Ne İzledim? #48


Çok para ve mal mülk istemem, film seyredebilecek kadar zamanım olsun yeter. Ama olmuyor kankiloplar, olmuyor.

Yorumlar çok olumlu olunca beklenti haliyle yükseldi ama şunu çok rahat söyleyebilirim ki; beklentilerimi karşıladı. Komedi filmleri için ideal süre 01:36'dır ama bunun 2 saatlik süresi bile sıkmıyor. Aksine, ikinci film çıkacaksa onu da keyifle izleyeceğimi düşünüyorum. Jennifer Aniston da striptizci rolüyle döktürmüş. Sempatik kadın. Kamera arkası görüntüleri de bir o kadar eğlenceli, çok eğlendikleri belli. Son zamanlarda beni güldüren şeylerden biri oldu bu film. Emeği geçenlerden ARO kardeşler.

Çok uzun zamandır bekletiyordum. Öyle bir zamanda izlemiş bulundum ki, resmen kendi yaşadıklarımı gördüm. Her iki polisin hikayesinde de kendimi buldum. Ama o takıntılar, o düşünceler adamlarda tatlı duruyor ya. Beni hala acıtan şeyler. Şarkı seçimleri de insanı olayın içinde hissettiriyor zaten. İlk hikayenin büyüsüne kapılmışken, yeni bir hikayeye geçmesi çok hoşuma gitmese de; kısa süre sonra ikinci hikayenin büyüsüne kapıldığımı hissettim. Bir de hiç 1994 yapımı gibi değil, günümüzde gibi duruyor oysa... Sırf bu yüzden bile hayran olunası. Bittiğinde bir yandan bağıra bağıra ağlayasım geldi, bir yandan gülümseme hissi. Hem acı, hem mutluluk, hem umut sattı bana. Tam benim hayat tarzım. Hepsini en uçlarda yaşarım ben. Bu arada filmin afişi de tam odaya asmalık. "Sanat seven kızlar izlesin" diye bağırıyor.

Kamu Spotu gibi başladı ama müziklerin etkisinden midir, son sahnelerin etkisinden midir; bir iz bıraktı yani. Empati yaptıran, günümüzün gerçeklerinden uyarlanan oldukça başarılı 3 hikaye. Birbirinden bağımsız, aynı zamanda bir o kadar yakın 3 hikaye. Beğendim, etkilendim. 7/10

Hem Mila Kunis var, hem Kristen Bell var. Haliyle sempatiklik oranı oldukça yüksek bir film gibi duruyor. Bu ikilinin bir yana Russell Brand evlat olsa sevilmez zaten. Tipik insanda tatil isteği uyandıran filmlerden biri. Aynı zamanda kadınların daha kolay terkettiğini gösteren filmlerden. Bu yönüyle takdir etsem de, çok eğlenceli olduğunu düşünmüyorum.

29 Temmuz 2015 Çarşamba
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham 2015-2016 Formaları


Bu sezon Fenerbahçe öyle heyecan verdi ki, Tottenham'a falan bakmayı bile unuttum. Transferlerinden elbette haberim var, vakit ayırabilirsem yazacağım. Formalar da tek tek geldi zaten. Önce iç saha forması geldi. Dün de deplasman ve kaleci forması geldi. Alternatif bir forma da önümüzdeki günlerde gelir herhalde.


İç saha forması yine klasik beyaz elbette. Under Armour her sezon farklı bir şeyler deniyor Spurs için. Bu sene de çapraz çizgiler kullanmışlar. Bilmiyorum kötü diyemedim ama çok da hoşuma gittiğini söyleyemem. Çizgiler de kalından inceye doğru içe çizilmiş. Değişik ama alışmak zaman alacak gibi gözüküyor.


Deplasman formasını çok beğendim. Zaten yazıyı yazmak da bu formayı görünce aklıma geldi. Adeta bir ev çizilmiş formaya ama rengi beni cezbetti. Under Armour yine fantezi çalışmış ama ben beğendim. Muhtemelen de alırım bu formayı.


Kaleci forması olarak yine sarı tercih edilmiş. Muhtemelen diğer forma da pembe ya da gri olur. Kol çizgileri yine "Under Armour'ım" mesajı veriyor. Lloris formayı giyemeden sakatlandı bile.
18 Temmuz 2015 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Yeni Formalarımız


Beni hayata bağlayacak bir neden lazımdı, kurtarıcım yine Fenerbahçe oldu. Her zaman söylerim; Fenerbahçe sevgisi insanı terketmeyen bir sevgidir. Anne sevgisi gibidir. Burada olay harcanan paralar, yapılan transferlerden ziyade yeni yapılanma heyecanı aslında. Bu yapılanma içerisinde sadece Giuliano Terraneo değil, Vitor Pereira değil, yeni transferler değil de; profesyonel aksiyonlar insana heyecan veriyor. Çok küçük bir detay belki ama bu sezon forma tanıtımı için bile ekstra bir şov, gece yapılmaması artık tamamen sportif başarıya yönelmenin bir göstergesi bence. Her sezon formalar şaşalı bir geceyle tanıtılıyordu. E internet devri, zaten forma gündüz sanal aleme düştüğünden gece yapılan defilede formayı beklemenin bir heyecanı kalmamıştı. Bu sezon hem daha erken çıktı formalar, hem daha sade bir şekilde tanıtıldı. Benim hoşuma gitti bu detay.

Klasik çubuklu formamız geçen sezonu andırıyor. Fotoğrafta bakınca aslında çok sıradan gibi duruyor ama Nani'nin üzerinde bambaşkaydı. Özellikle sırtının da çubuklu olması ve yeni fontuyla benim çok hoşuma gitti. Tabi hiçbirimizde Nani'de durduğu gibi durmayacak. Ama sevimli göbeklerimizi çok da ön plana çıkarmaz herhalde. Koskoca Fenerbahçe forması, nasip olmaz herkese.

Biraz acımasız bir yorum olacak ama bu formayı beğenemedim. Alıp giyenler kumaşının çok farklı olduğunu ve fotoğraflarda göründüğünden daha güzel olduğunu söylüyor. Tişört olarak giyilebilir belki ama ne bileyim deplasman maçlarında şu formayla oynayacak olmak beni pek cezbetmedi. Armayı çok beğendim, zaten antrenman tişörtlerinde de bu şekilde arma kullanılması hoşuma gidiyor benim. Adidas logosunun ortada değil de, Türk bayrağı yokken sağ köşede olmasını isterdim.

Adidas logosunun ortada olmasının en kötü etkilediği forma bu olmuş ama yine de güzel ve zarif bir tasarım olduğunu düşünüyorum. Kısa zaman önce Chelsea ve Ajax'ın giydiği formalara da benziyor. Reklamsızken almak en güzeli.

Benim formalarla ilgili bir tezim var aslında, geçen sezon da tuttu bu. Formalarımızın hepsi çok güzel tasarlandığında şampiyon olamıyoruz. Geçen sezon her formamız çok başarılıydı. Bu sezon ise çubuklu güzel, deplasman kötü, alternatif forma ise başarılı olarak değerlendirdim. Şampiyonluk için de zaten en büyük favori olacağız, iple çektiğim bir sezon.
11 Temmuz 2015 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Ne İzledim? #47


Blog çok umrumda olmasa da, bu seriyi hiç ihmal etmedim. Sadece askerde olduğum 6 ayda yazamadım. Onu bile biriktirerek eve geldiğimde yazmaya uğraştım. 2 aydır izlediğim filmleri yazmaya, bir çoğu zaten hazır olan yorumlarımı kopyalamaya bile gelmediğimi farkettim. Zaten çoktandır film de izlemiyorum. Herkesin hayatında zor günleri olur, ben de o zor günleri yaşıyorum. Bitmek bilmeden, bitecek gibi gözükmeden... Kimisi kafasına az takar, kimisi hiç takmaz. Maalesef ben çok takan ve bu yüzden erken yaşlanan gruptayım.

Hayat filmlere benzemese filmler olmazdı. 26 senelik hayatımdan pek film olmaz gibi geliyor bana. Ama şu son 1,5 senem film gibiydi. Komediyi de yaşadım, gerilimi de yaşadım. En güzeli, herkesin kolay kolay bulamayacağı mutluluğu yaşadım. Her sahnesi gözümün önüne geliyor da; gerçekten film miydi diyorum. Ben filmlerdeki gibi sevdim. Belki de sevmeyi filmlerden öğrendim. Bir filmi şarkısıyla hatırlarsınız ya, benim filmimin de çoğu sahnesinin bir şarkısı var kafamda. İstemesem de duyduğumda gözümde o sahneyi canlandırıyorum. Komedi, gerilim, mutluluk derken; sıra drama geldi. Ağır bir dram filminin sonunda gibiyim. Daha kötüsü; sonunu da yazamıyorum, izleyici tahmin etsin diye belirsiz de bırakamıyorum. Bir sonu olmalı ama ağır bir dramı nasıl mutlu sona çevireceğimi bilemiyorum.

Giriş sahneleri mükemmel, gelişmesi ilgi çekici, son bölümleri ise klişemsiydi. Ancak animasyonların bu tür sonuçlanması elbette çocuklar izleyeceği için çok puan kırdırmamalı. Herkes gibi toparlağın saflığını ve pofudukluğunu ben de çok sevdim. Yan karakterler de çok iyiydi. Özellikle Fred ve GoGo'ya kahramanlık çok yakıştı. 8 puan verdiysem bunda muhteşem şehir ayrıntılarının payı çok büyüktür. O kadar gerçekçi ve etkileyici ki; çizim demek zor. "İleride çocuklarımla izleyeceğim filmler" listeme attım.

Çok derin ve sarsıcı bir anlatımı yok. Bu oyunculuklarla bu kadar beğenilmesi normal ama çok daha sarsıcı bir hikaye çıkabilirdi.  Yer yer, hatta genel olarak durağan ve sıkıcı olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Herkese hitap etmediği de gerçek. Matthew reis saygı duyulası adam, büyük aktör. En cacık filmlerinde bile fikrim sabit.

Tamamiyle iyi anlamda "Bu neyin kafası?" diye sormak istediğim, değişik kafaların bulunduğu, lezzetli film. Frank'i çok sevemedim film süresince ama özellikle son bölümde duygulandırdı. "I Love You All" şarkısı da filmi baştan sonra gözlerimin önünden geçirten, sıcak bir şarkı oldu. Şu an yazarken yine bu şarkı çalıyor. Bu sefer gözlerimin önünden kendi filmimin sahneleri geçiyor. Frank'in tüm şarkıları tuhaf ama tarifsiz bir lezizliği var.

Tek solukta izlenebilecek kadar kaliteli bir aksiyon. The Rock'ın en iyi filmi belki de...Son yarım saat sonu için ipucu veriyor, dolayısıyla tahmin edilebilirliği var ama en azından havada bırakmıyor. Bittiğinde Borderlands 2'nin müziğiyle bitmesi beni mest etti. Şahane şarkı, şahane oyun, iyi film.

İşin içine matematik girince çok daha ilginç ve kafa yoran, düşündürücü bir film bekledim. Nispeten basit bir işleyişi var. Gerçek hikayeden uyarlanmış olması elbette etkileyici ama ilginç konunun basit bir şekilde işlenmiş olması beklentilerimi karşılamadı. Bir sigara yakma isteği uyandırıyor, ki sigara içmiyorum. Başıma bir şey gelmeyecekse son yorumum; Keira Knightley'in oyunculuğunu hiç beğenmiyorum.

Sağlam bir konu; kötü kurgu ve klişe ölüm sahneleriyle hiç edilmiş. İzlerken çok gerildim, bence izlenebilirliği de yüksek. Kötü olarak değerlendirmiyorum zaten, keyif de aldım. Ama klişe ve saçma sahneleriyle tipik bir Hollywood gerilimi olarak tamamlanmış. Özellikle bilardo topuyla kafaya vurup adamı uçurma beni benden aldı. Maske olayı da çok taklitvâri olmuş. Saçma ve klişe sahneleri göze alarak izlendiğinde güzel.

Çok fazla esprisi, duygusu, romantizmi yok. Çıkarlara dayalı gibi gözüken, klişeye bağlayan, soğuk bir Fransız romantik-komedisi. Başroldeki ablamızın ultra çekiciliği için izlenir. 

Hayatımın en uzun yolculuğunda izlediğim film olarak hatırlayacağım hep. Umutlar küçük olsa da, hayal kırıklığım büyük olmuştu.

Türkiye anlatımının Almanca olması çok sırıtmış. Hadi bağlamışlar burayı; Cenk Türkçe bilmiyor diye Almanca anlatılmış gibi yapmışlar ama keşke Cenk'i değil de izleyiciyi düşünerek hareket edilseydi. Film sıcak bir film gibi başlıyor ama aslında yer yer bir o kadar soğuk bir aile hikayesi gibi geliyor. Kardeşler arasındaki bağı hissedemedim.

Yönetmenin filmleri genelde bu tür filmler ve genelde akıcı. Pompeii de aynı şekilde akıcı ve sıkmıyor. Efektler zaman zaman çok iyi, zaman zaman gerçekçilikten uzak. Senaryo çok klişe, oyuncular leş. Sadece Mr. Eko'nun yeri ayrı, dev adam. Emily Browning'den asla esas kız olmamalı, çok kötü oyuncu. "Çerezlik" kategorisinde yer bulur.

Takip ettiğim oyuncular ve karakterler değiller ama "izlemiş bulundum" diyelim. Zaman geçirmelik evet ama fazla yapmacık geldi bana. Murat Boz'un gerçek hayatta efendi ve geyik bir insan olduğunu tahmin ediyorum. Pekmez karakteri ise yapmacık derecede nur yüzlü ve ruhluydu maşallah. Büşra Pekin'den ise hoşlanmam, başrole de yakışmamış diyebilirim. Filmin en güzel sahnesi şüphesiz cenaze sahnesiydi. Bir güzel yanı da Müjde Uzman. 

21 Haziran 2015 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Napoli 2 - 4 Lazio | Mükemmel Maç


Serie A'da son hafta mükemmel maçlar oynandı. 10 maçta toplam 47 gol atıldı. Maç başına 4,7 gol gibi muazzam bir ortalama çıkıyor. Benim ilgilendiğim elbette Napoli - Lazio maçıydı. Futbol adına her şeyin olduğu bir maç oldu. İki takım da güzel takım, ikisi de bulunduğu yerden daha iyisini hak ediyor belki ama Juventus varken; 2 ve 3.lük büyük nimet. Lazio geçen hafta Şampiyonlar Ligi'ne direkt gitme hakkını ezeli rakibine verdi. Roma'nın belki de bu rahatlıkla kaybettiği son haftada; Lazio zorlu Napoli deplasmanında unutulmaz bir galibiyet aldı. Beraberlik de yetiyordu ama Parolo'nun füzesi umutlandırdı. Parolo bu sezonun güzel adamlarından. Dün peşpeşe gördüğü iki kırmızı kartla final yapmasına rağmen müthiş golle hatırlanacaktır. Çift ayaklı futbolcu olmak da böyle füzeleri gerektirir, yakıştı Parolo'ya. İlk yarının bitmesine saniyeler kala Napoli'nin top kaybı, muazzam bir asist ve Candreva'nın nice golcülere taş çıkartan son vuruşu. Lazio bu golle hem rahatladı, hem soyunma odası öncesi Napoli'nin moralini alt üst etti. Candreva ve Parolo ligde 34 maçta 10 gole ulaştılar.

İkinci yarıda bambaşka bir Napoli sahaya çıktı. Higuain büyük golcü. İlk gol Callejon'un ikramıydı ama ikinci golde o topu oraya göndermek her babayiğidin harcı değil. Marchetti bile şaşırmıştır o vuruşa. Maça 3-4-3 dizilişiyle çıkan Pioli, Parolo'nun atılmasından sonra Felipe Anderson yerine Ledesma'yı oyuna aldı. Tıpkı Parolo gibi, Faouzi Ghoulam da peşpeşe iki sarı kart görerek Napoli'yi 10 kişi bıraktı. Lulic'in Maggio'ya ceza sahası dışından içine kadar yaptığı hareket sonucu kazanılan penaltıyı Higuain değerlendireyince Lazio'ya yeni bir diriliş, Napoli'ye moral bozukluğu geldi. Klose ve Onazi değişiklikleri maçı Lazio'ya getiren hamleler oldu. Pioli yine büyük rol oynadı. Onazi'nin belki de ilk topla buluşması gol oldu. Yalnız bu gol de çok ilginç. Ledesma'nın uğraşsa atamayacağı pası, Maggio istemeyerek de olsa attı. Onazi'nin Nijerya Milli Takımı orta saha oyuncusu olduğunu düşününce, aynı milli takımın malum forvet oyuncusunun yapamayacağı bir vuruşu yapması inanılmazdı. Müthiş demoralize olan Napoli'ye son darbeyi Miroslav Klose yaptı.

Sezona yakışan fotoğraf. Yıldızı parlayan Felipe Anderson ve bu yıldızı parlatan Stefano Pioli.


Napoli : Andujar; Maggio, Albiol, Koulibaly, Ghoulam; David Lopez, Inler (53' Gabbiadini); Callejon (89' Zapata), Hamsik, Mertens (77' Insigne); Higuain.

Lazio : Marchetti; Mauricio, De Vrij, Gentiletti; Basta, Parolo, Cataldi (83' Onazi), Lulic; Candreva, Anderson (64' Ledesma), Djordjevic (78' Klose).

Sarı Kartlar : Djordjevic, Mauricio, Parolo, Ghoulam, Lulic, Andujar, Candreva.

Kırmızı Kartlar : 62' Parolo, 71' Ghoulam.

Goller : 19' Parolo, 45+1' Candreva, 55' ve 64' Higuain, 85' Onazi, 90+2' Klose.


Lazio attığı 71 golle ligin en çok atan ikinci takımı oldu. Averaj olarak da en iyi ikinci averaja sahip. Keza galibiyet sayısında da 2. sırada. Ama gel gör ki; bir Roma mağlubiyeti takımı üçüncü yaptı. Beraberlikler takımı Roma sezon başında fırtına gibi estiği dönemin ekmeğini yedi. Bu yüzden "lig uzun maraton" deniyor ya! Parma'nın düşüşü hüzünlü olurken, Cagliari'nin içine eden Zdenek Zeman oldu. Cesena ise çıktığı gibi düştü.. Reja, Atalanta'yı kurtarırken; Empoli ligde kalmayı başardı. Genoa ise Iago Falque önderliğinde Avrupa Ligi elemeleri vizesini aldı. 

Lazio'da en golcü isim 13 golle Klose oldu. Candreva, Parolo ve Anderson 10'ar gol kaydetti. Mauri 9, Djordjevic de 8 gol attı. Stefano Pioli'nin ofansif kadrosunun kilit isimleri bu isimler oldu. Nitekim asistlere bakınca da bu isimler göze çarpıyor. Candreva 12 asist, Klose 7 asist yapmış. Anderson ve Lulic'in 8'er asisti var.
1 Haziran 2015 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -