2014-2015 Fenerbahçe Formaları

Her sezon yaptığımız forma lansmanını sabırsızlıkla beklerdim. Futbolcuların podyumda yürümesi zaman zaman keyifli anlara sahne oluyordu. Ancak bu sezonki forma tanıtım şeklimizi daha çok beğendim. Hem son ana kadar formaların sızmaması çok büyük başarı, tebrik etmek gerek. Dün Aziz Yıldırım ile Mahmut Uslu'nun forma tanıtımı da çok keyifliydi. Özellikle fermuarları açıp formaları gösterdiği sahne müthiş goygoydu. Dün çubuklu forma beklentimin altında gözüktü gözüme.

Taraftarın yıllardır hayaliydi reklamsız forma. Bu sezon yönetim için belki küçük bir olumsuzluk gözükebilir ama nihayet taraftarın beklediği reklamsız formalar geldi. Yönetim elbette bu işi kazanca çevirmek ister ama verilen "İstediğimiz ücret olmazsa reklamsız da oynarız" mesajı da çok yerinde oldu. Klasik çubuklu forma 100.Yıl'da satıldığında alıp, beğenerek giymiştik. Akabinde Lefter forması olarak yine aldık, yine beğenerek giydik. Bunun en çok heyecanlandıran kısmı, maçlarda da giyilecek olması. Oldukça şık bir çubuklu tasarımı. Üstelik yakası, kolları gibi detayları da çok başarılı. Arka yüzünün düz lacivert olmasını da çok beğendim ben. Tek sıkıntı Ülker reklamı ve Arial fontla yazılacak olan numara ve isimler.

Fenerbahçe deplasman forması olarak genelde beyaz tercih ediliyor. 2007-2008 yılında giydiğimiz Sarı-Beyaz çubuklunun da yeri çok ayrıdır. Ama beyaz forma yapılacağı kesinken, bundan iyi bir beyaz forma düşünemiyorum. Oldukça sade, bir o kadar başarılı bir tasarım. Özellikle yakası son yıllarda yapılan formalardan farklı tasarlanmış. İtalya'nın Euro 2012 Dünya Kupası formasının yakası gibi olmuş. O formayı örnek vermemin sebebi severek giydiğim bir forma olması.

Lacivert-Mavi tonlarında tasarlanan alternatif forma da beklentilerimin çok üstünde olmuş. Şu lacivert, parlak arma fikrini her zaman beğenmişimdir. Kaleci formalarımızda da genelde uygulanıyor. Sadeliği ve şıklığıyla, koleksiyonda farklı bir yeri olması maksadıyla zannediyorum alırsam ilk bu formayı almak isterim. Forma fiyatlarının 129 olması da ülke şartlarında oldukça yüksek bir rakam. Ama Fenerbahçe taraftarı bir şekilde o formaları alıp giyiyor. Kimi bayram harçlığıyla, kimi biriktirdiğiyle...
19 Temmuz 2014 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 2014-2015 Formaları

Tottenham sevmemin nedenlerinden biri, yıllardır vazgeçmedikleri sade ve şık formalarıydı. Son 2-3 sezondur Under Armour markasının yaptığı berbat formaları giymek zorundalar. Sade beyaz olup da bu kadar kötü bir tasarım ortaya çıkarmak büyük uğraş gerektirir. Eriksen'in de halinden pek memnun olduğunu sanmıyorum. Yaka kısmına çok kötü diyemeyeceğim. Ancak formanın göğüs üzeri, yaka çevresindeki motifleri çok ilginç. Bir o kadar başarısız bir çalışmanın ürünü. Yakanın iç kısmında da motifler var, onlar gözükmeyen bir yerde olmalarına rağmen fena değil.

Vertonghen'in üzerindeki Lacivert formanın ortasından geçen çizgili şerit pek bir şey ifade etmese de, forma en azından berbat durmuyor diye kendimi avuttum. Bana kalırsa yine anlamsız bir tasarım. AIA reklamı lacivert formada nispeten daha iyi durmuş. Yaka tasarımı da daha klasik. Yakanın iç kısmında yine sarı motiflerden var. Bu desenler Tottenham efsanelerinden Bill Nicholson'ın ölümünün 10. yılı anısına formaya eklenmiş.


















Bahsettiğim yaka desenini bu fotoğraflarda daha net görebilirsiniz. Formanın kumaşı da kaliteli gözüküyor ama tasarım berbat...


Kaleci forması olarak da lacivert ve mor tonları tercih edilmiş. Kaleci formalarında bu tip renklere pek karşı değilim. Çok da kötü olmadığını düşünüyorum. Ama genel olarak formalar Tottenham'a yakışmayacak düzeyde kötü...

18 Temmuz 2014 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Paredes Watford'da

İlgimi çeken bir transfer haberi görüp paylaşmak istedim. Ekvador Milli Takımı'yla Dünya Kupası'nda iyi bir performans gösteren 27 yaşındaki sağ bek Juan Carlos Paredes, Championship takımlarından Watford ile 1 yıllık sözleşme imzaladı. Futbol hayatına ilk defa ülkesi dışına çıkan Paredes : "Rüyalarım gerçek oldu. İngiltere bir futbol ülkesi ve ben daha yüksek seviyede oynamak için burayı tercih ettim. Watford'un transferde kararlı olması beni etkiledi. Hızlı bir oyuncuyum, burada çok çalışıp performansımı taraftarlarımıza göstermek istiyorum" açıklamasını yaptı. Sarı-Kırmızı takımlara antipatim olsa da; Watford Zola'dan beri ilgimi çeken ve sempati duyduğum bir takım. İtalyan hocalarla çalışma geleneğini Giuseppe Sannino ile sürdürüyorlar. Paredes benim çok beğendiğim, atletik bir sağ bek. Watford'un 3-5-2'sinde çok kıymetli bir yeri olacaktır. Cassetti'nin yaşlandığı ve stoperde değerlendirilebileceği düşünülünce değeri de artıyor. Watford'da ilgimi çeken bir diğer transfer 2012-2013 sezonunda Watford formasıyla Championship'te harikalar yaratan Matej Vydra'nın yeniden Watford'a dönmesi oldu. Ayrıca kaleye Gomes, savunmaya Tamas'ı aldılar. Forvette Vydra-Deeney ikilisini yeniden bir arada izlemek benim gibi Championship izlemeyi sevenler için güzel bir bahane olacak.
17 Temmuz 2014 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Almanya Şampiyon !

4 yıllık bir bekleyişin daha sonuna geldik. Şimdi yeni bir 4 yıl, bu 4 yılda turnuvada Türkiye de olacak mı kaygısı... Her ne kadar çok umrumda olmasa da, böyle olacak. 2002'de Final, 2006 ve 2010'da Yarı Final yapan Almanya için ise "Nihayet!" demek yanlış olmaz sanırım. Daha turnuvadaki ilk maçlarında Portekiz'i 4-0 yenerek kupayı hakediş sinyalleri verdiler. Kupayı en çok hakeden takımdı. Özellikle Arjantin'e göre kupayı çok çok çok hakeden takımdı.

2006'da temelleri atılan jenerasyon ilk kupasını 2014'te kazandı. Löw takımın başında kalırsa Euro 2016 için de en büyük favori olarak başlayacaklardır. Yıllardır Podolski, Klose, Schweinsteiger, Lahm, Mertesacker'i izliyoruz. İsimler elbette değişiyor ama Almanlar'ın çekirdeği bu isimlerdi. Özellikle Klose için unutulmayacak bir turnuva oldu. Löw'ün Klose'ye bu denli güvenmesinin karşılığını verdi golcü. Tarihte yerini aldı. Tıpkı Brezilya'ya Brezilya'da 7 atarak kupayı kazanan takım arkadaşları gibi... Eminim ki Marco Reus dün akşam maçı izlerken gururla karışık gözyaşı dökmüştür. Talihsizlik bir sakatlıkla turnuva dışında kaldı. Hiç oynamayan takım arkadaşı Grosskreutz şampiyon kadronun bir parçasıyken, Reus dışarıda kaldı. Benim kadrodan çıkarılır diye beklediğim Mustafi'yi bile oynattı Löw... En verimli döneminden çok uzakta olan Klose'den verim aldı. Ve elbette Almanya için turnuvanın yıldız ikilisi Manuel Neuer ve Thomas Müller. İkisi de çok iyi maçlar çıkardı, çok önemli rol oynadı. Almanya'da yedek kaleciler Zieler ve Weidenfeller'di. Dışarıda kalan isimler ise; Ter Stegen ile Adler. İnanılmaz bir kaleci kadrosu. Löw 5 kaleciyle gelse, kimse neden diyemez. Neuer bu isimler içinde en inanılmaz olanı. Başarısını da "Golden Glove" ile taçlandırdı zaten. Toni Kroos, Sami Khedira ve özellikle Mats Hummels'ın da performansı üst düzeydi. Andre Schürrle elbette Klose'den iyi performans sergiledi. Ancak Löw, emektar golcüsüne olan güveninden bir an bile vazgeçmeyerek Klose'nin adını tarihe yazdırmasında çok büyük rol oynadı. Mario Götze, özellikle grup maçlarında çok iyiydi. Dün akşam attığı gol ile ülkesi adına gecenin başrol oyuncusu olmayı başardı. Bizden biri Mesut Özil için ise turnuvanın sönük geçtiğini söyleyebiliriz. Löw kötü formuna rağmen Mesut'a olan güveninden de bir an vazgeçmedi. Löw'ün taktiksel düşüncelerinden ziyade oyuncuları ile olan bağının başarı anahtarı olduğunu düşünüyorum. Mesut için son sözüm; dün akşam turnuvanın geri kalanı düşünüldüğünde oldukça iyi oynadığıydı.

Finalist Arjantin hakkında bir şeyler söylemesek olmaz. 98 Dünya Kupası'nda favori takımlarımdan biriydi. Çocukluğumda en sevdiğim oyuncular İtalyan ve Arjantinliydi. Arjantin'i bu turnuvada sevemedim. Messi'nin ayağına bakan takım olmasıyla yadırgadım. Veron, Ortega, Simeone orta sahasını aradım. Forvette Batistuta, Crespo'yu aradım. Defansif futbol hakkında hiçbir zaman olumsuz düşünmem. Her takımın, her hocanın kendince bir oyun anlayışı vardır. Ne kadar sevmesek de defansif futbol bunlara dahildir. Arjantin iyi savunmayla finale kadar geldi. Ama bu kadar gollü ve güzel maçlara sahne olan turnuvayı "savunma yapan" takımın kazanmasını istemezdim. Messi için iyi bir turnuva geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Ama hepimiz biliyoruz ki; Messi bundan çok daha fazlası. Dün son dakikada son şans frikiğini dağlara taşlara vurması yakışıksızdı. Neticesinde kupanın yanından geçerken kupaya bakakalmasıyla akıllarda kalacak.

Ödüllerde; Messi'ye verilen Golden Ball ödülü hariç, diğer ödüller yerindeydi. James Rodriguez'in hakettiği Golden Ball'ın Messi'ye verilmesi Fifa'nın tamamen izleyiciyi tatmin etme politikası. Bir filmin sonunda başrol kahramanının ölmemesi gibi bir şey...

Kolombiya, Şili, Cezayir ve Kosta Rika turnuvaya renk katan ülkeler oldu. Arjen Robben'in üstün gayretine rağmen belki de kariyerini bir Dünya Kupası ile bitiremeyecek olması üzücüydü. Hakemler kupa genelinde çok çok kötüydü. Artık liglere odaklanma zamanı. Tabi çok hareketli ve zevkli bir transfer dönemi olacağı da aşikar.
14 Temmuz 2014 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler

Ne İzledim? #37

Bir önceki yazımda belirtmiştim. Ağırlığı dizilere yetişmeye verdim. Vikings ve Game Of Thrones'un sezon finalini yapması, Arrow'u yakalamış olmamdan sonra; sinemaya daha fazla vakit ayırmaya başladım. Dürüst olmak gerekirse; Football Manager'e ayırdığm vakit daha fazla. Lazio ile 6.sezonu yarıladım. Boş zamanlarımda da işe gidiyorum. Haftasonları sahura kadar oturup film izlemek de bambaşka keyif... Kola-Cips ikilisini bıraktığımdan beri eskisi kadar film izleme isteğim gelmiyor. Mesela askerden döner dönmez kesin izleyeceğim dediğim Veronica Mars'ı hâla izlemedim. Yine de listede tatmin edici filmler olduğunu düşünüyorum.
Mükemmel senaryo ile kurgulanmış, Will Ferrell'ın Dustin Hoffman'ın ağırlığını da arkasına alıp döktürdüğü; enfes film. Will Ferrell kesinlikle vasat filmlerin komedi oyuncusundan çok daha fazlası, bunu nadiren gösterebilmiş olması çok kötü. Ağırlıklı olarak duygusal ilerleyen bu hikaye; bence bitmesi gerektiği kadar da duygusal bitti. Müzikleri de hikayeye uyumlu ve etkiliydi. Ağrılıklı olarak romantik bir film olmasa da; Will Ferrell'ın "Whole Wide World" söylediği sahnede romantizm tavan yapıyor. Ve elbette Dustin Hoffman... Will Ferrell her ne kadar döktürmüş olsa da; Dustin Hoffman'ın yanında yabancı kontenjanının +1'i gibi kalıyor.

Onur Ünlü ve Ekibinin faktörüyle, askerden gelir gelmez sevdiceğimle beraber gittiğim film oldu. Onur Ünlü yine Eflatun Film oyuncularıyla başarılı bir iş çıkarmış. Şubat ve Leyla ile Mecnun'un oyuncularını kullanmış. Ayrıca filmde kullandığı müzikler de yine Şubat dizisini hatırlatıyor. Nitekim; Şubat'ta çok farklı ve başarılı yorumlanan "Bir Derdim Var,Bin Dermana Değişmem" şarkısını bu sefer Serkan Keskin'in müthiş yorumlamasıyla izliyoruz. Benim için Türkiye'de zaten 2 çok büyük oyuncu var. Biri yine Serkan Keskin, diğeri elbette Sermet Yeşil. İkisinden de farklı iki projede "Bir Derdim Var,Bin Dermana Değişmem" performansı izlemek çok güzel. Hayranlıkları bir yana bırakıp film ile ilgili yoruma geçecek olursak; çok iğneleyici göndermeler var. Ağırlıklı olarak polisiye. Ama yer yer güldürüyor da... İmam Selman karakteri de oldukça sempatik bir karakter. +18 olmasının sebebi küfürlü sahnelerin fazla olması. Zaten bol söven bir milletiz, bence aklı selim herkes izleyebilir. Özellikle imam nikahıyla ilgili tespite hasta oldum. Başarılı bir Onur Ünlü projesi daha. Sen çok yaşa Onur Hoca!

Ben Stiller çok tuttuğum bir oyuncu değildir ama bu filmdeki yönetmenlik ve oyunculuk performansıyla bu yargımı yıktı. Bilmiyorum, ben de filmin fragmanını ilk izlediğimden beri beğeneceğimi düşünmüştüm. Başlangıç sahnesiyle çekiyor, roman gibi akıp gidiyor. Görsellik şahane. Bunda Grönland'ın payı büyük diyeceğim ama Afganistan çekimleri bile şahane! Ben Stiller'ın kendi mizah anlayışından ufak kesitler de barındırıyor. Amerikalı ve Afganistanlı'nın gülümseyerek konuşabilmesi ile bile farklı bir yaklaşıma dokunup geçmiş. Yüz yaşlandırma tekniği de ayrıca mükemmeldi. Yaşlandırma demişken; yaşlandırılmış Zooey Deschanel Kristen Wiig de rolünü kotarmış. Film kimi zaman izleyiciyi de Walter Mitty'nin hayal dünyasında yaşatıyor; ki bu da filmi başarılı kılmak için yeterli bir sebep zaten. Gerçi ben hâla Eyjafjallajökull diyemiyorum. Olsun, film iyi. 1947'de çekilen filmi izlemedim. Birebir aynı olduğunu zannetmiyorum. O yüzden; filmin sonunun klişeye bağlanması da seyircinin istediği bir son ile bitmesini sağlamaktır diye tahmin ediyorum.

İzlerken Bim'in pazarlamacıları markalarını hazırlarken neler düşünüyor, o fikirler kimden çıkıyor çok merak ettim. Le Fukk! Konusu ve verdiği mesajlarıyla beni yeterince tatmin etmiş, seyir zevki son derece yüksek bir film. Dünya Kupası'nda maçlar bol gollü geçiyor ya, işte öyle bir film. Amber Heard hakkında yazmayayım yazmayayım dedim, zaten bakışları baygın falan diye düşündüm. Ama yazmasam ayıp be yazmasam ayıp ! "Ne yaptım deme lan Allahsız" demelik bir Amber Heard izliyoruz. Tabi partneri de çok hoş eşlik etmiş. Eleman çakma Jared Leto olsa da; rolüne yakışmış. Reklam ve pazarlamanın dışında hayatımızda yaptığımız tüm seçimlerin aslında ne kadar imaj olabileceğini de sorgulatıyor. Aslında hayatımızda bir pazarlama gibi değil mi ? Bir iş görüşmesinde kendimizi satıyoruz. İnsan Kaynakları soruyor : "Kendinizi 185 yıl sonra nerede görüyorsunuz?" - "Uzayda görüyorum" diyerek işi kapıyoruz. Tabi uzayda görmek yetmez, bu cümleye yakışır bir bakış ve gülüşe sahip olmamız gerekir. Imdb puanının bu kadar düşük olması kesinlikle son bölümünün oldu bittiye getirilmesi kaynaklı olmalı. Başka bir açıklaması olamaz. Ben de buradan 0,5 puan kırdım; 6,5/10 diyorum.

Çoluk,çocuk,torun,tombalak; maaile izlenebilecek bir fantastik film olmuş. Angelina Jolie ve görsellikler almış götürmüş. Süresi de oldukça makul, çok uzatılabilecek bir hikaye gidişatında olmasına rağmen; oldukça yerinde bir sürede bitirilmiş. Malefiz de oldukça sempatik bir karakter ayrıca, hani kötülük yaparken bile sempatik tavırları var. Angelina Jolie'ye oldukça yakışan bir rol olmuş; ki boynuzla bile güzel olabileceğini gösterme fırsatı da yakalamış.

Yorumlar dolayısıyla beklenti biraz yükselmişti ama afişine ve konusuna baktığımda beni ne beklediğini tahmin ettiğimi söylemek de yanlış olmaz. The Host'u izleyenleriniz vardır. Hadi onu geçtim, Hunger Games'i mutlaka izlemişsinizdir. İkisine çok benzeyen, hatta resmen bir serinin devamı gibi bir film. Konusu orijinal gibi gözüküyor evet. Ama yapımcıların farkında olduğu bir klişe gerçek var : AŞK SATAR. "Aşk olmadan film mi olur alla'sen?" serzenişiyle çekilmiş, overrated olsa da seyri keyifli bir çerezlik. Uyumsuz musun ? Allah başka dert vermesin.

Yorumların geneli "erkek filmi" olduğu kanısında. Ben de bu fikre katılıyorum. Filmin verdiği basit "arkadaşlarımızı sevelim,sayalım" mesajı da benim için yeterli ve etkili oldu aslında... Yer yer güldüren, eğlenceli bir dostluk filmi olarak özetleyebiliriz.

Uzun uzadıya yorum yazılacak bir film değil. Hatta Seth Rogen kalitesinin altında bir film bile diyebilirim. Ancak yine de keyifli. Özellikle son sahnesiyle, soundtrack parçalarıyla gönlümü kazandı. Ebeveyn-Evlat ilişkisini yorucu olmayan bir dille, keyifli denebilecek bir yol filmiyle lanse etmişler. Çok fazla markanın reklamını içeriyor bu arada... Aloe Blacc-I Need A Dolar şarkısı da filme anlam katan küçük bir detay. Chuckseverlere uyarı : Küçük miktarda Yvonne içerir. Oruç bozmaz.

Bir kaç eğlenceli replik dışında pek bir şey yok. Çerezlik kategorisinde, klasik ve rutin bir liseli filmi. Owen Wilson'ın zaten ön planda olan burnuyla ilgili sahneler de burnunu ayrıyetten ön planda kılıyor. İyi burun... Burundan bağımsız konuşuyorum; Owen Wilson, Roberto Mancini'ye benzemiyor mu ?

Çok hareketli diyeceğim ama aslında çok gürültülü demek daha doğru olabilir. İlk film Türk Sineması için ortalama üzeri bir komediydi ve oldukça eğlenmiştim. Devamı niteliğinde çekilen ikinci filmde; ilk filme olan bağlılığı iyi düzeyde sağlamış bir senaryo gördüm. Fulya Zenginer-Ezgi Asaroğlu ikilisi arasında 100 kere Ezgi derim ama burada oyuncu değişikliği gerçekten olmamış. Yer yer güldüren, vasat diyebileceğim bir komedi. Siyahi arkadaşların kendi aralarındaki diyaloglar eğlenceliydi. Bu arada şimdi farkettim; şiddet sahneleri nezdinde düşünüldüğünde Dale & Tucker tarzı bir komedi filmi yapılmaya çalışılmış olunabilir. Ha gayret...

Bkz. Ne İzledim? #1
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7 

Bkz. Ne İzledim? #8
Bkz. Ne İzledim? #9
Bkz. Ne İzledim? #10
Bkz. Ne İzledim? #11
Bkz. Ne İzledim? #12
Bkz. Ne İzledim? #13
Bkz. Ne İzledim? #14
Bkz. Ne İzledim? #15
Bkz. Ne İzledim? #16
Bkz. Ne İzledim? #17
Bkz. Ne İzledim? #18
Bkz. Ne İzledim? #19
Bkz. Ne İzledim? #20
Bkz. Ne İzledim? #21
Bkz. Ne İzledim? #22
Bkz. Ne İzledim? #23
Bkz. Ne İzledim? #24
Bkz. Ne İzledim? #25
Bkz. Ne İzledim? #26
Bkz. Ne İzledim? #27
Bkz. Ne İzledim? #28
Bkz. Ne İzledim? #29
Bkz. Ne İzledim? #30
Bkz. Ne İzledim? #31
Bkz. Ne İzledim? #32
Bkz. Ne İzledim? #33
Bkz. Ne İzledim? #34 
Bkz. Ne İzledim? #35
Bkz. Ne İzledim? #36
9 Temmuz 2014 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Brezilya 1 - 7 Almanya

11' Müller
23' Klose
24' Kroos
26' Kroos
29' Khedira
69' Schürrle
79' Schürrle
90' Oscar

İnanılmaz ve efsane bir geceydi. Uykusuz kaldığımıza değmesinin yanı sıra, Brezilya'nın turnuva için harcadığı milyar dolarlarla dünyaya rezil olması inanılır gibi değildi. Şu maçın taktik yönünden tartışılacak hiçbir şeyi yok. Neymar olsa da farketmeyecekti. Almanya'nın takım oyununun yanında müthiş çalışmışlığı, Brezilya'nın ise fazla gaza gelmişliği mevcuttu. Fazla motivasyon ters tepti, Brezilya aldığı ağır yenilgiyle büyük utanç yaşadı. Oysa Müller'in golü futbolun içinde olan, yarı finalde yapılmaması gereken, sıradan bir savunma hatasıydı. Sonrasında iş bambaşka yerlere geldi. Klose attığı golle toplam sayıyı 16 yaparak Dünya Kupası'nın en golcü oyuncusu oldu. Bu normalde önemli bir detayken, maçın skoru sayesinde gölgede kalan bir özet oldu. Brezilya yediği golün şokunu atlatmayı bırak, ne yaptığını bile bilmiyordu. Üstün Alman Irkı cezayı kesti. Yarım saatte atılan 5 gol inanılır gibi değil. Her golde "oha,yuh" gibi tepkilerle gözlerime inanamadım. Her ne kadar yarı finale kadar hakem itelemesiyle gelseler de; çok çok iyi bir kadroya sahip Brezilya karşısında her pozisyonu gol yapmak müthiş olay. Brezilya'daki Dünya Kupası protestocuları dün gece ne düşünmüşlerdir acaba ? Halkı açken milyar dolarlar harcayarak bu turnuvaya ev sahipliği yapan Brezilya futbolcuları ne hissetmişlerdir ? David Luiz'in de dediği gibi; tek amaçları halklarını eğlendirmek ve kupayı hediye ederek moral vermekti belki de... Ama iş çok başka noktada bitti. "Kendi ülkesinde şampiyon olup tarihe geçmek isteyen kadro" iken "kendi ülkesinde yarı finalde 7 gol yiyerek rezil rüsva olan kadro" olarak tarihteki yerlerini aldılar. Her ne kadar keyifle izlesek de; dün gece tribünde ağlayanlar, sahada rezil olan futbolcular oldukça üzücü sahnelerdi. Özellikle Brezilya gibi; futbolun din ve hayat gibi olduğu bir ülkede dün akşamki 7-1'lik yenilgi dünyanın sonu gibiydi. Şu ana kadar turnuvanın en flaş skoru İspanya'nın Hollanda'ya 5-1 yenilmesiydi. Bu maç hem onu unutturdu, hem unutulmayacak bir yerde tarihteki yerini aldı. Şu maçtan sonra Almanya kupayı kazanamazsa yazık olur.

Brezilya : Cesar; Maicon, Dante, David Luiz, Marcelo; Luiz Gustavo, Fernandinho (46' Ramires); Hulk (46' Paulinho), Oscar, Bernard; Fred (69' Willian).

Almanya : Neuer; Lahm, Hummels (46' Mertesacker), Boateng, Höwedes; Schweinsteiger, Khedira (76' Draxler); Kroos, Mesut, Müller; Klose (58' Schürrle).

Sarı Kart : Dante


Yazan: steven_stiffler

Yolun Açık Olsun


Gitmesini hiç istemesem de; kal diyemiyor insan...
Kimlerin arkasından bakmadık ki biz ?
Satıldığı para, alacağı para, Fenerbahçe'nin menfaatleri, yabancı kontenjanı, gelecek vaad etmesi, gencecik yaşı, oynayacağı pozisyon ve takımdan tamamen bağımsız söylüyorum. Başarılı olmasını can-ı gönülden istiyorum. Kardeşim gibi seviyorum. Dilerim yeniden bu forma altında izleme fırsatımız olur ama "Hoşçakal diyen geri gelmiyor be Mecnun..."
7 Temmuz 2014 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler

Brezilya 2 - 1 Kolombiya

Unutulmayacak bir maç oldu. Futbol da iyiydi de, futbolun içindeki detaylar daha akılda kalıcıydı. Unutulmayacak görüntüler ve fotoğraflar çıktı. Kupanın şu ana kadarki en iyi takımı Kolombiya, favori Brezilya karşısında sürprizi gerçekleştiremedi. Turnuvaya renk kattıklarınla hatırlanacaklar ama bence çok daha fazlasıyla hatırlanmayı hakeden bir Kolombiya vardı.

23 yıldır yenememiş Kolombiya Brezilya'yı. Bu elbette baskı oluşturmuştur ama dün akşam sahada olan takım bu baskıyla baş edebilecek bir takımdı. Brezilya ise tartışılır bir futbolla, Neymar'ın üst düzey performansıyla, Şili'yi zar zor eledikten sonra buraya gelmiş olmasına rağmen ağır favoriydi. Maçın başlangıcı da hızlı oldu. Kolombiya savunmasının bir anlık gafleti pahalıya patladı ve Thiago Silva'nın golü geldi. Brezilya maçta da beklenilenden daha üstün oynadı. Kolombiya beklenen cevabı veremedi. Yer yer sert futbol vardı. Fernandinho dünün torpillisi, Zuniga şanslısıydı. Bana göre penaltı pozisyonunda Julio Cesar'a kırmızı kart da gösterilebilirdi. David Luiz'in attığı gol, bir önceki turda James Rodriguez'in attığı gole nazire yaparcasınaydı. Brezilya'da kupayı Neymar'dan sonra en fazla hakeden isim kesinlikle David Luiz. Sonra da Julio Cesar... Kolombiya'da Cuadrado beklenen katkıyı veremeyince James Rodriguez dün akşamın yalnız savaşçısıydı. Penaltıyı attıktan sonra umutlandılar. Belki beraberliği yakalayacak fırsatları da oldu ama futbol dün akşam Brezilya'nın yanındaydı.

Bu unutulmaz maçtan akılda kalanlar Top 3 listesi çıkar diye düşündüm :

1- James Rodriguez'in gözyaşları... Turnuvanın yıldızı belki de rüyanın bu kadar erken biteceğini düşünmüyordu. Döktüğü gözyaşları taraflı tarafsız herkesi etkiledi. David Luiz'in jesti de çok şıktı. Gecenin en akılda kalacak olayıydı.

2- Brezilyalılar için ise şüphesiz Neymar'ın sakatlanması unutulmayacak. Muhtemelen Zuniga şu an ülkede en nefret edilen insandır. Neymar'ın turnuvayı kapatması Brezilya için büyük eksik. Hatta en büyük eksik...

3- David Luiz'in golü ve sevinci. Gol vuruşu mükemmeldi. Golün güzelliği kadar David Luiz'in sevinci de geceye damga vuran görüntülerden biri oldu.
5 Temmuz 2014 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler

Dusan Basta ve Marco Parolo

Fenerbahçe yönetimi izlediği transfer politikalarıyla genelde eleştirilir. Ben benzer şeyleri Lazio için de düşündüğümü her fırsatta söylerim. Transferden sonra resmi siteye kalitesiz fotoğraf koyma özelliği bile aynı. Lotito ve Aziz Yıldırım'ın tarz olarak birbirlerini andırmaları da ilginç bir nokta. Fenerbahçe'nin yabancı kontenjanı, lig standardı gibi sebepleri göz önüne aldığımızda Lazio'nun transfer politikasında eleştirilecek daha çok şey var aslında. Para var, Avrupa'nın en çok izlenen 4.ligi olması avantajı var. Ancak transfer konusunda bunlara rağmen bariz bir başarısızlık var. Değerinden fazlasına alınan oyuncular, parlatılıp İnter'e verilen oyuncular; ki bu özellik bariz Trabzonspor-Galatasaray ilişkisini anımsatıyor. Reel hayatta bilmiyorum ancak basit bir Football Manager örneği vereyim. Lazio'da bazı çöplerin aldıkları yıllık ücretler o kadar fazla ki; Ederson'u 4 sezon boyunca bedavaya bile hiçbir takıma veremedim. Lotito yıllık ücret ve bonservis konusunda çok cömert. Keşke hoca konusunda da öyle olsaydı da; Stefano Pioli yerine Roberto Mancini'yi getirseydi. Allegri bile olurdu. Pioli çok kapalı kutu bence. Karizması var, o başka...

Lazio transfere Nantes'ın forveti Filip Djordjevic'i alarak başlamıştı. İlk 11 yeterliliği tartışılır ama rotasyonda düşünüldüğünde iyi transfer. Üstelik bonservissiz geldi. İkinci ve üçüncü transferler ise Serie A'dan oldu. Geçtiğimiz sezona kadar vasat bir orta saha olarak görülen Marco Parolo; Donadoni yönetimindeki Parma'nın iyi futbolunun anahtar isimlerinden birisi olarak İtalya Milli Takımı ile Dünya Kupası'nda da boy gösterdi. 29 yaşındaki Parolo'nun Lazio'ya bedeli 5,5 Milyon Euro oldu. Lazio'nun Parma'dan bir tık yukarıda bir takım olduğu düşünülürse iyi transfer. Ancak 1 sezonluk üst düzey performansın ardından 29 yaşında ve takıma level atlatmayacak bir oyuncu için ödenen bu miktar tartışılır. Aynı şekilde Sırp Sağ Bek Dusan Basta için de 5,5 Milyon Euro ödendi. Yıllardır Serie A'da boy gösteren, her zaman iyi olan ama asla çok iyi olamayan bir sağ bek. Bu sezon için iyi takımlarla ismi geçiyordu. Lazio muhtemelen en yüksek bedeli ödeyen takım oldu. Serie A'da 112 maç oynayan bir oyuncunun kalitesi elbette tartışılmaz. 29 yaş futbol için çok ileri bir yaş da sayılmaz. Ancak yine takıma level atlatmayacak bir sağ bek olan Basta için ödenen bonservisi çok fazla buluyorum.

Lazio'da bu sezonun yoğun gündemlerinden birisi; Antonio Candreva olacak. Paris Saint Germain ve bazı Premier Lig kulüplerinin yıldız oyuncuyla ilgilendiği biliniyor. Kendisi de PSG'nin iyi bir seçenek olacağını söylemişti. Candreva giderse Lazio şu haliyle çok sıradan bir takım olur ve hedeflerinden uzak kalır. Lazio'ya çok iyi bir stoper, hatta iki stoper lazım. Kaliteli bir golcü ve sol kanat transferi de gerekiyor. Ayrıca Felipe Anderson'a daha fazla şans tanınması gerektiğini düşünüyorum. Ezeli rakip Roma'nın yaptığı transferleri ise daha başarılı buluyorum.

01.08.2014 Düzeltmesi : Basta kiralanmış. Transfermarkt'ın yalan yanlış bilgisiyle 5,5 Milyon Euro ödenmiş olarak yazmış bulunmuşum. Canım Transfermarkt'ın mahvettiler. Berbat tasarım yetmedi, içerik de berbatlaştı. Neyse; en azından Lazio'nun bu transfere para vermemesine sevindim.
3 Temmuz 2014 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Brezilya 4 - 3 Şili

18' David Luiz
32' Alexis Sanchez

Çok ortada bir maç oldu. Penaltılar heyecanını daha ilk eleme maçında yaşadık. Oldukça tempolu başlayan, Brezilya'nın her an gol atacakmış ve farka gidecekmiş gibi oynadığı bir ilk 20 dakika vardı. David Luiz'e yazılan, bana göre Jara'nın kendi kalesine attığı golden sonra Brezilya aksadı. Şili ise bulduğu ilk net fırsatı değerlendirdi. Alexis Sanchez yerine başka bir oyuncu olsa, o atmosferde o vuruşu yapamazdı. Şili'nin yıldızı o pozisyonda yapılabilecek en temiz vuruşu yaptı. Brezilya kötü oynadı. Şili kötü oynadığı Brezilya'ya karşı saldırmaya korktu. Sampaoli, riskleri alabilseydi; Şili büyük sürprize imza atabilirdi. Ben ikinci yarıda Valdivia hamlesi bekledim, gelmedi. Vidal çok kötüydü, takımın en önemli isimlerinden birinin böyle maçta bu kadar kötü oynaması kabul edilemez. Valdivia hem Şili'yi organize edebilecek, hem de penaltılarda gol atacak oyuncuydu. Brezilya'da Hulk çok iyi başladığı maçı kötü bitirdi. Neymar uzun bir süre tek başına didindi. Her iki takımın kalecilerine de hata bulmak olmaz ama Julio Cesar penaltılardaki kurtarışlarıyla maçın adamı seçildi. Şili böylesi elenmeyi hak etmedi ama Julio Cesar da haketmedi. Brezilya'ya çeyrek finali gösteren ikili olarak Neymar ve Julio Cesar'ı söylemek yanlış olmaz. Takımda çok önemli rol üstlenen Luiz Gustavo'nun çeyrek final maçında cezalı olması önemli eksik. 120.Dakikada topu direğe nişanlayan Mauricio Pinilla; penaltılarda da golü atamayarak günün talihsiz ismi oldu. O golü 120'de atsa atsa Semih Şentürk atar; o da Hırvatistan'a... Alexis Sanchez'e de penaltı kaçırmak yakışmadı. Güle güle penaltı kullanmaya gelen Gonzalo Jara ise; laubaliliğinin bedelini ödedi. Aranguiz'in attığı penaltı müthişken, Willian'ınki komediydi. Manchester'ın çocuğu Howard Webb maçta kritik pozisyonları doğru değerlendirdi.

Brezilya : Cesar; Alves, Silva, Luiz, Marcelo; Fernandinho (72' Ramires); Gustavo; Hulk, Oscar (106' Willian), Neymar; Fred (64' Jo).

Şili : Bravo; Medel (108' Rojas), Silva, Jara; Isla, Aranguiz, Diaz, Mena; Vidal (87' Pinilla); Sanchez, Vargas (57' Gutierrez).

Sarı Kartlar : Mena, Silva, Hulk, Gustavo, Jo, Pinilla, Alves

Penaltılar
Atanlar : David Luiz, Marcelo, Neymar / Aranguiz, Diaz
Kaçıranlar : Willian, Hulk / Pinilla, Sanchez, Jara
28 Haziran 2014 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler

İlk Turun Ardından

Hemfikir olduğumuz bir konu var ki; çok eğlenceli ve seyir zevki yüksek maçlar izledik. Çok çılgın futbol izlememiş olsak da; bol bol gol izledik. Tertemiz... Futbolun meyvesi gol. Değişik teknolojilere şahit olduk. 48 maçlık periyodda görebileceğimiz pek çok şeyi gördük. Gol çizgisi teknolojisi canlı canlı kullanıldı. Hakemlerin baraj çizgileri, hat-trick, kırmızı kartlar, verilen-verilmeyen penaltılar, yıldız oyuncuların takımlarını sırtlamaları, kalecilerin maç kurtarmaları, çılgın teknik direktör sevinçleri, sakatlanan fizyoterapist, kendi kalesine gol atanlar, Luis Suarez ısırığı, son dakika golleri, sürpriz sonuçlar gibi futbol adına pek çok lezzeti bir arada bulduk. Hakemlerin kötü yönetiminin başını yaktığı takımlar olsa da; futbol lezzeti bir an bile azalmadı. Son yıllardaki turnuvalara göre, en keyifli turnuva olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama şöyle de bir gerçek var; Tribün Güzelleri foto galerileri adına izlediğim en kötü turnuva.

A Grubu, ev sahibi Brezilya'nın favori olduğu gruptu. Bu grupta bir sürpriz yaşanmadı. Brezilya-Hırvatistan maçındaki kötü hakem yönetiminden sonra; Hırvatistan grubun talihsiz takımı olsa da, Meksika maçını kazanma şansını değerlendiremeyip gruptan elenen takım oldu. Kamerun turnuva boyunca kendi içerisinde sorunlar yaşadı. Eto'o bitmiş deyimine de canlı canlı şahit olduk. Mental olarak hiçbir şey vaat etmeyen Kamerun, 2010'dan sonra 2014'te de 0 çekerek elendi. Volker Finke de şu ana kadar turnuvanın en kötü teknik direktör performanslarından birini sergiledi. Brezilya'da zaman zaman iyi bir golcü eksikliği hissedilse; her maçı sırtlayabilecek yıldızlarının olması ve ev sahibi olmanın avantajıyla oynadıkları iştahlı futbol, takım adına ümit vericiydi. Özellikle Neymar'ın sergilediği performans parmak ısırttı. Robinho örneğinden dolayı, benim çok umutlu olmadığım; benzer bir karakter olduğunu düşündüğüm Neymar harika maçlar çıkardı ve gol krallığının da iddialı isimlerinden oldu. Hırvatlar bu grubun ikincilik adayıydı. Yine iyi maçlar çıkardılar. Hatta 3 maçı da seyirlik ve zevkliydi. Ancak istedikleri sonuçları alamadılar. Çok kaliteli kadroları olmasına rağmen, Niko Kovac şimdilik tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Bilic'ten sonra yeni bir karizmatik Hırvat teknik direktör izledik. Kovac kadın taraftarları tribüne tek başına çekebilecek karizmasına rağmen Meksika'nın performansını hesap edemedi ve rakibinin gerisinde kaldı. İlk maçta oynamayan Mandzukic ikinci maçta bekleneni verse de; üçüncü maçta Meksika'yı alt edecek performansı gösteremedi. Ivan Perisic ise Hırvatistan adına en başarılı performansı sergiledi. Meksika şüphesiz iyi takım, gruptan çıkmayı da hakettiler. En büyük yıldızları Chicharito, Çılgın Teknik Direktör Herrera'nın ilk tercihi olmamasına rağmen Oribe Peralta da sergilediği performansla yıldız golcüyü aratmadı. Yine de ileriki turlarda tercihin Chicharito olması gerektiğini düşünüyorum. Meksika'da parlayan isimler ise; ilk 2 maçta gol yemeyen kaleci Ochoa, Hector Herrera, Guardado oldu. Grubun iki yıldızını seçmek gerekirse; Neymar ve Ochoa derim.

B Grubu'nda herkes Hollanda ve İspanya'nın gruptan çıkabileceğini düşünürken, çok az kişi Şili'nin sürpriz yapacağına inanıyordu. Bu grup şahane bir maçla başladı. Son 3 büyük turnuvayı kazanan, burada da favorilerden olan İspanya; öne geçtiği maçta Hollanda'dan 5 gol yedi. Hollanda'nın genç kadrosu bana çok güven vermiyordu. Şili'nin gerisinde kalabilirler diye düşünmüştüm. Ancak; genç kadronun yanında başta Robben ve Van Persie olmak üzere; Sneijder, Kuyt, De Jong, Huntelaar gibi tecrübeli isimlerin kadroda olması takıma büyük bir artı sağladı. Bir futbol ekolü olmalarının ve Van Gaal'in de payı yadsınamaz. İspanya'ya 5 atan takım, elbette başarılı olmayı hak ediyor. Robben ve Van Persie önderliğinde 3 maçını da kazanan Hollanda; her maçında iştahlı ve başarıya aç oyunuyla rakiplerini korkuttu. Özellikle Robben, sanki kupayı kazanmadan gitmeyecekmiş gibi hazırlanmış. Motivasyonu da müthiş. Savunmada oynayan Blind de hücuma katkı yapan bir bek, bu turnuvada değerini katlayan Hollandalılardan ilki. Diğerleri ise; Nöbetçi golcü rolü üstlenen Memphis Depay, savunmada kritik müdahalelerle oynayan De Vrij. Hollanda aynı zamanda ilk turun en çok gol atan takımı. 10 gol attılar. Grubu ikincilikle bitiren Şili de gerçek bir takım oyunu hüviyetinde gözüküyor. Bireysel olarak da iyi futbolculara sahipler ancak başarılı olmalarının asıl sebebi takım oyunu. İyi bir takımı oyunu oynadıktan sonra, isimler çok da önemli değil. Teknik Direktörleri keltoş Sampaoli takımı çok iyi hazırlamış. Napoli'de kalsaydı muhtemelen sezonu kulübede geçirecek olan Eduardo Vargas, Valencia'ya geçtikten sonra gösterdiği performans ile dünya kupasına oldukça hazır gelmiş. Performansına da kaldığı yerden devam ediyor. Orta sahada oynayan Aranguiz ise oynadığı her maçta üst düzey performans sergiledi ve değerini katladı. Kupadan sonra Avrupa'ya transfer olabilir. Hatta olmazsa ayıp olur diyeyim. Öyle takım oyunu oynadılar ki; Vidal ve Alexis Sanchez gibi isimler bile çok ön plana çıkmadı. Haa bir de Valdivia'nın ilk maçta gol atmasına çok sevindim. Çok sevdiğim bir futbolcu, yedek olsa da; klasına yakışır bir golle turnuvada iz bırakacak olması güzel. Grubun hayal kırıklığı İspanya hakkında çok şey yazılır. Diego Costa'nın forvetsiz sisteme dahil olmasıyla, forvetsiz oyunuyla tat vermeyen İspanya; forvetli oyunuyla daha iğrenç bir hâl aldı. Hollanda maçında aldıkları hezimet ile ekstra motive olacaklarını düşünmüştüm. Ancak Şili onların da hesaplarını alt üst etti. Üçüncü maçın ardından da bavulları toplar toplamaz hemen ülkelerine döndüler. İspanya'nın hezimetiyle bir devrin daha sonuna geldik. E nihayet ! Böylelikle 98 şampiyonu Fransa 2002'de, 2006 şampiyonu İtalya 2010'da gruptan çıkamamıştı. Şimdi de 2010 şampiyonu İspanya ilk turda elendi. Avustralya sürprizi gerçekleştiremedi ve puansız ayrıldı. Oynadıkları cesur futboldan ötürü kendilerini tebrik etmek gerekir. Hiçbir rakipten çekinmediler. Özellikle Hollanda'ya kök söktürdüler. Cahill'in Hollanda'ya attığı gol de turnuvanın en güzel gollerinden biriydi. Eğlenmeye gelmiş gibiydiler, eğlenip gittiler. Şöyle de bir ilginç bilgi vereyim. Son 3 turnuvadır oynayan Robben ve Cahill'in kupada attıkları gol sayıları aynı : 5. Yine grubun iki yıldızını seçelim : Robben ve Van Persie.

C Grubu tam beklediğim gibi bitti. Sanılanın aksine; Yunanistan-Japonya maçı harici her maç bol gollüydü. Yunanistan tam bir turnuva takımı. Defansif oyunları eleştirilebilir, seyir zevkini bozabilir. Ama tam anlamıyla bir turnuva takımı. Rezil bir futbolla başlayıp farklı mağlup olsalar da; Japonya'nın yumuşak savunmasını aşamasalar da; Fildişi'nin zihinsel anlamda zayıf savunması karşısında kazandılar. Araştırmalarım neticesinde; futbolculuğunun pek kıymeti bilinmeyen Panagiotis Kone, tipiyle kızların dikkatini çekmiş. Şu adamın futbolculuğunun da kıymetinin bilinmesi gerekir. Sadece son maçta gol atarak grubu geçmeleri ilginç olsa da, bu bile turnuva takımı oldukları gerçeğini kabul etmek için bir sebep. Fildişi maçını çok hak ederek kazandılar. Ne kadar hak ettikleri; Andreas Samaris'in attığı ilk golden önce kaptığı top kadar gerçek. Kosta Rika ile eşleşmiş olmaları da büyük şans. Her ne kadar Kosta Rika daha şanslı gözükse de; turnuva takımı Yunanistan için oldukça mâkul bir eşleşme. Kolombiya'nın çok arzulu ve iyi bir jenerasyonla geldiği kupada gösterdiği performans şaşırtıcı değil. Kendilerinden zayıf 3 takımla eşleştiler ve bol bol gol atarak gruptan rahat çıktılar. Aynı zamanda gruplarda tüm maçlarını kazanan 4 takımdan biri oldular. Özellikle Falcao gibi en büyük yıldızlarından yoksun gelmelerine rağmen James Rodriguez önderliğinde nefis oynadılar. İtalya'nın elenmesiyle birlikte favorim artık Kolombiya. Sarı-Lacivert renkleri bile sempati duymak için yeterliyken; oynadıkları futbol, gol sevinçleri, renkli kişilikleri turnuvaya büyük tat kattılar. Özellikle Armero çok renkli kişilik değil mi ? Palmeiras'ta oynarken yaptığı dansları burada da izletiyor. Golü kim atarsa atsın, dansın şefi Armero. Cuadrado Serie A'da izlemekten en keyif aldığım oyunculardan. Burada da öyle... Tek başına büyük bir hücum gücüyken; James Rodriguez, Jackson Martinez, Teofilo gibi isimlerle izlemek bambaşka oluyor. Kolombiya için turnuvanın önemli anlarından ikisi ise; Mondragon'u kupa tarihindeki en yaşlı oyuncu yapmaları ve Mario Yepes'in 100. milli maçına dünya kupasında çıkmış olması. Fildişi Sahili antipatik bulduğum bir takım. Afrikalı olmanın getiremediği mental özelliklerle de elenmeleri sürpriz olmadı. Adamsın Drogba'nın da tıpkı Eto'o gibi artık devrinin bittiği gerçeğiyle yüzleştik. Bony ve Gervinho takımlarının gol yükünü üstlendiler. Zaten büyük transfer yapacak olan Serge Aurier ise değerini katladı. Yaya Toure, Manchester City'de gösterdiği performansa yaklaşamadı. Serey Die'nin gözyaşları kupanın akılda kalacak olaylarından oldu. Lamouchi gördüğüm en zayıf otoriteli teknik direktörlerden. Giovani Sio'nun kurtarıcı olarak girdiği maçta son dakikada penaltı yaptırarak elenme sebebi gözükmesi kendisi adına büyük talihsizlik. Japonya belki de tarihi boyunca bu kadar iyi oyunculara sahip olmamıştı. Tek şanssızlıkları; yıldız oyuncularının hep benzer özellikte olması. Honda ve Kagawa'dan bahsediyorum elbette. Hatta Kiyotake'yi de ekleyebiliriz. Çok iyi iki beki olmasına rağmen, şöyle sağdan soldan yardıran iki tane kanat oyuncuları olmadı mesela. Taş gibi bir stoperleri yoktu. Ki önceden Tulio Tanaka vardı, taş gibi stoperdi. Bu yüzdendir ki; Japonya zayıf savunmasıyla etkisiz kalarak, gruptan 1 puan alarak elenen takım oldu. Elbette Zaccheroni de Japonya tarzına uygun bir teknik direktör değildi. Japon taraftarlar ise maç bitimlerinde tribündeki çöpleri toplayarak bir kez daha takdir topladı ve kupanın güzel görüntülerinden birini oluşturdular. Bu grubun iki yıldızı ise; James Rodriguez ve Juan Cuadrado.

İtiraf etmeliyim ki; Honduras, Avustralya ve Kosta Rika puan alamaz diye kupon yapmıştım. Kupa öncesi tahminlerimde de yazdım. Evet bu grup ölüm grubuydu ve Kosta Rika'nın şansı yoktu. Futbol takım oyunu bile olsa, sahadaki isimler çok önemli olmasa bile; Kosta Rika'nın şansı yoktu. Ancak özellikle ilk Uruguay maçında öyle oynadılar ki;  herkesin hesapları alt üst oldu. Uruguay'ın teknik direktörü Oscar Tabarez bile "rahat kazanırız" havasında, Suarezsiz çıkmıştı maça. Uruguay baskılı başladı, öne de geçti. Ancak çok çabuk rehavet yaptılar. Kosta Rika, Joel Campbell önderliğinde harika oynayarak Uruguay'ı mağlup etti. Bu mağlubiyet Uruguay'ı da tetikledi. İki takıma da yaradı aslında...Kosta Rika'da takım oyunun başarısı var elbette ama Joel Campbell ve Bryan Ruiz olmasaydı daha zorlanırlardı. Gruptan 7 puan almaları büyük başarı eyvallah da; sadece 1 gol yemeleri -ki o da penaltıdan- de apayrı bir başarı. İtalya favorimdi. Kadroda yanlış seçimler vardı. Prandelli'yi çok severim ama özellikle ilk 11 tercihleri hatalıydı. Yine de iyi başladılar. İtalya-İngiltere gruplarda oynanan en güzel maçlardan biriydi. Gruptaki en büyük rakibini yenerek başlayan İtalya; Uruguay'ın mağlubiyetinden ders çıkarmamış şekilde Kosta Rika'yla oynadı. Öyle tatsız tuzsuz oynadı ki; koskoca ikinci yarıda maçı çevirmek için bir şey yapmadılar. Balotelli, İngiltere'ye attığı gol haricinde tam bir hayalkırıklığıydı. Koskoca İtalya'nın, Euro 2012'de harika oynayan İtalya'nın; burada bu kadar kötü oynaması ve Pirlo ile Balotelli'nin ayağına bakması kabul edilemezdi. Nitekim Prandelli de kabul edemedi. Takım elendikten hemen sonra istifa etti. Yerine Mancini'nin gelmesini isterim. İngiltere ise; İspanya'dan sonra turnuvanın en büyük hayalkırıklığı oldu. Kupa öncesi sanki grupları geçmişçesine takıma penaltı atışlarını çalıştıran Hodgson gibi bir hocanın böylesi kaliteli kadroya galibiyet aldıramamasına şaşırmamak lazım. İngiltere'den ziyade; Uruguay maçında golün asistini yapmak için inanılmaz çabalayan Glen Johnson'ın azmi aklımda kaldı. İngiltere'de de Hodgson bırakmasını beklerdim ama devam edecekmiş. Euro 2016 için de İngiltere'den pek bir beklentim yok. Oysa buraya gelirlerken gerçekten bu sefer finale kadar gidebileceklerini düşünüyordum. Uruguay'a ayrı parantez açmak lazım. Takım olarak; bu gruptaki en oturmuş kadroydu. Uruguay deyince mesela; sağ beke Maxi, sol beke Alvaro Pereira'yı yazacaksın bir. İlk maçta böyle değildi, mağlubiyet geldi. Bu ikisi takımın iyi bekleri olmasının yanı sıra uğuru gibi bir şey. Orta sahada düz adam Arevalo'nun mücadelesi takıma çok güç katmaya yetiyor. Eh hali hazırda iyi golcüler de olunca; Uruguay şansını yoktan vâr etti. Luis Suarez'in İngiltere maçındaki performansı Uruguay için patlayıcı güç oldu. Tabi bundan sonra Suarez yok. Chiellini'yi ısıran yıldıza rekor ceza geldi. Uruguay'da elbette Cavani de iyi golcü, elbette Forlan'ın da ne yapacağı belli olmaz. Ama Uruguay'ın içindeki patlayıcı güç Luis Suarez'di ve yokluğunda Kolombiya engelini geçemeyebilirler. Yine dikkatimi çeken bir detay, yine biten bir devir. Lugano'nun oynadığı maçta 3 gol yiyen Uruguay; oynamadığı maçların ikisini de kazandı. Grubun iki yıldızı; bana göre takımlarını üst tura taşıyan iki isim : Luis Suarez ve Joel Campbell oldu.

Bu kadar gollü maçlar beklemediğim bir gruptu. Özellikle Domenech ile kabız futboluna alıştığımız Fransa'nın, böylesi ofansif ve iştahlı futbolunu beklemiyordum. Deschamps temkinli adamdır diyordur. Deschamps tam bir hoca çıktı. Bu kadar gollü maçın oynandığı gruplarda,en gollü maç bu gruptan çıktı. Fransa'nın mükemmel futboluna İsviçre 2 teselli golüyle cevap verince, ortaya 5-2'lik nefis bir skor çıktı. Fransa'da bol alternatifli bir kadro var. Fransa'nın çok gol atmasının yanı sıra, sadece 2 gol yemesi; onu da 5 attığı maçta yemesi normal. Ribery'nin yokluğunda Fransa'da önderliği Benzema almış görünüyor. Gol çizgisi teknolojisini bizimle tanıştıran maç da bu grupta oynandı. Yine ilginç bir istatistik; gol çizgisi teknolojisiyle tanıştığımız gol Honduras kalecisi Noel Valladares'e yazılmıştı. Kaleci kendi kalesine attığı bu golle turnuvada gol atan en yaşlı oyuncu oldu. İsviçre; grupta beklenen futbolu sergileyemese de fikstür avantajını kullandı. Savunmada zaafları olduğu kendinden güçsüz rakipleri Ekvador'la oynadıkları maçla gözükmüştü. Haliyle Fransa'dan 5 yemeleri de kaçınılmaz oldu. Hatta eminim 5'e dua ediyorlardır. Takımın en önemli yıldızı Shaqiri, son maçta dümene geçerek ileriki turlar için umut verdi. İsviçre'nin Arjantin karşısında elbette işi kolay değil. Ancak Messi'nin eline bakan bir Arjantin'le eşleşmeleri, zayıf savunmasıyla göze batan İsviçre için bir şans olabilir. Belki de Messi'yi iyi savunarak Arjantin'i elemeyi başarabilirler. İsviçre'de dikkatlerin üzerinde olduğu bir diğer isim olan Ricardo Rodriguez de grup maçlarında 2 asist yaparak kendisinden beklenen katkıyı yaptı. Manchester United'a transfer olacak mı, merakla bekliyorum. Ekvador'da Antonio Valencia'ya olan güven dışında bir de duran toplardaki etkinliğe olan güven var. Öyle ki; Enner Valencia yan toplarda çok etkili bir forvet. Genel anlamda da çok etkili. Bence turnuva sonrası Avrupa'ya transfer olması gereken futbolculardan birisi. İsviçre karşısında aldıkları son dakika mağlubiyetiyle turnuvadan elendiler. Puanları 5 olabilseydi; gruptan çıkan takım olacaklardı. Ekvador'da dikkat çeken diğer oyuncu Jefferson Montero oldu. Benim çok beğendiğim bir oyuncu, daha önce Villarreal'de oynamış ama La Liga'da tutunamamıştı. Aslında Hollanda Ligi'nde yıldız olur böyle isimler. Bence oyun yapısı itibariyle bizim lige de iyi gider. Umarım Montero'yu da tekrar Avrupa'da görürürüz. Honduras turnuvada beklentileri yerine getirerek 0 puanla evine döndü. Kendileri için eminim bu da bir başarıdır. Gruptaki iki yıldız ismi seçecek olursak; elbette Karim Benzema ve Shaqiri isimleri ön plana çıkacaktır. Gruptan çıkan takım Ekvador olsaydı, Enner Valencia bu isimlerden birisi olurdu. Bence en az Shaqiri kadar iyi oynadı.

Bu grupta çok büyük sürpriz olmadı. Arjantin'in rahat çıkması bekleniyordu. Keza maçları izlemeyip puanlamaya bakan da öyle zanneder, ancak Messi olmasa Arjantin'in 9 puanı toplaması imkansızdı. İlk 2 maçını ıslıklarla oynayan Messi, ikisinde de galibiyet getiren golleri attı. Yetmedi; Nijerya karşısında da galibiyet getiren golleri attı. Oynadığı 3 maçta da maçın oyuncusu seçilerek rakiplerini geride bıraktı. Özellikle takımını tek başına sırtlayarak, takımını sırtlayamayan en büyük rakibi Ronaldo'yu gölgede bıraktı. Arjantin ilk etap maçlarında henüz takım olamadığını gösterdi. Teknik direktörlerinin güven vermediğini kupa öncesinde de söylemiştim. Şu an yatıp kalkıp Messi'ye dua ettiğine eminim. Orta sahada pas dağıtımını yapması için görevlendirilen adam Mascherano. Yahu adam yıllardır Barcelona'da stoper oynuyor ? Hakikaten stoper nasıl oynuyor bu adam onu da hiç anlamamışımdır. Sergio Agüero da tıpkı takım arkadaşı Yaya Toure gibi kupada kulüp performansının uzağında kaldı. Bunun yanı sıra; sakatlanarak turnuvayı kapattığı söyleniyor. Arjantin'de dikkat çeken isimlerden biri de Rojo oldu. Nijerya'yı çocukluğumdan beri sevmişimdir. Okocha, Uche sağolsun. Şu anda da Emenike var belki ama turnuvanın en tatsız maçlarından ikisini oynayan takımdı. Ahmed Musa son maçtaki performansıyla parlarken; Emenike ikinci maçta 8 dripling ile turnuvanın rekorlarından birini kırdı. Spahic'i perişan etmişti resmen. Spahic iyi stoper ama Emenike özel yeteneklerini kullandığında durduralamaz oluyor. Nijerya'nın en büyük artılarından biri de; kaleci Enyeama'nın ilk 2 maçı gol yemeyerek tamamlaması oldu. Fransa karşısında da kalecilerine güveniyorlar. Bosna-Hersek'in bu gruptan çıkacağına inanıyordum.Arjantin karşısında şansları zaten düşükken; bir de kendi kalelerine gol atarak başladılar. Yıldız oyuncuları Dzeko tek başına yetmezken, Misimovic yetersizine katlanan Saffet Susic de sınıfta kaldı. Vedad Ibisevic, Bosna'nın kupa tarihindeki ilk golünü attı. Özellikle Nijerya karşısında yanlış ofsaytın kurbanı olan Bosna-Hersek gruptan çıksaydı, eminim Fransa-Bosna eşleşmesi daha zevkli bir eşleşme olacaktı. Bu arada; Bosna da iyi fakat eksikleri olan takım. Onların da bek eksiği var. İyi bir kaleci olan Begovic; turnuvada 3 maçta da gol yiyerek sınıfta kalan isimlerden diğeri oldu. İran hakkında çok fikir sahibi olamadım. 1 Puan alalım, dönelim havasında gelmişler. O 1 puanı da Nijerya'dan aldılar. Grubun iki yıldız oyuncusunu yazmak gerekirse; Messi'nin yanına ikinci bir isim eklemek çok zor derim. İlk iki maçta gol yemeyen Vincent Enyeama'yı ekleyelim hadi...

 G Grubu yine Almanya'nın hegomonya sürdürdüğü grup oldu. Kazanır mı, kaybeder mi diye düşünülen Portekiz maçını 4-0 gibi ezici bir skorla kazandılar. Almanlarda Löw farklı sistem ve diziliş denese de; motivasyon müthiş fark yarattı. Özellikle Müller'in performansı gruplara damga vuran performanslardan oldu. 2010'dan sonra 2014'te de gol krallığına gidiyor. Kupanın ilk hat-trick performansı kendisinden geldi. Almanya için diğer istatistik; Miroslav Klose adına... Gana'ya attığı golle kupa tarihinin en golcü oyuncusu olarak Ronaldo'yu yakalayan tecrübeli golcü, aynı zamanda oyuna girdikten 2 dakika sonra attığı golle kupada oyuna girip en hızlı gol atan oyunculardan birisi oldu. Mario Götze de Almanya adına iyi performans gösteren isimlerden. Özellikle Reus'un yokluğunda ön plana çıkmayı başardı. Grubun diğer favorisi Portekiz, Almanya karşısında aldığı 4-0'lık mağlubiyetle; grup maçlarının en farklı yenilgilerinden birini alan 3 takımdan biri oldu. Eldeki kaliteli isimlere rağmen sadece Ronaldo'nun ayağına bakıyorlar. Üstelik yıllardır hâla forvetleri yok. Olmadığı gibi; eldeki forvetler Almeida ve Postiga sakatlandı. Amerika karşısında oynadıkları iyi oyuna rağmen beraberliği son dakikada kurtaran Portekiz, kupaya erken veda etti ve iyi futbolcularla iyi takım olunamayacağının bir örneği oldu. Ronaldo'nun Messi, hatta Neymar'ın gölgesinde kalması ise uzun zaman konuşulacak gibi gözüküyor. Amerika Birleşik Devletleri, futbola soccer diyen bir ülkeye göre oldukça başarılı performans sergiledi. Kaleci Tim Howard performansıyla dudak ısırttı. Clint Dempsey, takımın önderliğinde başarılı maçlar çıkardı. Aynı zamanda kupanın en erken golünü attı. Gana'ya 30. saniye attığı gol kupanın en erken atılan golü oldu. Yankiler, 2.Turda da Belçika gibi makul bir takımla eşleştiler. Oynanan futbollar göze alındığında; kimse Belçika Amerika'yı kolay eler diyemiyor. Gana kupanın talihsiz takımlarından oldu. Tamamen grubun kurbanı oldular. H Grubu'nda olsalardı kesinlikle tur atlarlardı. Aldıkları 1 puandan çok daha fazlasını hakettiler. Gana adına kupanın önemli olayı; kaptan Asamoah Gyan'ın 2 gol daha atarak kupa tarihinin en golcü Afrikalı oyuncusu olması oldu. Ayrıca Gyan, Armero ile birlikte kupanın en renkli oyuncusuydu. Gana'nın kaprisli yıldızları Boateng ve Muntari; son maç öncesi kavga ederek kadro dışı kaldılar. Özellikle Almanya'ya karşı oynadıkları futbola rağmen kazanamamaları talihsizlikti. Kaleci Dauda'nın son maçta Portekiz'e karşı gösterdiği performans ise alkışı hak etti. Andre Ayew de gösterdiği performans ve attığı gollerle kupada akılda kalacak bir performans sergiledi. Grubun iki yıldızı; Almanya'dan Tomas Müller ve Amerika Birleşik Devletleri'nden Clint Dempsey. Ayew ve Howard'ın performansı göz kamaştırıcı olmasına rağmen Müller ve Dempsey'in gölgesinde kaldılar.

Kupanın en sıkıcı grubu H Grubu'ydu. İsimlerden belliydi aslında böyle olacağı ama Belçika'dan kesinlikle çok büyük beklenti vardı. 3 maçlarını kazanıp 9 puan almayı başarsalar da; futbol olarak beklenen seviye ulaşamadılar. İlk 2 maçta Hazard'dan ziyade Mertens ön plana çıktı. Savunma olarak başarılılar. Sadece 1 penaltı golü yediler; o da tamamen Vertonghen'in saçmalamasıydı. Benteke'yi aradıkları bir gerçek. Lukaku etkili olamadı. Ancak, Belçika kupa ile birlikte yeni bir ismi parlattı. 19 yaşındaki Divock Origi ismi kupa öncesi çok bilinmezken, gösterdiği performansla akıllarda yer etti. Origi aynı zamanda gol atan en genç oyuncu oldu. Teknik direktörler arasında en yüksek maaşı alan Fabio Capello'nun Rusya'sı kabus gibi maçlar neticesinde kupaya veda etti. Euro 2008 kadrolarını hatırlıyorum da, harika kadro ile harika maçlar oynamışlardı. Şimdi o kadrodan pek isim kalmadığı gibi, o oyundan da eser yok. Tamamı Rusya'da oynayan, soğuk ülkenin soğuk futbolcularıyla elenmeleri iyi oldu. Çok da güzel oldu. Cezayir kupa tarihinin en uzun süre gol atamayan takımı olacakken; imdatlarına Vertonghen yetişti ve Feghouli penaltıyı atarak bu unvandan uzak tutan oyuncu oldu. Futbol olarak da oldukça tatmin edici düzeydeler. Kesinlike gruptan çıkmayı hakettiler. İlk maçta yedek soyunan İslam Slimani, diğer iki maçı boş geçmedi. Attıkları kadar yiyen bir takım görüntüsünde olmalarına rağmen tarih yazdılar ve ikinci tura isimlerini yazdırdılar. Güney Kore turnuvanın zayıf ekiplerindendi. Heung Min Son'a çok fazla güvendiler ama tek başına yetmesi imkansızdı. Belçika'ya yenildiklerinde döktükleri göz yaşlarıyla hatırlanacaklar. Bu gruptan iki yıldız seçmek çok zor.

Grup aşamalarının bana göre en iyi on biri ise şu şekilde :

Yazan: steven_stiffler

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -