10 saat önce
Tottenham 4 - 3 Leicester
Futbolda çalışırsın, oynarsın, yıldızlaşırsın ama bazı sıfatların da üzerine gerçek anlamda yapışması gerekiyor. Harry Kane'in üzerine "golcü" sıfatı bu maç itibariyle yapışmıştır. Öyle ki; birinci golde o karmaşada top kendiliğinden Kane'in önüne düşmüş, ikinci golde ise Harry Kane'in vurduğu yer bambaşka olmasına rağmen top savunmaya çarpıp doğru yere gitmiştir. Golcülük fazlasıyla futbol şansı gerektirir. Çalışmalarının karşılığında bu şans da Kane'in yanında olmaya başladı. Maçın kazananı yine Kane oldu. Özeti bile keyifli bir maç. Lloris'in erken sakatlığıyla oyuna giren Vorm'un 3 gol yemesi elbette iyi bir referans olmadı. Chadli'nin boş kaleye atamadığı 2 top da öyle. Leicester City'nin çok da kötü olmayan kadrosuna rağmen ligde Burnley kadar oynayamaması düşündürücü. Haftalardır kazanamıyorlar. Tottenham ise United mağlubiyetinin ardından kazanmaya yeniden başladı. İlk 4 şansı olmasa da 5-6'da bitirmeleriyle Avrupa Ligi vizesi alabilecekler. Kane daha önce kısa süre Leicester'da kiralık oynamıştı. Ligde 2 maçta toplam 4 gol attı eski takımına. Günün kaybedeni kendi kalesine attığı golle Schlupp gözükse de; bence attığı gole rağmen Nugent günün kaybedeniydi. Net pozisyonları kaçırdığı gibi bir de absürt bir penaltı yaptırdı.
Tottenham : Lloris (4' Vorm); Walker, Dier, Vertonghen, Rose; Mason (88' Dembele), Bentaleb; Townsend (58' Paulinho), Chadli, Eriksen; Kane.
Leicester : Schmeichel; De Laet, Morgan, Huth (76' Mahrez), Upson (46' Wasilewski), Schlupp; Nugent, James, Cambiasso (86' King), Vardy; Ulloa.
Sarı Kartlar : Chadli, Nugent, Rose.
Goller : 6', 13' ve 64'(penaltı) Harry Kane, 38' Vardy, 50' Morgan, 85' Schlupp (kendi kalesine), 90' Nugent.
Lazio 4- 0 Fiorentina
İki takım arasındaki ezeli rekabet çok çekici olmasa da, dün akşamki maç rekabette unutulmayacak maçlardan biri olabilir. Lazio'nun tek kale oynadığı, Fiorentina'yı kevgire çevirdiği maçın ilk yarısında tek gol çıkması mucizeydi. Özellikle Lucas Biglia resmen gelişine şut çalıştı. İlk denemesi başarılı, ikinci denemesi ise direkten döndü. İlk yarıda kaçan pek çok pozisyon, ikinci yarıda da kaçmaya devam etti. Ta ki Felipe Anderson'un düşürülüşüne kadar. Penaltıyı atan Candreva takımı rahatlattı ve bu dakikadan sonra Lazio'nun şansı yaver gitti. Özellikle 3.gol haftanın en saçma gollerindendi. Fiorentina'nın serbest vuruş organizasyonu kendi kalelerine dönüp Klose'nin bitirişiyle son buldu. 4. Golde de yine Klose'nin tecrübesi ve çabası var. Son haftalarda Salah'ın formuyla gaza gelen Fiorentina'nın havası söndü. Pioli hocam yine takımı coşturdu, yine kazandı. Cataldi'yi de iyiden iyiye ilk 11 oyuncusuna çevirmeye başladı. Lazio'nun bu sezonki futbolunun hakkı lig ikinciliği, hadi inşallah.
Lazio : Marchetti; Basta, De Vrij, Mauricio (49' Novaretti), Radu; Cataldi, Biglia; Candreva (77' Balde Keita), Anderson, Mauri (80' Onazi), Klose.
Fiorentina : Neto; Tomovic, Savic, Basanta, Pasqual; Kurtic, Badelj (78' Joaquin), Fernandez; Salah, Diamanti (46' Pizarro), Ilicic (55' Gilardino).
Sarı Kartlar : Basanta, Mauricio, Kurtic, Tomovic, Candreva.
Goller : 6' Biglia, 65 ' Candreva (penaltı), 75' ve 85' Klose.
Fenerbahçe, Amin.
Biraz klasik ama güzel duygu be... Türk futbolunun ayakta duran yegane tarafı bu derbi mücadelesi. Hasta yatağında bile olsan aynı heyecanı yaşarsın. Hiç değişmeyen duygu. Bir Fenerbahçeli için değişmeyen bir duygu da Kadıköy'de kazanma duygusu. Son dakikalarda yine 0-0'ı kabullenmeye başlamıştım ki Kuyt sahneye çıktı. Maçın hakkı kesinlikle daha unutulmaz bir skordu ama derbide kazanmanın tadı her haliyle güzel. Yine de benim en sevdiğim derbi Gs'nin tek kale oynayıp bizim 2-1 yendiğimiz Süper Final ilk maçı. Tek kale, 35 paslı gol, 3 direk ve 4-0'lık skor da ondan sonra gelir. Dün akşam da benzer bir senaryo hissiyatım vardı ama her zaman olmuyor.
Derbilerde taktik, diziliş falan biraz arka planda kalıyor. Ama korktuğum bir şey vardı. Aykut Kocaman, Dia-Stoch'u pek bir arada oynatmazdı. İki Galatasaray derbisinde, Kadıköy'de hücum gücünü arttırmak için bunu denedi; ikisi de 0-0 bitti. Biri malum 12 Mayıs... İsmail Kartal'ın da Diego'yu oynatmayıp bu maçta Topal-Emre ikilisinin önünde düşünmesi beni biraz tedirgin ediyordu. Hele ki Galatasaray'ın 0-0'a razı oynayacağını ön görünce... Daha korktuğum ise; Diego'yu tercih edip Meireles gibi oynatmayı düşünmesiydi. Ki geldiği günden beri Diego böyle oynatılıyordu. Meireles pek göze batan bir oyun oynamaz, Chelsea'deki Meireles de asla değildir. Ama görev adamı rolünü en iyi şekilde uygular ve faydalıdır. Tedirginliğim bu yüzdendi. Tempolu ilk yarıda Diego'yu beğendim. Kabul, Galatasaray orta sahayı biraz rahat geçiyordu ama Diego ileride sorumluluk alma duygusuyla oynadı. Bir de kendini ispat etme çabası takdire şayandı. Sneijder'ı bakkala gönderdiği pozisyon arşivlerde yerini aldı. Sürekli ileri oynamayı düşünmesiyle bence başarılı performans sergiledi. Volkan'ın kurtarışları maç için çok kritik ve üst düzey performanstı. Mehmet Topal da Volkan ile birlikte maçın yıldızıydı. Bol pozisyona rağmen iki takımın da stoperleri oldukça iyiydi. Caner'i beğenmedim. Hiçbir topu rakibi geçmedi. Sabri'ye karşı çok avantajlıydı ama yeteneğini kullanamadı. Sow etkisizdi, Emenike Sow'a nazaran daha hareketli fakat bal yapmayan arı görünümündeydi. Taraftarın gözündeki antipatikliği çok olumsuz yansıyor. Dün oyundan çıkarken yine gereksiz ıslıklandı ve ortaya saçma sapan bir görüntü çıktı.
Maçın kırılma anı Diego-Webo değişikliğiydi. Ben bu değişikliği yersiz buldum. Diego çıkınca Galatasaray çok rahatladı ve peşpeşe 2 kere kalemize geldi. Sow'un müthiş çabasıyla dönen topta az adamla yakaladık ve Kuyt cezayı kesti. Mehmet Topal müthiş oyununu asistle taçlandırdı. Golden sonra Yasin'in pozisyonu yürekleri ağızlara getirse de Volkan inanmıştı. Akılda kalan pek çok pozisyon olması sebebiyle unutulmaz bir derbiydi. İsmail Kartal'ın Diego-Webo değişikliği çok riskli olsa da maçı getiren hamle oldu. Webo yerine başka bir forvetimiz olsa o topu indiremezdi. Diego yerine başka biri çıksa, belki de o kadar az adamla yakalayamazdık. Riskti, tuttu. Meireles varken Selçuk'un girmesi de riskti mesela ama son bölümlerde çok kontrollü oynadık. Güzel galibiyet, güzel duygu; teşekkürler Fenerbahçe.
QPR 1 - 2 Tottenham
Hafta arasında oynanan Swansea maçını da izledim ama yazamadım. Tottenham kazandı. Gomis'in sağlık sorunları ve Ryan Mason'ın ilk lig golüyle akıllarda kalan bir maç oldu. Haftasonu ise Premier Lig eksikliği çekerken QPR-Tottenham maçını görünce sevindim. Ben de güneşi Londra'ya yakıştıramayanlardanım. Havanın açık olması sebebiyle bir türlü gözüm ısınamadı maça. Kötü anlatım ve yorumlamanın da etkisi vardır illa ki. Üstelik hızlı bir başlangıç oldu. Harry Kane'in santrada ısrarla erken rakip sahaya geçmesi ilginçti. Adam tez canlı, kıpır kıpır. Pozisyon bulsam da atsam havasında resmen. Zamora'nın kafa vuruşuyla pozisyonlu başlayan maç pozisyonlu devam etti. Spikerin anlatımına göre Robert Green'in müthiş kurtarışı, bana göre Harry Kane'in müthiş ama kalecinin üzerine giden kafa vuruşuyla devam etti. İlk yarıda ağırlıklı olarak QPR net pozisyon buldu. Austin'in direkten dönen topu bunların en netiydi. Yine spikerin "çok net müdahale var" dediği Lloris'in pozisyonunda ben o çok net müdahaleyi bir türlü göremedim. Harry Kane'in kafa golü ilk yarının skorunu belirledi. İkinci yarıda ise daha net pozisyonlar bulan Tottenham'dı. Eriksen'in mükemmel şutu üzdü. Eriksen hiçbir şey yapmasa bile her maç en az bir tane böyle bombası var. Harry Kane'in ikinci golüyle iş bitmiş gibi gözüktü ama eski Spurslü Sandro'nun temiz vuruşu QPR'ın umutlarını son dakikaya taşıdı. Bentaleb'in eline gelen pozisyon tartışılır, bence penaltı çalınması gerekirdi. Harry Kane yine girdiği ikinci pozisyonda golü attı, darısı bu akşam Emenike'ye...
Quenn Park Rangers : Green; Onuoha, Ferdinand, Caulker, Suk-Young; Isla (71' Hoilett), Henry (88' Grego), Sandro (90+3' Wright-Philips), Phillips; Austin, Zamora.
Tottenham : Lloris; Walker, Dier, Vertonghen, Davies; Mason, Bentaleb; Townsend (65' Dembele), Chadli (79' Lamela), Eriksen (88' Stambouli); Kane.
Sarı Kartlar : Henry, Bentaleb, Mason
Goller : 34' ve 68' Kane, 75' Sandro
Chelsea 2 - 0 Tottenham | Lig Kupası Finali
İki takım da nispeten kolay kuralarla finale geldi. Chelsea yarı finalde Liverpool'u eleyerek çok zor bir engeli aştı. Tottenham'ın en zor kurası Newcastle United'tı, onu çok rahat geçti. Ada'da yılın ilk kupası finali için müthiş bir gündü. Özellikle yağmur atmosferi harikaydı, Pochettino'nun sucuk gibi olması falan ortaya ilginç görüntüler çıkardı. Güzel bir futbol günü, güzel bir final. Elbette Spurs'ün kazanmasını isterdim. Chelsea ligi de kazanacak ve sezonu en az çifte kupayla kapatmış olacak. Mourinho da egosuna ego katacak.
İlk yarı çok ortada geçti gibi gözükse de maça hızlı başlayan Tottenham, devre sonuna doğru tempo arttıran Chelsea oldu. Mason-Bentaleb ikilisine ben mi takığım bilmiyorum. İkisi de kaliteli futbolcular ama ikisi birlikte oynadığında orta sahanın yükünü üstlenemiyorlar. Orta saha dediğin biraz ayıboğan olacak. Bu özelliği barındıran Dembele mutlaka oynamalı, ki çok formsuz olduğunu da düşünmüyorum. Mourinho Zouma'yı hep mi önlibero oynatıyor bilmiyorum ama iyi bir önlibero performansı izledik. Asist de yaptı. Dier-Costa eşleşmesini çok merak ediyordum. Dier üstün başladı, hatta bir pozisyonda Costa direkt çirkefe bağladı. Ancak erken sarı kart Dier'ı dezavantajlı duruma düşürdü. İlk yarı X kuponumun son maçıydı. Chadli'nin yaptığı faul kuponumu yatıracak kadar saçma bir hareketti. Nitekim korktuğum oldu, ilk yarının son dakikasında gelen golle kupon yattı. İkinci yarıda Tottenham çok kıpırdanamadı. Yağmur olayı müthişti ya, atmosferde beni en çok etkileyen o oldu zaten. Chelsea'nin ikinci golü işi bitirdi, Tottenham toparlanamadı. Atakları bile bir çırpınış gibiydi. Mourinho'nun finalde Drogba'yı oyuna alıp onore etmesi de şık hareketti. Azpi mükemmel oynadı.
Chelsea : Cech; Ivanovic, Cahill, Terry, Azpilicueta; Fabregas (88' Oscar), Zouma, Ramires; Hazard, Willian (76' Cuadrado), Costa (90+2' Drogba).
Tottenham : Lloris; Walker, Dier, Vertonghen, Rose; Bentaleb, Mason (71' Lamela); Townsend (62' Dembele), Chadli (80' Soldado), Eriksen; Kane.
Sarı Kartlar : Dier, Willian, Cahill, Bentaleb, Cuadrado.
Goller : 45' Terry, 56' Walker (kendi kalesine)
Sassuolo 0 - 3 Lazio | Serie A 25.Hafta
Bir süredir Lazio izleyemiyordum. Pioli hocamı özlemişim. Forvetsiz bile iyi oynadı takım dün. Fenerbahçe sahada forvetler varken bile bu kadar forvetli oynayamıyor. Kelime oyununa gel. Felipe Anderson, Mauri ve Balde ile başladı dün Lazio. Zaman zaman Mauri, zaman zaman Balde uçta oynadı. Mauri şarap gibi be! Dün çok iyi oynamadı ama yorumum sabit. Sassuolo iyi kadroya rağmen hep beklenti altında performans gösteriyor. Tam FM hücum hattı var takımda ama gerçekte işler o kadar kolay yürümüyor. Di Francesco'nun hoca karizması var ama bilgi birikimi kısıtlı gözüküyor. Şu Sassuolo kadrosuyla daha başarılı olabilecek İtalyan hocalar var. Özellikle iç sahada bu kadar etkisiz oynamaları kabul edilebilir gibi değil. İlk yarının son bölümüne kadar aslında heyecansız bir maçtı. Son 5 dakika Lazio çok baskılı oynadı. Consigli çabaladı ama Felipe Anderson'un şutuna kadar. Felipe Anderson, bu sezon sıkça gördüğümüz şutlarından biriyle golü attı. Golden kısa bir süre önce Keita Balde'nin hakemi aldatmaya yönelik sarı kart gördüğü, tartışılabilir penaltı pozisyonu var. Lazio soyunma odasına çok moralli gitti. Pioli'nin en sevdiğim özelliği, takıma sürekli şut attırıyor. Lazio silik gözüktüğü deplasman maçlarında bile bol şut kullanıyor. Orta sahadaki oyuncuların hemen hemen hepsi şutör özellikli zaten. İkinci yarıda Sassuolo beraberlik ararken bile çok nazlıydı. Klose oyuna girdikten sonra yine golünü attı. Yaşlı Kurt dünyaya gol atmak için gelmiş. Felipe Anderson bu golde de asist yaptı. Zaten Whoscored'da Felipe Anderson'a 10 puan yazılmış. İlk defa 10 puan alan oyuncu gördüm o sitede de... Üçüncü golde ise asist Klose, gol Parolo'ydu. Lazio için zor gözüken bir deplasman kolay bir galibiyetle bitti. Haftaya Fiorentina maçı var, galibiyet çok rahatlatır.
Sassuolo : Consigli; Gazzola, Bianco (62' Brighi), Acerbi; Biondini, Taider (80' Floccari), Missiroli, Longhi; Berardi, Sansone (74' Lazarevic), Zaza.
Lazio : Marchetti; Cavanda, De Vrij, Mauricio, Radu; Biglia (80' Ledesma), Parolo, Cataldi; Felipe Anderson, Balde Keita (74' Candreva), Mauri (66' Klose).
Sarı Kartlar : Gazzola, Parolo, Bianco, Keita, Longhi, Taider.
Goller : 45' Felipe Anderson, 70' Klose, 77' Parolo.
Wolves ile Rüya Sezon
Bu takımı oldum olası severim. Football Manager 2008 ya da 2009'da doyumsuz bir kariyer birlikteliğimiz olmuştu. Şimdi yine Football Manager 2015 ile seviyeli bir birlikteliğimiz var. Aslında öncesi biraz moralimi bozmuştu. Norwich City ile Watford arasında takım seçimi yapmak zor olmuştu, neticesinde Norwich City'yi seçtim. Mükemmel bir ilk sezon geçiriyorduk. Zaten kadrosu ligin üzerinde, ilk sezonda Premier Lig'e çıkmak isteyenlere tavsiye ederim. Özellikle Olsson, Redmond ve Josh Murphy'yle oynamak müthiş keyifli. Transfersiz, polemiksiz, açık ara lider gidiyordum. 12 maç kala 86 gol atmıştım. 100 golü geçip, 10-12 civarı puan farkıyla ligden çıkacaktım ki takımdan kovuldum. Oyunun kaydettiğim yerden kurtarmak için çok uğraştım ama olmadı. Her seferinde aynı tarihte kovuluyordum. Kovulma sebebim ise; Martin Olsson'u Ocak ayında satmamam. Bana süre de vermiyor, Ocak'ta satmadığım adam için Mart'ta kovuldum. Böyle saçma bir şey olamaz. Neyse; lafın özü üzüldüm. Çok zevk alacağım bir kariyerdi, Norwich'te para da var. Redmond mükemmeldi. Kariyeri kurtaramayacağımı anlayınca yeni kariyer açmak istedim. Aslında gönül isterdi ki; o kariyerden yeni bir takıma geçerek Norwich'in aklını alayım ama sıfırdan başlamadıktan sonra sarmıyor beni. Tercihim Wolverhampton oldu. Önceki kariyerim de Wolfsburg'tu, kurtlara bir sempatim var demek ki. Game Of Thrones çocuğuyuz.
Wolverhampton, Championship'e yeni yükseldiği için nispeten daha az parası var ve beklenti daha düşüktü. Ama inanılmaz bir sezon geçirdim. Norwich'teki gibi harikalar yaratamadım ama uzun zaman lider götürdüm. Son birkaç hafta inişe geçince ligi 2. bitirerek yükseldik. Premier Lig'de 3 sezon geçirdim. Lig Kupası ve FA Cup'ta hep iyi yerlere geldim. En son FA Cup'ı kazanarak Uefa'da mücadeleye hak kazandık. Kariyerde 5, Premier Lig'de 4.sezonumda harika bir sezon yaşadım.
Sezona bu beklentilerle başladım. 4. sezonum olduğundan çok transfer geçmişine gidemeyeceğim. İlk 2 sezon istediğim oyuncuları alamıyordum. Ama ligde kalıcı olmaya başlayınca, biraz da oyunun veritabanını bilince iyi kadro kurabildim. Aslında ligin en tecrübesiz takımlarındanız ama müthiş bir uyum yakalayınca bunu hiç hissettirmedik. Neredeyse her sezon bedavaya kaliteli bir oyuncu kaptım. Bunlardan biri de Tom Ince'ti. Bu rüya sezonun kahramanlarından Tom Ince... Sattığım oyunculara hep madde koyuyorum. Mesela Chelsea'ye sattığım Pedro Obiang ve Gino Perruzzi'yi hiç oynatmadılar. Bu sezonun ikinci yarısında Obiang'ı kiraladım. İkisinden kaldırdığım paranın haddi hesabı yok. Erken ödeme opsiyonları falan çok iş görüyor.
Sezon genelinde transfer özetim bu şekildeydi. Aslında Eric Dier 2 sezondur kiralık oynuyordu, bonservisini aldık. İstediğim forvetlerin hiçbiri olmayınca son gün James Wilson'ı kiralamıştım, yılın en büyük transfer hamlesi olacağını bilemedim. İnanılmaz bir sezon geçirdi, mükemmel bir golcü; tavsiye ederim. Sattıklarım arasında önemli oyuncu yok. Tommy Rowe ile Championship'ten beri beraberiz, kendi gitmek istedi. Premier Lig'de ilk sezon oyuncu alamayınca sarıldığım Liam McAlinden ise profilinin çok üzerinde performans verdi hep iyi bir rotasyon oyuncusu oldu. Gitmek isteyince gönderdim. Tony Watt ise en büyük hayal kırıklığımızdı, onu aldığımın çok çok altına satmak zorunda kaldım. Claudio Messina ise regen.
Uefa Avrupa Ligi'nde gruptan zor da olsa çıkmayı başardık. Austria Wien'ın etkisiz eleman olması bizi çok zorladı, 10 puanla elenebilirdim.
Ligin ilk yarısında beklenti üzeri performans gösterdim. Sezon sonu amacım 6. olup yine Avrupa Ligi'ne gidebilmekti. Ama şu tabloda ve üzerimdeki takımları düşündüğümde 7. olsam yine iyi diye düşünmeye başladım. Çok uzatmadan fikstürü paylaşayım, müthiş yenilmezlik serime dikkat! Community Shield'te de Chelsea'yi penaltılarla yenmiştim. Sezonu bu kadar verimli geçirebileceğimi tahmin etmedim.
Yanlış saymadıysam 32 maçlık yenilmezlik serim var. FA Cup'ı bu kez finalde kaybettik. Geçen sezon yine Arsenal'le oynamış ve kazanmıştık. Uefa Avrupa Ligi ise en büyük mucizemiz oldu. Her kurada "kesin elendik" dedim. Ama Wolfsburg, Porto, Valencia gibi takımları çok rahat eledik. Granada bunlara nazaran rahat bir eşleşmeydi, onu da çok rahat geçtik. Uefa Avrupa Ligi finalinde Tottenham çok iyi oynadı aslında. Son dakikada kaçırdığımız golle eyvah dedim. Maç boyunca da gergindim, Tottenham üstün oynuyordu. Biz de pozisyon bulduk ama James Wilson beklentilerin altında kaldı.
Penaltılar hiç bitmeyecek sandım. Sürekli gol oluyordu, kaleciler bile kaçırmadı. Bizden Kaptan Batth kaçırınca gitti dedim. Ama Dragovic de kaçırdı ve devam etti. Tur döndü, derken Paulinho direğe nişanladı ve kazandık. Bu arada Jeronimo Rulli inanılmaz bir kaleci.
Ligi de 6.bitirdik. Aslında Uefa Avrupa Ligi'nde mücadele edeceğimiz her şeyi kazandık resmen ama kupayı aldığımız için Şampiyonlar Ligi Play-Off elemelerine gidiyoruz.
Uefa Avrupa Ligi Oyuncu İstatistikleri. Çok koşuyoruz.
Taraftar yılın oyuncusu olarak Danny Batth'ı seçti. Danny Batth, League One'dan beri Wolverhampton'da oynuyor.
Oyuncu istatistiklerimiz de böyle. Sam Byram ve Tom Ince'i maalesef takımda tutamadım. İkisini de iyi fiyatlara sattım. Ve en çok üzüldüğüm; Will Hughes'i Chelsea'ye vermek zorunda kaldım. Norwich kariyerimden ağzım yanınca oyuncu satma konusunda daha cömert davranıyorum. Tabi iyi paralar da kaldırıyorum, Will Hughes'ün ederi 25 Milyon Pound oldu. Marcos Llorente, Danny Batth, Dier gibi oyunculara da çok talip çıkıyor.
Wolfsburg kariyerimde 9 sezonda hiç kupa kazanamamıştım. Wolverhampton ile 3 kupa kazandım, hiç fena gitmiyoruz ama bakalım yeni sezonda kadromu koruyabilecek miyim ? Bu arada sezon boyunca toplam aldığım teklif sayısı : 14. Bunlar içinde Inter, Everton gibi takımlar da var. En son Manchester City'nin gündemine geldim ama onlar teklif yapmadı. Wolves ile sözleşme uzattım ve yuvayı terketmeyi düşünmüyorum.
Fiorentina 2 - 0 Tottenham
Herkes Beşiktaş'ı konuşadursun, ben 2 maçını da izleyemediğim Tottenham'ın elenmesini not edeyim. Twitter'da T'ye basınca direkt "Tottenham Sopcast" çıkıyor artık ama ne hikmetse bu 2 maçı da izleyemedim. İtalyanlar hep elenmeleriyle konuşulurdu, Serie A yerden yere vurulurdu. Dün akşam ise Fiorentina, Roma, Torino, Napoli ve Inter turladı. İngilizler ise Everton dışında havlu attı. Klişeler yıkılmıştır umarım. Tottenham'ın yıllardır bu kupaya çok önem vermemesini anlamıyorum. FA Cup ve Lig Kupası hariç alabilecekleri tek kupa bu. Buna da yeterince önem verilmiyor. Premier Lig dördüncülüğü daha önemli Tottenham için. Şampiyonlar Ligi'nde oynadıkları dönemde gerçekten Gareth Bale farkıyla çok iyi işler yapmışlardı. Şimdi yine o kulvarda izlemek isterim ama Uefa Avrupa Ligi en gerçekçi hedef. Soldado bana her şekliyle Guiza'yı hatırlatıyor. Mülayimlik aynı, mahcubiyet aynı. Vatan millet, gol kısırlığı zaten bire bir. Dün akşam kaçırdığı golle turun anahtarını Fiorentina'ya uzattı. Maçın özet görüntülerinde izlediğinizde bile Fiorentina taraftarlarının pozisyondan sonra güldüğünü görebiliyorsunuz. Saç idolüm Mario Gomez ise Soldado'nun pozisyonuna benzer pozisyonda ustalığını konuşturdu. Gomez'in de Fiorentina katkısı tartışılır, istenmeyen adam olduğu dönemler de oldu ama en azından klasını kaybetmediğini düşünüyorum. Tottenham'ın sıvadığı an ise 2. goldeki hata ve Salah'ın işi bitirmesi. Pochettino için tam bir "Bu bize diğer kulvarlara odaklanma şansı verdi" maçı oldu.
Fiorentina : Neto; Richards, Savic, Basanta (57' Rodriguez), Alonso; Fernandez (25' Aquilani), Pizzarro, Badelj; Joaquin (84' Pasqual), Salah, Gomez.
Tottenham : Lloris; Chiricheş, Fazio, Vertonghen (75' Walker), Davies; Stambouli, Bentaleb (63' Kane); Lamela, Chadli (63' Townsend), Eriksen; Soldado.
Sarı Kartlar : Badelj, Davies, Salah.
Goller : 54' Gomez, 71' Salah.
Ne İzledim? #44
Üstadın ünlü sözüyle giriş yaptım. Filmlerden, haberlerden, dizilerden, komiklik ve şakalardan, kuponlardan ayrı düştüm. Bazen iğrenç ülke gündeminden de uzak kalmak istiyorsunuz ama o pek mümkün olmuyor. Bilseniz olmuyor, duymasanız olmuyor; zor düşünceler.
Arşivlerimi yaptığım disklerim doldu, 1 senedir ite kaka idare ediyorum. Nasıl yapıyorsunuz şu arşivleri ha ? Ben silmeye kıyamıyorum. O kadar emek sarfedip sonradan silmek pek etik bir davranış gibi gelmiyor. Çok iğrenç bir film olmadıkça silesim gelmiyor. Bu sefer de maliyet artıyor, bana düğünümde taşınabilir harddisk takın. Terabytelık flash bellekler de üretilir belki ben evlenene kadar, o da olur bak.
9 dalda Oscar adayı, şimdi ne yazsak olmayacak. Muhteşem görselliğinden bahsetmek için filmi izlemeye gerek yok. Afişi, fragmanı, çok küçük bir sahneden bir görüntü bile bunu ispat ediyor. İzleyince ise gerçekten "büyülü bir dünya" izlenimi veriyor. Ben mizahına da bayıldım. Zero karakterine de öyle. Oyuncu kadrosu ise bir başka izleme sebebi. Tabi ki makyaj ve kostümler de çok başarılı. Zira ünlü isimlerden hangisini seçemedim diye düşündüm; evet çok dikkatle izlememe rağmen Bill Murray'i gözden kaçırmış olduğumu farkettim. Tanımlamak için en net kelime ise "samimi" olur. Oldukça samimi ve sıcak.
Bana Masal Anlatma (2015) - 8/10
The Iceman (2012) - 7,5/10
Michael Shannon, Chris Evans ve David Schwimmer'ın makyajını, imajını çok beğendim. Üçü de adeta tanınmaz halde. Tam bir üst düzey oyunculuk filmi, zaten Michael Shannon yine döktürmüş. Soğuk bir katil, soğuk bir katili oynayan soğuk ve aşmış bir oyunculuk. Chris Evans'ın da dondurmacı rolünün hakkını verdiğini söylemek gerekir. Günümüzde kiralık katil karakterleri daha çok yalnız, ailesi ve kaybedecek şeyi olmayan tipler olarak lanse ediliyor. 60 ve 70'lerde geçen bu gerçek hikayede ise kiralık katilliği meslek edinmiş ve ailesi olan karakterler görmüş olduk. Kuklinski'nin iç ve dış dünyasının tamamen yansıtıldığını düşünüyorum. Bu yönden çok başarılı bir film olmuş.
Filmin ilk yarısında sadece fragmandaki sahnelere güldüğümü farkedince biraz içim burkuldu. Burak Aksak beklentisi çok büyük tabi. Ama ikinci yarısında gülmekten gözlerimin yaşardığı sahneler oldu. Elbette Leyla ile Mecnun esintileri taşıyor. Cengiz Bozkurt'un canlandırdığı Nafi karakteri fazlasıyla Erdal Bakkal mesela. L&M göndermeleri fazlasıyla mevcut, izlemeyenler için sürprizini bozmayalım. Burak Aksak'ta bu ukte oldukça böyle güzel daha çok filmini izleriz. Zaten özlenmeyecek gibi değil de; ben çok çok özlemişim bu kafayı. Sedat Sayan bile anca böyle bir kafanın düşüncesi olabilir. Filmden çıktım, birkaç gün "Ellere düş, dillere düş" diye gezdim. Sadece mizahı değil, duygusallığı da buram buram Burak Aksak kokuyor. "Öyle bir kız ki; çocukluğumun bayram sabahları gibi..."
The Iceman (2012) - 7,5/10
Doğru, savaşın soğuk bir yüzü var ama bu sıcak bir anlatımla aktarılmış. Düşününce çok tuhaf geliyor ama gerçekten öyle. Kitabı okumadım. Film de kitap tadına yakın olmuş zaten ama süresi gereği çok eksiği olduğunu da belli ediyor. Pek çok arkadaş gibi ben de İngilizce olayına takıldım. Büyük bölümü İngilizce olan ve Almanya'da geçen filmde zaman zaman Almanca da duyabiliyoruz. Daha da kötüsü; İngilizce cümlenin içerisinde tek Almanca kelimeler de geçebiliyor. En büyük eksi puanı da bundan alıyor zaten. Bundan bağımsız yorumlayacak olursak; beğenildi. Soğuk, bir o kadar gerçek bir hikayeyi sıcacık anlatıyor. Bunda Liesel'in tatlılığının da payı büyük.
Çok ilgi çekici bir başlangıç yaptığı için 1-0 önde başladı. Viski kültürünü bilmediğim için sıkacak mı acaba diye düşündürdü. Ama öyle samimi ve iyimserdi ki; bittiğinde içimde mutluluk ve umut belirdi. Böyle filmlere de ihtiyaç çok, zira her film bazen hayatın kendisi olabiliyor. Türkçe içinde İngilizce kelime kullanmayı sevmem ama filmi tam anlamıyla "soft komedi" olarak değerlendirebildim. Öyle narin...
Yorumlar ağlama konusunda beklentiyi çok yükseltiyor. Salya sümük olacağımı düşünerek izledim, belki de buna odaklandığım için sonunda ağlamadığımı farkettim. Belki problem bendedir, zira film sadece sonunda değil; genelinde ağlatabilecek bir yapıda. Anne çırpınıyor, savaşıyor. Ama baba ve erkek kardeş çok çaresiz. Kız kardeş ise daha çok düşünüyor, anlamaya çalışıyor. Abigail Breslin'in yaşından büyük rollerinden biri. Duygusallık ve hayatı sorgulamayı bir yana bırakınca; aslında filmin kendi içinde özellikle zaman kavramı konusunda mantık hataları da var gibi geldi bana. Belki onda da yanılmışımdır. Sorgulatan, kıymet bildiren, basit ama net mesaj veren bir hikaye.
Çok gerçek, sert bir dram. Mia'nın hissettiklerini hissedebildim, hayatı ona olduğu kadar bana da ağır bir yük hissi verdi. Sanki dansıyla hayata karşı haykırıyor. Sadece Mia değil, kardeşi de onun kadar yalnız ve çaresiz ve kimliğini arıyor. Ortamın doğallığından, hikayenin sadeliğinden, çekimlerin abartısızlığından olsa gerek; oldukça gerçek bir film.
İlk film eğlenceliydi, bu da sıkmıyor ama gerçekten iğrenç sahneleri de esirgememişler. Ayrıca bu dörtlü sanki dizi ve film için değil de, gerçekte de bu kadar mal gibiler. Hele şu sarı sıfatsız olan evlat olsa sevilmez.
Bkz. Ne İzledim? #1
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7
Bkz. Ne İzledim? #8
Bkz. Ne İzledim? #9
Bkz. Ne İzledim? #10
Bkz. Ne İzledim? #11
Bkz. Ne İzledim? #12
Bkz. Ne İzledim? #13
Bkz. Ne İzledim? #14
Bkz. Ne İzledim? #15
Bkz. Ne İzledim? #16
Bkz. Ne İzledim? #17
Bkz. Ne İzledim? #18
Bkz. Ne İzledim? #19
Bkz. Ne İzledim? #20
Bkz. Ne İzledim? #21
Bkz. Ne İzledim? #22
Bkz. Ne İzledim? #23
Bkz. Ne İzledim? #24
Bkz. Ne İzledim? #25
Bkz. Ne İzledim? #26
Bkz. Ne İzledim? #27
Bkz. Ne İzledim? #28
Bkz. Ne İzledim? #29
Bkz. Ne İzledim? #30
Bkz. Ne İzledim? #31
Bkz. Ne İzledim? #32
Bkz. Ne İzledim? #33
Bkz. Ne İzledim? #34
Bkz. Ne İzledim? #35
Bkz. Ne İzledim? #36
Bkz. Ne İzledim? #37
Bkz. Ne İzledim? #38
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7
Bkz. Ne İzledim? #8
Bkz. Ne İzledim? #9
Bkz. Ne İzledim? #10
Bkz. Ne İzledim? #11
Bkz. Ne İzledim? #12
Bkz. Ne İzledim? #13
Bkz. Ne İzledim? #14
Bkz. Ne İzledim? #15
Bkz. Ne İzledim? #16
Bkz. Ne İzledim? #17
Bkz. Ne İzledim? #18
Bkz. Ne İzledim? #19
Bkz. Ne İzledim? #20
Bkz. Ne İzledim? #21
Bkz. Ne İzledim? #22
Bkz. Ne İzledim? #23
Bkz. Ne İzledim? #24
Bkz. Ne İzledim? #25
Bkz. Ne İzledim? #26
Bkz. Ne İzledim? #27
Bkz. Ne İzledim? #28
Bkz. Ne İzledim? #29
Bkz. Ne İzledim? #30
Bkz. Ne İzledim? #31
Bkz. Ne İzledim? #32
Bkz. Ne İzledim? #33
Bkz. Ne İzledim? #34
Bkz. Ne İzledim? #35
Bkz. Ne İzledim? #36
Bkz. Ne İzledim? #37
Bkz. Ne İzledim? #38
Tottenham 2 - 2 West Ham
Normal şartlarda sönük bir derbi ama bugünkü maç öyle değildi. Hakikaten iyi bir maç izlemiş olsak da Tottenham beklenti altında kaldı. West Ham ise çok iyi performansıyla 3 puanı haketmesine rağmen talihsiz bir şekilde 2 puan bıraktı. Zaten maç sonunda Tottenham'da günü kurtarma sevinci vardı. West Ham'da ise son dakikada yenilen golün üzüntüsü. Spurs için 1 puan gerçekten kazanç oldu. Ligin ilk maçında da son dakika golüyle galibiyet gelmişti. Bu kez 1 puan kurtarıldı. Big Sam çok iyi hazırlanmış ve belli ki taraftara bir derbi galibiyeti hediye etmek istemiş. Son 25 dakikaya kadar maçın hakimi West Ham'dı. Kouyate'nin ilk yarıda attığı kafa golü mükemmeldi. Yükseliş ve vuruş en kral pivot santraforların yapabildiği bir vuruştu. İkinci yarıda da üstünlükleri devam etti ve pek çok kez Hugo Lloris engeline takıldılar. İlk golde olduğu gibi ikinci golde de Spurs savunmasının ihmalkarlığı vardı ve affetmeyen bu kez Diafra Sakho oldu. Premier Lig'e geldiği günden beri gösterdiği performansla sempatizan toplayan Sakho bugün yine formundaydı. 2-0'dan hemen sonra kaçan bir pozisyon var. Sonrasında Spurs sazı eline aldı. Bu kez Adrian başarılı performansıyla meydan okudu. Ta ki Danny Rose'un şans kokan golüne kadar. Lamela kornerde büyük ihtimal orta yapacakken, topun rüzgardan dolayı kaymasıyla kısa pas olarak kullandı. Bu da gol getirdi. Futbol hayat gibi, küçük bir detay çok şeyi değiştirebiliyor. Danny Rose'un vuruşu da şansın devamıydı. Son dakikada kazanılan penaltı tartışmaya çok açık. Harry Kane'e bilerek sağını boş bırakan Adrian'ın çakallığı da takdire şayandı. Ancak penaltıdan dönen topu tamamlamak Kane için zor olmadı.
Tottenham için sezonun özeti gibi şöyle bir fotoğraf var.
Tottenham : Lloris; Walker, Dier, Vertonghen, Rose; Mason (80' Chadli), Bentaleb; Townsend (60' Soldado), Dembele (46' Eriksen), Lamela; Kane.
West Ham : Adrian; Jenkinson, Tomkins, Reid, Cresswell; Noble (68' Cole), Song, Kouyate; Downing, Valencia (75' Collins), Sakho.
Sarı Kartlar : Noble, Cresswell.
Goller : 22' Kouyate, 62' Sakho, 81' Rose, 90+5' Kane.
Tottenham 2 - 1 Arsenal | Harry Harry Kane!
Harry Kane futbolu sevmek için çok güzel bir sebep. Kuzey Londra derbisi de öyle ama Harry Kane bu derbinin çok ötesine geçti Cumartesi günü. Tottenham taraftarları sanki Kane gol atınca 3 misli, hayır hayır 5 misli daha fazla seviniyor. Derbi olması bir tarafa da, Kane gol atınca tribündeki tepkileri ayrıca izledim. İnanılmaz coşkulu bir sevinç. Sahadaki futbol için konuşursak; Tottenham zaten maça Harry Kane ile kaleyi yoklayarak başladı. Golü bulan taraf ise Arsenal oldu. Yılmaz Vural olsa Danny Rose'u sopayla döverdi golden sonra. Welbeck uzun bacaklı, seri tamam ama sen de Danny Rose'sun. Sen de serisin, sen de hızlısın. Welbeck adeta elini kolunu sallayarak geçti. Özil'e sadece klas bir dokunuş kaldı. Tabi golden sonra Rose'un çabasını takdir etmek lazım. Ofansif anlamda katkı vermek için çok çabaladı. İlk yarıda 2 tehlikeli şut çekti. Hatasını telafi etmek için çok uğraştı. Mason ve Bentaleb'in karşısında Coquelin oynadı. Yani görüntü olarak çok cılız orta sahalar vardı. Tottenham özellikle ikinci yarıda maçı istedi ve vitesi de arttırdı. Çok geç olmadan Harry Kane'in golü koklarken bulduğu gol geldi. Maçın son bölümde oyun Tottenham vs. Ospina'ya dönüştü. Harry Kane'in mükemmel kafa vuruşu skoru belirledi. Harry Kane'in top kaleye giderken sevinmeye başlaması müthiş bir an. Vuruşu ne kadar hissederek yaptığının göstergesi. Bentaleb'in müthiş asistini de yazmak lazım. Tek yönlü bir orta saha gibi görünüyor ama aslında ileriye oynadığında üst düzey katkı verebilen bir oyuncu. Bana Mehmet Topal'ı anımsatıyor tarzı. Tottenham ve Harry Kane için unutulmaz bir derbi olarak hafızalarda yer edinen bir maç oldu. Harry Kane büyüyor, belki de bir efsane doğuyor. Uzun zamandır bana da bu kadar heyecan veren bir oyuncu olmamıştı. İzlemek keyif, adını söylemek bile başka keyif.


































