Tatilde Olan Tatilde Kalsın


"Hangar'ın dili olsa da konuşsa..." demiyorum hadi. Bu sene şartlar gereği yalnız tatil yapmam gerekti. Araştırmalarım sonucunda Olympos'u seçtim ve en ünlü pansiyonu olan Kadir'in Ağaç Evleri'nde kaldım. Çok detaylı yazmayacağım. Hem kafa dinledim, hem kendimi yeniledim, hem eğlendim, hem yeni insanlarla tanıştım. 4 gündü ama oldukça doyurucuydu. Bir gün mutlaka tekrar gideceğim. Şimdilik günlük hayatıma geri dönmek zorundayım.
21 Ağustos 2015 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 2 - 2 Stoke | EPL 2.Hafta


Bol pozisyonlu, gollü ve keyifli bir maç oldu. Tottenham'ın kendi evinde 2-0'ı koruyamaması inanılmaz. Mauricio Pochettino'nun Kane-Lamela değişikliğiyle forvetsiz oynaması inanılmaz. Tam bir İsmail Kartal hamlesi. Stoke City'nin ikinci yarıdaki çabası, Mark Hughes'ün oyuncu değişiklikleri bir o kadar takdire şayan. Özellikle Ireland oynamak istedi, oynadı ve takımının 1 puanında önemli pay sahibi oldu. Geçen sezon olduğu gibi Spurs adına sezonun ilk golünü yine Dier attı. Chadli yine skor üretti ama Eriksen'in pasına da yazık etti. Mame Biram Diouf'u yine çok beğendim. İki kalecinin de inanılmaz kurtarışları var. Özellikle Butland bu sezon Begovic'i aratmaz diyorum. Mason'a olan önyargım kırılacak galiba, adam topçu oldu. Batuhan Karadeniz imajına rağmen Arnautovic çok iyi futbolcu, ikinci yarıda çok savaştı. Soldado da gittikten sonra Tottenham'da Kane'e alternatif lazımdı. Bugün maçı da izleyen yeni transfer Clinton N'jie'den umutluyum. Pochettino bugünkü maçta sınıfta kalarak 2 puan kaybının mimarı oldu. Özellikle 2-2'den sonra Stoke 3-2'yi de bulabilecek bir oyun oynarken, Tottenham afalladı.

Tottenham : Lloris; Walker, Alderweireld, Vertonghen, Davies; Dier, Mason (69' Bentaleb); Dembele, Chadli, Eriksen; Kane (69' Lamela).

Stoke City : Butland; Johnson, Cameron, Muniesa, Pieters; Van Ginkel (59' Ireland), Whelan; Walters (59' Joselu), Arnautovic (90+1' Adam), Afellay; Diouf.

Sarı Kartlar : Whelan, Walker, Davies, Muniesa.

Goller : 19' Dier, 45+2' Chadli; 78' Arnautovic (penaltı), 83' Diouf.
15 Ağustos 2015 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Yoksa Dertler Sende mi Bitiyor Uzun Yaz Geceleri ?

Geçen sezon futbol namına ülkede pek bir şey yoktu. Bu sene de olacağından şüpheliyim ama yeni yabancı kuralı, yeni statlar; Passolig'i gölgede bıraktı ve yeniden heyecan duymaya başladık. Fenerbahçeli olmak dünyanın en saf duygusu benim için. Anne sevgisiyle birlikte içimde kalan en temiz sevgi. Geçen sezon maçları izlemek, boş tribünlerle birlikte işkenceydi. Fenerbahçe'ye karşı algı değişmedikçe de takip etmek hep zor olacak ama algının değişmeyeceği de gerçek. Kumar oynayan başkanlara hesap sorulmazken, kumar oynamayan Mehmet Topal'ın kumar oynamakla lanse edildiği ülke futbolundan sağlıklı bir şey beklenmesi abes kaçar. Bize düşen içimizdeki temiz Fenerbahçe sevgisini yaşatmaya devam etmek ve yepyeni takımımızın bu sezon başarıya koşmasını sağlamak.

Shakthar Donetsk ile eşleştiğimizde elbette şansı az olan taraftık. Bizden daha kötü kadro ve takımlar Şampiyonlar Ligi'nde oynacak olsa da bizim kalibremiz daha çok Uefa Avrupa Ligi çeyrek final. Çeyrek finalden sonrası büyük heyecan olur, bu sezondan beklentim yine en az yarı finali görmek. Ligde ise şu kadroyla ve şu başlangıçla şampiyon olmalıyız. Başlangıçtan kastım sezon sonundan beri oluşturulan hava. Galatasaray'ın şampiyonluğu bizim transferlerimizle yine gölgede kaldı. Her ne kadar tarihe baktığında o sezonun şampiyonu Galatasaray yazacak olsa da; 20. şampiyonluk ve 4.yıldız mutlaka ulaşacağımız bir nokta. Böyle bir takım kurmak çok önemliydi o yüzden. İlk defa bu kadar profesyonel bir çalışmaya şahit olduk ve şu an çok merak ettiğimiz ve bizi heyecanlandıran bir takımımız var. Sadece yeni transferler değil; uzaktan bakan biri kadrodaki Alves, Meireles, Diego, Sow gibi isimleri de gördüğünde bir "oha" çekecektir.


Yeni takım, yeni sistem, yeni hoca; elbette konuşmak için çok erken. Dün akşam tribünde gördüğüm; taraftar çok hevesli ve maça çok iyi başladı. Özellikle üstlerden çok iyi görebildiğim için söylüyorum; "Vura vura vura kıra kıra kıra" performansı üst düzeydi. "Napardım bilmem" muazzamdı. İkinci yarı biraz laylayloma döndü tabi, böyle maçlarda olacaktır. Ben eninde sonunda 4-2-3-1'e döneceğimizi düşünsem de; ligde böyle maçlarda 4-4-2; daha doğrusu Diegolu 4-4-2 sırıtmaz. Günmüzde sistemler çok da yazıldığı gibi değil zaten. Pek çok oyuncu oyunun her alanına katkı vermek zorunda.

Dün akşam Volkan yine güven verdi. Şener özellikle ilk yarıda Cafu gibiydi. Ba-Alves'e çok iş düşmedi. Genelde temiz oynadılar. Hasan Ali çok iyiydi. Ben Nani'nin sürekli Hasan Ali'ye oynamasının Hasan Ali'ye özgüven hissettirdiğini düşünüyorum. Nani istekli, yer yer gösterişli ama hala tam kapasitesinden uzak. Ayrıca kendisine çok faullü oynandığı için Nani'nin de faul yapmasını yadırgamıyorum ben. Ezilmiyor, faul yapmaktan kaçınmıyor. Diego'yu da çok beğendim, çok aktif bir rol üstlendi ve mükemmel bir asist yaptı. Souza-Meireles ikilisi de başarılıydı. Tribünden izleyenler genelde Meireles'i çok beğenmiş. Souza'nın istatistikleri de çok iyi, çalıma tepki olarak doğmuş gibi. Sow-Fernandao golcülüklerini konuşturdu. Her ne kadar Sow'un satılacağını düşünsem de, bu ihtimali bazen hiç istemiyorum. 60 gol atmış bir oyuncu. Sonradan oyuna giren Van Persie büyük tecrübesine rağmen heyecanlı gözüktü. Bu bile hoşuma gitti, heyecanlı olması güzel bir şey. Alper mutlaka daha çok oynamalı. Mümkünse daha çok da çalışmalı. Mehmet Topal'a çok iş düşmedi, gol pozisyonunu değerlendirseydi iyiydi. Bu takıma daha Ozan, Volkan Şen katılacak. Van Persie 11 oynayacak. Kjaer savunmada güven verecek. Gökhan Gönül iyileşecek. Caner'in deli fişek ortaları gelecek. Harika bir sezon bizi bekliyor. Sonu şampiyonluk olsun.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Juventus 2 - 0 Lazio | Süper Kupa


Çin'de yapılan İtalya Süper Kupa mücadelesini elbette Juventus kazandı. Lazio geçen sezonki performansını bir kupayla taçlandırmalıydı ama olmamıştı. Sezona bir kupayla başlama ihtimali vardı, bu da olmadı. Şampiyonlar Ligi play off mücadelesinde Leverkusen eşleşmesini geçmelerini umuyorum. Lazio'da ilk 11'deki tüm oyuncular geçen sezonun oyuncuları. Juventus'ta ise 10 eski, 1 Mandzukic sahadaydı. Martin Caceres de uzun sakatlıktan sonra sahalara dönüş yaptı. Juventus genel olarak üstün oynayan taraf olsa da 2 golde de Lazio savunmasının hatası vardı. Mandzukic'in affetmeyeceği toplardan biriydi, affetmedi. Yine de Marchetti'nin en azından topa uzanmasını falan beklerdim. İkinci golde ise oyuna sonradan giren bir diğer transfer Paulo Dybala klasına yakışır bir vuruş yaptı. İki takımda da 10 numaralı formalar genç yeteneklere emanet edilmiş. Juventus'ta Pogba, Lazio'da Felipe Anderson ilk kez 10 numarayla sahaya çıktılar.

Juventus : Buffon; Barzagli, Bonucci, Caceres; Lichsteiner, Sturaro (90' Pereyra), Marchisio, Pogba, Evra; Coman (61' Dybala), Mandzukic (80' Llorente).

Lazio : Marchetti; Basta, De Vrij, Gentiletti, Radu; Onazi, Biglia, Cataldi (75' Kishna); Candreva, Anderson (88' Morrison), Klose (62' Djordjevic).

Goller : 69' Mandzukic, 73' Dybala.
9 Ağustos 2015 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Manchester United 1 - 0 Tottenham | EPL 1.Hafta


Premier Lig ve futbol özlemimiz dün son bulsa da; ilk maç çok tatmin edici olmadı benim içim. Everton-Watford maçı çok daha keyifliydi. Van Gaal'in Manchester United'ı bu sene de istediğini bulamayacak gibi geldi bana. İlk elin günahı olmaz elbette ama United'ın bir takım eksikleri, nasıl diyeyim; kadroda sanki United kalibresinin çok altında oyuncuları var gibi. Dün stoperler sırıttı mesela. Koskoca Manchester United'ın stoperleri Smalling-Blind ikilisi olmamalı. Sağ bek Darmian konusunda çok ümitsiz değilim. Memphis Depay'in de parlayacağını düşünüyorum. Tottenham maça hızlı başlayan taraf olmasına rağmen Romero'yu geçmeyi beceremedi. Maçın başında Eriksen'in kaçırdığı pozisyon maçın en net pozisyonuydu. Van Gaal'in De Gea'yı kızağa çekmesi tercihi tartışılırken, Romero'nun ilk maçta sınıfı geçmesi her ikisi için de olumlu referans oldu. Kyle Walker'ın kendi kalesine attığı gol ise büyük şanssızlık ve beceriksizlikti. Alderweireld maçın en iyilerinden oldu. Önliberoda Dier-Bentaleb ilginç tercihti. Sağda Dembele de öyle. Tottenham'a aslında etkili bir sağ kanat da lazım ama Pochettino Lamela'ya güvenmek zorunda hissediyor olabilir. Townsend sakatlığı yaşamasaydı o mevki tartışılmaz bir halde olacaktı. Tottenham'ın zaten United'a karşı şansının tutmadığı aşikar. Sezonun ilk maçı olmasıyla sürpriz çıkması fena olmazdı ama yine olmadı.

Manchester United : Romero; Darmian (81' Valencia), Smalling, Blind, Shaw; Schneiderlin, Carrick (60' Schweinsteiger); Mata, Depay (68' Herrera), Young; Rooney.

Tottenham : Vorm; Walker, Alderweireld, Vertonghen, Davies; Dier (77' Alli), Bentaleb (53' Mason); Dembele (68' Lamela), Eriksen, Chadli; Kane.

Sarı Kartlar : Vertonghen, Schweinsteiger, Dier, Mata, Alli.

Goller : 21' Walker (Kendi Kalesine)
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 2015-2016


Geçen sezon Tottenham'ın kadrosuna ve oyun anlayışına pek alışamamış olsam da; ligi yine 5. bitirdiler ve Pochettino için iyi bir sezon oldu. Kadroda Dembele, Paulinho gibi isimler yer bulmakta zorlanırken Lennon şans bulamayarak sezonun ikinci yarısını Everton'da geçirdi. Adebayor'un beyin ölümü zaten çoktan gerçekleştiğinden, Soldado ise iyice Dani Güiza'ya bağladığından Harry Kane şans buldu ve futbol dünyası yeni bir yıldıza kavuştu. Premier Lig'de bu sezonun açılış maçını bugün Manchester United ile oynayacak olan Tottenham, yeni sezon öncesi sadece savunmaya transferler yaptı.



Bu sezon yapılan en pahalı transfer Belçikalı Toby Alderweireld oldu. Atletico Madrid'de şans bulamayıp geçen sezonu Southampton'da geçiren Toby; Vertonghen, Dembele ve Chadli'nin milli takımdan arkadaşı olması ve Premier Lig'de oynamış olması sebebiyle yabancılık çekmeyecektir. Sağ bekte görev yapabiliyor olması da önemli elbette ama Walker ve Trippier ikilisini o bölge için yeterli görüyorum. Saha içinde değişiklik gerektiğinde elbette Dier ve Alderweireld'ın sağ bek oynayabiliyor olması önemli. Yedlin muhtemelen kiralanacak, onun için henüz zaman var. Şimdilik süratiyle tam bir deli fişek ama geliştirmesi gereken pek çok özellik var. Özellikle mental olarak kendisini geliştirmesi ve oynayıp maç devamlılığı kazanması gerekiyor. Alderweireld gibi bir oyuncuya verilen 11 Milyon Poundluk bonservis üzerine elbette çok konuşmak doğru olmaz.

Bir diğer stoper transferi sezon biter bitmez açıklanan Kevin Wimmer. 5 Milyon Pounda Köln'den alınan Avusturyalı oyuncuyu hiç izlemedim. Geçen sezon 34 resmi maç oynayıp 5 sarı, 1 de kırmızı kart görmüş. Rotasyonda mutlaka şans bulacaktır. Pochettino böyle oyuncuları oynatmayı seviyor. Adam Mason'dan bile topçu çıkardı. Yine de eldeki isimlere bakınca Wimmer son tercih olacak gibi gözüküyor. Benim ideal ikili tercihim; Toby-Vertonghen olur. Dier'ı da sık sık kullanırım. Fazio geçen sezon özellikle kalaslığıyla beni sinir etse de tecrübeli bir oyuncu. Mutlaka tercih edilecektir. E bu rotasyonda da Wimmer'ın oynama şans az. Uefa Avrupa Ligi ve kupa maçlarında sık sık forma giyecektir. Burnley'den 3.5 Milyon Pounda alınan sağ bek Kieran Trippier'e çok güveniyorum. Elbette Walker mevkisinin en iyilerinden ve o oynayacaktır. Ama Trippier'in de sezon boyunca en az 15-20 maçı olacak. 24 yaşında ve sadece tek bir Premier Lig sezonu var. Onda da tüm maçlarda oynamış. Yeni transfer diyebileceğimiz bir isim Dele Alli. Müthiş yetenek, Real Madrid maçında Modric'e attığı çalımla dikkatleri de çekti zaten. Umarım Pochettino; Bentaleb-Mason'daki ısrarını biraz olsun Alli'de de gösterir.

Tottenham'ın 3 futbolcuya verdiği para yaklaşık 20 Milyon Pound. 



Giden isimlerden en çok üzüldüğüm Paulinho oldu. Çok uçuk bir bonservisi olmasaydı Emre yerine Fenerbahçe'ye istiyordum. Bu tür futbolcuları severim. Benim için Premier Lig'e transfer olması soru işaretiydi ama ilk sezonunda iyi iş çıkardı. İkinci sezonunda ise biraz da Pochettino'nun Bentaleb-Mason ısrarından dolayı şans bulamadı. Yeri geldi sağda oynatıldı. Böyle klas bir futbolcunun Çin'e gitmek yerine Avrupa'da kalmasını isterdim. Hem agresif, hem de teknik bir oyun tarzı var. Aynı zamanda ayağı çok düzgün, 10 numarada bile oynayabileceğini düşünüyorum. 10 Milyon Pound, 14 Milyon Euro yapıyor. Tottenham için iyi para. Paulinho da Çin'de ciddiyetiyle oynarsa devre arasında ya da sezon sonunda mutlaka Avrupa'ya geri döner.

Ettienne Capoue benim yine çok sevdiğim bir oyuncu ama Spurs seviyesi için zaman zaman yetersiz kaldığını gösteren maçlar oynadı. O da Pochettino'nun ısrarla şans vermediği isimlerdendi. Bana göre Watford gibi yeni, heyecanlı ve potansiyelli bir takıma transfer olarak doğru yaptı. Benjamin Stambouli ise Montpellier'de beğendiğim, Spurs'te ise yetersiz olarak değerlendirdiğim bir oyuncuydu. Paris Saint Germain'e gitmesi kendisi için elbette iyi oldu. Şampiyonlar Ligi'nde oynayacak. Tottenham'ın ise bu transferden 2 Milyon Pound gibi bir karı oldu. 4'e alıp 6'ya sattı. Vlad Chiricheş Napoli'ye, Younes Kaboul ise Sunderland'e transfer oldu. Kaboul'u bizde izlemek isterdim yine. Chiricheş ise bence overrated. Holtby geçen sezon Hamburg'da iyice merkez orta saha oyunculuğuna devşirilmişti. Hamburg bonservisiyle aldı. Keşke daha iyi bir takımda izleyebilsek, çok iyi bir yetenek.

 Giden oyunculardan Tottenham'ın kasasına giren para 35 Milyon Pound.

Elbette Spurs'ün hala eksikleri var. Harry Kane'in iyi bir alternatifi yok. Soldado için İspanya'dan alıcı bulunabilir. Adebayor dünyanın herhangi bir ligine kiralanabilir, ya da satılabilir. Misal Emenike'nin takımına gitse ikisi harika ikili olur. Takımda IQ seviyesi dibi görür. Pochettino, Aaron Lennon'ı da düşünmediğini söyledi. Muhtemelen Premier Lig'de kalır. Aston Villa, Newcaste, West Brom gibi bir takıma gider. Ama keşke Fenerbahçe'ye gelse de Nani ile birlikte Türkiye Ligi kazmalarının içinden geçişlerini izleyebilsek. 
Orta sahada Bentaleb-Mason'ın oynayacağını varsayarsak; Dembele'nin de gitme ihtimali yüksek. Elde bir tek Dele Alli kalıyor. Tabi hoca bir çılgınlık yapıp Carroll'ı falan kullanmaya kalkmazsa. Dembele giderse 2, kalırsa 1 orta saha oyuncusu alınması gerekiyor. 1 forvet, 1 orta saha ile Spurs daha güzel bir takım olabilir. 

Pochettino'nun bu sezon kullanacağı ideal 11'i tahmin etmek de zor değil.

8 Ağustos 2015 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Ne İzledim? #48


Çok para ve mal mülk istemem, film seyredebilecek kadar zamanım olsun yeter. Ama olmuyor kankiloplar, olmuyor.

Yorumlar çok olumlu olunca beklenti haliyle yükseldi ama şunu çok rahat söyleyebilirim ki; beklentilerimi karşıladı. Komedi filmleri için ideal süre 01:36'dır ama bunun 2 saatlik süresi bile sıkmıyor. Aksine, ikinci film çıkacaksa onu da keyifle izleyeceğimi düşünüyorum. Jennifer Aniston da striptizci rolüyle döktürmüş. Sempatik kadın. Kamera arkası görüntüleri de bir o kadar eğlenceli, çok eğlendikleri belli. Son zamanlarda beni güldüren şeylerden biri oldu bu film. Emeği geçenlerden ARO kardeşler.

Çok uzun zamandır bekletiyordum. Öyle bir zamanda izlemiş bulundum ki, resmen kendi yaşadıklarımı gördüm. Her iki polisin hikayesinde de kendimi buldum. Ama o takıntılar, o düşünceler adamlarda tatlı duruyor ya. Beni hala acıtan şeyler. Şarkı seçimleri de insanı olayın içinde hissettiriyor zaten. İlk hikayenin büyüsüne kapılmışken, yeni bir hikayeye geçmesi çok hoşuma gitmese de; kısa süre sonra ikinci hikayenin büyüsüne kapıldığımı hissettim. Bir de hiç 1994 yapımı gibi değil, günümüzde gibi duruyor oysa... Sırf bu yüzden bile hayran olunası. Bittiğinde bir yandan bağıra bağıra ağlayasım geldi, bir yandan gülümseme hissi. Hem acı, hem mutluluk, hem umut sattı bana. Tam benim hayat tarzım. Hepsini en uçlarda yaşarım ben. Bu arada filmin afişi de tam odaya asmalık. "Sanat seven kızlar izlesin" diye bağırıyor.

Kamu Spotu gibi başladı ama müziklerin etkisinden midir, son sahnelerin etkisinden midir; bir iz bıraktı yani. Empati yaptıran, günümüzün gerçeklerinden uyarlanan oldukça başarılı 3 hikaye. Birbirinden bağımsız, aynı zamanda bir o kadar yakın 3 hikaye. Beğendim, etkilendim. 7/10

Hem Mila Kunis var, hem Kristen Bell var. Haliyle sempatiklik oranı oldukça yüksek bir film gibi duruyor. Bu ikilinin bir yana Russell Brand evlat olsa sevilmez zaten. Tipik insanda tatil isteği uyandıran filmlerden biri. Aynı zamanda kadınların daha kolay terkettiğini gösteren filmlerden. Bu yönüyle takdir etsem de, çok eğlenceli olduğunu düşünmüyorum.

29 Temmuz 2015 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 2015-2016 Formaları


Bu sezon Fenerbahçe öyle heyecan verdi ki, Tottenham'a falan bakmayı bile unuttum. Transferlerinden elbette haberim var, vakit ayırabilirsem yazacağım. Formalar da tek tek geldi zaten. Önce iç saha forması geldi. Dün de deplasman ve kaleci forması geldi. Alternatif bir forma da önümüzdeki günlerde gelir herhalde.


İç saha forması yine klasik beyaz elbette. Under Armour her sezon farklı bir şeyler deniyor Spurs için. Bu sene de çapraz çizgiler kullanmışlar. Bilmiyorum kötü diyemedim ama çok da hoşuma gittiğini söyleyemem. Çizgiler de kalından inceye doğru içe çizilmiş. Değişik ama alışmak zaman alacak gibi gözüküyor.


Deplasman formasını çok beğendim. Zaten yazıyı yazmak da bu formayı görünce aklıma geldi. Adeta bir ev çizilmiş formaya ama rengi beni cezbetti. Under Armour yine fantezi çalışmış ama ben beğendim. Muhtemelen de alırım bu formayı.


Kaleci forması olarak yine sarı tercih edilmiş. Muhtemelen diğer forma da pembe ya da gri olur. Kol çizgileri yine "Under Armour'ım" mesajı veriyor. Lloris formayı giyemeden sakatlandı bile.
18 Temmuz 2015 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Yeni Formalarımız


Beni hayata bağlayacak bir neden lazımdı, kurtarıcım yine Fenerbahçe oldu. Her zaman söylerim; Fenerbahçe sevgisi insanı terketmeyen bir sevgidir. Anne sevgisi gibidir. Burada olay harcanan paralar, yapılan transferlerden ziyade yeni yapılanma heyecanı aslında. Bu yapılanma içerisinde sadece Giuliano Terraneo değil, Vitor Pereira değil, yeni transferler değil de; profesyonel aksiyonlar insana heyecan veriyor. Çok küçük bir detay belki ama bu sezon forma tanıtımı için bile ekstra bir şov, gece yapılmaması artık tamamen sportif başarıya yönelmenin bir göstergesi bence. Her sezon formalar şaşalı bir geceyle tanıtılıyordu. E internet devri, zaten forma gündüz sanal aleme düştüğünden gece yapılan defilede formayı beklemenin bir heyecanı kalmamıştı. Bu sezon hem daha erken çıktı formalar, hem daha sade bir şekilde tanıtıldı. Benim hoşuma gitti bu detay.

Klasik çubuklu formamız geçen sezonu andırıyor. Fotoğrafta bakınca aslında çok sıradan gibi duruyor ama Nani'nin üzerinde bambaşkaydı. Özellikle sırtının da çubuklu olması ve yeni fontuyla benim çok hoşuma gitti. Tabi hiçbirimizde Nani'de durduğu gibi durmayacak. Ama sevimli göbeklerimizi çok da ön plana çıkarmaz herhalde. Koskoca Fenerbahçe forması, nasip olmaz herkese.

Biraz acımasız bir yorum olacak ama bu formayı beğenemedim. Alıp giyenler kumaşının çok farklı olduğunu ve fotoğraflarda göründüğünden daha güzel olduğunu söylüyor. Tişört olarak giyilebilir belki ama ne bileyim deplasman maçlarında şu formayla oynayacak olmak beni pek cezbetmedi. Armayı çok beğendim, zaten antrenman tişörtlerinde de bu şekilde arma kullanılması hoşuma gidiyor benim. Adidas logosunun ortada değil de, Türk bayrağı yokken sağ köşede olmasını isterdim.

Adidas logosunun ortada olmasının en kötü etkilediği forma bu olmuş ama yine de güzel ve zarif bir tasarım olduğunu düşünüyorum. Kısa zaman önce Chelsea ve Ajax'ın giydiği formalara da benziyor. Reklamsızken almak en güzeli.

Benim formalarla ilgili bir tezim var aslında, geçen sezon da tuttu bu. Formalarımızın hepsi çok güzel tasarlandığında şampiyon olamıyoruz. Geçen sezon her formamız çok başarılıydı. Bu sezon ise çubuklu güzel, deplasman kötü, alternatif forma ise başarılı olarak değerlendirdim. Şampiyonluk için de zaten en büyük favori olacağız, iple çektiğim bir sezon.
11 Temmuz 2015 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Ne İzledim? #47


Blog çok umrumda olmasa da, bu seriyi hiç ihmal etmedim. Sadece askerde olduğum 6 ayda yazamadım. Onu bile biriktirerek eve geldiğimde yazmaya uğraştım. 2 aydır izlediğim filmleri yazmaya, bir çoğu zaten hazır olan yorumlarımı kopyalamaya bile gelmediğimi farkettim. Zaten çoktandır film de izlemiyorum. Herkesin hayatında zor günleri olur, ben de o zor günleri yaşıyorum. Bitmek bilmeden, bitecek gibi gözükmeden... Kimisi kafasına az takar, kimisi hiç takmaz. Maalesef ben çok takan ve bu yüzden erken yaşlanan gruptayım.

Hayat filmlere benzemese filmler olmazdı. 26 senelik hayatımdan pek film olmaz gibi geliyor bana. Ama şu son 1,5 senem film gibiydi. Komediyi de yaşadım, gerilimi de yaşadım. En güzeli, herkesin kolay kolay bulamayacağı mutluluğu yaşadım. Her sahnesi gözümün önüne geliyor da; gerçekten film miydi diyorum. Ben filmlerdeki gibi sevdim. Belki de sevmeyi filmlerden öğrendim. Bir filmi şarkısıyla hatırlarsınız ya, benim filmimin de çoğu sahnesinin bir şarkısı var kafamda. İstemesem de duyduğumda gözümde o sahneyi canlandırıyorum. Komedi, gerilim, mutluluk derken; sıra drama geldi. Ağır bir dram filminin sonunda gibiyim. Daha kötüsü; sonunu da yazamıyorum, izleyici tahmin etsin diye belirsiz de bırakamıyorum. Bir sonu olmalı ama ağır bir dramı nasıl mutlu sona çevireceğimi bilemiyorum.

Giriş sahneleri mükemmel, gelişmesi ilgi çekici, son bölümleri ise klişemsiydi. Ancak animasyonların bu tür sonuçlanması elbette çocuklar izleyeceği için çok puan kırdırmamalı. Herkes gibi toparlağın saflığını ve pofudukluğunu ben de çok sevdim. Yan karakterler de çok iyiydi. Özellikle Fred ve GoGo'ya kahramanlık çok yakıştı. 8 puan verdiysem bunda muhteşem şehir ayrıntılarının payı çok büyüktür. O kadar gerçekçi ve etkileyici ki; çizim demek zor. "İleride çocuklarımla izleyeceğim filmler" listeme attım.

Çok derin ve sarsıcı bir anlatımı yok. Bu oyunculuklarla bu kadar beğenilmesi normal ama çok daha sarsıcı bir hikaye çıkabilirdi.  Yer yer, hatta genel olarak durağan ve sıkıcı olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Herkese hitap etmediği de gerçek. Matthew reis saygı duyulası adam, büyük aktör. En cacık filmlerinde bile fikrim sabit.

Tamamiyle iyi anlamda "Bu neyin kafası?" diye sormak istediğim, değişik kafaların bulunduğu, lezzetli film. Frank'i çok sevemedim film süresince ama özellikle son bölümde duygulandırdı. "I Love You All" şarkısı da filmi baştan sonra gözlerimin önünden geçirten, sıcak bir şarkı oldu. Şu an yazarken yine bu şarkı çalıyor. Bu sefer gözlerimin önünden kendi filmimin sahneleri geçiyor. Frank'in tüm şarkıları tuhaf ama tarifsiz bir lezizliği var.

Tek solukta izlenebilecek kadar kaliteli bir aksiyon. The Rock'ın en iyi filmi belki de...Son yarım saat sonu için ipucu veriyor, dolayısıyla tahmin edilebilirliği var ama en azından havada bırakmıyor. Bittiğinde Borderlands 2'nin müziğiyle bitmesi beni mest etti. Şahane şarkı, şahane oyun, iyi film.

İşin içine matematik girince çok daha ilginç ve kafa yoran, düşündürücü bir film bekledim. Nispeten basit bir işleyişi var. Gerçek hikayeden uyarlanmış olması elbette etkileyici ama ilginç konunun basit bir şekilde işlenmiş olması beklentilerimi karşılamadı. Bir sigara yakma isteği uyandırıyor, ki sigara içmiyorum. Başıma bir şey gelmeyecekse son yorumum; Keira Knightley'in oyunculuğunu hiç beğenmiyorum.

Sağlam bir konu; kötü kurgu ve klişe ölüm sahneleriyle hiç edilmiş. İzlerken çok gerildim, bence izlenebilirliği de yüksek. Kötü olarak değerlendirmiyorum zaten, keyif de aldım. Ama klişe ve saçma sahneleriyle tipik bir Hollywood gerilimi olarak tamamlanmış. Özellikle bilardo topuyla kafaya vurup adamı uçurma beni benden aldı. Maske olayı da çok taklitvâri olmuş. Saçma ve klişe sahneleri göze alarak izlendiğinde güzel.

Çok fazla esprisi, duygusu, romantizmi yok. Çıkarlara dayalı gibi gözüken, klişeye bağlayan, soğuk bir Fransız romantik-komedisi. Başroldeki ablamızın ultra çekiciliği için izlenir. 

Hayatımın en uzun yolculuğunda izlediğim film olarak hatırlayacağım hep. Umutlar küçük olsa da, hayal kırıklığım büyük olmuştu.

Türkiye anlatımının Almanca olması çok sırıtmış. Hadi bağlamışlar burayı; Cenk Türkçe bilmiyor diye Almanca anlatılmış gibi yapmışlar ama keşke Cenk'i değil de izleyiciyi düşünerek hareket edilseydi. Film sıcak bir film gibi başlıyor ama aslında yer yer bir o kadar soğuk bir aile hikayesi gibi geliyor. Kardeşler arasındaki bağı hissedemedim.

Yönetmenin filmleri genelde bu tür filmler ve genelde akıcı. Pompeii de aynı şekilde akıcı ve sıkmıyor. Efektler zaman zaman çok iyi, zaman zaman gerçekçilikten uzak. Senaryo çok klişe, oyuncular leş. Sadece Mr. Eko'nun yeri ayrı, dev adam. Emily Browning'den asla esas kız olmamalı, çok kötü oyuncu. "Çerezlik" kategorisinde yer bulur.

Takip ettiğim oyuncular ve karakterler değiller ama "izlemiş bulundum" diyelim. Zaman geçirmelik evet ama fazla yapmacık geldi bana. Murat Boz'un gerçek hayatta efendi ve geyik bir insan olduğunu tahmin ediyorum. Pekmez karakteri ise yapmacık derecede nur yüzlü ve ruhluydu maşallah. Büşra Pekin'den ise hoşlanmam, başrole de yakışmamış diyebilirim. Filmin en güzel sahnesi şüphesiz cenaze sahnesiydi. Bir güzel yanı da Müjde Uzman. 

21 Haziran 2015 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -