10 saat önce
FM Tottenham'ı
Son 1 haftadır futboldan ve gündemden bağımsız bir şekilde tatildeydim. İnternet erişimim kısıtlı olduğundan ve tatil amacım eğlenmek ile birlikte kafa dinlemek olduğundan pek gündemi takip etmek istemedim. Beklenen eninde sonunda olacaktı. Gareth Bale gidecekti. Benim daha çok merak ettiğim yerine kimin alınacağıydı. Tottenham bu süre içerisinde Eriksen, Lamela ikilisiyle Bale'in yerini doldurmaya yönelik transfer yaparken; Chricheş ile de savunmaya takviye yaptı.
Andre Villas-Boas geçen sezona kötü bir giriş yapmış, takımın taşlarıyla oynayarak benim de önyargımı kazanmıştı. Ancak kısa sürede tüm önyargımı yıktı ve takımda taşları yerine oturtarak iyi bir sezon geçirmişti. Yıllardır parası olmasına rağmen büyük transferler yapmayan Tottenham, bu sezon hem büyük para kazandı, hem büyük para harcadı. Tabi sadece Bale'den kazandığı dünyanın parası... Harcadığının lafı bile olmamalı. Roberto Soldado ile birlikte en çok para verdiği isim 21 yaşındaki hücumcu Erik Lamela oldu. Yanlış hatırlıyorsam düzeltin, bu Erik Lamela küçüklüğünde 23 Nisan'da ülkemize gelmişti diye hatırlıyorum. Yoksa o Arjantinli "Yeni Maradona" başkası mıydı ? Her neyse... Geçen sezon Roma'nın en iyi oyuncularındandı. Hem sağ kanat, hem sol kanat, hem de ikinci forvet gibi oynayabiliyor. Tam bir Gareth Bale alternatifi yani. Genç yaşı, İtalya gibi sert bir ligden İngiltere'ye gelmiş olması, tempo oyununa yatkın olması pek çok avantajı. Tottenham için olumlu bir transfer hamlesi diyebiliriz herhalde. Yine de Gareth Bale bambaşkaydı tabi ki... Belki de Tottenham'ın görüp görebileceği en iyi oyuncuydu. Belki de Tottenham'ı şampiyonluğa taşıyabilecek tek oyuncuydu.
Andre Villas-Boas geçen sezona kötü bir giriş yapmış, takımın taşlarıyla oynayarak benim de önyargımı kazanmıştı. Ancak kısa sürede tüm önyargımı yıktı ve takımda taşları yerine oturtarak iyi bir sezon geçirmişti. Yıllardır parası olmasına rağmen büyük transferler yapmayan Tottenham, bu sezon hem büyük para kazandı, hem büyük para harcadı. Tabi sadece Bale'den kazandığı dünyanın parası... Harcadığının lafı bile olmamalı. Roberto Soldado ile birlikte en çok para verdiği isim 21 yaşındaki hücumcu Erik Lamela oldu. Yanlış hatırlıyorsam düzeltin, bu Erik Lamela küçüklüğünde 23 Nisan'da ülkemize gelmişti diye hatırlıyorum. Yoksa o Arjantinli "Yeni Maradona" başkası mıydı ? Her neyse... Geçen sezon Roma'nın en iyi oyuncularındandı. Hem sağ kanat, hem sol kanat, hem de ikinci forvet gibi oynayabiliyor. Tam bir Gareth Bale alternatifi yani. Genç yaşı, İtalya gibi sert bir ligden İngiltere'ye gelmiş olması, tempo oyununa yatkın olması pek çok avantajı. Tottenham için olumlu bir transfer hamlesi diyebiliriz herhalde. Yine de Gareth Bale bambaşkaydı tabi ki... Belki de Tottenham'ın görüp görebileceği en iyi oyuncuydu. Belki de Tottenham'ı şampiyonluğa taşıyabilecek tek oyuncuydu.
Yine 21 yaşında bir başka yıldız adayı Tottenham'ın yolunu tuttu. Christian Eriksen için henüz "yıldız" diyemiyorum. Hollanda Ligi'nden pek çok yıldız adayı çıkıp, sert liglerde başarısız olabiliyor. İngiltere'de yeteneklerini göstermek için yeterli şansı bulabileceği aşikar. Geçen sene Avrupa Şampiyonası'nda beklenen patlamayı yapsaydı; geçen sene büyük bir transfer yapardı. Bu kadar gözde bir ismi 13 Milyon'a transfer etmek de başarı. Üstelik Ajax gibi futbolcu fabrikası bir takımdan... Eriksen transferinin de dikkat çekici olduğu gerçek fakat kendisine zaman tanınmalı. Eriksen, Holtby, Chadli, Sigurdsson, Lamela her biri genç ve gözde oyuncular. Tottenham bu hücum hattıyla dikiş tutturursa müthiş yıllar Tottenham'ı bekliyor olacaktır. Bu transferlerle birlikte umarım Lewis Holtby kızağa çekilmez. Kendisi geçen gün Reserve takımda oynamış.
Vlad Chiriches için çok olumlu referans olmasına rağmen, çok fazla izlemediğim bir oyuncu olduğu için yorum yapmak istemiyorum. Tottenham'ın ihtiyacı var mıydı ? Varsa ne kadar vardı ? İngiliz Caulker'ın takımda tutulması bence çok daha mantıklıydı. Ben Caulker'ın, Cardiff küme düşse bile gelecek yıllarda iyi takımlarda devam edeceğini ve milli takımın önemli isimlerinden olacağını düşünüyorum. Chiriches için ise; geçen sezon Uefa Avrupa Ligi'nde oynadığı başarılı futbol elbette ki olumlu bir referans. Bu arada eldeki isimlerden Kaboul'u bir gün Fenerbahçe formasıyla görmeyi çok istiyorum. Geçen sezon verimli olamamasına rağmen AVB bu sezon onu gözden çıkarmadı. Ama muhtemel stoper ikilisi yine Dawson-Vertonghen olacaktır. Olmalıdır da...
Gel gelelim, dünyanın en iyi 3 futbolcusundan biri olan Gareth Bale'e... Hep Messi ile Ronaldo'nun arkasında kaldı. Normal, ikisinin de kalitesi insanüstü. Eğer Gareth Bale, Tottenham'da değil de Manchester United'da olsaydı; bugün çok daha farklı bir yerde olabilirdi. Yine de insanın içi burkuluyor. Tottenham'da güzeldi Bale... "Ha oldu, ha olacak" diye beklenirken kaybolup gidecek gibiydi. Sonra birden Redknapp ile kendini buldu ve inanılmaz işler yaptı. Tottenham'ı yükselten bir değer Harry Redknapp ise; bunu yapmasındaki en büyük yardımcısı ve işlerin devamını sağlayan isim Gareth Bale'di. Real Madrid çok büyük vitrin. Futboldan, kupalardan, 3 puandan çok daha önemli şeyler var Real Madrid'de... Bir televizyonu şovu, bir sinema filmi, bir düşler sahnesi. Bale de burada hakettiği saygıyı fazlasıyla görecektir ve bu sezon Ronaldo ile birlikte Real Madrid'i zirveye taşıması muhtemeldir. Ben Ancelotti'nin de hocalığını beğenirim, büyük hoca. Çok üzüldüğüm iki şey var. Birincisi; Bale'in Tottenham'da bir kere olsun şampiyonluk yaşamasını isterdim. İkincisi ise; Adebayor ve Defoe ile değil de, gerçek bir 9 numara olan Soldado ile performansını görmek isterdim.
Andre Villas-Boas'ın takımın taşlarıyla bu kadar oynaması ve bu kadar yeni ismi kadroya katması; Tottenham'ı tam bir Football Manager takımı yaptı. Bakalım getirisi ve götürüsü neler olacak ? Bu arada tatil dolayısıyla; Fenerbahçe'nin Eskişehir, Arsenal ve Sivas, Tottenham'ın Dinamo Tiflis ve Arsenal, Lazio'nun da ilk iki hafta maçlarını kaçırdım. Tottenham-Arsenal en sevdiğim derbi, her zaman söylerim. İzleyememek kötü ama vakit bulursam geniş bir özetten bakıp, hakkında bir şeyler karalayıp, arşivimde yer almasını isterim.
Dinamo Tiflis 0 - 5 Tottenham | UEL Play-Off
Tottenham elbette ki kazanacaktı. Geçen sene bu tip kolay rakipleri çok ezmediler. Bu sefer ise sahada kendini göstermek için can atan oyuncular vardı. Yeni transferlerin yanı sıra, genç Andros Townsend'in müthiş futbolunu izledik.
Aradaki güç farkından ziyade Dinamo Tiflisli oyuncular pek futbolcu gibi değillerdi. Hani 2 gün önce Shakthar Karagandy'nin Celtic'i yenmesi sürprizdi ama en azından Karagandyli futbolcular sanki yıllardır böyle maçlar yapıyormuş gibiydiler ve galibiyeti hak ettiler. Tiflis'in kalecileri topları kurtarmaya acizdi. Gol perdesini açan Andros Townsend, 2. ve 3. gollerin de asistlerini yaparak maçın yıldızı oldu. Ben Townsend'in bu kadar kaliteli ve potansiyelli olduğunu bilmiyordum. Aaron Lennon gibiydi. Rakibin güçsüzlüğünün de etkisi mutlaka vardır ama Premier Lig için kadroda iyi bir alternatif olacağı da aşikâr.
Tottenham'da goller; 12'de Townsend, 44'te Paulinho, 58 ve 68'de Soldado, 65'te Rose'dan geldi. Danny Rose'un gol vuruşu ve golü oldukça şıktı.
Aradaki güç farkından ziyade Dinamo Tiflisli oyuncular pek futbolcu gibi değillerdi. Hani 2 gün önce Shakthar Karagandy'nin Celtic'i yenmesi sürprizdi ama en azından Karagandyli futbolcular sanki yıllardır böyle maçlar yapıyormuş gibiydiler ve galibiyeti hak ettiler. Tiflis'in kalecileri topları kurtarmaya acizdi. Gol perdesini açan Andros Townsend, 2. ve 3. gollerin de asistlerini yaparak maçın yıldızı oldu. Ben Townsend'in bu kadar kaliteli ve potansiyelli olduğunu bilmiyordum. Aaron Lennon gibiydi. Rakibin güçsüzlüğünün de etkisi mutlaka vardır ama Premier Lig için kadroda iyi bir alternatif olacağı da aşikâr.
Tottenham'da goller; 12'de Townsend, 44'te Paulinho, 58 ve 68'de Soldado, 65'te Rose'dan geldi. Danny Rose'un gol vuruşu ve golü oldukça şıktı.
Fenerbahçe 0 - 3 Arsenal | Görünen Köy
Hiç umudum yoktu; zaten biliyordum ama gönül toz konduramıyor, bazı gerçekler dile gelmiyor. Fenerbahçe'deki durumun vahimliği bir tarafa, şu futbol anlayışımızla hiçbir Türk takımının bir İngiliz takımını eleyebileceğini düşünmüyorum. Hele ki Arsenal gibi Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi olmuş bir takım söz konusuysa...
Eleştirilecek pek çok nokta var ama aslında her maç aynısını konuştuğum detaylar bunlar. Fenerbahçe başarısız bir stratejiyle, başarısız ve verimsiz bir transfer dönemi geçirdi. İhtiyaç doğrultusunda sadece Bruno Alves nokta atışı transferdi. Geri kalanların hep tartışılacak yerleri var. E takım da hazır olmadı. Antrenman yöntemlerinde değişiklikler de olunca takıma olumlu etki eder dedik ama tutmadı. Bir de Ersun Yanal'ın takımları sezona genelde iyi başlar, biz neden böyleyiz çözmek zor değil. Takım sistemi Ersun Yanal'a ait değil. Muhtemelen başkan Aykut Kocaman'ın sistemini devam ettirmesini söyledi. Ersun Yanal zaten takım üzerinde otoritesini de kurabilmiş değil. Muhtemelen Ersun Yanal da Aykut Kocaman'la iletişim halindedir ama bu şekilde teknik direktörlük olmaz. Aykut Hoca belli bir plan ve stratejisi olan bir teknik direktördü. Bunun yanına bir de karakter ekledi. Bu her ne kadar bazı kesimlerin hoşuna gitmese de; takıma büründürdüğü karakter çok önemliydi. Ersun Yanal oyunculardan Aykut hoca kadar saygı görmüyor. Bu da hem hocanın, hem oyuncuların sorunu... Başarısızlıkta herkesin payı var. Hiçbir kötü sezondan ders çıkarmayan yönetim en başı çekiyor. Sonra ruhsuz ve kimliksiz futbolcular var. Sonra ayrılmış, bölünmüş, paramparça olmuş taraftar var. Bir de transferlerini yaptırıp, planlamayı yaptırıp, istifa eden Aykut Kocaman'a çok kırgınım. Böyle olmayacaktı hocam... Yine de kalan süre zarfı yönetimin gerekli önlemleri alabilmesi için yeterliydi. Elbette UEFA davasının dezavantajı oldu ama profesyonel bir yönetimle kurtarılamayacak bir sezon değildi bu. Kurtarılabilirdi, koskoca Fenerbahçe... "Sezona kesin şampiyon olacak bir kadro ile gireceğiz" diyerek, taraftara umut vererek ve ligi Avrupa'nın önünde bir hedef göstererek giren bir yönetim çok basit eksikleri gideremeyerek taraftarın gözündeki tüm kredisini de tüketti maalesef.
Dünkü futbol rezaletti. İlk yarı kaleye gidemedik, Szscezsny kariyerinin en rahat maçlarından birini oynadı. İkinci yarı hazır olmayan Gökhan Gönül'ü oyuna almak zorunda kaldık. Sahi Gökhan Gönül neden hâla alternatifsiz ? Bu adamın canı can değil mi ? İlk yarıdaki silik oyunumuz Wenger'e cesaret vermiş olacak ki; ikinci yarı çok rahat ve istediğini yapan bir Arsenal gördük. İlk golde Bruno Alves resmen aciz kaldı. Saçma gol yeme geleneğimizi sürdürdük. İkinci gol Volkan'ın fiyaskosu olurken, üçüncü gol de Kadlec'in dengesizliğinden kaynaklanıyordu. Manşette kullandığım Alper Potuk fotoğrafı bilmeyenlere bir "Tsubasa Alper" imajı verse de; aslında Fenerbahçe'nin dünkü acizliğinin göstergesiydi. Arsenal 3-0 öndeyken 3 kişiyle Alper'e pres yapıyor ve Fenerbahçe'den kimse Alper'e yardım etmiyor. Bir de şu Vollkan'ın Webo'nun kafasını tutması ne abi ya ? Oturup ağlamalık... Emre'nin, Meireles'in yuhalanması; Alex tezahüratları hoş olmadı. Alex'i kalbimizde bırakmalıyız artık, her başarısızlıkta bir bahane olarak kullanmamalıyız. Alex de böyle ister. Oyuncu yuhalanmasına karşıyım ama dünkü Emre ve Meireles gerçekten çok kötüydü. Yine de yuhalanması gerekmiyordu, başka türlü tepki göstermek de var futbolun içinde. Ama Emre'nin eli belinde, Sergen Yalçın hallerini görmek beni kahrediyor. Nerede o Atletico Madrid'den müthiş fit gelen Emre, nerede bu bitik Emre ? Nerede o ilk geldiğinde müthiş paslar atan, sorumluluk alan, nasıl bize geldiğine şaşırdığımız Meireles; nerede önünden geçen Ramsey'e müdahale etmeyi bırak, yürüye yürüye bakan Meireles ? Bir de şu Moussa Sow'un yüzündeki çaresiz ifadeyi görmek beni çok üzüyor. O ifade tribünde 50 bin kişideki ifade... Çok canım acıyor lan.
İçeride, dışarıda gittiğim çok yüz maçta pek çok mucizeyi görmüştüm ama hiç mağlubiyet yaşamamıştım. Dün ilk defa mağlubiyeti yaşadım. Kötü olan mağlubiyet değil, o da sevdaya dahil... Kötü olan; "Daha sezon başı, toparlanırız" diyememek.
Eleştirilecek pek çok nokta var ama aslında her maç aynısını konuştuğum detaylar bunlar. Fenerbahçe başarısız bir stratejiyle, başarısız ve verimsiz bir transfer dönemi geçirdi. İhtiyaç doğrultusunda sadece Bruno Alves nokta atışı transferdi. Geri kalanların hep tartışılacak yerleri var. E takım da hazır olmadı. Antrenman yöntemlerinde değişiklikler de olunca takıma olumlu etki eder dedik ama tutmadı. Bir de Ersun Yanal'ın takımları sezona genelde iyi başlar, biz neden böyleyiz çözmek zor değil. Takım sistemi Ersun Yanal'a ait değil. Muhtemelen başkan Aykut Kocaman'ın sistemini devam ettirmesini söyledi. Ersun Yanal zaten takım üzerinde otoritesini de kurabilmiş değil. Muhtemelen Ersun Yanal da Aykut Kocaman'la iletişim halindedir ama bu şekilde teknik direktörlük olmaz. Aykut Hoca belli bir plan ve stratejisi olan bir teknik direktördü. Bunun yanına bir de karakter ekledi. Bu her ne kadar bazı kesimlerin hoşuna gitmese de; takıma büründürdüğü karakter çok önemliydi. Ersun Yanal oyunculardan Aykut hoca kadar saygı görmüyor. Bu da hem hocanın, hem oyuncuların sorunu... Başarısızlıkta herkesin payı var. Hiçbir kötü sezondan ders çıkarmayan yönetim en başı çekiyor. Sonra ruhsuz ve kimliksiz futbolcular var. Sonra ayrılmış, bölünmüş, paramparça olmuş taraftar var. Bir de transferlerini yaptırıp, planlamayı yaptırıp, istifa eden Aykut Kocaman'a çok kırgınım. Böyle olmayacaktı hocam... Yine de kalan süre zarfı yönetimin gerekli önlemleri alabilmesi için yeterliydi. Elbette UEFA davasının dezavantajı oldu ama profesyonel bir yönetimle kurtarılamayacak bir sezon değildi bu. Kurtarılabilirdi, koskoca Fenerbahçe... "Sezona kesin şampiyon olacak bir kadro ile gireceğiz" diyerek, taraftara umut vererek ve ligi Avrupa'nın önünde bir hedef göstererek giren bir yönetim çok basit eksikleri gideremeyerek taraftarın gözündeki tüm kredisini de tüketti maalesef.
Dünkü futbol rezaletti. İlk yarı kaleye gidemedik, Szscezsny kariyerinin en rahat maçlarından birini oynadı. İkinci yarı hazır olmayan Gökhan Gönül'ü oyuna almak zorunda kaldık. Sahi Gökhan Gönül neden hâla alternatifsiz ? Bu adamın canı can değil mi ? İlk yarıdaki silik oyunumuz Wenger'e cesaret vermiş olacak ki; ikinci yarı çok rahat ve istediğini yapan bir Arsenal gördük. İlk golde Bruno Alves resmen aciz kaldı. Saçma gol yeme geleneğimizi sürdürdük. İkinci gol Volkan'ın fiyaskosu olurken, üçüncü gol de Kadlec'in dengesizliğinden kaynaklanıyordu. Manşette kullandığım Alper Potuk fotoğrafı bilmeyenlere bir "Tsubasa Alper" imajı verse de; aslında Fenerbahçe'nin dünkü acizliğinin göstergesiydi. Arsenal 3-0 öndeyken 3 kişiyle Alper'e pres yapıyor ve Fenerbahçe'den kimse Alper'e yardım etmiyor. Bir de şu Vollkan'ın Webo'nun kafasını tutması ne abi ya ? Oturup ağlamalık... Emre'nin, Meireles'in yuhalanması; Alex tezahüratları hoş olmadı. Alex'i kalbimizde bırakmalıyız artık, her başarısızlıkta bir bahane olarak kullanmamalıyız. Alex de böyle ister. Oyuncu yuhalanmasına karşıyım ama dünkü Emre ve Meireles gerçekten çok kötüydü. Yine de yuhalanması gerekmiyordu, başka türlü tepki göstermek de var futbolun içinde. Ama Emre'nin eli belinde, Sergen Yalçın hallerini görmek beni kahrediyor. Nerede o Atletico Madrid'den müthiş fit gelen Emre, nerede bu bitik Emre ? Nerede o ilk geldiğinde müthiş paslar atan, sorumluluk alan, nasıl bize geldiğine şaşırdığımız Meireles; nerede önünden geçen Ramsey'e müdahale etmeyi bırak, yürüye yürüye bakan Meireles ? Bir de şu Moussa Sow'un yüzündeki çaresiz ifadeyi görmek beni çok üzüyor. O ifade tribünde 50 bin kişideki ifade... Çok canım acıyor lan.
İçeride, dışarıda gittiğim çok yüz maçta pek çok mucizeyi görmüştüm ama hiç mağlubiyet yaşamamıştım. Dün ilk defa mağlubiyeti yaşadım. Kötü olan mağlubiyet değil, o da sevdaya dahil... Kötü olan; "Daha sezon başı, toparlanırız" diyememek.
Juventus 4 - 0 Lazio | Süper Kupa, Süper Juve
Haftasonu izlediğim en keyifli maçtı. Taa ki 3-0 olana kadar... 3-0 olunca üzüldüm, maçın hakkı 3-0 değildi o vakit. Yine tipik "Serie A çok sıkıcı yeaaa" cılara cevap maçı oldu. Juventus Carlos Tevez'iyle, Lazio ise muazzam deplasman formasıyla sahadaydı.
Çok tempolu ve iki takımın hücum düşünerek başladığı bir maç oldu. Lazio hücuma çok iyi çıkıyor. Özellikle kanatlardan Lulic ve Candreva çok iyi top taşıyor. Ama özellikle Candreva... Alamadık şu adamı. Hernanes de kanatlara çok iyi top dağıtıyor. Ama ileride Klose'nin saltanatı artık son bulmalı. Büyük golcü, tartışmam bile ama maç boyunca çok acayip çalım sevdalarına girdi. Miroslav Klose kariyerinde birden fazla adam çalımlayarak kaç gol atmış ki? Klose Lazio'nun ataklarını baltalarken, sakatlanan Marchisio'nun yerine oyuna giren Paul Pogba maçın kaderini değiştirdi. Hastasıyım, mükemmel orta saha. Appiah'ı hatırlatıyor bana ama haliyle Appi'nin daha iyisi. İzledikçe, çok özlem duyduğum Appiah'ı izlemiş gibi oluyorum. Pogba'nın golüyle değişen skor oyunun gidişatını çok etkilemese de; Radu'nun muazzam şutunu kurtaran Buffon'un kurtarışı ikinci yarı öncesi oyunun gidişatını etkiledi. İkinci yarı sahada silik bir Lazio, baskın bir Juve vardı. 3 stoperden biri olan Chiellini'nin de katılımıyla gelen ilginç kontraatak, Chiellini'nin golüyle son buldu. Sonra Lichsteiner çok güzel bir gol attı. Tevez'in golü ise tam komediydi. Juventus farklı galibiyetle Süper Kupa'yı 6.kez müzesine götürdü. Farklı galibiyetle de lig için rakiplerine gözdağı verdi.
Maçı anlatan Emre Tilev yine müthişti, hahahah acayip bir adam. IL PROFOSORE, EL APAÇİ.
Çok tempolu ve iki takımın hücum düşünerek başladığı bir maç oldu. Lazio hücuma çok iyi çıkıyor. Özellikle kanatlardan Lulic ve Candreva çok iyi top taşıyor. Ama özellikle Candreva... Alamadık şu adamı. Hernanes de kanatlara çok iyi top dağıtıyor. Ama ileride Klose'nin saltanatı artık son bulmalı. Büyük golcü, tartışmam bile ama maç boyunca çok acayip çalım sevdalarına girdi. Miroslav Klose kariyerinde birden fazla adam çalımlayarak kaç gol atmış ki? Klose Lazio'nun ataklarını baltalarken, sakatlanan Marchisio'nun yerine oyuna giren Paul Pogba maçın kaderini değiştirdi. Hastasıyım, mükemmel orta saha. Appiah'ı hatırlatıyor bana ama haliyle Appi'nin daha iyisi. İzledikçe, çok özlem duyduğum Appiah'ı izlemiş gibi oluyorum. Pogba'nın golüyle değişen skor oyunun gidişatını çok etkilemese de; Radu'nun muazzam şutunu kurtaran Buffon'un kurtarışı ikinci yarı öncesi oyunun gidişatını etkiledi. İkinci yarı sahada silik bir Lazio, baskın bir Juve vardı. 3 stoperden biri olan Chiellini'nin de katılımıyla gelen ilginç kontraatak, Chiellini'nin golüyle son buldu. Sonra Lichsteiner çok güzel bir gol attı. Tevez'in golü ise tam komediydi. Juventus farklı galibiyetle Süper Kupa'yı 6.kez müzesine götürdü. Farklı galibiyetle de lig için rakiplerine gözdağı verdi.
Maçı anlatan Emre Tilev yine müthişti, hahahah acayip bir adam. IL PROFOSORE, EL APAÇİ.
Ne İzledim? #32
Askere gidene kadar her gün film izlemek istiyorum. En çok da bu koyuyor aslında.. Gideceksin şimdi orada 5-6 ay ne film var, ne dizi... Bir sürü dizinin yeni sezon bölümleri birikecek. Bir sürü yeni film çıkacak, Veronica Mars falan... Neyse artık, filmleri bir şekilde izlerim de dizilerin birikecek olması az biraz üzüyor. Geçen ay henüz bunun bilincinde değildim. Ağustos'ta deli film izliyorum ama Temmuz'da hasılat düşüktü.
Bir Türk filminden çok daha fazlası. Kesinlikle Hollywood'un kaliteli
yol filmleri tadında... Mazhar Alanson ve Cem Yılmaz'ın uyumu adeta bir
Sow-Webo düzeyinde. Cem Yılmaz; Her Şey Çok Güzel Olacak ile birlikte
GORA'daki Arif karakterinin de temelini atmış aslında... Altan olmaya
doyamamış, G.O.R.A'da Arif olmuş belki de. 90lı yılların gömleklerini,
sokaklarını, barlarını, diyaloglarını bize bir nebze sunmuş; o günlere
özlem duyurmuş film. Müzikleriyle de ayrı aşmış.
"Sıradanlıktan bunalmış bir çift özel bir gece geçirmek ister" temalı,
aslında çok "sıradan" gözüken bir konu. Ancak işin içinde Steve Carell
girdi mi işler değişiyor. Şu filmi Will Ferrell falan yapsaydı, en az
konusu kadar sıradan olurdu. Ama işte Steve Carell... Get Smart, Dan in
Real Life, Crazy Stupid Love, Seeking for a friend for the end of the
World; her biri basit gibi gözüken bir konudan çıkan Steve Carell
başarıları.
Filmde oyuncu kadrosu çok dikkat çekiyor. Carell ve Tina Fey'in müthiş
uyumu; -eğer bilmiyorsanız- Mark Wahlberg, James Franco, Mark Ruffalo,
Mila Kunis sürprizleri şaşırtıyor. Filmden biraz da Pineapple Express
tadı aldım; ki en sevdiğim komedilerdendir. Son bölümlere kadar az
güldüren eğlenceli bir film olarak devam etmesine rağmen, son sahneler;
özellikle yine dans sahnesi çok güldürdü. Uçakta gülmeyeyim diye kasıldım durdum. Yine Steve Carell diyeceğim,
Get Smart'daki dans sahnesi diyeceğim. Adamım benim... İki gün önce de doğum günüydü. İyi ki varsın valla.
Sadece "spor filmi" olarak nitelendirmek haksızlık olur. Bugüne kadar
izlememe sebebim de sadece öyle olduğunu düşünmemdi. İzlediğimde ise çok
farklı duygulara kapıldım. Spordan ziyade, içerisinde barındırdığı
ırkçılık konusu filmi oldukça dramatik bir hale sokuyor. Bunun gerçek
bir hikaye olması ise etkiyi arttıran sebep. Oyunculuklar şahane, Josh
Lucas müthiş karizmasıyla döktürmüş. Basketbol, dostluk, ırkçılık,
önyargı üzerine şahane bir film. At FAV'a at...
Güzel söylüyor çocuk...
Steve Carell adaaaaaam adaaaam. Etkilendim, benden bir parçaymış gibi izledim. Olive'in filmin başından
sonuna kadar olan mahçup, kırılgan, umutlu ama bir o kadar hüzünlü yüz
ifadesi beni benden aldı. Hislendim, filmin sonunda soğanları doğrarım
dedim ama sonu ters köşe yaptı. Hem mutluluk, hem hüzün veren filmleri
seviyorum. Little Miss Sunshine da bu sınıflandırmanın en akılda kalıcı
filmlerinden. Müzikleri efsane, şu saatten sonra benim için Till The End
Of Time = Little Miss Sunshine. Her duyduğumda, her dinlediğimde
gözümün önünde Olive'in yüz ifadesi olacak.
Çapkınlığa yeni bir boyut getirmişler mi ? Evet getirmişler. Çok keyifli
başlayıp, tipik Amerikan komedisi şeklinde devam eden eğlenceli film.
Düğün taktiğini sevdim. Rachel McAdams'a bir parantez açmak istiyorum.
Kendisini ilk defa bu kadar tatlı gördüm. Adeta bir Wild Target'daki
Emily Blunt. Arkadaşlarla da izlenebilecek, keyifli bir Hollywood
komedisi.
Bir film ancak bu kadar saçma bir yere bağlanabilirdi. Zaten Fransızların nesi düzgün olmuş ki, korku filmleri düzgün olsun. Sayın Pascal Laugier, bana 1 saat 39 dakika borcunuz var. Selamlar...
Crystal Palace 0 - 1 Tottenham | EPL 1.Hafta
Dünkü Konyaspor için ne yazdıysam, benzeri Crystal Palace için de geçerli... Ligin en yetersiz kadrosu şu an Crystal Palace'da. Ancak hesaba katılması gereken bir menajerleri var. Ian Holloway daha önce yine yetersiz bir kadroya sahip olan Blackpool'u ligde tutmayı başarmıştı. Tottenham, Gareth Bale'in sakatlığından dolayı oynayamadığı maçta yeni transferleri Chadli, Soldado, Paulinho'yu ilk onbirde oynatırken; Capoue oyuna sonradan dahil oldu.
Maçın başlangıcı nasıl devam edeceğinin bir göstergesiydi. Tottenham öne dağılarak başladı. Özellikle rakip savunma oyuncuları topu aldığı zaman başlarında 2 Tottenham futbolcusu görebiliyordu. İlk yarıda birkaç gol pozisyonu da yakalasalar, gol sesi çıkarmayı başaramadılar. Walker yeni sezonda 2 numarayı almış. Paulinho daha önce 15 giyecek denmişti, şimdi 8 giyiyor. Berbatov'dan beridir ilk defa gerçek bir golcüyle oynuyor Tottenham. Bale gitmezse bu sezon tadından yenmeyecek bir sezon olarak geçebilir. Gerçi haksızlık olmasın, Tottenham son 4-5 yıldır her sezon zevk veriyor. İkinci yarıda Tottenham baskı işini abartmadan, dozunda devam ettirdi. Gelen penaltıyı Soldado gole çevirerek Premier Lig siftahını yaptı. Golden sonra anlamsız bir geri çekilme geldi AVB'tan. Zayıf rakibe karşı kontraatak sistemini benimsedi. Nitekim gol atabileceği ataklar da buldu. Özellikle Defoe ve Sigurdsson'ın kaçırdığı pozisyonlar çok netti. Crystal Palace'ta da Dikgacoi'nin kaçırdığı ya da Lloris'in kurtardığı net bir pozisyon var. Tottenham çok hazır bir görüntü vermese de; lige deplasmanda alınan 3 puanla başladı. En azından maçın patronu havasını verdi ve istediğini yapabilen bir görüntüdeydi. Maçın yıldızı Paulinho seçildi ama bence çok fark yaratan bir oyun ortaya koymadı. Ya da Paulinho buysa Sandro'dan pek bir fazlasını göremedim diyebilirim. Benim beklediğim Paulinho'nun Modric etkisi yapması. Umarım sol bekte de artık hep Rose oynar.
Maçın istatistikleri için resme tıklayarak büyütebilirsiniz.
Maçın başlangıcı nasıl devam edeceğinin bir göstergesiydi. Tottenham öne dağılarak başladı. Özellikle rakip savunma oyuncuları topu aldığı zaman başlarında 2 Tottenham futbolcusu görebiliyordu. İlk yarıda birkaç gol pozisyonu da yakalasalar, gol sesi çıkarmayı başaramadılar. Walker yeni sezonda 2 numarayı almış. Paulinho daha önce 15 giyecek denmişti, şimdi 8 giyiyor. Berbatov'dan beridir ilk defa gerçek bir golcüyle oynuyor Tottenham. Bale gitmezse bu sezon tadından yenmeyecek bir sezon olarak geçebilir. Gerçi haksızlık olmasın, Tottenham son 4-5 yıldır her sezon zevk veriyor. İkinci yarıda Tottenham baskı işini abartmadan, dozunda devam ettirdi. Gelen penaltıyı Soldado gole çevirerek Premier Lig siftahını yaptı. Golden sonra anlamsız bir geri çekilme geldi AVB'tan. Zayıf rakibe karşı kontraatak sistemini benimsedi. Nitekim gol atabileceği ataklar da buldu. Özellikle Defoe ve Sigurdsson'ın kaçırdığı pozisyonlar çok netti. Crystal Palace'ta da Dikgacoi'nin kaçırdığı ya da Lloris'in kurtardığı net bir pozisyon var. Tottenham çok hazır bir görüntü vermese de; lige deplasmanda alınan 3 puanla başladı. En azından maçın patronu havasını verdi ve istediğini yapabilen bir görüntüdeydi. Maçın yıldızı Paulinho seçildi ama bence çok fark yaratan bir oyun ortaya koymadı. Ya da Paulinho buysa Sandro'dan pek bir fazlasını göremedim diyebilirim. Benim beklediğim Paulinho'nun Modric etkisi yapması. Umarım sol bekte de artık hep Rose oynar.
Maçın istatistikleri için resme tıklayarak büyütebilirsiniz.
Konyaspor 3 - 2 Fenerbahçe | Umutsuz Vâka
Türk Futbolu'ndan tiksindiğimi her zaman dile getiririm. O 4-5 sezon öncesinde aldığım tadı alamıyorum, almam imkansız. Yine de insanın içinde bir hasret oluyor, bir eksiklik hissediliyor. Dün bütün günümü maç izleyerek geçirdim. Premier Lig, Bundesliga ile iyi vakit geçirdim. Arsenal'ın kötü oyunuyla morallendim. "Arsenal'i izleyip morallenen gözler, akşam Fenerbahçe'yi izleyip tekrar umutsuzluğa kapılmasa keşke..." dedim, değişen bir şey maalesef ki olmadı.
Emenike'nin gelişiyle kesiği yiyen Webo oldu. Yerli forvetimiz olmadığı için Fenerbahçe bu sezon tüm maçlara 5 yabancı ile çıkmak zorunda. Acaba bunu yönetimden ya da teknik heyetten düşünen birisi var mı ? Konyaspor kötü takım. Gerçekten kötü takım. Rakibi küçümsemek değil yaptığım, ligin yeni takımlarını ayrı bir zevkle izlerim. Ama Konyaspor'un kadrosu lig için çok yetersiz. Yabancı transferleri de öyle. Kalede Itandje idare edecek, ben Lens'ta oynadığı dönem çok beğenirdim. Ama diğer yabancılar vasat ve vasatın altı. Maç başladığında sahada ne yaptığını bilmeyen iki takım vardı. İki takımın da planlarında eksikler vardı. Fenerbahçe Yobo'nun golüyle kendine gelirken, Emre'nin penaltısıyla rahatladı. Tabi arada Emenike'nin tost yapıldığı verilmeyen penaltı pozisyonu da var. İlk yarı Konyaspor varlık gösteremedi. Emenike'yi izlemek keyifliydi. İçimde hâla bir burukluk var, yalan olmasın. Emenike'yi kadrosunda görmeyi en çok hakeden insan Aykut Kocaman'dı. Aykut Kocaman'ın Emenike ile yapabileceklerini görmek isterdim. Olmadı. Yine de kendisini Fenerbahçe formasıyla görmek büyük keyif. Özellikle Emenike'de patlama gücü dün küçük ışıklar verdi. Cardozo gelseydi, bu hareketleri asla göremeyecektik. Fenerbahçe'de şu an topu alıp gitmeyi düşünen tek isim Emenike.
İkinci yarının başında Uğur Tütüneker iki oyuncusunu değiştirdi. Oyuna giren isimler Ömer Ali ve Mehmet Uslu. İkisi de ikinci lig topçusuydu oyuna girerlerken gözümde... Ama maçı çeviren de Uğur Tütüneker'in bu değişiklikleri oldu. Darmadağın bir Fenerbahçe vardı sahada, kim nerede belli değil. Üstüne bir de Ersun Hoca'dan iki değişiklik geldi. Sahanın iyilerinden Alper çıktı, Salih girdi. Cristian Baroni hâla oyunda tabi...Sonra Kuyt çıktı, Webo girdi. Emenike sağa geçse nasıl olurdu mesela ? Webo sağa geçti. Webo'yu defansta gördükçe salak salak sırıttım. Konyaspor oyunu hiç merkeze yığmadan, zayıf Fenerbahçe kanatlarından gelerek işi bitirdi. Oyuna giren Ömer Ali ve Recep Aydın maçın etkili isimleri oldu. Her ne kadar penaltıyı göz göre göre kaçırsa da, Thorvaldsson bile etkiliydi. Fenerbahçe savunması tüm gollerde hata üstüne hata yaptı. İlk goldü sanırım, Yobo savunma arkasına atılan topa yürüyordu. İkinci golde zaten Cristian hayalet gibi adam markajı yapıyordu. Ali Çamdalı çok rahat vurdu, hiç tehdit yok. Üçüncü gol yine Hasan Ali'nin kanadından geldi. Hasan Ali Kaldırım, dün Fenerbahçe kariyerindeki en kötü maçını oynadı. Salih'e takıldım bir de... Yaptığı her hatadan sonra hakeme baktı. Eli sürekli havadaydı. Fenerbahçe'nin umudu Salih böyle olmamalı. Üzerine koymayı düşünmeli, her gün bunun için çalışmalı. Kabus gibi geçen bir 10 dakikada 3 gol yedik ve resmen ikinci lig kadrosuna yenildik. Tabi Konyaspor'u da tebrik etmek gerekiyor.
Mert Günok, Fenerbahçe'nin son iki maçında en başarılı isim. Fenerbahçe'nin her maçında kaleci ön plana çıkıyorsa o işte bir hata aramak gerek. Emenike iyiydi iyi olmasına ama 2-1'ken lakayıtlıkla yaptığı vuruş yakışmadı. O gol olsa, maç bitecekti. Tüm kötü oyunumuza rağmen bitecekti. Ersun Yanal sınıfta kaldı. Takım elbise giyen, hücumcu hoca... Buyrun. Takımda iyi oynayan yoktu maalesef. Arsenal maçı öncesi iyice umutsuzluğa kapıldım. Futbolcular hâla "hatalarımızdan ders çıkartacağız" modunda... Sen Konyaspor taraftarına "Şike yapsana" tezahüratını yaptırmayacaksın önce.
Neresinden bakarsam elimde kalıyor. Fenerbahçe'de eksik çok büyük. Hiçbir futbol sistemi Fenerbahçe kadrosuna uymuyor. En ideali 4-3-1-2 ama bu sefer de o 1'e adam almak lazım. Yabancı kontenjanı da büyük sıkıntı. Bu sezon işimiz çok zor, Allah yardımcımız olsun. Yönetim de ders çıkarmamış, yıllardır aynı tas aynı hamam.
Emenike'nin gelişiyle kesiği yiyen Webo oldu. Yerli forvetimiz olmadığı için Fenerbahçe bu sezon tüm maçlara 5 yabancı ile çıkmak zorunda. Acaba bunu yönetimden ya da teknik heyetten düşünen birisi var mı ? Konyaspor kötü takım. Gerçekten kötü takım. Rakibi küçümsemek değil yaptığım, ligin yeni takımlarını ayrı bir zevkle izlerim. Ama Konyaspor'un kadrosu lig için çok yetersiz. Yabancı transferleri de öyle. Kalede Itandje idare edecek, ben Lens'ta oynadığı dönem çok beğenirdim. Ama diğer yabancılar vasat ve vasatın altı. Maç başladığında sahada ne yaptığını bilmeyen iki takım vardı. İki takımın da planlarında eksikler vardı. Fenerbahçe Yobo'nun golüyle kendine gelirken, Emre'nin penaltısıyla rahatladı. Tabi arada Emenike'nin tost yapıldığı verilmeyen penaltı pozisyonu da var. İlk yarı Konyaspor varlık gösteremedi. Emenike'yi izlemek keyifliydi. İçimde hâla bir burukluk var, yalan olmasın. Emenike'yi kadrosunda görmeyi en çok hakeden insan Aykut Kocaman'dı. Aykut Kocaman'ın Emenike ile yapabileceklerini görmek isterdim. Olmadı. Yine de kendisini Fenerbahçe formasıyla görmek büyük keyif. Özellikle Emenike'de patlama gücü dün küçük ışıklar verdi. Cardozo gelseydi, bu hareketleri asla göremeyecektik. Fenerbahçe'de şu an topu alıp gitmeyi düşünen tek isim Emenike.
İkinci yarının başında Uğur Tütüneker iki oyuncusunu değiştirdi. Oyuna giren isimler Ömer Ali ve Mehmet Uslu. İkisi de ikinci lig topçusuydu oyuna girerlerken gözümde... Ama maçı çeviren de Uğur Tütüneker'in bu değişiklikleri oldu. Darmadağın bir Fenerbahçe vardı sahada, kim nerede belli değil. Üstüne bir de Ersun Hoca'dan iki değişiklik geldi. Sahanın iyilerinden Alper çıktı, Salih girdi. Cristian Baroni hâla oyunda tabi...Sonra Kuyt çıktı, Webo girdi. Emenike sağa geçse nasıl olurdu mesela ? Webo sağa geçti. Webo'yu defansta gördükçe salak salak sırıttım. Konyaspor oyunu hiç merkeze yığmadan, zayıf Fenerbahçe kanatlarından gelerek işi bitirdi. Oyuna giren Ömer Ali ve Recep Aydın maçın etkili isimleri oldu. Her ne kadar penaltıyı göz göre göre kaçırsa da, Thorvaldsson bile etkiliydi. Fenerbahçe savunması tüm gollerde hata üstüne hata yaptı. İlk goldü sanırım, Yobo savunma arkasına atılan topa yürüyordu. İkinci golde zaten Cristian hayalet gibi adam markajı yapıyordu. Ali Çamdalı çok rahat vurdu, hiç tehdit yok. Üçüncü gol yine Hasan Ali'nin kanadından geldi. Hasan Ali Kaldırım, dün Fenerbahçe kariyerindeki en kötü maçını oynadı. Salih'e takıldım bir de... Yaptığı her hatadan sonra hakeme baktı. Eli sürekli havadaydı. Fenerbahçe'nin umudu Salih böyle olmamalı. Üzerine koymayı düşünmeli, her gün bunun için çalışmalı. Kabus gibi geçen bir 10 dakikada 3 gol yedik ve resmen ikinci lig kadrosuna yenildik. Tabi Konyaspor'u da tebrik etmek gerekiyor.
Mert Günok, Fenerbahçe'nin son iki maçında en başarılı isim. Fenerbahçe'nin her maçında kaleci ön plana çıkıyorsa o işte bir hata aramak gerek. Emenike iyiydi iyi olmasına ama 2-1'ken lakayıtlıkla yaptığı vuruş yakışmadı. O gol olsa, maç bitecekti. Tüm kötü oyunumuza rağmen bitecekti. Ersun Yanal sınıfta kaldı. Takım elbise giyen, hücumcu hoca... Buyrun. Takımda iyi oynayan yoktu maalesef. Arsenal maçı öncesi iyice umutsuzluğa kapıldım. Futbolcular hâla "hatalarımızdan ders çıkartacağız" modunda... Sen Konyaspor taraftarına "Şike yapsana" tezahüratını yaptırmayacaksın önce.
Neresinden bakarsam elimde kalıyor. Fenerbahçe'de eksik çok büyük. Hiçbir futbol sistemi Fenerbahçe kadrosuna uymuyor. En ideali 4-3-1-2 ama bu sefer de o 1'e adam almak lazım. Yabancı kontenjanı da büyük sıkıntı. Bu sezon işimiz çok zor, Allah yardımcımız olsun. Yönetim de ders çıkarmamış, yıllardır aynı tas aynı hamam.
Bundesliga Transfer Değerlendirmelerim
Yalan olmasın, Bundesliga tutkunu değilimdir. En azından oynanan maçların çoğunluğunun zevkli geçmesi ve hâla Bundesliga'yı açık kanallardan izleyebiliyor olmamız, ligi keyifli kılıyor. Geçen hafta lig başlamadan yazamadım. Lig de beklendiği gibi keyifli başladı. La Liga'yı sevmediğimi her zaman söylerim. Barcelona-Real Madrid tekelinde bir lig. Bundesliga da en azından önümüzdeki birkaç seneyi Dortmund-Bayern Münih tekelinde geçirmeye devam edecek olsa da; maçların seyir zevkinin daha yüksek olması takip edilebilir kılıyor. 3-4 sezon önce daha keyifliydi. Wolfsburg'un şampiyon olduğu, Schalke'nin zirveye oynadığı, Stuttgart'ın şampiyon olduğu sezonlar daha başkaydı ama kalite olarak şu son 3 sezonun gerisindeydiler.
Geçen sezonun kupa canavarı Bayern Münih, transfer sezonuna da hızlı girmiş; ezeli rakibi ve şampiyonluktaki rakibi Dortmund'un elinden Mario Götze'yi kapmıştı. Lewandowski haberleri de havada uçuşuyordu ama şimdilik o transfer gerçekleşmedi. Götze'nin yanı sıra teknik direktörlüğe Guardiola'yı getiren ve yeni hocanın isteğiyle Thiago Alcantara'yı transfer eden Bavyera ekibi yeni sezonda da en büyük favorilerden. Ancak hazırlık maçlarında gözüken şu ki; Guardiola Barcelona'daki sistemini oynatacak. Sistem elbette başarılı bir sistem ama hazırlık maçlarında sistemi oturtmak için süre ihtiyacı olduğu da ortadaydı. Mario Gomez'in gönderilmesi, Mandzukic'i forvette alternatifsiz kıldı. Yani, forvetsiz bir Bayern Münih izlemeye de hazırlık olalım. Şöyle bol orta sahalı, yer yer zevk veren ama zaman zaman inanılmaz bayan bir Bayern Münih gelecek ve bence Dortmund'un da gerisinde kalacak.
Borussia Dortmund sezonun ilk kupasına alarak yeni sezona merhaba dedi. Klopp hocamız bu sezon da ilgi odağı olacak. Seviyorum bu adamı. Transferde de hareketli günler geçiren sarı-siyahlılar; şüphesiz ki en imrendiğim transferi yaptılar. PIERRE EMERICK AUBAMEYANG. Geçen sezon büyük bir hayranlıkla izlediğim Gabonlu golcü, bu sezon Dortmund'da Götze'nin yerini alacak. St.Etienne'de genelde forvet değerlendiriliyordu ama ileride kanatlarda da oynayabilecek bir yapısı var. Bu yüzden Götze'nin yerini alabileceğini düşünüyorum. Bundesliga'da ilk haftada hat-trick yaparak, belki de hayal ettiğinden bile daha iyi bir başlangıç yaptı. Diğer transferlerden Sokratis, ligi bilen ve kendini kanıtlamış bir stoper. Mkhitaryan'ı ise ben hiç izlemedim. Ödenen bonservis bedeli ve verilen 10 numaralı forma; beklentilerin boyutunun göstergesi. Dortmund bu sezon Bundesliga'da şampiyonluk için favorim.
Schalke 04 geçen sezon çok da yeterli olmayan bir kadroyla Şampiyonlar Ligi'nde 2.tur oynamıştı. Jens Keller'ın çalıştıracağı Schalke'de; öncelikle formsuz oyuncularla yollar ayrıldı. Metzelder, Escudero, Bastos, Jurado, Moritz ve Marica ile yollar ayrıldı. Felipe Santana makul bir bonservis bedeliyle transfer edildi ve muhtemelen sezon boyunca savunmanın kilit isimlerinden olacak. Geçen sezon Bundesliga'da gösterdiği performansın yanında Milli takımda da hatrı sayılır bir performans ekleyen Adam Szalai, Mainz'dan 8 Milyon Euroluk bedelle transfer edildi ve Huntelaar ile birlikte Schalke'nin 9 numara golcü ihtiyacını karşılayacak. Diğer transferler ise biraz daha genç ve geleceğe yönelik. Leon Goretzka ve Christian Clemens; Bundesliga 2'den Schalke'ye gelen oyuncular. 18 yaşındaki Türk stoper Kaan Ayhan da A Takım'a yükseldi. Schalke iyi Türkler çıkarıyor, takipte kalmak faydalı. Draxler'in takımda kalması Schalke'nin en büyük avantajı.
Magath ile geçen başarılı bir şampiyonluk sezonunun ardından kayıplara karışan Wolfsburg; yeni sezonda en azından üst sıraları zorlamak istiyor. Transferler iyi, kadro da iyi ama Wolfsburg'da sanki asla çözülemeyecekmişçesine bir takım olamama olgusu var. Transfere yine iyi para harcadılar. Nürnberg'den Timm Klose ile savunmaya takviye yaptılar. Freiburg'un etkili kanat oyuncusu Caligiuri'yi aldılar. Hakkında çok olumlu fikirler duyduğum Junior Malanda'yı transfer ettiler. Forvete alternatif olarak, Stefan Kutschke; kaleye alternatif ise Max Grün transferleri geldi. En son dün flaş bir transfere imza attılar ve Arsenal'ın da ilgilendiği Luis Gustavo'ya 17,5 Milyon Euro ödediler. Schalke gibi Wolfsburg'da misyonunu doldurmuş oyuncularıyla yollarını ayırdı. Kyrgiakos, Kahlenberg, Madlung gibi oyuncular serbest kaldı. Russ, Polter, Pogatetz, Kjaer de yollarını ayırdıkları diğer isimler. Fagner, Pilar, Sissoko ve Jönsson ise kiralık gönderildi. Bence bir sağ bek eksiklikleri var. Transfer dönemi kapanmadan bir sağ bek transferi gelebilir.
Bayer Leverkusen eski parlak günlerini kovalayanlardan... Benim bu sezon lig üçüncülüğü için en büyük adayım. Ligin ilk haftası Freiburg'u yenerek iddialı bir başlangıç yaptılar. Transferde de bana göre nokta atışı yaptıkları isimler var. Bunlardan ilki şüphesiz herkesin beğenisini kazanan Heung-Min Son. 10 Milyon Euro verdikleri Güney Koreli, yüksek beklentileri ilk hafta attığı golle karşılamak için şimdiden harekete geçti. 3 önemli oyuncularını sattılar ve gelen parayla iyi transferler yaptılar. Schürrle'den kazandıkları yüksek meblağnın yarısı ile alınan Heung-Min Son; muhtemelen Schürrle'yi aratmayacaktır. Sağ bekleri Carvajal'ı Real Madrid'e, sol bekleri Kadlec'i de bize sattılar. Her ikisinden alınan para da tatmin edici. Yerlerini doldurmak için yaptıkları transferler de bence çok makul. Sağ beke Giulio Donati ve Roberto Hilbert'i aldılar. Hilbert, Beşiktaş'ın kalburüstü topçularındandı ve kendi liginde iyi bir alternatif olarak Leverkusen'de yerini alacaktır. Benim daha çok ilgimi çeken İtalyan sağ bek Donati. Kısa boyuna rağmen çok beğendiğim ve bir süredir takip ettiğim bir genç yetenek. Ligin ilk haftasında da asist yaparak iyi başladı. Zaten Inter'e ödenen 3 Milyon Euro bonservis de az sayılmaz. Sol beke Boenisch'e alternatif olarak, gelecek vaadeden Yunan sol bek Stafylidis'i aldılar. Orta saha için Emre Can'a 5 Milyon Euro ödediler. Beğendiğim Boşnak stoper Spahic de diğer transferleri oldu. İlk maçta Ömer Toprak'ın partneriydi. Rensing, Friedrich gibi misyonunu doldurmuş oyuncularını da gönderdiler. Andres Palop, 39 yaşında ve teknik direktör Hyppia ile aynı yaşta olmasına rağmen yeni sezonda Leverkusen'in yedek kalecisi olarak yer alacak. 21 yaşındaki kaleci Bernd Leno'nun formayı kaptıracağını sanmıyorum. Geleceğin en iyi kalecilerinden birisi bence.
Gelelim Hamburg'a... Maddi sıkıntılarına rağmen kadrosunda Van der Vaart'ı bulundurabilen bir takımın bu kadar vizyonsuz olma hakkı olmamalı. Hamburg vizyonsuz, ligin ilk maçında genç oyunculara da yer verdiler. Hakan Çalhanoğlu da oynadı hatta. Keşke sol beke Kadlec'i değil de şu Marcel Jansen'i kapsaydık. Neyse... Hamburg transferde yaklaşık 3 Milyon Euro harcadı. Dortmund'dan Sobiech ve Kerem Demirbay, Basel'den Zoua'yı aldılar. Heung-Min Son'dan gelen para kârları oldu. Marcus Berg'i de bedelsiz olarak Panathinaikos'a verdiler. İtalyan kanat oyuncusu Jacopo Sala ise ülkesinin yeni Serie A takımı Verona'ya, sadece 100 bin euro bedel ile transfer oldu. İlk maçta Schalke deplasmanında alınan 3-3lük beraberlik iyi sonuç.
Stuttgart... Geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele etmiş, Lazio karşısında çok vahim duruma düşerek elenmişti. Ligin ilk haftasında Mainz'a yenilerek başladılar. Ama transferleri genel anlamda fena oyuncular değil. Forvete Hannover 96'dan Abdellaoue'yi aldılar. Sol beke Konstantin Rausch'u transfer ettiler. Stopere Schwaab transferi geldi. Kanatlara ise Sercan Sararer ile birlikte Avustralyalı Marco Rojas'ı aldılar. Dortmund'dan kiraladıkları Leitner ise orta sahanın yeni beyni olacak. Serdar Taşçı'yı Fenerbahçe'ye verseler bari, parası neyse verelim. Okazaki, Hajnal, Bah gibi oyuncularla yollar ayrıldı.
Sahi bir de Werder Bremen vardı.1999'dan beri takımı çalıştıran Tomas Schaaf artık yok. Yeni teknik direktör Robin Dutt sezonun ilk maçında galibiyetle başladı. Sokratis'ten kazandığı parayla transferler yapan Werder Bremen'de; 4 görev adamı transfer edildi. Tecrübeli orta saha oyuncusu Makiadi, Inter'in genç stoperi Caldirola, Wigan'ın Arjantinli forveti Franco Di Santo transfer edildi. Takımda kiralık oynayan Bayern Münihli Petersen'in de bonservisi alındı.
Hannover 96 önemli oyuncularını kaybettiği bir transfer dönemi geçirdi. Slomka yönetime para harcatmayı ise ihmal etmedi. Mame Biram Diouf'u ellerinde tutmaları en önemli transfer başarıları. Rausch'u bedelsiz kaptırmaları ise büyük talihsizlik. Aldığı oyuncular arasında tanıdığım kimse yok. Dortmundlu Leonardo Bittencourt'a ödemişler en yüksek bonservisi. PSV Eindhoven'dan stoper Marcelo'yu almışlar. Prib, Sane diğer transferleri. Genç oyuncuları A Takım'a almışlar. Ya da başka takımlarından genç takımlarından A Takıma oyuncu transfer etmişler. Deniz Kadah diye, Türk asıllı bir oyuncu var. Hannover 2. takımından gelmiş ama yaşı 27.
Borussia Mönchengladbach da transferleriyle taraftarını heyecanlandıramayan takımlardan biri. Daha çok genç oyunculara yönelik bir politika izlemişler. Frebiurg'dan Max Kruse ve Dynamo Kyiv'den Raffael'e bonservis ödemişler. Mike Hanke'yle sözleşme yenilemezlerken, De Camargo'nun bonserivisi için küçük bir meblağ kazanmışlar. Yine de kadroları kağıt üzerinde kaliteli. Ligin ilk maçında Münih'e kaybetmeleri de normal. Favre'nin öğrenciler mutlaka orta sıraların üzerinde yer alacaktır.
Hoffenheim bir dönem gözüme çok sempatik gelirdi. Her yıl lig yükselmesi, Bundesliga'da zirveye oynaması takdir edilesiydi. Geçen sezon Play-Out ile ligde kaldılar. İyi bir hücum hattına sahip olsalar da savunmaları zayıf. Mesela Andreas Beck'in yıllardır bu takımda nasıl kaldığını anlamıyorum. İyi bir sağ bek, takım kaptanı ve Hoffenheim'in simgesi bir isim diyeceğim ama Hoffenheim gibi az taraftarlı bir takımda simge olmak neye yarar? Schalke'de falan oynasa çok daha önemli yerlere gelir. Roberto Firmino'nun da bu sezondan sonra seneye iyi bir takıma transfer olabileceğini düşünüyorum. Hoffenheim'ın en büyük avantajı transfere harcayacak para bulmasının sorun olmaması. Forvet Modeste ve sol kanat Elyounussi'ye 3er milyon verdiler. Modeste ligin ilk maçında golle tanıştı. 18 yaşında stoper Akpoguma'ya da 1 Milyon bonservis ödemişler. Giden oyuncular arasında en çok dikkat çeken isim Birleşik Amerikalı önlibero Williams. Championship'te mücadele edecek olan Reading'e transfer olmuş. Benim ümitli olduğum isimlerden olan Knowledge Musona ise Kaizer Chiefs'e kiralanmış. Acquah ise kiralık olarak Parma forması giyecek. Eren, Elyounissi, Firmino, Volland, Modesteli hücum hattının şu ligde çok rahat kalması gerekiyor.
Sezona flaş bir yenilgiyle başladı Eintracht Frankfurt. Ligin yeni takımı Hertha Berlin'e 6-1 kaybettiler. İki ay boyunca lige hazırlanan herhangi bir takım için lige böylesine kötü başlamak çok büyük hayalkırıklığı olmalı. Frankfurt'un da transferlerinde tanıdığım bir isim yok. Rostenthal, Schröck, Flum, Russ gibi Bundesliga'da oynayan vasat oyuncuları almışlar. Sattıkları oyuncularda da bir numara yok gerçi. Daum'un adamı Karim Matmour'u ikinci lige satmışlar. Daum çok istiyordu bir aralar, hey gidi. Frankfurt'u beğenmedi; düşsün.
Nürnberg de ligin vasat takımlarından biridir. Yine de kadrolarında çok iyi oyuncular var. Esswein, Kiyotake ve sağ bek Chandler aklıma gelenler. Zürih'in 20 yaşındaki kanat oyuncusu Drmic için 3 milyon euro ödemişler. Daha çok bedelsiz oyunculara yönelmişler. Bunların için Dortmund'dan Weber, Arsenal'dan Angha, tecrübeli stoper Pogatetz ve genç Polonyalı Stepinski var. Wolfsburg'a satılan Timm Klose'den 6 Milyon Euro kazanmaları bir yana; 36 yaşındaki Simmons'tan bile 500 bin euro kazanmışlar.
Lige mağlubiyetle başlayan takımlardan Freiburg, bu sezon yine ligin alt sıralarından kurtulma mücadelesi verecektir. Tecrübeli golcü Mike Hanke sezona golle başladı. Önliberoya da yıllardır futbol oynamasına rağmen hâla 26 yaşında olan Gelson Fernandes'i, sadece 400 bin euro bedelle almışlar. Wolfsburg'un Çek kanat oyuncusu Vaclav Pilar kiralanmış. Diğer transferler daha genç. Arsenal'dan Coquelin, Dynamo Kyiv'den de Mehmedi kiralanmış ve her ikisi de ligin ilk haftasında onbir oynamış. 20 yaşındaki Felix Klaus da takımı Fürth küme düşmesine rağmen ligde kalmış ve Freiburg'a transfer olmuş. Freiburg'un Caligiuri, Makiadi, Flum, Kruse ve Ferati'den kazandığı para ise 10 Milyon Euro. Tabi bu oyuncuların yerlerinin doldurulup doldurulamayacağı soru işareti. Takımın kalitesi ciddi derecede düşmüş durumda. Bence Freiburg küme düşer.
Mainz lige Stuttgart galibiyetiyle başladı ve bu galibiyette payı olanlardan biri de 1 gol atan Okazaki oldu. Okazaki'nin eski takımına gol atması da futbolun cilvelerindendi. Mainz, Szalai'den iyi para kazandı. Bu paraya da takımda direkt oynayabilecek isimler alarak akıllı bir strateji izledi. Mainz'ın yaptığı transferler; Joo-Ho Park, Dani Schahin, Okazaki, Geis, Polter, Julian Koch ve Schalke'den Moritz. Giden oyunculardan da para kazandılar. Ujah benim çok ümitli olduğum bir golcüydü. Bundesliga 2'de Köln'de devam edecek. İkinci lig için 2 milyon euro bedel önemli bir bonservis bedeli. Jan Kirschof'un Bayern Münih'e, Ivanschitz'in Levante'ye bonservissiz gönderilmesi ise önemli eksikler gibi gözüküyor. Deniz Yılmaz için de Elazığspor'dan 250 Bin Euroluk bonservis bedeli aldılar.
Augsburg geçen sezon paçayı yırttı ama bu sezon da kadro kalitesi düşük takımlardan biri olarak göze çarpıyor. Ligin ilk haftasında Dortmund karşısında direnemediler. Başlarında tecrübeli bir teknik direktör yok. Kadrodaki tecrübeli oyuncu sayısı da bir elin parmak sayısını geçmez. Transferde aldıkları isimler; Halil Altıntop, Panagiotis, Holzhauser, Hitz ve Fetsch. En son transferleri Raul Bobadilla ise daha önce başarısız bir Bundesliga tecrübesi edinmesine rağmen kağıt üzerinde en etkili gözükecek oyuncuları. Gönderilen oyuncular arasında Somen Tchoyi dikkatimi çekti. Bir dönem çok beğenilen bir oyuncuydu, şimdi alıcısı yok.
Ligin 2 yeni takımından biri olan, aynı zamanda ligin köklü kulüplerinden biri olan Hertha Berlin, Bundesliga'ya farklı galibiyetle fırtına gibi bir dönüş yaptı. Geçen sezon zaten kaliteli bir kadroya sahip olan ve Bundesliga'ya yükselirken çok da zorlanmayan Hertha Berlin, kadrosunu da korudu. Ramos, Lasogga, Sahar, Schulz, Pekarik gibi iyi oyuncuları vardı. Bu oyuncuların yanına; Leverkusen'den Hosogai, Augsburg'dan Langkamp, Kaiserslautern'den Baumjohann ve Fortuna Düsseldorf'tan van den Bergh katıldı. Hertha Berlin'in ligde kalacağını düşünüyorum.
Ligin yepyeni takımı Eintracht Braunschweig, geçen sezon bahiste bana kazandıran takımlardan olduğu için sempatik baktığım bir ekip. Tabi bütçeleri devede kulak. Transfere sadece 900 bin euro harcayabildiler. Torsten Oehrl, Jan Hochsteidt, Simeon Jackson, Timo Perthel, Marco Caligiuri, Omar Elabdoullaoui transfer ettikleri oyuncular. Ligin ilk haftasında da Werder Bremen'e mağlup oldular. İkinci hafta rakip Dortmund. İşleri bu sezon çok zor ama yine de isimlerinin telaffuzu hoş.
Geçen sezonun kupa canavarı Bayern Münih, transfer sezonuna da hızlı girmiş; ezeli rakibi ve şampiyonluktaki rakibi Dortmund'un elinden Mario Götze'yi kapmıştı. Lewandowski haberleri de havada uçuşuyordu ama şimdilik o transfer gerçekleşmedi. Götze'nin yanı sıra teknik direktörlüğe Guardiola'yı getiren ve yeni hocanın isteğiyle Thiago Alcantara'yı transfer eden Bavyera ekibi yeni sezonda da en büyük favorilerden. Ancak hazırlık maçlarında gözüken şu ki; Guardiola Barcelona'daki sistemini oynatacak. Sistem elbette başarılı bir sistem ama hazırlık maçlarında sistemi oturtmak için süre ihtiyacı olduğu da ortadaydı. Mario Gomez'in gönderilmesi, Mandzukic'i forvette alternatifsiz kıldı. Yani, forvetsiz bir Bayern Münih izlemeye de hazırlık olalım. Şöyle bol orta sahalı, yer yer zevk veren ama zaman zaman inanılmaz bayan bir Bayern Münih gelecek ve bence Dortmund'un da gerisinde kalacak.
Borussia Dortmund sezonun ilk kupasına alarak yeni sezona merhaba dedi. Klopp hocamız bu sezon da ilgi odağı olacak. Seviyorum bu adamı. Transferde de hareketli günler geçiren sarı-siyahlılar; şüphesiz ki en imrendiğim transferi yaptılar. PIERRE EMERICK AUBAMEYANG. Geçen sezon büyük bir hayranlıkla izlediğim Gabonlu golcü, bu sezon Dortmund'da Götze'nin yerini alacak. St.Etienne'de genelde forvet değerlendiriliyordu ama ileride kanatlarda da oynayabilecek bir yapısı var. Bu yüzden Götze'nin yerini alabileceğini düşünüyorum. Bundesliga'da ilk haftada hat-trick yaparak, belki de hayal ettiğinden bile daha iyi bir başlangıç yaptı. Diğer transferlerden Sokratis, ligi bilen ve kendini kanıtlamış bir stoper. Mkhitaryan'ı ise ben hiç izlemedim. Ödenen bonservis bedeli ve verilen 10 numaralı forma; beklentilerin boyutunun göstergesi. Dortmund bu sezon Bundesliga'da şampiyonluk için favorim.
Schalke 04 geçen sezon çok da yeterli olmayan bir kadroyla Şampiyonlar Ligi'nde 2.tur oynamıştı. Jens Keller'ın çalıştıracağı Schalke'de; öncelikle formsuz oyuncularla yollar ayrıldı. Metzelder, Escudero, Bastos, Jurado, Moritz ve Marica ile yollar ayrıldı. Felipe Santana makul bir bonservis bedeliyle transfer edildi ve muhtemelen sezon boyunca savunmanın kilit isimlerinden olacak. Geçen sezon Bundesliga'da gösterdiği performansın yanında Milli takımda da hatrı sayılır bir performans ekleyen Adam Szalai, Mainz'dan 8 Milyon Euroluk bedelle transfer edildi ve Huntelaar ile birlikte Schalke'nin 9 numara golcü ihtiyacını karşılayacak. Diğer transferler ise biraz daha genç ve geleceğe yönelik. Leon Goretzka ve Christian Clemens; Bundesliga 2'den Schalke'ye gelen oyuncular. 18 yaşındaki Türk stoper Kaan Ayhan da A Takım'a yükseldi. Schalke iyi Türkler çıkarıyor, takipte kalmak faydalı. Draxler'in takımda kalması Schalke'nin en büyük avantajı.
Magath ile geçen başarılı bir şampiyonluk sezonunun ardından kayıplara karışan Wolfsburg; yeni sezonda en azından üst sıraları zorlamak istiyor. Transferler iyi, kadro da iyi ama Wolfsburg'da sanki asla çözülemeyecekmişçesine bir takım olamama olgusu var. Transfere yine iyi para harcadılar. Nürnberg'den Timm Klose ile savunmaya takviye yaptılar. Freiburg'un etkili kanat oyuncusu Caligiuri'yi aldılar. Hakkında çok olumlu fikirler duyduğum Junior Malanda'yı transfer ettiler. Forvete alternatif olarak, Stefan Kutschke; kaleye alternatif ise Max Grün transferleri geldi. En son dün flaş bir transfere imza attılar ve Arsenal'ın da ilgilendiği Luis Gustavo'ya 17,5 Milyon Euro ödediler. Schalke gibi Wolfsburg'da misyonunu doldurmuş oyuncularıyla yollarını ayırdı. Kyrgiakos, Kahlenberg, Madlung gibi oyuncular serbest kaldı. Russ, Polter, Pogatetz, Kjaer de yollarını ayırdıkları diğer isimler. Fagner, Pilar, Sissoko ve Jönsson ise kiralık gönderildi. Bence bir sağ bek eksiklikleri var. Transfer dönemi kapanmadan bir sağ bek transferi gelebilir.
Bayer Leverkusen eski parlak günlerini kovalayanlardan... Benim bu sezon lig üçüncülüğü için en büyük adayım. Ligin ilk haftası Freiburg'u yenerek iddialı bir başlangıç yaptılar. Transferde de bana göre nokta atışı yaptıkları isimler var. Bunlardan ilki şüphesiz herkesin beğenisini kazanan Heung-Min Son. 10 Milyon Euro verdikleri Güney Koreli, yüksek beklentileri ilk hafta attığı golle karşılamak için şimdiden harekete geçti. 3 önemli oyuncularını sattılar ve gelen parayla iyi transferler yaptılar. Schürrle'den kazandıkları yüksek meblağnın yarısı ile alınan Heung-Min Son; muhtemelen Schürrle'yi aratmayacaktır. Sağ bekleri Carvajal'ı Real Madrid'e, sol bekleri Kadlec'i de bize sattılar. Her ikisinden alınan para da tatmin edici. Yerlerini doldurmak için yaptıkları transferler de bence çok makul. Sağ beke Giulio Donati ve Roberto Hilbert'i aldılar. Hilbert, Beşiktaş'ın kalburüstü topçularındandı ve kendi liginde iyi bir alternatif olarak Leverkusen'de yerini alacaktır. Benim daha çok ilgimi çeken İtalyan sağ bek Donati. Kısa boyuna rağmen çok beğendiğim ve bir süredir takip ettiğim bir genç yetenek. Ligin ilk haftasında da asist yaparak iyi başladı. Zaten Inter'e ödenen 3 Milyon Euro bonservis de az sayılmaz. Sol beke Boenisch'e alternatif olarak, gelecek vaadeden Yunan sol bek Stafylidis'i aldılar. Orta saha için Emre Can'a 5 Milyon Euro ödediler. Beğendiğim Boşnak stoper Spahic de diğer transferleri oldu. İlk maçta Ömer Toprak'ın partneriydi. Rensing, Friedrich gibi misyonunu doldurmuş oyuncularını da gönderdiler. Andres Palop, 39 yaşında ve teknik direktör Hyppia ile aynı yaşta olmasına rağmen yeni sezonda Leverkusen'in yedek kalecisi olarak yer alacak. 21 yaşındaki kaleci Bernd Leno'nun formayı kaptıracağını sanmıyorum. Geleceğin en iyi kalecilerinden birisi bence.
Gelelim Hamburg'a... Maddi sıkıntılarına rağmen kadrosunda Van der Vaart'ı bulundurabilen bir takımın bu kadar vizyonsuz olma hakkı olmamalı. Hamburg vizyonsuz, ligin ilk maçında genç oyunculara da yer verdiler. Hakan Çalhanoğlu da oynadı hatta. Keşke sol beke Kadlec'i değil de şu Marcel Jansen'i kapsaydık. Neyse... Hamburg transferde yaklaşık 3 Milyon Euro harcadı. Dortmund'dan Sobiech ve Kerem Demirbay, Basel'den Zoua'yı aldılar. Heung-Min Son'dan gelen para kârları oldu. Marcus Berg'i de bedelsiz olarak Panathinaikos'a verdiler. İtalyan kanat oyuncusu Jacopo Sala ise ülkesinin yeni Serie A takımı Verona'ya, sadece 100 bin euro bedel ile transfer oldu. İlk maçta Schalke deplasmanında alınan 3-3lük beraberlik iyi sonuç.
Stuttgart... Geçen sezon UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele etmiş, Lazio karşısında çok vahim duruma düşerek elenmişti. Ligin ilk haftasında Mainz'a yenilerek başladılar. Ama transferleri genel anlamda fena oyuncular değil. Forvete Hannover 96'dan Abdellaoue'yi aldılar. Sol beke Konstantin Rausch'u transfer ettiler. Stopere Schwaab transferi geldi. Kanatlara ise Sercan Sararer ile birlikte Avustralyalı Marco Rojas'ı aldılar. Dortmund'dan kiraladıkları Leitner ise orta sahanın yeni beyni olacak. Serdar Taşçı'yı Fenerbahçe'ye verseler bari, parası neyse verelim. Okazaki, Hajnal, Bah gibi oyuncularla yollar ayrıldı.
Sahi bir de Werder Bremen vardı.1999'dan beri takımı çalıştıran Tomas Schaaf artık yok. Yeni teknik direktör Robin Dutt sezonun ilk maçında galibiyetle başladı. Sokratis'ten kazandığı parayla transferler yapan Werder Bremen'de; 4 görev adamı transfer edildi. Tecrübeli orta saha oyuncusu Makiadi, Inter'in genç stoperi Caldirola, Wigan'ın Arjantinli forveti Franco Di Santo transfer edildi. Takımda kiralık oynayan Bayern Münihli Petersen'in de bonservisi alındı.
Hannover 96 önemli oyuncularını kaybettiği bir transfer dönemi geçirdi. Slomka yönetime para harcatmayı ise ihmal etmedi. Mame Biram Diouf'u ellerinde tutmaları en önemli transfer başarıları. Rausch'u bedelsiz kaptırmaları ise büyük talihsizlik. Aldığı oyuncular arasında tanıdığım kimse yok. Dortmundlu Leonardo Bittencourt'a ödemişler en yüksek bonservisi. PSV Eindhoven'dan stoper Marcelo'yu almışlar. Prib, Sane diğer transferleri. Genç oyuncuları A Takım'a almışlar. Ya da başka takımlarından genç takımlarından A Takıma oyuncu transfer etmişler. Deniz Kadah diye, Türk asıllı bir oyuncu var. Hannover 2. takımından gelmiş ama yaşı 27.
Borussia Mönchengladbach da transferleriyle taraftarını heyecanlandıramayan takımlardan biri. Daha çok genç oyunculara yönelik bir politika izlemişler. Frebiurg'dan Max Kruse ve Dynamo Kyiv'den Raffael'e bonservis ödemişler. Mike Hanke'yle sözleşme yenilemezlerken, De Camargo'nun bonserivisi için küçük bir meblağ kazanmışlar. Yine de kadroları kağıt üzerinde kaliteli. Ligin ilk maçında Münih'e kaybetmeleri de normal. Favre'nin öğrenciler mutlaka orta sıraların üzerinde yer alacaktır.
Hoffenheim bir dönem gözüme çok sempatik gelirdi. Her yıl lig yükselmesi, Bundesliga'da zirveye oynaması takdir edilesiydi. Geçen sezon Play-Out ile ligde kaldılar. İyi bir hücum hattına sahip olsalar da savunmaları zayıf. Mesela Andreas Beck'in yıllardır bu takımda nasıl kaldığını anlamıyorum. İyi bir sağ bek, takım kaptanı ve Hoffenheim'in simgesi bir isim diyeceğim ama Hoffenheim gibi az taraftarlı bir takımda simge olmak neye yarar? Schalke'de falan oynasa çok daha önemli yerlere gelir. Roberto Firmino'nun da bu sezondan sonra seneye iyi bir takıma transfer olabileceğini düşünüyorum. Hoffenheim'ın en büyük avantajı transfere harcayacak para bulmasının sorun olmaması. Forvet Modeste ve sol kanat Elyounussi'ye 3er milyon verdiler. Modeste ligin ilk maçında golle tanıştı. 18 yaşında stoper Akpoguma'ya da 1 Milyon bonservis ödemişler. Giden oyuncular arasında en çok dikkat çeken isim Birleşik Amerikalı önlibero Williams. Championship'te mücadele edecek olan Reading'e transfer olmuş. Benim ümitli olduğum isimlerden olan Knowledge Musona ise Kaizer Chiefs'e kiralanmış. Acquah ise kiralık olarak Parma forması giyecek. Eren, Elyounissi, Firmino, Volland, Modesteli hücum hattının şu ligde çok rahat kalması gerekiyor.
Sezona flaş bir yenilgiyle başladı Eintracht Frankfurt. Ligin yeni takımı Hertha Berlin'e 6-1 kaybettiler. İki ay boyunca lige hazırlanan herhangi bir takım için lige böylesine kötü başlamak çok büyük hayalkırıklığı olmalı. Frankfurt'un da transferlerinde tanıdığım bir isim yok. Rostenthal, Schröck, Flum, Russ gibi Bundesliga'da oynayan vasat oyuncuları almışlar. Sattıkları oyuncularda da bir numara yok gerçi. Daum'un adamı Karim Matmour'u ikinci lige satmışlar. Daum çok istiyordu bir aralar, hey gidi. Frankfurt'u beğenmedi; düşsün.
Nürnberg de ligin vasat takımlarından biridir. Yine de kadrolarında çok iyi oyuncular var. Esswein, Kiyotake ve sağ bek Chandler aklıma gelenler. Zürih'in 20 yaşındaki kanat oyuncusu Drmic için 3 milyon euro ödemişler. Daha çok bedelsiz oyunculara yönelmişler. Bunların için Dortmund'dan Weber, Arsenal'dan Angha, tecrübeli stoper Pogatetz ve genç Polonyalı Stepinski var. Wolfsburg'a satılan Timm Klose'den 6 Milyon Euro kazanmaları bir yana; 36 yaşındaki Simmons'tan bile 500 bin euro kazanmışlar.
Lige mağlubiyetle başlayan takımlardan Freiburg, bu sezon yine ligin alt sıralarından kurtulma mücadelesi verecektir. Tecrübeli golcü Mike Hanke sezona golle başladı. Önliberoya da yıllardır futbol oynamasına rağmen hâla 26 yaşında olan Gelson Fernandes'i, sadece 400 bin euro bedelle almışlar. Wolfsburg'un Çek kanat oyuncusu Vaclav Pilar kiralanmış. Diğer transferler daha genç. Arsenal'dan Coquelin, Dynamo Kyiv'den de Mehmedi kiralanmış ve her ikisi de ligin ilk haftasında onbir oynamış. 20 yaşındaki Felix Klaus da takımı Fürth küme düşmesine rağmen ligde kalmış ve Freiburg'a transfer olmuş. Freiburg'un Caligiuri, Makiadi, Flum, Kruse ve Ferati'den kazandığı para ise 10 Milyon Euro. Tabi bu oyuncuların yerlerinin doldurulup doldurulamayacağı soru işareti. Takımın kalitesi ciddi derecede düşmüş durumda. Bence Freiburg küme düşer.
Mainz lige Stuttgart galibiyetiyle başladı ve bu galibiyette payı olanlardan biri de 1 gol atan Okazaki oldu. Okazaki'nin eski takımına gol atması da futbolun cilvelerindendi. Mainz, Szalai'den iyi para kazandı. Bu paraya da takımda direkt oynayabilecek isimler alarak akıllı bir strateji izledi. Mainz'ın yaptığı transferler; Joo-Ho Park, Dani Schahin, Okazaki, Geis, Polter, Julian Koch ve Schalke'den Moritz. Giden oyunculardan da para kazandılar. Ujah benim çok ümitli olduğum bir golcüydü. Bundesliga 2'de Köln'de devam edecek. İkinci lig için 2 milyon euro bedel önemli bir bonservis bedeli. Jan Kirschof'un Bayern Münih'e, Ivanschitz'in Levante'ye bonservissiz gönderilmesi ise önemli eksikler gibi gözüküyor. Deniz Yılmaz için de Elazığspor'dan 250 Bin Euroluk bonservis bedeli aldılar.
Augsburg geçen sezon paçayı yırttı ama bu sezon da kadro kalitesi düşük takımlardan biri olarak göze çarpıyor. Ligin ilk haftasında Dortmund karşısında direnemediler. Başlarında tecrübeli bir teknik direktör yok. Kadrodaki tecrübeli oyuncu sayısı da bir elin parmak sayısını geçmez. Transferde aldıkları isimler; Halil Altıntop, Panagiotis, Holzhauser, Hitz ve Fetsch. En son transferleri Raul Bobadilla ise daha önce başarısız bir Bundesliga tecrübesi edinmesine rağmen kağıt üzerinde en etkili gözükecek oyuncuları. Gönderilen oyuncular arasında Somen Tchoyi dikkatimi çekti. Bir dönem çok beğenilen bir oyuncuydu, şimdi alıcısı yok.
Ligin 2 yeni takımından biri olan, aynı zamanda ligin köklü kulüplerinden biri olan Hertha Berlin, Bundesliga'ya farklı galibiyetle fırtına gibi bir dönüş yaptı. Geçen sezon zaten kaliteli bir kadroya sahip olan ve Bundesliga'ya yükselirken çok da zorlanmayan Hertha Berlin, kadrosunu da korudu. Ramos, Lasogga, Sahar, Schulz, Pekarik gibi iyi oyuncuları vardı. Bu oyuncuların yanına; Leverkusen'den Hosogai, Augsburg'dan Langkamp, Kaiserslautern'den Baumjohann ve Fortuna Düsseldorf'tan van den Bergh katıldı. Hertha Berlin'in ligde kalacağını düşünüyorum.
Ligin yepyeni takımı Eintracht Braunschweig, geçen sezon bahiste bana kazandıran takımlardan olduğu için sempatik baktığım bir ekip. Tabi bütçeleri devede kulak. Transfere sadece 900 bin euro harcayabildiler. Torsten Oehrl, Jan Hochsteidt, Simeon Jackson, Timo Perthel, Marco Caligiuri, Omar Elabdoullaoui transfer ettikleri oyuncular. Ligin ilk haftasında da Werder Bremen'e mağlup oldular. İkinci hafta rakip Dortmund. İşleri bu sezon çok zor ama yine de isimlerinin telaffuzu hoş.
Capoue Tottenham'da
Andre Villas-Boas takımın taşlarıyla oynamaya devam ediyor. Tottenham'ın son 4-5 yılını akılda kalır kılan, takımın oturmuş kadrosunun oynadığı futboldu. Redknapp transfer dönemlerinde takımın taşlarını bozmuyordu. Geçen sezon Andre Villas-Boas da çok fazla oynamadı. Ancak bu sezon, özellikle Bale satıldığında takımda temel taş denen bir şey de kalmayacak zaten. Mesela; Steven Caulker'ın satılması bence çok yanlış bir hamleydi. Şimdi de Huddlestone ve Livermore ile yollar ayrıldı. Her iki orta saha oyuncusu da Hull City'ye gitti. Huddlestone'un bonservisi için 6 Milyon Euro'ya yakın bir kazanç elde edildi. İyi para elbette... Livermore için fikrim sabittir. Kötü oyuncu. Tottenham kalibresinde bir oyuncu ise asla değil. Altyapıdan gelme kıyağıyla yıllardır takımda tutulur, 85. dakikadan sonra anlamsızca oyuna sürülürdü. Hull City'ye kiralık gönderildi. İki oyuncunun yerine ise Fransız önlibero Etienne Capoue transfer edildi. Tottenham'ın Toulouse'a ödediği bonservis bedeli 11 Milyon Euro. Capoue'yi severim. Bir zamanlar Fenerbahçe'ye gelmesi için az dua etmedim. Şimdi Tottenham'da oynayacak ve tahminim ilk etapta rotasyonda değerlendirileceği. Tabi Scott Parker'ın da satılması gündemde. Tottenham'da İngiliz oyuncu sayısında ciddi bir azalma söz konusu. Muhtemelen kadroda olması gereken "İngiltere'de yetişmiş futbolcu" kontenjanını altyapıdan gelen genç isimlerle dolduracaklar. Carroll, Kane falan fişmekan... Scott Parker da satılırsa önliberoda Sandro ve Etienne Capoue değerlendirilecek. Her ikisini de beğenirim. Tottenham için kağıt üzerinde iyi kadro ama sahada neler yapacaklarını merak ediyorum. Tottenham'ın bu sezon transferde 4 oyuncuya harcadığı toplam para 69 Milyon Euro. Bale'in satışıyla çok büyük bir para girecek kasaya ama bu para Gareth Bale'in yerinin dolmasını sağlayacak mı derseniz; bence çok zor.
Matej Vydra West Brom'da
Geçen sezondan beri gözdelerimden birisi Matej Vydra. Blogda zaman zaman bahsetmişimdir. Daha çok Twitter'da yazıyorum. Football Manager'de kendisini hiç transfer etmedim. Geçen sezon Watford'a transferiyle dikkatimi çekmiş, ilk haftalarda attığı gollerden sonra da ilgi alanımı meşgul etmişti. Bütün bir sezonunu takip ettim. Watford'u destekledim. Ancak şans Watford'a gülmedi ve Premier Lig'e çıkamadılar. Vydra ise kendisine hatrı sayılabilecek bir piyasa yaptı. Udinese artık ya oynatır ya da makul bir bonservisle satar diye düşünüyordum. Kadroda kalacak gibiydi, hakkında pek fazla transfer dedikodusu yoktu. Üstelik Vydra, UEFA Avrupa Ligi'nde Udinese formasını giymiş ve golünü de atmıştı. 2 gün önce West Bromwich Albion sezonunun 3.transferi olarak Matej Vydra'yı açıkladı. West Brom için yakın zaman önce ligden düşme adayı yazmıştım, tek transferi de Anelka'ydı. Daha sonra Lugano'yu, şimdi de Matej Vydra'yı aldılar. Vydra, kiralık olarak 1 sezon West Brom forması giyecek. Championship'teki performansını Premier Lig'de göstermesi çok zor ama en azından forma şansı bulup takımın önemli oyuncularından olacağını düşünüyorum. Gerektiğinde forvet, gerektiğinde kanat forvet oynayacaktır. Bence Premier Lig'in en sümsük takımı olan West Bromwich Albion, 3 sevdiğim oyuncuyu transfer ederek bu sezon ilgi alanıma girdi. Askere gitmeden önce Vydra, Anelka ve Lugano'yu aynı takımda izlemek benim için keyifli olacaktır. Matej Vydra'nın 2012-2013 sezonunda toplam 36 resmi maçta oynayıp 24 gol, 7 asistlik performansını hatırlatalım. 36 maçın 3'ü milli takımda, 24 golün 2'si de öyle... Championship'te de Yılın Futbolcusu ödülünü hatırlatalım.
Galatasaray 1 - 0 Fenerbahçe | Ölü Sezon
120 dakikalık işkenceydi. Futbolu özledik, gerçekten futbolu özledik. Son yıllarda Türkiye'ye çok kaliteli yabancı oyuncular gelmesine rağmen futbol kalitesi düşüyor, düşürülüyor. Bir de Fenerbahçe'nin mağlubiyeti gelince, gece iyice çekilmez bir hâl aldı tabi. Daha da kötüsü, hatta en kötüsü de; Fenerbahçe'nin yeni sezon için umut vermeyen futbolu.
Henüz sezon başı olduğu için kaliteli maç beklemiyordum. Tabi Atv'de yayınlanan maçlar kaliteli de olsa anlatımdan dolayı tat vermiyor, o da ayrı mesele. Gürcan Bilgiç, Levent Tüzemen ve Ender Bilgin üçlüsü; kahvedeki Ahmet abi, Hasan abi, Muharrem abiydi dün akşam. Galatasaray'da iki yıldır işleyen 4-4-2 düzeni Sneijder transferinden sonra bozulmak durumunda kalmıştı. Dün akşam Fenerbahçe'nin alışık olduğu saha dizilişiyle çıktılar. Şu an farkedilmiyor belki ama Galatasaray bu sezon yabancı kontenjanının çok sıkıntısını yaşayacak. Dün akşamki Galatasaray savunmasına gol atamadığımız için hâla çok kızgınım. Martıya bütün köy ekmeği atan adamın oynadığı savunmayı geçemedik. Aslında istediğimiz gibi de başlamıştık. Galatasaray'ı bozarak başladık. Galatasaray'da sadece Sneijder farkını hissettiriyordu. Zira uzun bir süre Galatasaray'ın tüm tehlikelerinin yaratıcısı Sneijder'di. Kaliteli 10 numara farkı. Fenerbahçe'de ise sistemsizlik çok canımı sıkıyor. Saha dizilişi, oyuncu kadrosuna uymuyor. Takımın ne oynadığı, ne oynamak istediği belli değil. İlk yarı yine karşılıklı bir dengesizlik söz konusuyken, devre arası Galatasaray'a yaradı. İkinci yarıda çok üstün olmasa da ne yaptığını daha fazla bilen bir Galatasaray vardı. Maçın hatasız oynayan ismi Bruno Alves, yaptığı bir anlık hatanın ve geldiği gazın kurbanı olurken; ipleri de tamamen Galatasaray'ın eline veren isim oldu. Bu dakikadan sonra maç tam bir işkenceye dönüştü. "Araya bir gol sıkıştırırız" mantığından bile uzak kalıp, sadece penaltılara gitmeye bel bağladık. Mert Günok'u beğenirim ama yan top zaafiyetini hep eleştiririm. Dün akşam bir yan topu yine kaçırdı, Galatasaray'ın ilk yarıdaki en tehlikeli pozisyonu oldu. Ancak onun dışında kusursuzdu. Kurtardığı her top kendisine artı özgüven sağladı. Uzatmada yarım saat daha işkence çekeceğimiz belliydi. Kadlec oyuna girdikten sonra çok kritik toplar çıkardı ama golde hatalıydı. Drogba'ya yapamadığı markajla Bruno Alves'i arattı. Golü yedikten sonra topyekün hücum ettik ama biraz şans, bir de Muslera Galatasaray'ı kurtardı.
Fenerbahçe'de teknik yönetimi beğenmiyorum. Ersun Yanal'ı severim, iyi bir insan ve iyi bir hoca. Ama teknik ekibi yine yetersiz. Aykut Kocaman'ın da öyleydi ama stratejileri takım kadrosuna uyuyordu. Ersun Yanal; şu ana kadar oynadığımız maçlarda bu ışığı vermese de henüz sezonun başı. Ancak elime kağıt kalem alıp da, "şu onbir ve şu sistem ile şu maçı kazanırız" diyebildiğim bir kadro yok. Fenerbahçe yönetimi maalesef hiç ders çıkarmadı ve bu sezon da kötü transfer politikası izledi. Mesela takımda hâla bir sol kanat oyuncusu yok. Caner var ama Caner asla ileri üçlünün sol kanadı olamaz. Takım dizilişinde 4 savunmacı tamam. 1 önlibero Mehmet Topal da tamam. Mehmet Topal'ın önündeki 1 oyuncu için de çok aday var, o da tamam. Mesela Alper'i dün çok beğendim. Mehmet Topal'ın yanındaki 2. oyuncu için bir alternatif yok. Sadece Salih'in yaratıcılığına güvenebiliriz. Başka yok. Sağ kanatta Kuyt idare eder, Emenike oynar, Topuz oynar; eyvallah. Ama sol kanat yok. İleri üçlü; Fenerbahçe tarihinin belki de en mücadeleci hücum hattı. Ama şu da bir gerçek ki; Fenerbahçe'nin en adam geçemeyen hücum hattı. Ne Webo, ne Kuyt, ne de Mübarek Sow birebirde etkili değiller. Emenike'ye büyük iş düşecek. Ben kafamda ideal bir saha dizilişi çizemiyorum şu kadroyla. Belki 4-3-1-2. İkinci forvet serbest rol üstlenecek. Salih forvete yakın oynayacak. Fenerbahçe'nin hazır olmayışı yeni sezon için de ümit vermedi. Bu sezon da ölü sezon olacak gibi. Askere gidip gelmem kendi açımdan en sağlıklısı olacak sanırım.
Henüz sezon başı olduğu için kaliteli maç beklemiyordum. Tabi Atv'de yayınlanan maçlar kaliteli de olsa anlatımdan dolayı tat vermiyor, o da ayrı mesele. Gürcan Bilgiç, Levent Tüzemen ve Ender Bilgin üçlüsü; kahvedeki Ahmet abi, Hasan abi, Muharrem abiydi dün akşam. Galatasaray'da iki yıldır işleyen 4-4-2 düzeni Sneijder transferinden sonra bozulmak durumunda kalmıştı. Dün akşam Fenerbahçe'nin alışık olduğu saha dizilişiyle çıktılar. Şu an farkedilmiyor belki ama Galatasaray bu sezon yabancı kontenjanının çok sıkıntısını yaşayacak. Dün akşamki Galatasaray savunmasına gol atamadığımız için hâla çok kızgınım. Martıya bütün köy ekmeği atan adamın oynadığı savunmayı geçemedik. Aslında istediğimiz gibi de başlamıştık. Galatasaray'ı bozarak başladık. Galatasaray'da sadece Sneijder farkını hissettiriyordu. Zira uzun bir süre Galatasaray'ın tüm tehlikelerinin yaratıcısı Sneijder'di. Kaliteli 10 numara farkı. Fenerbahçe'de ise sistemsizlik çok canımı sıkıyor. Saha dizilişi, oyuncu kadrosuna uymuyor. Takımın ne oynadığı, ne oynamak istediği belli değil. İlk yarı yine karşılıklı bir dengesizlik söz konusuyken, devre arası Galatasaray'a yaradı. İkinci yarıda çok üstün olmasa da ne yaptığını daha fazla bilen bir Galatasaray vardı. Maçın hatasız oynayan ismi Bruno Alves, yaptığı bir anlık hatanın ve geldiği gazın kurbanı olurken; ipleri de tamamen Galatasaray'ın eline veren isim oldu. Bu dakikadan sonra maç tam bir işkenceye dönüştü. "Araya bir gol sıkıştırırız" mantığından bile uzak kalıp, sadece penaltılara gitmeye bel bağladık. Mert Günok'u beğenirim ama yan top zaafiyetini hep eleştiririm. Dün akşam bir yan topu yine kaçırdı, Galatasaray'ın ilk yarıdaki en tehlikeli pozisyonu oldu. Ancak onun dışında kusursuzdu. Kurtardığı her top kendisine artı özgüven sağladı. Uzatmada yarım saat daha işkence çekeceğimiz belliydi. Kadlec oyuna girdikten sonra çok kritik toplar çıkardı ama golde hatalıydı. Drogba'ya yapamadığı markajla Bruno Alves'i arattı. Golü yedikten sonra topyekün hücum ettik ama biraz şans, bir de Muslera Galatasaray'ı kurtardı.
Fenerbahçe'de teknik yönetimi beğenmiyorum. Ersun Yanal'ı severim, iyi bir insan ve iyi bir hoca. Ama teknik ekibi yine yetersiz. Aykut Kocaman'ın da öyleydi ama stratejileri takım kadrosuna uyuyordu. Ersun Yanal; şu ana kadar oynadığımız maçlarda bu ışığı vermese de henüz sezonun başı. Ancak elime kağıt kalem alıp da, "şu onbir ve şu sistem ile şu maçı kazanırız" diyebildiğim bir kadro yok. Fenerbahçe yönetimi maalesef hiç ders çıkarmadı ve bu sezon da kötü transfer politikası izledi. Mesela takımda hâla bir sol kanat oyuncusu yok. Caner var ama Caner asla ileri üçlünün sol kanadı olamaz. Takım dizilişinde 4 savunmacı tamam. 1 önlibero Mehmet Topal da tamam. Mehmet Topal'ın önündeki 1 oyuncu için de çok aday var, o da tamam. Mesela Alper'i dün çok beğendim. Mehmet Topal'ın yanındaki 2. oyuncu için bir alternatif yok. Sadece Salih'in yaratıcılığına güvenebiliriz. Başka yok. Sağ kanatta Kuyt idare eder, Emenike oynar, Topuz oynar; eyvallah. Ama sol kanat yok. İleri üçlü; Fenerbahçe tarihinin belki de en mücadeleci hücum hattı. Ama şu da bir gerçek ki; Fenerbahçe'nin en adam geçemeyen hücum hattı. Ne Webo, ne Kuyt, ne de Mübarek Sow birebirde etkili değiller. Emenike'ye büyük iş düşecek. Ben kafamda ideal bir saha dizilişi çizemiyorum şu kadroyla. Belki 4-3-1-2. İkinci forvet serbest rol üstlenecek. Salih forvete yakın oynayacak. Fenerbahçe'nin hazır olmayışı yeni sezon için de ümit vermedi. Bu sezon da ölü sezon olacak gibi. Askere gidip gelmem kendi açımdan en sağlıklısı olacak sanırım.






















