imza atıyor. Franco, Seth ve Danny'nin Pineapple Express filminde de çok eğlenmiştim. Bu adamlar herkesin yapmaya cesaret edemeyeceği bir film yapmışlar. Film hristiyan kesimlerden tepki görecek olsa bile, aslında içerisinde "İnanın" mesajı da içeriyor. İyiliğin cennetle ödüllendirileceği bir şekilde seyirciye aktarılıyor. Hani bir yerden götürürken, bir yerden kurtarıyor film benim nezaretimde. 2013 yılında komik film yapmak zor. Komedi izleyicisini tatmin etmek zor. Neticede ne yapılsa "klişe, daha önce yapıldı, sıradan, vasat" olarak değerlendiriliyor. Seth Rogen'in her filminde konu klişeye kaçsa bile müthiş eğlence buluyorum ben. Oyuncu kadrosunun başarısını överken filmin gerçekten komik sahneler barındırdığı gerçeğini de göz ardı etmemek lazım. 7,5/10 puan. Daha iyisini yapsınlar da 10/10 verelim. Hadi...
Farkettim ki; çocukluğumdan beri izlerken hep heyecan duyduğum film türü dövüş filmleri. Hele o "Büyük dövüş günü geldi" anonsu tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Dövüş filmlerinde favori karakterim Yuri Boyka'dır ama Warrior'da iki kardeş ve birden fazla aile arasında dramatize edilmiş hikayeyi oldukça başarılı buldum. Tom Hardy kısa bir süre öncesine kadar dikkatimi çekmemiş bir oyuncuydu. Son dönemde filmlerini izlemeye başladım, çok iyi. Özellike burada olduğu gibi "cool delikanlı" rollerine giden bir yüz ifadesi olması kendisine artı katıyor. Warrior, klişe bir dövüş filmi olarak görülebilir ancak klişe bir senaryo olarak değerlendirilmesi haksızlık olur. 8/10 ile favori listeme ekledim.
Hani yaşlı değilim ama Kick-Ass beni olduğumdan daha genç hissettiriyor. Yönetmen değişikliği kendini belli etse de; karakterler filmin kimliğini korumaya devam ediyor. Şiddet sahnelerinde azalma olduğu da gerçek ama bu oldukça küçük bir azalma. Yine hem eğlendiriyor, hem kan dozajıyla suratımızı buruşturtuyor. Chloe Moretz, Hit-Girl rolüyle yine büyülüyor. Geleceğin en iyi ve güzel kadın oyuncularından birisi olacak, olmazsa oturur ağlarım. Üçüncü film son olacakmış, hikayenin de nasıl başlayacağı-ne tür ilerleyeceği hakkında az çok tahminim var ama izlerken yine keyif alacağıma eminim.
"Olmuş" bu film. Owen Wilson ile Vince Vaughn'u o kadar çok izledim ki; sanki ikisi hep bir aradalarmış gibi geliyor bana. Wedding Crashers da fena değildi. Eğlence ve kafa dağıtma söz konusu ise; istenileni veriyor The Internship. Bir de; o gerçek Google kampüsü müydü ya ? Vince Vaughn'ın aynı zamanda senaryoda da emeği olduğunu ekleyelim. Bittiğinde benim de içimde bir umut belirdi. Sinema bazen bu kadar basittir. Seyirciye umut verirsin, dertlerini unutturursun. Seth Rogen'ı, Steve Carrell'i bu yüzden çok severim. Vince Vaughn da bu film ile daha önceki senaryo deneyimlerinden bir adım önde gözüküyor. Filmdeki rolünde çok iyi satışçı ya hani, burada da konuyu seyirciye -umutla birlikte- oldukça iyi satmış bir sinemacıdır gözümde. Önemsiz bir not da; film bitiş jeneriği oldukça güzel düşünülmüş.
Daha önce Real Steel'de izlediğim ve kız çocuk sahibi olmaya karar verdiğim küçük tripli kızı bu filmde de görmek beni mutlu etti. Canım benim ,çok seviyorum lan.
Önce ısınamadım. Dış ses anlatımı çok cazip gelmedi bu hikaye için... Ancak sonra hoşuma gitmeye başladı. Kurgu ve hikayeyi oldukça başarılı buldum. Sonunun çok oldu bittiye geldiğini düşünüyorum. "Olayı çözdük, şöyleyken böyle olmuş" özetlemesiyle bitmesi tatmin etmedi. Ama son derece eğlenceli bir suç hikayesi olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir de şu tip filmlerde kadın oyuncu güzelliğinden bahsetmeyeyim bahsetmeyeyim diyorum ama o ne güzelliktir be Michelle Monaghan ? Michelle Monaghan'ın bu filmde seyirci üzerinde bıraktığı büyüleyici etki = One Night at McCool's'da Liv Tyler'ın bıraktığı etki.
Çok düz, bayağı sıradan ve sıkıcı bir salgın filmi. Çok sıkıldığım bir vaktimde tercih etmeme rağmen sıkıcılığımın giderilmesi bir yana, katlandı mübarek... Uçak sahnesinden artı puan veririm, bana Lost'u hatırlatan oldukça başarılı bir uçak sahnesiydi. Ancak film, hikaye, son; hepsi vasattı. Overrated'ın sözlük anlamı.
Sıradan bir "gençler aile baskısından bunalıp kaçarlar ve dağda bahçede yaşarlar" filmi. Aslında Joe'nun çok eğlenceli bir babası var ama kendisi annesini kaybetmiş olmanın verdiği psikolojik çöküntüsünden kurtulamamanın verdiği bunalımı yaşıyor. Patrick daha çok baskı altında ve kısıtlanmış. İkilinin arasındaki arkadaşlık çok gerçek hayatın içinden... Ayrıca önemli not: kızlar hep arayı bozar beyler!
Seann William Scott hayranlığım belli olsa da, The Rock ile ikisinin 2006'da çekilen (fakat daha önce izlediğim) Southland Tales faciasından sonra ön yargılı baktığım bir filmdi Rundown. The Rundown için oldukça eğlenceli bir aksiyon diyebiliriz. Aralara sos tadında komedi sahneleri de katılmış. Maymun ve meyve olayı da oldukça gülümsetici olmuş. Filmin hakkı 6/10 olsa da, The Rock-Seann William Scott ikilisinden dolayı 6,5/10 verdim. Keşke uyumlu birliktelikleri bu filmde kalsaydı da, Southland Tales'i hiç çekmeselerdi.
İsminde "Great" geçen bir filmin görüntüleri anca bu kadar muhteşem olabilirdi! Büyüleyici bir atmosferi var. Hikayenin merakta bırakan kısmı çok başarılı, ancak çözüldükten sonrası biraz daha ortalama sanki... Kitabını okumadım, hikayeye bağlılığını bilemem ancak film olarak beğendim. Gösterişli olan sadece Gatsby değil, film de en az Gatsby kadar gösterişli.
Şu ihtişama bir bakın ! Bu Gatsby bir harika dostum !
Eee ne oldu şimdi, tadı damağımda kaldı ? İşin ilginci, siyasetten hiç anlamam. Oyuncu kadrosu filmi tercih etme sebebi oluyor. George Clooney'in yönetmenliğine ve filmdeki rolüne rağmen kendini çok ön planda göstermemesi artı bir puanımı aldı. Hem Gosling'in, hem Giamatti'nin olduğu filmde "Eeee oyunculuklar çok iyiydi" demek olmaz. Siyaset beni her zaman sıkmıştır ama bu filmde değil... Bir politik filme göre içerisinde eğlenceli diyaloglar bile olduğunu söyleyebilirim.
-Sende telefon numaram var, Mary diye kayıtlı.
-Adının Mary olduğunu biliyorum.
-("Nasıl yedirdim gülümsemesiyle") Benim adım Molly!
Politika işte bu!
Filmin konusunu dahi bilmeden, oyuncu kadrosunu görünce almıştım listeme. Bu kadro komedi işini biliyor. Danny McBride için Hollywood'un Recep İvedik'i diyebiliriz belki ama ekip arkadaşlarıyla birlikte çok başarılı işlere imza atıyor. Franco, Seth ve Danny'nin Pineapple Express filminde de çok eğlenmiştim. Bu adamlar herkesin yapmaya cesaret edemeyeceği bir film yapmışlar. Film hristiyan kesimlerden tepki görecek olsa bile, aslında içerisinde "İnanın" mesajı da içeriyor. İyiliğin cennetle ödüllendirileceği bir şekilde seyirciye aktarılıyor. Hani bir yerden götürürken, bir yerden kurtarıyor film benim nezaretimde. 2013 yılında komik film yapmak zor. Komedi izleyicisini tatmin etmek zor. Neticede ne yapılsa "klişe, daha önce yapıldı, sıradan, vasat" olarak değerlendiriliyor. Seth Rogen'in her filminde konu klişeye kaçsa bile müthiş eğlence buluyorum ben. Oyuncu kadrosunun başarısını överken filmin gerçekten komik sahneler barındırdığı gerçeğini de göz ardı etmemek lazım. 7,5/10 puan. Daha iyisini yapsınlar da 10/10 verelim. Hadi...
Farkettim ki; çocukluğumdan beri izlerken hep heyecan duyduğum film türü dövüş filmleri. Hele o "Büyük dövüş günü geldi" anonsu tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Dövüş filmlerinde favori karakterim Yuri Boyka'dır ama Warrior'da iki kardeş ve birden fazla aile arasında dramatize edilmiş hikayeyi oldukça başarılı buldum. Tom Hardy kısa bir süre öncesine kadar dikkatimi çekmemiş bir oyuncuydu. Son dönemde filmlerini izlemeye başladım, çok iyi. Özellike burada olduğu gibi "cool delikanlı" rollerine giden bir yüz ifadesi olması kendisine artı katıyor. Warrior, klişe bir dövüş filmi olarak görülebilir ancak klişe bir senaryo olarak değerlendirilmesi haksızlık olur. 8/10 ile favori listeme ekledim.
Hani yaşlı değilim ama Kick-Ass beni olduğumdan daha genç hissettiriyor. Yönetmen değişikliği kendini belli etse de; karakterler filmin kimliğini korumaya devam ediyor. Şiddet sahnelerinde azalma olduğu da gerçek ama bu oldukça küçük bir azalma. Yine hem eğlendiriyor, hem kan dozajıyla suratımızı buruşturtuyor. Chloe Moretz, Hit-Girl rolüyle yine büyülüyor. Geleceğin en iyi ve güzel kadın oyuncularından birisi olacak, olmazsa oturur ağlarım. Üçüncü film son olacakmış, hikayenin de nasıl başlayacağı-ne tür ilerleyeceği hakkında az çok tahminim var ama izlerken yine keyif alacağıma eminim.
"Olmuş" bu film. Owen Wilson ile Vince Vaughn'u o kadar çok izledim ki; sanki ikisi hep bir aradalarmış gibi geliyor bana. Wedding Crashers da fena değildi. Eğlence ve kafa dağıtma söz konusu ise; istenileni veriyor The Internship. Bir de; o gerçek Google kampüsü müydü ya ? Vince Vaughn'ın aynı zamanda senaryoda da emeği olduğunu ekleyelim. Bittiğinde benim de içimde bir umut belirdi. Sinema bazen bu kadar basittir. Seyirciye umut verirsin, dertlerini unutturursun. Seth Rogen'ı, Steve Carrell'i bu yüzden çok severim. Vince Vaughn da bu film ile daha önceki senaryo deneyimlerinden bir adım önde gözüküyor. Filmdeki rolünde çok iyi satışçı ya hani, burada da konuyu seyirciye -umutla birlikte- oldukça iyi satmış bir sinemacıdır gözümde. Önemsiz bir not da; film bitiş jeneriği oldukça güzel düşünülmüş.
Daha önce Real Steel'de izlediğim ve kız çocuk sahibi olmaya karar verdiğim küçük tripli kızı bu filmde de görmek beni mutlu etti. Canım benim ,çok seviyorum lan.
Önce ısınamadım. Dış ses anlatımı çok cazip gelmedi bu hikaye için... Ancak sonra hoşuma gitmeye başladı. Kurgu ve hikayeyi oldukça başarılı buldum. Sonunun çok oldu bittiye geldiğini düşünüyorum. "Olayı çözdük, şöyleyken böyle olmuş" özetlemesiyle bitmesi tatmin etmedi. Ama son derece eğlenceli bir suç hikayesi olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir de şu tip filmlerde kadın oyuncu güzelliğinden bahsetmeyeyim bahsetmeyeyim diyorum ama o ne güzelliktir be Michelle Monaghan ? Michelle Monaghan'ın bu filmde seyirci üzerinde bıraktığı büyüleyici etki = One Night at McCool's'da Liv Tyler'ın bıraktığı etki.
Çok düz, bayağı sıradan ve sıkıcı bir salgın filmi. Çok sıkıldığım bir vaktimde tercih etmeme rağmen sıkıcılığımın giderilmesi bir yana, katlandı mübarek... Uçak sahnesinden artı puan veririm, bana Lost'u hatırlatan oldukça başarılı bir uçak sahnesiydi. Ancak film, hikaye, son; hepsi vasattı. Overrated'ın sözlük anlamı.
Sıradan bir "gençler aile baskısından bunalıp kaçarlar ve dağda bahçede yaşarlar" filmi. Aslında Joe'nun çok eğlenceli bir babası var ama kendisi annesini kaybetmiş olmanın verdiği psikolojik çöküntüsünden kurtulamamanın verdiği bunalımı yaşıyor. Patrick daha çok baskı altında ve kısıtlanmış. İkilinin arasındaki arkadaşlık çok gerçek hayatın içinden... Ayrıca önemli not: kızlar hep arayı bozar beyler!
Seann William Scott hayranlığım belli olsa da, The Rock ile ikisinin 2006'da çekilen (fakat daha önce izlediğim) Southland Tales faciasından sonra ön yargılı baktığım bir filmdi Rundown. The Rundown için oldukça eğlenceli bir aksiyon diyebiliriz. Aralara sos tadında komedi sahneleri de katılmış. Maymun ve meyve olayı da oldukça gülümsetici olmuş. Filmin hakkı 6/10 olsa da, The Rock-Seann William Scott ikilisinden dolayı 6,5/10 verdim. Keşke uyumlu birliktelikleri bu filmde kalsaydı da, Southland Tales'i hiç çekmeselerdi.
Bursaspor 2 - 3 Fenerbahçe | Kalpten Götür Bizi Fener
Askerlik eğlencesi sebebiyle belki de 2013'te izleyebileceğim son maçımızı da izleyemedim. Ancak aklım sürekli maçtaydı elbette. Elim işte, kulağım oynaştaydı. İçimdeki hissiyat maçı 2-0 geriye düşsek bile kazanacağımızdı. Ancak Bursa deplasmanından alınacak 1 puana da üzülmezdim. Bunun derbi için ekstra motivasyon katacağını bile düşünebilirdim.
1-0 mağlup götürdüğümüz sürede maçın döneceğine inancım tamdı. Son dakikada skoru 2-2 görünce de razı bir şekilde takibi bıraktım. Bir kaç dakika sonra Galatasaraylı bir arkadaşım 3-2 olduğunu söyleyince inanamadım. Görünce de kendimi şaşırdım. Düğünlerde, eğlence ortamlarında oynamayan ben o dakikadan sonra kendimden geçtim. Adnan Şenses misali şov yaptım. Maçı bileğimizin hakkıyla, bu sezon 3. kez son dakikada kazanmak müthiş bir duygu. Haftaya 4. olursa Allah korusun Abdürrahim Albayrak kalpten gider. Maçla ilgili özete istinaden söyleyebileceklerim : Emenike'nin gollere devam etmesi müthiş güven veriyor. 3 golün de duran toptan gelmesi geçen sezon çok eleştirdiğimiz duran top etkinliğimizin de arttığını gösteriyor. Volkan'ın hatasından bu sezon yediğimiz kaçıncı gol sayamadım. Yine de 90'da gol yedikten sonra pes etmemek takımın müthiş bir başarısı.
Haftaya ilk defa Galatasaray derbisini kaçırma ihtimalim var. İnşallah Trabzon'da acemi birliğimde izleyebilirim. Döndüğümde liderliği koruyor olacağımızın umudunu taşıyorum. Ben gelmeden şampiyon olmayın beyler, 32-33. haftalarda şampiyon olalım lütfen.
1-0 mağlup götürdüğümüz sürede maçın döneceğine inancım tamdı. Son dakikada skoru 2-2 görünce de razı bir şekilde takibi bıraktım. Bir kaç dakika sonra Galatasaraylı bir arkadaşım 3-2 olduğunu söyleyince inanamadım. Görünce de kendimi şaşırdım. Düğünlerde, eğlence ortamlarında oynamayan ben o dakikadan sonra kendimden geçtim. Adnan Şenses misali şov yaptım. Maçı bileğimizin hakkıyla, bu sezon 3. kez son dakikada kazanmak müthiş bir duygu. Haftaya 4. olursa Allah korusun Abdürrahim Albayrak kalpten gider. Maçla ilgili özete istinaden söyleyebileceklerim : Emenike'nin gollere devam etmesi müthiş güven veriyor. 3 golün de duran toptan gelmesi geçen sezon çok eleştirdiğimiz duran top etkinliğimizin de arttığını gösteriyor. Volkan'ın hatasından bu sezon yediğimiz kaçıncı gol sayamadım. Yine de 90'da gol yedikten sonra pes etmemek takımın müthiş bir başarısı.
Haftaya ilk defa Galatasaray derbisini kaçırma ihtimalim var. İnşallah Trabzon'da acemi birliğimde izleyebilirim. Döndüğümde liderliği koruyor olacağımızın umudunu taşıyorum. Ben gelmeden şampiyon olmayın beyler, 32-33. haftalarda şampiyon olalım lütfen.
Milan 1 - 1 Lazio | Serie A 10.Hafta
Lazio hafta içi mesaisinde istikrarsız Milan'a konuk oldu. Milan bu sezon Kaka'nın dönüşüyle bir kıpırdanma yapar demiştim, ancak kadroları oldukça yetersiz. Ne Milan, ne Inter eski kalitelerinde değiller. Juventus ve Napoli ligin açık ara en iyi kadrolarına sahip. Roma 10'da 10 yaparak müthiş gidişatını sürdürse de; kadro yetersizliği ileriki haftalarda kendini gösterebilir. Lazio, Fiorentina gibi takımlar da kendi yağlarında kavrulmaya devam edeceklerdir. Şimdilik sezonunun sürpriz başlangıcı Verona'dan. Sarı lacivertli ekip yine kazandı.
Kaka, Milan'da güzel. Gençliğimin Milan'ı Kaka ve Schevchenko'yla özdeşmişti. Bu maçta farkettim ki; Kaka Milan'a güzellik katan tek şey. İlk yarıda da birkaç sefer kaleyi yoklayıp gol aradı. Marchetti'nin kötü gününde olmadığını söyleyebilirim. Balotelli, Montolivo ve Kaka; Milan klasmanında futbolcular. Ancak diğer oyuncular oldukça 2. sınıf kalıyor. Mesela Valter Birsa... Milan'ın sağ forveti Birsa olmamalı. Haa idare ediyor mu ? Ediyor. Ama yeterliliği bir yere kadar. Bekler de iyi, yani en azından daha iyi olabilecek potansiyelleri var. Lazio'da Ciani takımın as stoperi olduğunu bu maçta kanıtladı. Üstelik ikinci yarıda katıldığı bir hücumda beraberlik golünü de attı. Milan'da Kaka'nın golü gerçekten klasına yakıştı. Maçı izleyenler arasında dikkat çeken isimler arasında Andriy Schevchenko da vardı. Benim ilgimi bir de Mario Balotelli'nin kız arkadaşı Fanny Neguesha çekti. Rafaella Fico'dan ne zaman ayrıldın be karaoğlan ?
Milan karşısında Lazio'nun alabileceği önemli 1 puandı, Lazio istedi ve aldı. Haftasonu galibiyet gelir, buralar şenlenir.
Kaka, Milan'da güzel. Gençliğimin Milan'ı Kaka ve Schevchenko'yla özdeşmişti. Bu maçta farkettim ki; Kaka Milan'a güzellik katan tek şey. İlk yarıda da birkaç sefer kaleyi yoklayıp gol aradı. Marchetti'nin kötü gününde olmadığını söyleyebilirim. Balotelli, Montolivo ve Kaka; Milan klasmanında futbolcular. Ancak diğer oyuncular oldukça 2. sınıf kalıyor. Mesela Valter Birsa... Milan'ın sağ forveti Birsa olmamalı. Haa idare ediyor mu ? Ediyor. Ama yeterliliği bir yere kadar. Bekler de iyi, yani en azından daha iyi olabilecek potansiyelleri var. Lazio'da Ciani takımın as stoperi olduğunu bu maçta kanıtladı. Üstelik ikinci yarıda katıldığı bir hücumda beraberlik golünü de attı. Milan'da Kaka'nın golü gerçekten klasına yakıştı. Maçı izleyenler arasında dikkat çeken isimler arasında Andriy Schevchenko da vardı. Benim ilgimi bir de Mario Balotelli'nin kız arkadaşı Fanny Neguesha çekti. Rafaella Fico'dan ne zaman ayrıldın be karaoğlan ?
Milan karşısında Lazio'nun alabileceği önemli 1 puandı, Lazio istedi ve aldı. Haftasonu galibiyet gelir, buralar şenlenir.
Tottenham 1 - 0 Hull City | EPL 9.Hafta
Zirve takibindeki Tottenham'ın, lige beklenti üzeri başlayan Hull'ı ağırladığı karşılaşma 1-0 Tottenham üstünlüğüyle sona erdi. Tottenham belki o rakiplerine korku veren futbolunu oynayamadı ama böylesi bir maçta kazanılacak altın 3 puanlardan birini kazanma hakkını kullandı. Hull City de korkak futbol oynamadığı için beğenimi kazandı.
Tottenham'da Vlad Chricheş; son haftalarda takımın değişmez oyuncularından oldu. Andre Villas-Boas tercih hakkını Rumen stoperden kullanıyor. Şüphesiz ki bunda topu oyuna sokuşunun ve bir orta saha oyuncusu gibi Tottenham'ın ataklarına yön vermeye yardımının payı var. Holtby'nin formu, Lennon'ın geri dönüşüyle birlikte Eriksen de yedek kulübesinde yer aldı ve ikinci yarı şans buldu. Hull'ın fena kadrosu yok ama savunmaya daha Premier Ligvâri oyuncular alması lazım. Yıllardır Tottenham'da izlediğimiz Tom Huddlestone, bu maçta eski takımına karşı çok iyi bir performans gösterse de; Hull'ın puan alması için yeterli olmadı. Huddlestone birkaç defa da gole yaklaştı. Gol gelmek bilmeyince, Villas-Boas hamlesini 4-4-2'ye dönerek yaptı. Neticesinde kazanılan penaltıyı gole çeviren Soldado, zor da olsa galibiyetin gelmesini sağladı. Andros Townsend'in reklam panolarına çarparak gazeticinin üzerine düşmesi ve kafasını yarması, maçtan daha çok konuşulan olay oldu.
Tottenham'da Vlad Chricheş; son haftalarda takımın değişmez oyuncularından oldu. Andre Villas-Boas tercih hakkını Rumen stoperden kullanıyor. Şüphesiz ki bunda topu oyuna sokuşunun ve bir orta saha oyuncusu gibi Tottenham'ın ataklarına yön vermeye yardımının payı var. Holtby'nin formu, Lennon'ın geri dönüşüyle birlikte Eriksen de yedek kulübesinde yer aldı ve ikinci yarı şans buldu. Hull'ın fena kadrosu yok ama savunmaya daha Premier Ligvâri oyuncular alması lazım. Yıllardır Tottenham'da izlediğimiz Tom Huddlestone, bu maçta eski takımına karşı çok iyi bir performans gösterse de; Hull'ın puan alması için yeterli olmadı. Huddlestone birkaç defa da gole yaklaştı. Gol gelmek bilmeyince, Villas-Boas hamlesini 4-4-2'ye dönerek yaptı. Neticesinde kazanılan penaltıyı gole çeviren Soldado, zor da olsa galibiyetin gelmesini sağladı. Andros Townsend'in reklam panolarına çarparak gazeticinin üzerine düşmesi ve kafasını yarması, maçtan daha çok konuşulan olay oldu.
Lazio 2 - 0 Cagliari | Serie A 9.Hafta
Lazio'nun hedef koyabilmesi için kazanması gereken bir maçtı. Rakibin de galibiyetle pek alakası olmayan Cagliari olması, Lazio'yu formsuzluğu ve eksiklerine rağmen favori kılıyordu. Bu arada belirtmeden edemeyeceğim; TRT spikerlerinin Lazio'ya bir antipatisi olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar maçı Türkçe izleyebilmek güzel olsa da, TRT spikerlerinin anlatım tarzından hoşnut değilim.
Maçın ilk yarısı oldukça dengeli bir futbolla geçse de; spiker anlatımı sanki Cagliari'nin gol yapamadığı pozisyonları var gibiydi. Victor Ibarbo - Beşiktaş ilgisine dikkat çekip duruldu; ki transfer dönemi bile değil. Ibarbo güçlü forvet ama eksik yanları çok ayrıca... Beşiktaş'ın ihtiyacı olan tip oyuncu olabilir ama gol istatistikleri de pek parlak değil. Lazio'da da forvet eksikliği artık baş ağrıtıcı bir hal aldı. Taa ki; gerçek forvet Klose ikinci yarıda oyuna girene kadar. İlk yarıda dengeli oyuna rağmen topa hakimiyette üstünlük kuran Lazio; ikinci yarıda Klose'nin oyuna girmesiyle üstünlüğü de sağladı ve 10 dakikalık ikinci yarı başlangıç süresinde maçı kazandıracak goller geldi. Perea'nın 5 seferde yapamayacağı kafa vuruşunu, Klose ilk pozisyonda yaptı ve kalitesini konuşturdu. Ardından bu sefer de penaltı kazandırarak, Candreva'nın galibiyet golünün mimarı oldu. Lazio bu galibiyetle birlikte puanını 14'e çıkardı.
Maçın ilk yarısı oldukça dengeli bir futbolla geçse de; spiker anlatımı sanki Cagliari'nin gol yapamadığı pozisyonları var gibiydi. Victor Ibarbo - Beşiktaş ilgisine dikkat çekip duruldu; ki transfer dönemi bile değil. Ibarbo güçlü forvet ama eksik yanları çok ayrıca... Beşiktaş'ın ihtiyacı olan tip oyuncu olabilir ama gol istatistikleri de pek parlak değil. Lazio'da da forvet eksikliği artık baş ağrıtıcı bir hal aldı. Taa ki; gerçek forvet Klose ikinci yarıda oyuna girene kadar. İlk yarıda dengeli oyuna rağmen topa hakimiyette üstünlük kuran Lazio; ikinci yarıda Klose'nin oyuna girmesiyle üstünlüğü de sağladı ve 10 dakikalık ikinci yarı başlangıç süresinde maçı kazandıracak goller geldi. Perea'nın 5 seferde yapamayacağı kafa vuruşunu, Klose ilk pozisyonda yaptı ve kalitesini konuşturdu. Ardından bu sefer de penaltı kazandırarak, Candreva'nın galibiyet golünün mimarı oldu. Lazio bu galibiyetle birlikte puanını 14'e çıkardı.
Fenerbahçe 3 - 1 Gaziantepspor | Şampiyonluk Hırsıyla...
Çok net, çok çok net "Şampiyon gibi" oynadık. Sezon başı kombine almak için arkadaşlara gaz verdim. Sonra baktım takım kötü, moraller kötü. Zaten futboldan da soğumuşum. Ölü sezon, askere gideyim dedim. Erdinç Arslan'ın da gazıyla askerik gazına geldim ve tecili bozdurdum. Şimdi takımı böyle izleyince maçları izleyememe korkusu sardı. Şaka bir yana; Fenerbahçe böyle oynasın ve şampiyonluğu kovalasın, ben bir süre görememeye razıyım. Maksat Fener'e gol olmasın.
Maçın başlangıcından itibaren takımın ileride yaptığı ve pres beni bile yerime oturtmadı. Müthiş baskı yaptık müthiş. Özellikle Alper Potuk neydi öyle dün ? Eminim Twitter'dan Alper Potuk'a laf çakma peşindeki Galatasaraylılar, dün izlerken sinir krizi geçirmiştir. YERLİ HEM DE... Takımdaki yardımlaşma çok başarılı. Hücum organizasyonları farklı. Hani Kuyt-Sow-Emenike'li üçlü forvet kağıt üzerinde "kim sağ,kim sol, Sow neden sol?" diye düşündürtüyor ama saha içindeki olay bambaşka ya. Gaziantepspor sahamıza bile doğru düzgün geçemedi. Baskı sonucunda gol geleceği çok belliydi de; Alper'in golü hazırlayışı enfesti. Alper'in bu özelliği bana elbette hep andığım Stephen Appiah'ı hatırlatıyor. Appiah muhteşemdi a dostlar! Emenike'nin de ilk golü attıktan sonra açılacağını herkes söylüyordu. Geçen hafta ilk golü attı, bu hafta gollere devam etti. Galatasaray derbisinden kısa süre önce form bulması çok sevindirici. Yine aynı şekilde Sow'un skor katkısı da sevindirici. Forvetlerimiz formda diyebiliyoruz.
İkinci yarıda bir süre duraksayan futbol, son bölümlerde yine üstünlüğümüze geçti. Gaziantepspor duraksadığımız kısımda skoru beraberliğe getirebilirdi. Az ama öz pozisyon buldular. Salih Uçan'ın muhteşem asisti ise Salih'in yeteneklerini tekrar gözler önüne serdi. Cristian yerine Salih, lütfen hocam... Cuma'dan kazanınca çok rahat oluyor be. Diğer maçlarda oluşan sonuçlara göre rahatlık ya da kazanma mecburiyeti baskısı gelmiyor. Direkt kazanıyorsun, arkana yaslanıp izliyorsun. Çok özlediğimiz duygu.
Maçın başlangıcından itibaren takımın ileride yaptığı ve pres beni bile yerime oturtmadı. Müthiş baskı yaptık müthiş. Özellikle Alper Potuk neydi öyle dün ? Eminim Twitter'dan Alper Potuk'a laf çakma peşindeki Galatasaraylılar, dün izlerken sinir krizi geçirmiştir. YERLİ HEM DE... Takımdaki yardımlaşma çok başarılı. Hücum organizasyonları farklı. Hani Kuyt-Sow-Emenike'li üçlü forvet kağıt üzerinde "kim sağ,kim sol, Sow neden sol?" diye düşündürtüyor ama saha içindeki olay bambaşka ya. Gaziantepspor sahamıza bile doğru düzgün geçemedi. Baskı sonucunda gol geleceği çok belliydi de; Alper'in golü hazırlayışı enfesti. Alper'in bu özelliği bana elbette hep andığım Stephen Appiah'ı hatırlatıyor. Appiah muhteşemdi a dostlar! Emenike'nin de ilk golü attıktan sonra açılacağını herkes söylüyordu. Geçen hafta ilk golü attı, bu hafta gollere devam etti. Galatasaray derbisinden kısa süre önce form bulması çok sevindirici. Yine aynı şekilde Sow'un skor katkısı da sevindirici. Forvetlerimiz formda diyebiliyoruz.
İkinci yarıda bir süre duraksayan futbol, son bölümlerde yine üstünlüğümüze geçti. Gaziantepspor duraksadığımız kısımda skoru beraberliğe getirebilirdi. Az ama öz pozisyon buldular. Salih Uçan'ın muhteşem asisti ise Salih'in yeteneklerini tekrar gözler önüne serdi. Cristian yerine Salih, lütfen hocam... Cuma'dan kazanınca çok rahat oluyor be. Diğer maçlarda oluşan sonuçlara göre rahatlık ya da kazanma mecburiyeti baskısı gelmiyor. Direkt kazanıyorsun, arkana yaslanıp izliyorsun. Çok özlediğimiz duygu.
Atalanta 2 - 1 Lazio | Serie A 8.Hafta
Özellikle Eddy Reja geldikten sonra Lazio eski günlerine dönemese bile çok belirgin bir toparlanma yaşadı ve 3 sezondur üst sıralara oynadı. Uzun süre yarış içerisinde yer aldı. Geçen sezon Petkovic'in gelişi takımda neleri değiştirecek diye merak ediyordum. Petkovic istikrarlı kadro yapısını bozmayarak sezonu başarılı bir şekilde tamamladı. Bir de kupa zaferi ekledi. Bu sezon ise Petkovic daha ilerisi için atılım yapmak zorundaydı. Bunun doğrultusunda transfer edilen oyuncular oldu ama baktığımızda hiç birinden ekstra katkı görmüyoruz. Perea mecburiyetten oynatılıyor ve yeterli bir form grafiği de yok. Bu maçta bir de Petkovic farklı bir sistem denedi. Takım 4-3-3 ile sahadaydı. Bu 4-3-3 'ün ileri üçlüsü pek sisteme uygun değildi. Solda Felipe Anderson, ileri uçta sürekli yer değiştirmeye çalışan Perea ve Floccari. Orta üçlüde Biglia, Onazi ve Hernanes yetersiz kaldı. Biglia-Ledesma-Hernanes daha etkili olabilirdi. Atalanta yıllardır vasat kadrolarla lige tutunmayı başarmış bir takım. Hani çok takip etmiyorum ama bu takımda underrated oyuncular olduğu çok gerçek. Luca Cigarini bunlardan birisi. German Denis diğeri... Guglielmo Stendardo ise çok iyi bir stoper, Lazio'dayken en sevdiğim stoperdi ama hoca ve yönetimle yaşadığı sorunlar nedeniyle takımda yer bulamadı. Atalanta'da en dikkatimi çeken oyuncu ise Bonaventura. Bu maçta sol tarafı son derece etkin kullandı ve Cavanda'nın zaaflarından yararlandı. Lazio'nun yenilgiye rağmen çok kötü oynamadığını, en azından gol için çabalamasının takdire değeceğini düşünüyorum. Kaleci Marchetti de kötü bir maç çıkardı. Lazio'nun genç forveti Brayan Perea ise nihayet golle tanıştı. Biraz zorlama olsa da top ağlarla buluştu ancak bu gol puan için yeterli olmadı. Lazio 8.haftayı 9.sırada tamamladı. Atalanta son 3 maçını kazanırken, Lazio son 3 maçında galibiyeti unuttu.
Atalanta : Consigli, Bellini, Stendardo, Lucchini (57' Yepes), Del Grosso, Raimondi, Carmona, Cigarini, Bonaventura (69' Brienza), Moralez (83' Baselli), Denis
Lazio : Marchetti, Cavanda, Ciani, Cana, Lulic, Biglia, Onazi, Hernanes (79' Klose), Anderson (46' Candreva), Floccari (69' Keita), Perea
Sarı Kartlar : Biglia, Onazi
Goller : 41' Cigarini, 53 Perea, 84' Denis
Aston Villa 0 - 2 Tottenham | EPL 8.Hafta
Aston Villa ilginç takım... Deyim yerindeyse bu sezonki transferleriyle birlikte tam bir FM takımı oldular. Genç ve potansiyelli oyuncuları aldılar, yüksek maaşlı oyunculardan kurtuldular. Sezona da Arsenal galibiyetiyle başladılar. Sonrasıda bir Manchester City galibiyeti var. Ancak Tottenham'a karşı kupada kendi sahalarında 4-0'lık hezimet yaşamışlardı. Tottenham'a karşı bu sefer daha bilinçli ve istekli oynayacaklarını düşünüyordum. West Ham mağlubiyetiyle sarsılan Spurs ise o maçın bir kaza olduğunu gösterircesine başladı maça.
West Ham maçından sonra Tottenham'ın farklı yenilgiye rağmen çok tesadüfi goller yediğini ve topun kaleye her girişinin bir şans ve zorlama olduğunu söylemiştim. Tottenham o maçta da iyi oynamış, sadece psikoloji ve skor üstünlüğünü yakalayamamıştı. Milli maç arasının da takımın toparlanmasına katkısı olmuş gibi gözüküyor. Dün deplasmanda değil de kendi evlerinde gibi oynadılar. West Ham yenilgisi sonrası söylediklerimden biri de; AVB'nin kazanan takımı bozamama korkusu sona erdiğiydi. Artık kadroda rotasyona gidebilir, kenardaki kaliteli isimleri ilk 11'de oynatabilirdi. Nitekim dün öyle oldu. Chricheş, Sandro, Holtby ilk 11'de şans buldular. Aston Villa'nın genç ve dinamik kadrosunun bekleri çok dikkatimi çekti. Geçen sezon Gröningen'de sağ kanat ve önlibero oynayan, Aston Villa'da da sezona bu şekilde başlayan Leandro Bacuna sağ bekte oynarken; sol bekte de yine ofansif bir isim olan Antonio Luna vardı. İngiltere'de Andros Townsend rüzgarı bu maçta da devam etti. Milli maçlarda ilk kez forma giyerek gol atan ve Hodgson'ın saha içi sisteminin kilit adamı olan Andros Townsend; AVB'ın da vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Her maç bol bol kaleyi yoklayan Andros, bu kez yaptığı ortaya kimsenin dokunamamasıyla golü atmış oldu. İkinci gol ise; 1 gün önce Arsenal'da Wilshere'in attığı derslik gole selam çakarcasınaydı. Holtby'nin asist girişimi kadife bir dokunuşla Paulinho'nun asisti oldu ve Roberto Soldado da suskunluğunu bozdu.
West Ham maçından sonra Tottenham'ın farklı yenilgiye rağmen çok tesadüfi goller yediğini ve topun kaleye her girişinin bir şans ve zorlama olduğunu söylemiştim. Tottenham o maçta da iyi oynamış, sadece psikoloji ve skor üstünlüğünü yakalayamamıştı. Milli maç arasının da takımın toparlanmasına katkısı olmuş gibi gözüküyor. Dün deplasmanda değil de kendi evlerinde gibi oynadılar. West Ham yenilgisi sonrası söylediklerimden biri de; AVB'nin kazanan takımı bozamama korkusu sona erdiğiydi. Artık kadroda rotasyona gidebilir, kenardaki kaliteli isimleri ilk 11'de oynatabilirdi. Nitekim dün öyle oldu. Chricheş, Sandro, Holtby ilk 11'de şans buldular. Aston Villa'nın genç ve dinamik kadrosunun bekleri çok dikkatimi çekti. Geçen sezon Gröningen'de sağ kanat ve önlibero oynayan, Aston Villa'da da sezona bu şekilde başlayan Leandro Bacuna sağ bekte oynarken; sol bekte de yine ofansif bir isim olan Antonio Luna vardı. İngiltere'de Andros Townsend rüzgarı bu maçta da devam etti. Milli maçlarda ilk kez forma giyerek gol atan ve Hodgson'ın saha içi sisteminin kilit adamı olan Andros Townsend; AVB'ın da vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Her maç bol bol kaleyi yoklayan Andros, bu kez yaptığı ortaya kimsenin dokunamamasıyla golü atmış oldu. İkinci gol ise; 1 gün önce Arsenal'da Wilshere'in attığı derslik gole selam çakarcasınaydı. Holtby'nin asist girişimi kadife bir dokunuşla Paulinho'nun asisti oldu ve Roberto Soldado da suskunluğunu bozdu.































