Premier Lig Transfer Değerlendirmelerim


 

Eskiden transfer haberlerine tek tek başlıklar açar, bir heves yazardık. Şimdi ise; biz büyüdük ve kirlendi dünya. Haliyle vakit sıkıntımız var. Çoktandır yazmak istediğim sezonun transfer değerlendirmesini şimdilik Premier Lig'i özetleyerek yazmak istedim. Transfer sezonları eskiden daha zevkliydi tabi. Arap sermayesi de kirlenen dünyanın bir parçası oldu, yapacak bir şey yok. Platini anca gelsin bizimle uğraşsın.

An itibariyle, transfer sezonunun bitmesine henüz 1 ay olmasına rağmen en çok para harcayan yine Premier Lig takımları... Şampiyon Manchester United transferde sessizliğini koruyor. Fabregas için uğraşıyorlar ama o transfer çok da olası gözükmüyor. Yerine aynı mevkiye başka oyuncu düşünürler mi, yoksa illa Fabregas olsun mu istiyorlar bilemem. Manchester City yine en çok para harcayan takım. 111 Milyon Euro harcayarak 4 transfer yaptılar. Negredo, Navas, Fernandinho ve Jovetic. Jesus Navas'ı yıllardır çok beğenirim. Büyük transfer yapamamasına anlam veremiyordum. Nihayet o transfer geldi. Üstelik Manchester City'nin iyi bir sağ kanada ihtiyacı vardı. Pellegrini'nin isteğiyle alınması da oyuncunun sıkça şans bulabileceğini gösteriyor. Nitekim Negredo'yu da çok beğenirim ama Dzeko varken gerekliliğini tartışırım. Tevez'in yerine Jovetic'i düşünürsek de; Jovetic'in Premier Lig'e uyum sağlayacağını düşünüyorum. Aslında geçen sezon, bir önceki sezonun gölgesinde bir performans sergilese de; bir gün Premier Lig'e transferi kaçınılmazdı.

Jose Mourinho'nun yuvaya dönmesiyle bence sezonun en iddialı takımı olan Chelsea; yine Mourinho usülü transferlerle gidiyor. Andre Schürrle en yüksek bonservis bedelini ödedikleri oyuncu. Marco Van Ginkel; fizik olarak soru işareti gibi gözükse de, Mourinho'nun rotasyonunda kendisine yer bulacaktır. Chelsea'de hâla birinci sınıf golcü eksikliği var. Rooney için teklif yaptılar, olmadı. Bence Chelsea'ye Edinson Cavani yakışırdı, onu da Arap sermayesi kaptı. Abramovich'in elini biraz daha cebine atması lazım. Fernando Torres ve Demba Ba ile tüm sezon işler ne kadar iyi gider bilinmez. Chelsea'de gelenlerin aksine gidenlerin sayısı dikkat çekiyor. Yaşlı oyuncularından kurtuldular. Pek çok oyuncuyu da kiralık gönderdiler. Bunların içinde en dikkat çeken isimler; Marko Marin ve Oriol Romeu. İkisi de La Liga'da oynayacaklar.

Mezarcı Arsenal yine transferde sessizliğini koruyor. Sadece Yaya Sanogo'yu aldılar; onu da kendi usülleri olan bedavacılıkla. Hakikaten biz bu Arsenal'a Andre Santos'u 7 Milyon'a sattık yahu, helal olsun yönetim. Arsenal oyuncu almadığı gibi geçen sezon kiraya gönderdiği kelepirleri de geri döndü. Park Chu-Young'u Türkiye'ye getiren bir babayiğit çıksa keşke... Tottenham için detaylı bir yazı yazmıştım. O günden bugüne değişen tek şey; Nacer Chadli'nin takıma katılması oldu. Andre Villas-Boas galiba Bale'i serbest oynatmaya devam edecek. Bu transferin bir başka anlamı da; Gareth Bale'in Real Madrid'e satılacağı olabilir. Aman ha! Bu arada William Gallas, David Bentley gibi isimlerle yollar ayrıldı. David Bentley muhtemelen kariyerine Championship'te devam eder.

Liverpool bu seneyi yine kayıp geçireceğe benziyor. Transfer edilen 4 oyuncu da Liverpool'a çıtayı yükseltecek isimler değil. Kolo Toure tecrübesi bir nebze iş yapar. Mignolet kaleyi idare eder. 8er Milyon Euro verilen Iago Aspas ve Luis Alberto neler katabilir soru işareti ? Iago Aspas'ın rotasyon oyuncusu olacağı ise kabak gibi ortada. Bir de Luis Suarez giderse; oy oy oy oy... Everton'a geçelim. Menajer tercihi çok güzel, eyvallah. Roberto Martinez benim de beğendiğim bir isim. Bir kere adam güleryüzlü, hep gülüyor. Nasıl sevilmesin bu adam ? Gel gelelim transferlerine... Geçen sezon "bitti" denilen ve Wigan'da küllerinden doğan Arouna Kone; Everton'da iş yapar ama bonservis bedeli bence fazla. 7 Milyon az para değil yahu. Deulofeu da kaliteli transfer. Rotasyona bonservissiz transfer edilen Alcaraz yerine, iyi bir as stoper transfer edilip; eldeki isimlerden biri rotasyona çekilebilirdi. Kaleci Robles ise; bu sezon Howard'ın arkasında bekler, seneye Allah kerim...

Swansea geçen sezon taraflı-tarafsız futbolseverlerin beğenisini kazanan bir futbol ortaya koymuştu. Laudrup'un İspanya ağırlıklı transferleri bu sezon da devam etti. Jose Alberto Canas; Laudrup'un ilk transferi olmuştu. Adamın karizmatik bir isminin olmasının yanı sıra geçen sezon Benat ile birlikte Betis'in dikkat çeken isimlerindendi. Bedava almak güzel iş. Orta sahaya yapılan diğer takviyeler; Liverpool'dan transfer edilen Jonjo Shelvey ve yine Betis'ten alınan Alejandro Pozuelo. Shelvey mutlaka oynayacak bir oyuncu da, Pozuelo tamamen Laudrup'un keşfi. Savunmaya ise Espanyol'un genç savunmasıcı Jordi Amat alındı. Bu sezon Michu'ya gol yollarında eşlik edecek isim ise FM Efsanesi, Aygır, Ayıboğan forvet tanımlamasının gerçek hayattaki karşılığı olan Wilfried Bony. Transferi Swansea'yi epey uğraştırsa da böyle gözde bir oyuncuyu almak başarılı bir iştir. Üstelik direkt oynayacağını düşünüyorum.

Londra ekipleri West Ham ve Fulham ile devam edelim. West Ham, geçen sezon da formasını giyen Andy Carroll harici bonservis ücreti ödemedi. Andy Carroll'a da oldukça yüklü bir miktar ödediler. 17 Milyon 500 Bin Euroluk bedel ile Andy Carroll pahalı transfer geleneğini sürdürdü. Shakthar'dan bedelsiz transfer edilen Razvan Rat da takımda mutlaka yer bulacaktır. Ancak Real Betis'ten alınan Adrian'ın durumu soru işareti. Fulham'da ise; Martin Jol yaptığı transferlerle hedef büyütmüş gözüküyor. Benim çok sevdiğim hocadır, her zaman söylerim. Bedelsiz transfer edilen Derek Boateng iyi bir rotasyon oyuncusu olacaktır. Fernando Amorebieta'nın ise bedelsiz alınması çok önemli bir transfer işi yine... Kaleye de Stekelenburg'un transfer edilmesiyle; Fulham savunması geçen sezonun üzerine koymuş oldu. Ancak hücuma da takviye şart.

Southampton geçen sezon yükseldiği Premier Lig'de kaldı ve haliyle cebini de doldurdu. Bu sezon iki önemli futbolcuya, önemli miktarda bonservis bedeli ödediler. Dejan Lovren için 10 Milyon Euro, Victor Wanyama için ise 14 Milyon 500 Bin Euro verdiler. West Bromwich Albion ise transfer sezonunu sessiz ve sakin geçirenlerden. Sadece Nicolas Anelka'yı aldılar; ki özledik Reis'i. WBA bu sezon düşebilir. Gönderdikleri oyuncular hep alt liglere gitmiş. Genel kadro yapısı da Championship düzeyinde zaten...

Aston Villa geçen sezonu çok sıkıntılı geçirmişti. Belki de hiç ummadıkları bir Christian Benteke performansıyla ligde kaldılar. Bu sezon ise transfer dönemini hareketli geçiriyorlar ve bir daha düşme korkusu yaşamak istemiyorlar. Menajer Paul Lambert da tam bir FMci çıktı. Football Manager'in nimetlerinden yararlanacak gibi gözüküyor. Jores Okore, Leandro Bacuna ve Nicklas Helenius; Football Manager'in yıldız oyuncuları. Bacuna'yı şu an Leeds kariyerimde kullanıyorum, oyunda çok iyi. Tonev ve Luna diğer transferleri. Bu transferlerin en yaşlısı 23 yaşındaki Tonev. Diğerleri 20-21-22. Paul Lambert'ın ligden düşme korkusu yaşamamak için tecrübeli oyunculara da ihtiyacı var. Stoke City de transfer sezonunu sakin geçirenlerden. Stoke City deyince bir çoğumuzun aklına gelen Rory Delap ve taç atışları bu sezon olmayacak. Eric Pieters ve Marc Muniesa, Stoke'un transferleri.

Geçen sezon Paolo Di Canio'nun gelişiyle ilgi odağı bir takım haline gelen Sunderland, bu sezon da "pozitif futbol" felsefesini benimseyecek. Paolo Di Canio renkli kişilik, zaten yıllardır severim. Mignolet ve Elmohamedy'nin 12 Milyon Euro kazanan Sunderland, transfere ise 21 Milyon Euro civarı harcama yaptı. En yüksek bonservis bedeli ödediği isim ise, yakından tanıdığımız Jozy Altidore. ABDli golcüye 10 Milyon ödediler. Paolo Di Canio, İtalyan transfer alma adetini de sürdürdü. Juventus'lu sol kanat Giaccherini için 7,5 milyon bedel ödediler. Arsenal'ın İtalyan kalecisi Vito Mannone de transfer ettiği diğer vatandaşı. Lazio'da geçen sezon kadro dışı kalan Modibo Diakite'yi de bedelsiz transfer ettiler. Rotasyon için sağlam transfer. Basel'de geçen sezonki performansıyla dikkat çeken önlibero Cabral'ı da bonservissiz transfer ettiler. Savunmaya Valentin Roberge'i bedelsiz aldılar. Göteborg'dan transfer edilen Karlsson, Le Havre'dan alınan El Hadji Ba ve Altrincham'dan alınan Watmore geleceğe yönelik genç transferleri. Ezeli rakip Newcastle ise geçtiğimiz sezonun devre arasında çok harcama yapmıştı. Buna rağmen ligde beklentileri yerine getiremediler. Fransa ekonomisine de katkıda bulunan Newcastle, bu sezonu transferde sessiz geçiriyor.

Ligin yeni takımları arasında şu ana kadar en çok parayı harcayan Cardiff. İşin ilginç yanı ise, en az oyuncu alanın da Cardiff olması. Andreas Cornelius için 9 Milyon Euro'ya yakın bir ödeme yaptılar. John Brayford  ise bonservis bedeli ödedikleri diğer isim. Hull City ise bütçesi gereği bonservisi elinde olan ve ucuz oyunculara yöneldi. Kaleyi Beşiktaş'tan Allan McGregor'a emanet ettiler. Steve Harper tecrübesiyle yedeklediler. Curtis Davies, Elmohamady, Figueroa, George Boyd ve Yannick Sagbo diğer transferleri. Crsytal Palace da az transfer yapmadı. Ancak alınan isimlerin geneli Championship düzeyinde. Sadece Jose Campana dikkat çekiyor, İspanya U20'den çok beğendiğim bir oyuncu.
30 Temmuz 2013 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Ne İzledim? #31

Moralliydim. Haziran ayında deli gibi film izleyecektim. Taa ki; uzun süreli iş seyahati çıkana kadar. Ayın 16'sına kadar ne izlediysem o. Ondan sonra dizi bile izleyemedim. Leyla ile Mecnun sezon finali hariç. Burak Aksak, duy beni; sana çok kızgınım! Justin Bieber'ın "bir Hi bile demediği" kız kadar kızgın ve üzgünüm.

Kategorisinde kült olmuş bir filmle başlayalım. Yıllar önce izlemiştim. Tazelemek için yeniden izledim. 90lı yıllarda yılbaşı akşamları ailece izlenen sıcak komedi filmleri tadında olduğunu düşünüyorum. Bill Murray çoğunluğun aksine benim çok beğendiğim bir oyuncu olmasa da; Groundhog Day'in kariyerinin en iyi işlerinden biri olduğu ortada. Her sabah aynı olaylarlayla uyanmasına önce sıkılacakmışım gibi geldi ama sonra öyle olmadığını gördüm. Yer yer güldüren sahnelerin yanında, yer yer duygulandıran ve hüzünlendiren sahneleriyle; birden fazla lezzeti sunması filmi unutulmaz kılıyor. 

Yorumlar beklenti çıtamı yükseltmişti. Beklediğim kadar etkilenmedim dolayısıyla. Ancak yine de iz bırakan bir yapım olduğu gerçek. Özellikle çocuk oyuncular bitirdi beni, her biri müthiş oynamış. Bazı mantık hataları ve anlamadığım noktalar da farkettim. Görselliği müthiş, özellikle tsunami sahnesinde tüyler diken diken izledim. En önemlisi ise; gerçek bir hikayeden alıntı olması.

O GÜZELİM KIZLARA NASIL KIYDIN ALLAHSIZ ?!! diye başlıyor; filmin Türkiye'de bugün vizyona girdiğini söyleyerek devam ediyorum. İyi gerilim filmi bulmak gerçekten zor iken; Maniac'tan yeterince gerilim keyfi aldığıma sevindim. Aslında sıradan bir gerilim filmi hikayesi gibi dursa da; olayları katilin gözünden izlemek farklı bir hava katmış. Bir de kızları öldürme olayı ilerlemeli bir RPG oyunu görevi havasındaydı. Film çok germiyor belki ama ölüm sahnelerini izlemek gerçekten zorlu. Nora Arnezeder'i de ilk defa gördüm, gerçekten çok güzel bir hanımefendiymiş. Tamam seviyeyi bir kenara bırakıyorum; Oğlum hastası oldum lan! :(

Çok fazla Bilim-Kurgu sevmeyen birisi olarak; türünde en beğendiğim filmlerden olduğunu söyleyebilirim. District 9'u çıktığı tarihten beri biliyorum, aslında çok da tavsiye eden oldu ama neden izlemek için bu kadar beklediğimi bilmiyorum. Yine bir "Ne izlesem?" diye arşivi karıştırırken; ilk 3 dakikasında kapılıp gittiğim film oldu. Hikayeyi çok beğendim, uzaylı tasviri de her zaman düşündüğümüzden ve bize lanse edilenden oldukça farklıydı. Hikayenin sonu da istediğim gibiydi. Klişe ve basit bir son bekliyordum ama az biraz ters köşe olduğum için oldukça tatmin oldum. İyi bilim kurgu, tatmin edici aksiyon ile 8/10 puanlık bir film.

Uçak yolculuğu esnasında izledim, ona rağmen sıkıldığım anlar oldu. Bu tür filmleri seviyorum, zira görselliğini yine beğendim. Ama konu ve kahramanlık çok sıradan işlendiği için beklentilerin altında kalan bir film olduğunu düşünüyorum. 

19 Temmuz 2013 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Yeni Sezonda Tottenham

Doyurucu bir sezonun ardından Tottenhamlı taraftarların ve tüm dünyanın merak ettiği "Gareth Bale gidecek mi?" sorusu hâla bir cevap bulamadı. Görünen köy; Gareth Bale kalacak diyor. Ancak transferin son gününe kadar neler olacağı belli olmaz. Tottenham'ın en önemli ismi, formasıyla bir şampiyonluk yaşamayı hakediyor. Fakat gerçekçi olduğumuzda o da oldukça zor gözüküyor. Andre Villas-Boas'ın kadroyu yine Bale üzerine kuracağını düşünerek, sezon öncesi yazısını yazacağım. Umarım şomağızlık yapmış olmam.

Tottenham yine sakin bir transfer sezonu geçiriyor. Tottenham yönetiminin de transferleri geç yapma gibi bir huyu var. Paulinho'ya 20 Milyon Euro ödediler ve geçen sezon aradıkları Modric'in yerini dolduracak bir oyuncu aldılar. Paulinho'yu çok izlemedim, biraz da önyargılıyım. Anlatıldığı gibiyse Modric'in yerini dolduracağına inanıyorum. Tottenham'ın hâla acil ihtiyaçları var. Mesela birinci sınıf bir forvet şart. İyi bir sol bek de alınmazsa olmaz. Geçen sezonki gibi Vertonghen ile Naughton ile idare etmek bir yere kadar. Şu güzelim kadroya, belki de Bale'li son sezona yazık olmasın.

Satılması gereken oyuncular da var. Mesela satılmayacağını düşünüyorum ama Assou Ekotto geçen sezon verimsizdi. Satılması gerekir. Fenerbahçe'ye gelse başarılı olacağını düşündüğüm bir isimdi. Tottenham'ın zayıf halkası gibi gözüküyor. Daha full bir sol bek gerek Tottenham'a. Assou Ekotto sakatlıktan sonra eski formundan uzak. Üstelik Danny Rose da kiradan dönmüşken, rotasyonda sağlam bir isim olacakken; Assou Ekotto ile yollar ayrılmalı ve yeni bir sol bek alınmalı. Bir de Adebayor tabi ki. Hastalık derecesinde sevmiyorum kendisini. Tottenham'ı koca sezon forvetsiz oynattı. Zaman zaman şapkadan tavşan çıkarıyor, hakkını yemem. Ama Tottenham forveti değil. Mesela eski takımı Monaco'ya satılsın. Falcao'nun yedeği ya da partneri olsun. Ya da Premier Lig'den mutlaka alıcısı çıkar. Her halükarda 6-7 milyon Euro getirir. Khumalo'dan Tottenham stoperi olmaz. Bu sezon da kiraya verilir belki ama satılsa satılsa bir Championship takımına ya da Fransa'ya falan satılır. Bir de Townsend, hatta bana kalsa Livermore da gönderilmeli. Townsend için olumlu yorumlar okuyorum, kiraya verilerek en azından bir sezon daha beklenmeli.

Tottenham'da kalede yine sıkıntı olmayacağını düşündüğüm bir sezon bekliyorum. Hugo Lloris ve yaşlı kurt Friedel istikrarlı kaleciler. Özellikle Lloris geçen sezon sonradan açılmasına rağmen tüm önyargılarımı kırdı. Her zaman söylerim. Dünya futbolunda bek sıkıntısı var. Bu bek sıkıntısı içinde Tottenham'ın Walker'ı çıkarması çok büyük bir şans. Walker'ın yedeği olarak da Naughton'ın bulunması da öyle... Naughton geçen sezon sol bekte oynayarak maç tecrübesini de kazandı. Walker'a iyi bir alternatif olacak. Walker'dan bir yaş büyük olmasına rağmen maç tecrübesini geçen sezon kazanması da farklı bir detay. Sol bekte Assou Ekotto'dan vazgeçmişliğimi belirttim. Danny Rose geçen sezon Sunderland'de oynadı, şans buldu. Sonradan sol bek olan bir oyuncu için fena bir alternatif değil. Ofansif yönü de kuvvetli, Rose'un takımda tutulması gerektiğini düşünüyorum. Oraya transfer edilmesini istediğim oyuncuların başında ise Aleksandar Kolarov geliyor. Manchester City'den ayrılması gündemdeyken, alınabilecek en iyi isim. Domenico Criscito da yıllardır Tottenham sol bekinde görmek istediğim isimlerdendir. Stoperlerde sorun yok gibi gözüküyor. Vertonghen geçen sezon kendini aşınca, forması da garanti oldu tabi. Partneri olarak Dawson, Kaboul ve Caulker seçenekleri var. Ben tercihimi Kaptan'dan yana kullandım. Ama formda bir Kaboul, Premier Lig'in en üst düzey stoperlerinden birisi kesinlikle.

Andre Villas-Boas'ın sisteminde orta sahada oyunun iki yönünü oynayan iki oyuncu olması gerekiyor. Ödenen bonservis miktarına bakılırsa Paulinho bunlardan birisi olacak. Bir diğeri için pek çok aday var. Parker, Sandro, Dembele güçlü adaylar. Livermore ve Huddlestone alternatifler. Huddlestone iyi bir alternatif. Benim ikili tercihim Sandro ve Paulinho olur. İki Brezilyalı. Sandro'nun futbol dünyasında değerini göremeyen oyunculardan birisi olduğunu düşünürüm. Önlerinde 3 ofansif oyuncu olacak. Bunlardan bir tanesi serbest roldeki Gareth Bale, bir diğeri ise elbette Lennon. Bale'i zaman zaman forvet arkası gibi serbest rolde izlesek de, solda oynaması öncelikli tercih olmalı diye düşünüyorum. Forvet arkası olarak ise Sigurdsson, Holtby, Dempsey değerlendirilir. Bu 3 oyuncunun bir ortak özelliği de her iki kanatta da alternatif olacak olmaları.

Gelelim forvete... Defoe çok iyi bir golcü, ceza yayı üzerinden gollerinin hastasıyım. Ama tek forvetli sistemin golcüsü değil. Buna rağmen çok gol atıyor, o da onun yeteneği. Adebayor'u gönder gitsin. Bir transfer şart. Ama iki forvet oyuncusuyla da koca sezon geçmez. Üçüncü bir alternatif de gerekiyor. Öncelikli olarak kilit bir golcü şart. Fiorentina'nın aldığı Mario Gomez'i Tottenham nasıl almaz ? Eğer Manchester City satmakta ısrarlıysa Edin Dzeko mutlaka alınmalı. Leandro Damiao ismi yeniden gündeme gelmeli... Christian Benteke de değerlendirilebilecek isimlerden. Üçüncü forvet olarak ise; Sunderland'den Connor Wickham, Watford'dan Troy Deeney gibi isimler düşünülebilir. Benim hayalimdeki Tottenham forveti Pierre Aubameyang'dı. Onu da Borussia Dortmund kaptı. Yukarıda tahmin ettiğim ve istediğim Tottenham dizilişini ekledim.

Yeni sezon hazırlıkları kapsamında 24-27 Temmuz'da Barclays Asia Trophy oynanacak. Hong Kong'da yapılacak turnuvada Tottenham'ın yanısıra; Manchester City, Sunderland ve South China takımları yer alacak.
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 2013/2014 Sezonu Formaları


Dün Tottenham'ın formalarını yazmıştık. Bugün Lazio ile devam edelim. Fenerbahçe nasıl olsa yaz sonunda formaları satışa sunuyor.  Lazio geçen sezon Macron ile sözleşme yapmış ve Macron ilk sezonunda müthiş formalarla geçer not almıştı. Hâla siyah formaya niyetim var, güvenilir bir yerden bulursam alacağım. Forma tanıtımında tüm futbolcular yer alırken, basın fotoğraflarında iç saha formasını yeni transfer Felipe Anderson, deplasman formasını Senad Lulic, alternatif formayı Abdoulay Konko, kaleci formasını ise Bizzarri yer aldı.

İç saha formasında Lazio'nun belli bir çizgisi var. Formalar yine reklamsız, yine sade, yine şık. Lazio'nun tarzını seviyorum. İç saha formasının özellikle yakasını beğendim. Forma hakkında yapılacak pek yorum da yok. Alışılmış Lazio iç saha forması.

Deplasman formasını Lulic giydi. Geçen sezon siyahtı, bu sezon çok şık bir lacivert. Yaka kısmı yine güzel, formanın kalıpları da oldukça şık gözüküyor.

Sarı forma, lacivert şort kombinasyonuna ise BAYILDIM. Biraz kız moda bloggerı gibi yazdım ama öyle ne yapayım ? Müthiş bir sarı forma, inşallah çok giyilir. Belki bu sezon bu formaya hallenirim.

Kaleci formasında ise gri, füme tonlarında renk tercih edilmiş. Lazio'nun yeni transferleri ve kadro yapılanmasıyla ilgili de yakın zamanda bir yazı yazacağım.
15 Temmuz 2013 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham Hotspur 2013/2014 Formaları

Selamlar. 1 aydır Bakü'deyim. Bakü'de olmam bir yana, maalesef iş dışında hiçbir şeye vakit bulamadım. Gezemedim, yazın tadını çıkaracak faaliyetlerde bulunamadım. Haliyle o kadar yoğunluk arasında blog aklıma bile gelmedi. Blogumun ana konularından Tottenham ve Lazio yeni sezon formalarını tanıttı. Öncelikle Tottenham'dan tanıtım geldiği için, Tottenham formalarını kısaca yorumlamak ve yıllık geleneği sürdürmek istiyorum. Vakit bulduğumda Lazio'nun formalarını da yazacağım.

Lazio sempatimin çocukluğumda efsane bir takım olmasının yanı sıra, müthiş formalarının da payı vardı. Tottenham sempatimde ise sade formalar başrol oynuyordu. Puma markasıyla yapılan Tottenham formalarını genellikle beğenmişimdir. Ancak son 2-3 sezondur Londra temsilcisi formalarda sınıfta kalıyordu bence. Hani sadelik yine iyi, güzeldi ama gidip İngiltere'den forması alınacak bir hali de yoktu. Under Armour, Tottenham'da başka hiçbir takımda görmediğim bir marka hâla. Bu sefer daha şık bir iç saha forması yapmışlar. Yine sadelik ön planda. Forma bana 90lı yıllarda İngiltere'de giyilen sade formaları hatırlattığı için çok beğendim. Ayrıca HP göğüs reklamı da şık durmuş bence. Uzun uzun yazılardansa, tek bir logonun oluşturduğu göğüs reklamlarını tercih ederim. Formanın fiyatı türk lirasıyla; 186 lira. Oğlum çok pahalı ya!

Deplasman formasında ise tercih yine maviden yana olmuş. Maviyi ve mavi giyen takımları severim. Ancak şu Tottenham'ın kullandığı mavi tonunu sevmiyorum. Çok cırtlak duruyor. Geçen sezon Leeds United'ın giydiği deplasman formasındaki mavi ton kullanılsa çok daha şık olurdu bence. Kaleci formasında ise tercih turuncudan yana kullanılmış. Tanıtılan formalar arasında Alternatif forma ve ikinci bir kaleci forması yok. Sezon içerisinde alternatif forma tanıtımı gelebilir. Kaleci forması ise mutlaka gelir.
14 Temmuz 2013 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Ne İzledim? #30

Sinema sektöründe duraklama dönemim geçtiğimiz ayda da devam etti. Bir de üstüne şu son yaşanan tatsız olaylar eklenince insanda yaşama sevincine dair bir şey kalmıyor elbet. Benim gibi adamın hayat enerjisini sömürenler hesap verecek! (Siyasi sloganı keees) Neyse efendim, 6 film ile serinin 30. ayında devam edeceğim. Haziran ayı birkaç gündü r daha hareketli geçiyor, gelecek ay daha çok film yazabileceğimi tahmin ediyorum. Manşetteki kullanılacak sahne olarak Hugo'yu seçtim. Chloe Moretz sinemanın en tatlı kız çocuklarından biriydi, sinemanın en sevimli ergeni olarak kariyerine devam ediyor. Asa Butterfield kardeşimiz ise The Boy in the Stripped Pajamas'da gözyaşlarına boğmuştu. Hugo'da ise zaman zaman tebessüm ettiriyor. Canım kardeşim Asa...

Çok gizli bir Joseph Gordon hayranıyım sanırım. Adamın neredeyse tüm filmlerini izlemişim. Net iyi oyuncu. Brick biraz karışık, biraz ödüllü bir film. Çok bilmeceli, bulmacalı bir film içerisinde çok zeki bir karakter yaratılmış. Hikayenin nereye gideceğini tahmin etmek güç. Anlaşılabilmesi için sakin kafayla izlenmesi gereken, senaryosu tatmin edici bir hikaye.

Çok eğlenceli ve keyifli bir film... Tabi klişeliğini ve abartıldığını bir yana bırakırsak. Oyuncu seçimleri çok iyi ama Oscarlık bir Jennifer Lawrence göremedim. Fark yaratan bir oyunculuk performansı olduğunu düşünmüyorum. Film öyle bir yerden başlıyor ki; Bradley Cooper Limitless'da ilaçları bıraktığı yerden devam ediyor gibi... Robert De Niro'nun da varlığı bu fikrimi tetikledi elbet. Başta söylediğim gibi izlerken eğlendim, romantik yanı da var. Hikayede de biraz It's Kind Of A Funny Story havası var. Dans sahnesine ise bayıldım. Bir de filmde herkesin dikkatini çeken Jennifer Lawrence'ın Kalçası.gif. Öyle bir kalçanın jpeg olması imkansız, çok net bir gif.

Beklentimin çok dışında gelişen bir film olduğunu söylemeliyim. Konusu hakkında çok detay okumadım. Beklentim; duvarlar arasında gizlice yaşayan sevimli bir çocuğun fantastik hikayesiydi. Filmde bunun çok daha fazlası var. İlk sahnede görselliği gözümüze sokuyorlar ve bu muhteşem görselliği filmin tamamına yaymayı başarmışlar. Görsellik olarak izlediklerim içinde en iyilerden olduğunu söyleyebilirim. Oyuncu seçimleri başarılı. Dünyanın en tatlı çocuk oyuncularından birisi zaten Chloe Moretz. Asa Butterfield da keza öyle. Hikaye de çok içten ve başarılı. Başta söylediğim gibi, fantastik bir hikaye bekliyordum ama sanatsal yanı daha ağır basıyor.

Sıfır bilim-kurgu. Daha çok Fantastik türünde değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu türde de çok başarılı olmadığı ortada. Bazı sahneler arasında kopukluklar yaşadım. Ne oldu, ne bitti anlayamadığım yerler oldu. Bu olumsuzlukların haricinden; çok güzel bir atmosferde geçtiğini ve görselliği beğendiğimi de olumlu tarafları olarak yazayım. Son yarım saati ise çok tahmin edilebilir şekilde ilerledi.
Saoirse Ronan; daha önce iki başrolünü izleyip hayran olduğum genç oyuncu.
1- The Lovely Bones'ta ölüyor, içsesiyle filmi yaşamaya devam ediyor. Müthiş oyunculuğu bir yana...
2- Hanna'da ise sürekli bir kaçış halinde ve oyunculuğu yine üst düzey.
The Host'ta ise bu iki filmin birleşiminden bir Saoirse Ronan çıkıyor. Yine kaçıyor ve yine bir içses söz konusu.

Simon Pegg hayranlığım olmasa izlemezdim. Gerçek bir hikayenin kara mizah aracılığıyla anlatılması ilginç olmuş ama komik olmamış. Ayrıca Isla Fisher da sinemaya yakıştırmadığım kadın oyunculardan birisi.

Hareketli, eğlenceli, çerezlik bir haftasonu filmi olarak değerlendirebilirim. Türünün diğer örneklerinden fazlası yok. Müzikleri güzeldi.


11 Haziran 2013 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Lazio'dan Kupa Kutlaması !?

Fotoğrafları Facebook sayfasında gördüm. Biraz araştırdım ve Lazio'nun sezonu İtalya Kupası'yla kapatmasını kutladığını öğrendim. Fotoğraflar muazzam, başkent şampiyonluk özlemiş. Bir şampiyonlukla inanılmaz görüntüler oluşur. Zor, en azından önümüzdeki birkaç sene ihtimal çok düşük. Fotoğraflarda futbolcular yok. Sadece Brocchi var da, Brocchi ne ayak ? Onu da anlamadım. Sezon boyunca doğru düzgün oynamadı bile... Hadi Brocchi var, o taraftarın arasına o şekilde, tek başına nasıl geldi ? Çok acayip olaylar var İtalya'da, seviyorum :)

Futbol konuşasımızın olmadığı şu günler biraz olsun geçtikten sonra, yeni sezon ve transferler hakkında ufak tefek düşüncelerimi yazacağım. Bu güzel görüntüleri görmüşken, bir Lazio blogu olarak yazmazsam ayıp olurdu. Selamlar...
6 Haziran 2013 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Yolun Açık Olsun Hocam...

Fenerbahçe'de; ileride tarih kitaplarında Direniş Dönemi olarak adlandırılabilecek bir dönem kapandı. Aykut Kocaman'ın istifa etmesini ben bekliyordum. Uefa'yı alsak da bırakacaktı. Koskoca Fenerbahçe 2 yıldır sadece hocanın omuzlarındaydı. Hoca da yıprandı, Fenerbahçe de... Bu yıpranma taraftara da yansıdı. Direniş'in simgesi oldu Aykut Kocaman. Hiçbir zaman duruşunu bozmadı. Fenerbahçeliliğinden taviz vermedi. "Aykut rahatı buldu, bırakmaz"cılar vardı 2 aydır. Aykut Hoca rahatı düşünseydi, 4 Temmuz'da bırakırdı. Tek düşündüğü Fenerbahçesi'ydi. Ne Fenerbahçe taraftarı, ne de Türk Futbolu Aykut Kocaman'ı haketmiyordu. Hocam için sevindim, Fenerbahçe için üzüldüm. Fenerbahçe teknik direktörlüğü her zaman teknik direktörlükten çok daha fazlası olmuştur. Ancak Aykut Kocaman ile çok daha farklı boyutlara gelmiştir. Bu yükü taşıyabilecek tek adamdı belki de Aykut Hoca... Yaşadığımız zorlu günlerde başımızda başkası olsaydı belki bu kadar direnemezdik. Camiayı ayakta tutmak yakışmıştı hocaya. Futbol anlayışı da farklıydı. Taraftar kabullenemedi. Hoca kendi doğrularından caymadı. Ortaya Uefa'da yarı final başarısı çıksa da; taraftarın bir kısmına yaranamadı. Fenerbahçe ilk defa antrenör takımı olma konusunda adımlar atmıştı. Şimdi tekrar 3 sene geriye döneceğiz. Bizler Fenerbahçe'nin başarılarına her zaman sevindik. Ancak Aykut Kocaman ile sevinmek çok daha başkaydı. Başarının Fenerbahçe'nin evladıyla gelmesi bizleri her zaman daha fazla mutlu ediyordu. İçimin içime sığmadığı günleri bilirim.

Fenerbahçe'ye geldiğinde kocaman gururumuzdu, kocaman umudumuz oldu. Şimdi tekrar kocaman gururumuz olarak ayrıldı. 1996'da ayrılırken son darbesi Trabzonspor'a olmuştu. Kaderi olacak ki; 2013'te ayrılırken de en son Trabzonspor'a karşı kupa kaldırdı. Haliyle; akıllarda hep o tezahürat... Çok seviyorum, dilerim yine yollarımız kesişir.  

Hepimizin içinde bir kahraman var. Bizi dürüst yapan, bize güç veren, bizi asil yapan... Hakkını Fenerbahçeliliğimize helal et hocam!
31 Mayıs 2013 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Fenerbahçe 2012-2013 Futbolcu İstatistikleri

Transferin konuşulduğu ve ligin unutulduğu şu günlerde, geçen sezonun istatistiklerine dair küçük bir yazı yazmak istedim. Fenerbahçe'de her sezon istatistiklere Alex'in damga vurmasına o kadar alışmışız ki, bu sezon "kim ne kadar oynamış, ne kadar gol atmış, ne kadar asist yapmış" diye tek tek bakmak aklıma geldi. Dirk Kuyt'un uygun bir bonservis ile Fenerbahçe'ye katılması çok büyük bir transfer başarısı. Yönetimi transfer konusunda genelde eleştiriyoruz. Ancak Kuyt'ın bu sezonki performansı maliyetinin çok çok üstünde oldu. Takıma ilk geldiği günlerde bile golleriyle dikkat çeken Kuyt, zaman zaman küçük çaplı düşüşler yaşasa da; performansını sezonun geneline yaymayı başardı.

Futbolcularımızın genel istatistikleri bu şekilde.... "Kim kaç kilometre koşmuş?" istatistikleri beni biraz aşıyor. Tahminimce Meireles, Gökhan Gönül ve Dirk Kuyt koşu istatistiklerinde ortalamaları en yüksek isimlerdir. Zaman zaman oynadığımız durağan futbol elbette ki oyuncuların istatistiklerini etkiledi. Bireysel olarak değerlendirildiğinde; rekor maç oynadığımız bu sezonda en uzun süre sahada kalan ismin 4723 dakika ile Dirk Kuyt olduğunu görüyoruz. En çok maçta görev alan oyuncumuz ise; 59 maç ile Cristian Baroni. En golcü oyuncumuz 19 gol ile Moussa Sow. Kuyt'ın 17 gol, 15 asistlik double-double performansı sezonun en göz kamaştıran performansı. Double-Double yapan diğer oyuncularımız 11 Gol-10 Asistlik performansla Baroni ve 19 Gol-10 Asist ile Moussa Sow. Emre Belözoğlu ile aynı dönemde takıma katılan Pierre Webo'nun, kısa süre içerisinde 25 maç oynayıp 10 gol atması da müthiş bir istatistik. Alex'in yokluğunda duran topları paylaşan Caner ve Cristian'ın asist sayıları da göz kamaştırıyor. Gökhan Gönül ve Moussa Sow'un duran top kullanmamalarına rağmen yapmış oldukları asistlerin sayısı ise daha göz kamaştırıcı. Geçtiğimiz 2 sezonun en çok oynayan ismi olan Mehmet Topuz, bu sezon çok süre almamasına rağmen 9 asist yapmış ve skora katkı anlamında iyi bir performans göstermiş. Volkan Demirel'in neredeyse 1 olan gol yeme ortalaması ise oldukça kötü. Üst düzey bir kalecinin çok daha iyi bir ortalama yakalaması gerekirdi. Joseph Yobo'nun stoper oynamasına rağmen sadece 1 kart görmüş olması ise, onu her zaman yumuşaklığından dolayı eleştirmemi haklı çıkarıyor. Stoper dediğin biraz daha sert olacak. En agresif futbolcumuz toplam 17 kart gören Caner Erkin. 13 kartlı Bekir ve Türkiye'ye gelene kadar kariyerinde kırmızı kartı olmayıp Türkiye kariyerinde 2 kırmızı kart gören 12 kartlı Meireles. Hep eleştirdiğimiz, çok şans bulamıyor dediğimiz; Krasic ve Stoch'un da aslında çok az süre almadığını ve oldukça verimsiz olduklarını görüyoruz. Semih Şentürk'ün de kupadaki 1 maçlık performansını saymadığımızda, koskoca sezonu Gaziantepspor'a attığı golle geçiştirmesi kabul edilebilir değil. Sezer Öztürk'ün 385 dakikada 5 gol atmış olması ise yine verimli bir performans örneği sunuyor.
28 Mayıs 2013 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Roma 0 - 1 Lazio | Kupa Lazio'nun!

Lazio'nun ligde ümitsiz son 2 haftasını yazamamıştım. Sezonun ilk yarısında müthiş bir performans gösteren takım, ikinci yarıda çok büyük bir düşüş yaşadı ve ligi 7.sırada bitirdi. Kadro yetersizliği ve sakatların durumu, Lazio'nun ligdeki yerini belirleyen faktör oldu. Ligi tüm sezon boyunca Roma'nın önünde sürdürüp, Roma'nın 1 puan gerisinde tamamladılar. Her iki takım da Avrupa kupalarının dışında kaldı. Ligde Roma karşısında 1 galibiyet, 1 beraberlik alan Lazio; finalde de ezeli rakibini mağlup etmeyi başardı.

Lazio'nun final yolunda yarı finalde Juventus'u eleme şekli, kupayı haketme sebeplerinden biriydi bence. Roma da zorlu Inter'i eledi. Kupada derbi oynanacak olması ise iki takım için de maçın anlamını arttırdı. Lazio en son 2009'da, Roma ise 2008'de kupayı kaldırmıştı. Sezonun geneline bakarsak; Lazio'nun Avrupa'da olması gerekiyordu. Bu kupa ile birlikte Uefa Avrupa Ligi'ne katılma hakkı elde ettiler. Bu sezon da çeyrek final yapmışlardı, Petkovic ile bir ivme yakalayan takım Avrupa'da önemli işlere imza atmaya devam edecektir. Maçın genelinde Lazio'nun maça hakim olduğu, çok net pozisyonlar kaçırdığı ortada. Lulic'in golü de zamanlama açısından müthiş bir dakikada geldi. Gerçi Roma beraberlik için çok çılgın bir pozisyon yakaladı ama şans Lazio'dan yanaydı. Lazio bu galibiyetle birlikte kupayı 6.kez müzesine götürdü. İyi geçirdikleri bir sezonu en azından bir kupayla tamamladılar. Süper bir sezon geçiren Benfica gibi 3'te 0 çekmediler. Hahaha! Roma ise hâla bu kupayı en çok kazanan iki takımdan biri. Diğeri Juventus. İki takım kupayı 9 kez kazandılar.

Roma : Lobont, Burdisso, Marquinhos, Leandro, Balzaretti (76' Osvaldo), Bradley, De Rossi, Lamela, Marquinho (83' Dodo), Totti, Destro

Lazio : Marchetti, Konko, Cana, Biava, Radu, Ledesma (54' Mauri), Onazi (90+2 Ciani), Candreva, Lulic, Hernanes (84' Gonzalez), Klose

Sarı Kartlar : Ledesma, Balzaretti, Marquinho, Hernanes, Klose, Lulic, Burdisso, Totti

Kırmızı Kart : Tachtsidis

Gol : 71' Lulic
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 1 - 0 Trabzonspor | Ankara'nın Bağları

Çok klasik başlık oldu ama Ankara'nın kupa uğruna inanmaya başladım. Ankara bizim için hep zor deplasman olmuştur. Nice şampiyonlukları Ankara'da bıraktık. Buna bu sezon lige havlu attığımız Gençlerbirliği maçı da dahil. Ancak 2 yıldır Ankara'da Türkiye Kupası'nı almak, Ankara'nın uğruna inanmama yetti. Ha bir de Mersin totemim var. Türkiye Kupası'nı 30 yıl önce Mersin'den almıştık. Aynı zamanda Mersin o yıldan sonra ortalıkta yoktu. Tıpkı bizim Türkiye Kupası hasretimiz gibi. Mersin İdman Yurdu 2 sezon önce Süper Lig'e çıktığında "Türkiye Kupası bizim, At FAV'a" şeklinde bir totem yapmıştım. 2 yıldır Mersin Süper Lig'de ve 2 yıldır kupa bizde... Totem bizim işimiz.

Türkiye Kupası'nı hiç önemsemediğimi ve bazen çok gereksiz olduğunu her zaman dile getiriyorum. Tek güzel yanı formada Türk bayrağı taşımaya aracı olması. Bir de Trabzonspor ile oynayacak olmamızdan dolayı elbette kazanmayı çok istiyordum. Trabzonspor maça "Türkiye Kupası tek umudumuz, alamazsak yandık bindik" düşüncesiyle şuursuz bir hücumla başladı. Zaten vasat oyunculardan kurulu bu takımın vasat savunması da Fenerbahçe'nin sevdiği boşlukları vermeye müsaitti. İlk pozisyonda da Sow golü attı. İşte kaliteli forvet farkı bu. Rakip tek kale oynar, senin kaliteli forvetin 1 pozisyonda işi bitirir. Sow'un son haftalardaki gole hasret oyunu da dün anlamlı bir şekilde son bulmuş oldu. Golden sonra kontrolü aldık ve çok pozisyon vermedik. Tolga Zengin'in kurtardığı pozisyonlar da farkı engelleyiciydi. İkinci yarıda oyunun kontrolü yine Fenerbahçe'de olsa da; Trabzonspor son dakikalarda can havliyle ciddi bir baskı yaptı. Dün akşam zaman zaman pozisyon vermiş olmamıza rağmen savunmamızın son müdahaleleri müthişti. Özellikle Yobo ve Hasan Ali savunmada hatasız oynadı. Oyunda olduğu sürede Bekir de öyle... Kritik müdahaleleri hep bizim futbolcularımız yaptı. Mehmet Topal da hasta olmasına rağmen çok üst düzey performans sergiledi ve özellikle sezonun ikinci yarısında yükselttiği performansını güzel bir final ile noktaladı. Didier Zokora'nın ise insanlık dışı hareketleri dün de devam etti. Geçen sene Süper Final'de Emre'yi öldüresine tekmeleyip halk kahramanı olan Fildişili, dün akşam da Emre'nin göğsüne attığı tekmeyle bir kez daha nefretimi kazandı. Son dönemde Fildişili futbolculara karşı acayip kin doluyum. Trabzonspor "şike" diye ağlamaya başladığından beri yaptığımız 7 karşılaşmada da bizi yenemedi.

Maçla ilgili son yorumum Tolunay Kafkas hakkında olacak. Tolunay Kafkas'ı hiç sevmem, bunu her yerde söylerim. Ancak bu sezon bir futbol adamı olarak çok takdir ettim. Trabzonspor'un başına geldiğinden beri ortamı yumuşatmak için somut adımlar atıyor. Açıklamaları düşmanlık beslercesine olmuyor. Dün akşam maç sonu basın mensubuyla tartışmasından bağımsız yazıyorum. O konu hakkında yorumum yok, hele ki "onu çekme bunu çek" diyenleri gördükten sonra... Ancak Tolunay hoca dün  akşam Zokora'yı oyundan çıkararak maçın gerginliği de azaltmıştır. "Futbolda olayları bitirelim bla bla bla" türü açıklama yapıp daha sonra ortamı geren davranışlarda bulunan pek çok futbol insanından daha samimi ve somut adımlar atan Tolunay Hoca'ya teşekkürler. Sabri Ugan'ın maç anlatmasını da çok özlemişim.

Dün akşamın yıldızı oynamamasına rağmen Meireles oldu. Yabancı oyuncularımızın kupa töreninde Ankara havaları oynamaları ortaya sempatik görüntüler çıkardı. Bunların akabinde Meireles'in takım otobüsünde yaptığı şov da herkesi güldürdü. Kulübün verdiği Türkçe dersleri oldukça faydalı olmuş. Kupa töreni esnasında Burak Yıldırım kardeşimizin fotoğrafını taşımak da küçük, faydasız ama ince düşünceli bir görüntüydü. İyisiyle, kötüsüyle bir sezonu daha geride bıraktık ve maç oynama rekoru kırdık. Ben izlerken yoruldum. Yeni sezonda daha büyük başarılarda görüşmek üzere...


23 Mayıs 2013 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -