Ne İzledim? #36

Yazmayı en sevdiğim yazı; aylık düzenli olarak yazdığım izlediğim filmler yazısı. 35 ay aralıksız yazdıktan sonra araya askerlik girmişti. Gitmeden önce en son izlediğim film; çok sevdiğim serinin ikinci filmi olan Kick-Ass 2'ydi. Askerde 50 gün boyunca film izleyemedim. Önceleri televizyonumuz yoktu, fakir ve sığıntıydık. Zamanla kendi imkanlarımızı kendimiz yarattık. Flash bellekler sağolsun, film izleme imkanlarımız da oluyordu. Tabi; seçme şansı pek yok. Genelde dublajlı izleniyordu, ona da bir türlü alışamadım. Kim, hangi filmleri yükleyip gelirse sırayla izleniyordu.  Ağırlıklı olarak aksiyon ve elbette Jason Statham. Adam adeta devremizdi, adeta 353. kısa dönemdi. Askerden geleli şimdi 50 günü geçti ama yazma fırsatım olmadı. Zaten güncele yetişmek için dizilere ağırlık verdim, pek film izleme fırsatım olmadı. Yeni yeni izlemeye başladım. Serinin 36. yazısında 5,5 ay boyunca izlediğim filmleri toparlayacağım.

Askeri gazinoda izledik. Öyle ortamda izleyince eğlendirmemesi imkansız. Tam 50 günlük filmsizliğime Zohan'la son vermek pek mantıklı olmasa da seçme hakkım yoktu. Adam Sandler'ı severim ama Zohan karakteri oldukça itici ve Boratımsı olmuş. Yine de başta söylediğim gibi, 40 sap bu filmi izlemek zorunda kalınca az biraz eğlendirdi. 5,5/10 puan tam hakettiği puan.

Çok hareketli ve tek solukta izlenecek bir film olmuş. Her ne kadar oyuncu kadrosuyla göze batsa da; Mark Ruffalo ve Isla Fisher tercihleri beni pek tatmin etmedi. Görsellik de oldukça başarılıydı. Senenin en iyi filmlerinden olmuş. Jesse Eisenberg oyunculuğunun üstüne koymaya devam ediyor. 7,5/10 puandan aşağısı kurtarmaz. Aynı zamanda o 5,5 ay boyunca izlerken en keyif aldığım filmdi.

İlk 2 filmi izlememiştim. Kadrosu müthiş, Don Cheadle çok fazla gözükmese de Hollywood'un kodaman aktörlerini bir arada izlemek güzel. Seyir zevki yüksek, film hareketli, soygun akıllıca, her faktörüyle izlenebilir bir film. İlk iki filmi izlesem süper olacak da, işte o günden beri bekliyor.

Çok fazla klişeyle dolu, seyirciyi güldürme ve başka bir filmle dalga geçme amacı gütmesine rağmen; hem seyirciyi güldüremeyen, hem de dalga geçilecek asıl film olmayı başarmış bir yapım olmuş. Yine de kabul etmek gerekir ki; köpeğin tiner çekme sahnesi güldürgeçliydi.

Gösterime girdiği günden beri hiç merak etmediğim bir filmdi. Mecburiyetten izledim. Hani seyirlik olarak kötü diyemem, bolca hareketli de diyebilirim. Konu da güzel. Ama konunun gidişatı ve sonu çok çok klişe. O yüzden 6/10 puan ile değerlendirdim. Bruce Willis'i sevmek için hâla bir nedenim yok.

Çok keyifli animasyondu. Zaten Dreamworks'ün animasyonları hep keyifli oluyor. 20 yaş üzeri 40 erkek izledik ve animasyonun büyüklere de hitap ettiğini bir kez daha kanıtladık. Matematiksel verilerle konuşuyorum bakın. Öyle keyif aldık, öyle güldük.

Yolculuk filmi izlemeyi özlemişim. Christopher Walken büyük oyuncu, yine döktürmüş. Baba-Oğul ilişkisi babamla olan ilişkime benzediği için biraz da kendimi buldum filmde.

Hiç beklemediğim kadar iyi filmdi. Kendi kararım olsa muhtemelen tarzıma uymayacağını düşünür ve izlemezdim. Ancak mecburen izlediğimde ne kadar önyargılı olduğumu anladım. Müthiş eğlenceli ve bol bol güldüren, farklı bir dövüş filmiydi.

Orijinalini izlemedim ama bunda da oldukça eğlendiğim sahneler vardı. Tipik bir "siyahi komedisi" tadında ilerliyor. Zoe Saldana çok güzel. Chris Rock ve ekibi başarılı. Çerezlik, vakitlik, selamlık-sabahlık bir film.

4 iyi oyuncunun yanına çok sevdiğimiz Yvonne da eklenince "oyuncular çok iyi" demek az bile kalıyor. Tipik bir erkek filmi. Kankalarla toplanıp izlenebilecek bir aksiyon. Kurgusu başarılı.

Film Adrien Brody ile açılıyor, Danny Trejo ile devam ediyor. Üçüncü tipsiz olarak İlyas Salman gelecek mi diye beklerken, neyse ki eli yüzü düzgün tiplerle devam etti. Özellikle Yakuza abimiz karizma değil miydi ? Tam bir Predator avcısıydı, koçum benim. Film oldukça sürükleyici, hareketli ve tam anlamıyla çerezlik. Ya da ben artık aksiyon izlemekten sıkıldığımdan beni çok tatmin etmemiş de olabilir. 20 erkek bir araya geldi mi, hep aksiyon izlemek istiyor. Duygularımı yitirmek üzereyim, içim dışım aksiyon-macera. Bir de Adrien Brody iyi oyuncu lakin bu filme pek gitmediğini hissettim. Dram oynasın bence hep.

Angelina Cüreklibatur. Ortalamanın biraz üzerinde bir aksiyon filmi. Ajanlı filmleri seviyorum ama Chuck izlediğimden beri ajanlara bakış açım değişti. Ajanlar da biraz gülsün bence,onlar da insan. 6,5/10 yeter.
"Sert kadınlardan hoşlanan erkekler izlesin."

Oyuncular eleştirilmiş bu filmde genelde, ancak Justin Timberlake benden bile daha fazla yakışıyor şu ekrana :( Kötü bir oyunculuk hissettirmedi -en azından bana-. Konu çok güzel ama ben de güzel bir konunun heba olduğunu düşünenlerdenim. Çok iyi bir film olabilecekken, ortalama üstü bir film olarak arşivlerdeki yerini almış.

Salt tarzında bir film olmuş. Hatta epey benzer yönleri var. Ancak Zoe Saldana'yı böyle izlemek Angelina Jolie'yi izlemekten daha keyifli geldi bana. Neticede Zoe Saldana maviyken bile güzel. Film tipik bir intikam filmi modunda ilerlese de; temposu ile insanı sıkmıyor ve izlenebilirliği hakediyor.

Bu tür filmlerden pek haz almasam da; ilk 20 dakikalık sıkıcı dilimden sonra oldukça izlenebilir bir ajan filmi. İzlerken ben çok kafa yormadım, o yüzden sonu da tatmin etti diyebilirim. Richard Gere'a "Yaşlı Kurt" karakteri uygulanmasına rağmen rol pek gitmemiş. Eksiklerine, zaman zaman hikayede yaşanan boşluk ve kopukluklara rağmen oldukça keyif aldım.

Çok boş vaktimde izlediğimden midir nedir,ben oldukça eğlendim. Jennifer Aniston ile Butler'ın çift olarak uyumu küçük ama hoş bir ayrıntıydı. Bence evlensinler zaten. Milo Boyd karakterinin eski eşine karşı laf sokmaları da oldukça başarılıydı. Ben de Jennifer Aniston'ıma hep böyle davranırım, kassız Milo Boyd'um resmen. Yer yer klişeleşmesi, sonunda beklenenin olması falan bir yana; bence oldukça eğlenceli bir romantik-komedi-aksiyondu.

Uzun zamandır duygusal bir şeyler izlemiyordum. Yeşilçam kıvamında giden senaryosuna rağmen yer yer duygulandım. Tam duygularıma hakim olamayacak konuma geliyordum ki; hikaye birden değişti. Dramın tarafları değişince filme bakış açım da değişti. Tamam 7/10 puanı alır her türlü de; hikayenin son 20 dakikası böyle olmamalıydı. O son bölüm ile bir şeyler eksildi maalesef. Tam bir Yeşilçam hikayesine dönüştü.

Kadrosunun çok altında kalan bir film olmuş. Rulet sahnelerinde heyecanı hissedemedim. Yani en azından o sahnelerle sınıfı geçmeye çalışabilirdi ama olmamış. Ortaya vasat bir film çıksa da, izlenebilirliği yok demek de haksızlık olur.

 
 



15 Haziran 2014 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

İngiltere 1 - 2 İtalya #D

35' Marchisio
37' Sturridge
50' Balotelli

İyi ki haftasonuna denk geldi bu maç. Böylesi bir keyiften mahrum kalmayı hiçbir futbolsever istemez. Özellikle fikstür açıklandığında saat ve tarihine baktığım ilk maçtı. Cumartesi gecesi olduğunu görünce diğer maçlara bakmadım bile...İngiltere'nin bu jenerasyonunu beğeniyorum. Her ne kadar Hodgson çok inandığım bir teknik direktör olmasa da; İngiltere'nin kadrosu iyi. İtalya ise Prandelli ile keyif veren futbol oynuyor. Euro 2012'den sonra 2014'e de iyi bir maçla başladılar. İki takım kaptanının Pirlo ve Gerard olması bile gece adına çok güzel bir detaydı. Para atışında ikisinin aynı karede olması bile güzeldi. Maça İngiltere iyi başladı. Ancak İtalya'nın da kontrolü çok uzun süre kaybettiğini düşünmüyorum. İngiltere hücum hattında Sturridge, Rooney, Sterling tamam ama Welbeck sanki fazla lükstü. Welbeck yerine Lallana ya da Milner tercih edilebilirdi. İtalya'da Pirlo'nun yanı sıra Marchisio'nun da varlığı orta sahayı bir adım öne çıkardı. İtalya'nın saha dizilişi ise gerçekten sıradışı. De Rossi stopere yakın oynuyor. Darmian sağ kanatta çok ofansif rol alıyor. Chiellini sol bek oynadı, ki gecenin en çok konuşulan detaylarından biri buydu. Chiellini'nin önünde kimsenin oynamaması da işleri ilginç kıldı. Candreva sağ açık gibi ama on numaraya da yakın bir bölgede oynuyor. Oldukça düzensiz gözüken, ancak iyi işleyen bir saha dizilişi. İngiltere'de Hodgson muhtemelen Buffon'un yokluğunu da düşünerek "Kaleyi gören vursun" emri çıkarmış. Kabul, çok iyi şutlar izledik. Ama kalede de Hayrettin yok sonuçta, Sirigu da üst düzey bir kaleci ve uzaktan şutlarda da oldukça başarılıydı. İngiltere dünyanın şutunu atarken, İtalya'nın ikinci uzun şut denemesinde golü bulması derslikti. Marchisio ip gibi vurdu, Pirlo dokunmadan asist yaptı. İtalya üstünlüğü koruma düşüncesine giremeden, İngiltere de hemen panik havası yaşamadan beraberlik golü geldi. Golün yanı sıra; Sturridge'nin iğrenç gol dansını izlemek zorunda kalmak kötüydü. İkinci yarı biraz daha dengeli başlamış gözüküyordu ki; Balotelli'nin golü geldi. Candreva yine mükemmel orta yaptı. Dünyanın en iyi orta yapan oyuncularından biri, resmen her ortası muz. Balotelli de aslında çok etkili gözükmediği maçta gol atarak maçın adamı seçildi. Bence Marchisio'nun hakkıydı. Balotelli'nin ilk yarıda kaleciyi çalımlayarak akıl dolu bir vuruşla kaleye gönderdiği top ise; her babayiğidin harcı değildi. İtalya'da Darmian ve Paletta'yı 23 kişilik görünce şaşırmıştım. İkisi de iyi bir sezon geçirdi. Bir de bu maçta ilk 11 görünce şaşkınlığım iki kat arttı. Bonucci, Abate, De Sciglio gibi alternatifler varken üstelik... Darmian dün gece beni şaşırttı ve oldukça iyi bir performans sergiledi. Paletta ise vasat bir oyun ortaya koydu. Başarılı bir sezon geçirmiş olabilir ama şu haliyle çok yumuşak bir stoper görüntüsü çizdi. Prandelli'nin Motta, İmmobile ve Parolo değişiklikleri de oldukça yerindeydi. İngiltere'de Hodgson Welbeck'e fazla katlandı. Sterling ise İngilizlerin en etkili oyuncusuydu. Oldukça zevkli geçen maçın en ilginç olayı ise; İngiliz fizyoterapist Gary Levin'in gol sevincinde sakatlanması oldu.

İngiltere : Hart; Johnson, Cahill, Jagielka, Baines; Henderson (73' Wilshere), Gerard; Welbeck (61' Barkley), Rooney, Sterling; Sturridge (80' Lallana)

İtalya : Sirigu; Darmian, Barzagli, Paletta, Chiellini; Verratti (57' Motta), De Rossi, Pirlo, Marchisio; Candreva (79' Parolo); Balotelli (73' Immobile)

Sarı Kart : Sterling
Yazan: steven_stiffler

Uruguay 1 - 3 Kosta Rika #D

24' Cavani (Penaltı)
 54' Campbell
57' Duarte
84' Urena

Dün Meksika-Kamerun maçının 50 dakikasını, İspanya-Hollanda maçının ilk yarısını izleyebildim. Özellikle Hollanda'nın İspanya'ya 5 atmasını izleyememiş olmak içimde bir ukte olarak kalacak. Bugün ise; Kolombiya'yı kaçırdım. Uruguay'ın ise çok rahat kazanacağını düşünerek, biraz da Lugano özlemiyle izlemeye başladım. Şüphesiz ki; Kosta Rika'nın galibiyeti kendileri hariç tüm dünyaya sürpriz oldu. Öyle ki; Uruguay'ın bu grupta İngiltere veya İtalya'yı geride bırakacağına inananlar çok. Maça tutuk başlayan Uruguay, Cavani'nin penaltı golüyle öne geçmesini bildi. Bu arada bu penaltıyı Lugano'ya hiç çalmıyorlardı Türkiye'de. Şimdi onlar mı penaltıydı, yoksa bu maçtaki mi penaltı değildi bilemedim. Uruguaylı oyuncuların en önemli özelliği; havadayken itiraz edebilmeleri. Lugano 2, Rodriguez 1 kere yaptı. Onun haricinde çok yeteneksiz bir Uruguay izledik. Özellikle Suarez'i, hatta ne Suarez'i; Recoba'yı falan aradılar. Forlan da Eto'o gibi, bitmiş. Japon Ligi'ne benzemiyor tabi burası. Lugano artık öncelikli tercih olmamalı. Kosta Rika'da ise Joel Campbell güneş gibi parladı. Olympiakos'taki performansından sonra Dünya Kupası'na da harika başladı. Ruiz de fena oynamadı. İkinci golü atan Duarte de oyunun genelinde çok iyiydi. Kosta Rika'nın üç golü de hazırlanış açısından harikaydı. Muslera 3 golde de ağlara giden topu izlemekle yetindi. Kosta Rika büyük sürprizi yaptı ve bu grubu olduğundan daha özel kıldı. Urena'nın oyuna girer girmez attığı gol de unutulmayacak anlardandı. Uruguay'da Suarez oynasaydı çok şey değişir miydi? Sanmıyorum. Kosta Rika çok çalışmış, çok haketti.

Uruguay : Muslera; Pereira, Lugano, Godin, Caceres; Gargano (60' Gonzalez), Arevalo, Rodriguez (76' Hernandez); Forlan (60' Lodeiro), Stuani, Cavani

Kosta Rika : Navas; Gamboa, Gonzalez, Umana, Diaz; Duarte, Tejeda (74' Cubero), Borges, Ruiz (83' Urena), Bolanos (89' Barrantes); Campbell

Sarı Kartlar : Lugano, Gargano, Caceres
Kırmızı Kart :  90+4' Maxi Pereira
Yazan: steven_stiffler

Brezilya 3 - 1 Hırvatistan #A

11' Marcelo (Kendi Kalesine)
29' Neymar
71' Neymar (penaltı)
90+1 Oscar

Beklediğimize, gün saydığımıza değen bir açılış maçı oldu. İzlediğim Dünya Kupası açılışlarından en iyisi oldu bile diyebilirim. Taa ki; Japon hakem gölge düşürene kadar... Özellikle ilk yarı enfesti. Hırvatistan'ın ezik başlamaması, Brezilya karşısında net pozisyonlar bulması ve kupanın ilk golünü atması oldukça epikti. Özellikle Ivica Olic'in ilk yarım saatlik performansı yıllara meydan okurcasınaydı. Brezilya golü bulana kadar Pletikosa'nın performansı da öyleydi. İkisini de hayranlıkla izliyordum ki; dengeler bozulana kadar... Brezilya Neymar'ın sahne almasıyla sazı eline aldı. Yine de Hırvatistan'ın istekli ve diri hâli ev sahibini frenletti. Öyle olmalı ki; ikinci yarıya daha temkinli başladılar. Hırvatistan'da Modric ve Rakitic oldukça iyiydiler. Ancak biraz daha insiyatif almaya cesaret edebilselerdi, fark yaratabilirlerdi. Zira Kovacic ikiliye uyum sağlayamadı. Brezilya'da da Hulk çok etkisiz, Paulinho ise epey etkisizdi. Ev sahibi Brezilya'da Fred'in aldırdığı penaltı yakışıksızdı. Japon hakemin kararı ise rezaletti. Hırvatistan'ın emeğine büyük bir saygısızlık olduğu gibi, Brezilya lehine kararlar çıkacağına dair bir önyargı da oluşturdu. Penaltı golünden sonra Brezilya daha rahat gözüktü. Son bölümlerde Hırvatistan'ın baskısı oldukça tedirgin ediciydi. Özellikle Modric ve Perisic'in harika şutlarını harika kurtaran Julio Cesar da galibiyette pay sahiplerinden oldu. David Luiz de savunmadaki müdahalelerinden kusursuzdu. Hernanes'i böyle bir turnuvada görmek beni sevindirdi. Nihayet hakettiği yerde... Oscar'ın müthiş oyunun golle süslemesi gecenin güzel olaylarındandı. Hırvatlar ise elbette Mandzukic'i aradı. Hakemin gölgelemesine rağmen akıllarda kalacak bir açılış maçı oldu.

Brezilya : Julio Cesar; Dani Alves, Thiago Silva, David Luiz, Marcelo; Luiz Gustavo, Paulinho (63' Hernanes), Oscar, Hulk (68' Bernard), Neymar (88' Ramires); Fred.

Hırvatistan : Pletikosa; Srna, Corluka, Lovren, Vrsaljko; Modric, Rakitic, Kovacic (61' Brozovic), Perisic, Olic; Jelavic (78' Rebic).
13 Haziran 2014 Cuma
Yazan: steven_stiffler

2014 Dünya Kupası Tahminlerim

Herhangi bir spor dalı ile ilgilenemiyorum şu sıralar ama elbette her babayiğit gibi aklım Dünya Kupası'nda... Sabırsızlanmamak mümkün değil. Eski tatlarında olmadığını düşünsem de; yine de çok büyük heyecan. Eskisi gibi yıldız adayları değil de, genelde yıldız oyuncular yer alıyor artık. Tabi sürpriz ülkelerden, sürpriz isimler çıkıyor. Ama favoriler genelde tecrübe faktörüyle, tecrübeli oyuncuları tercih ediyorlar. Elbette yine her zaman olduğu gibi İtalya'yı destekleyeceğim. Bunun yanı sıra Bosna Hersek'e desteğim de olacak. Her ikisinin de en azından grupları geçeceğini düşünüyorum. Lütfen artık İspanya kazanmasın. Brezilya ev sahipliği ve fikstür avantajıyla en büyük favorilerden tabi ki.

A Grubu'nda şüphesiz ev sahibi Brezilya'nın önderliği olacak. Ancak gruptaki diğer takımların oldukça denk güçlerde olması heyecan veriyor. Meksika, Hırvatistan, Kamerun'dan hangisinin ikinci olacağını kendileri belirleyecek. Brezilya'nın son 2 Dünya Kupası'na göre kadrosu da iyi. Yine de forvette nerede o eski Brezilyalı efsaneler dedirtiyor. Koskoca ev sahibi Brezilya'nın forveti Fred, Jo. Neymar takımı itici kılmak için bir diğer sebep. Ancak bunların yanında; Ramires, Hulk, Hernanes,  David Luiz, Dante gibi sevdiğim oyuncuları var. Meksika merak ettiğim ekiplerden. Ochoa gibi harika bir kaleciye sahipler. Marquez ve Salcido'nun tecrübesinden de faydalanmak isteyecekler. Forvetlerinde Jimenez var ki; herkesin performansını merak ettiği isimlerden. Chicarito'nun form durumu da çok önemli. Şüphesiz ki; Meksika'nın en büyük hücum silahı olacak. Kamerun 4 sene önce Güney Afrika'da 0 çekmişti. Bu sefer puan alacaklarına inanıyorum. Kaliteli futbolcularıyla ön plana da çıkıyorlar. Eto'o'nun son turnuvası olacak muhtemelen. Olinga veya Aboubakar'dan bir tanesi patlama yapsa çok şık olur. Hırvatistan ise diğer iki takıma göre daha ön plana çıkıyor. Bir kere Avrupa takımı olması avantajlı kılıyor. İlk kez katıldıkları 1998 Dünya Kupası'nda yarı final görmüşlerdi. Ancak o günden sonra 2 turnuvada grupları geçemediler. Bu sefer Modric, Mandzukic, Rakitic gibi kariyerlerinin zirvesini yaşayan isimlerle oldukça şanslılar. Gruptaki tahminlerim ise şu şekilde;

Brezilya'nın 3 maçını da kazanacağını düşündüğüm grupta; Hırvatistan 4 puanla tur atlayacaktır. Kamerun ise yumuşak savunmasıyla 1 puanla Brezilya'dan ayrılacaktır.

Şahtılar, Diego Costa'yı devşirince tam bir şahbaz oldular. Brezilya'nın doğru düzgün forveti yokken Diego Costa'nın İspanya'da oynamayı tercih etmesi de çok tuhaf. Neticede futbol yaşantısının büyük bölümünü burada geçirmiş ama Brezilya ev sahipliğindeki kupada Brezilya forması giymek istemesi normal olan olurdu. Artık Iniesta ve Xavi'nin de son turnuvaları olur herhalde... Forvetsiz, sıkıcı futbollarını en azından artık forvetle; Diego Costa ile oynayacaklar. İspanya grubun ve turnuvanın en büyük favorilerinden elbettte. Ama bu saltanat bu sefer bitecek! Hollanda 2010'da yaptığı sürprizi bu sefer yapamayacak. Çok tecrübesiz bir kadroyla geliyorlar. Bu turnuvadan sonra büyük takımlara transfer olacak oyuncuları elbette olacak ama ben çok ileriye gidebileceklerini zannetmiyorum. Şili 2010 ile birlikte yeniden turnuvaya dönmüş, oldukça hoş da futbol oynamıştı. Yine grupta Hollanda'yı zorlayacak takım olacaktır. Hatta İspanya'yı da zorlar. Isla, Sanchez, Vidal, Vargas önemli isimler. Valdivia'yı da çok severim, keşke Türkiye'de oynadığını da görebilseydik...Aranguiz bu turnuvada parlayabilir. Bu isimlerin dışında Albornoz'u kadroda görünce şaşırdım. Kendisinin İsveç Milli Takımı'nda oynayacağını tahmin ediyordum. Hem sağ, hem sol bek oynar; potansiyellidir. Avustralya'nın ne işi var hâla Dünya Kupası'nda Allah aşkına ? Biraz topa vurmayı bileni, İngiltere Championship'te oynuyor zaten.

İspanya'nın gol yemeden gruptan çıkacağını tahmin ediyorum. Şili son maçta Hollanda'yı yenebilirse; sürprizi yapar. Ama bu elbette kolay değil. İsimler tecrübesiz olsa da, sistem takımından bahsediyoruz. Hollanda en azından grubu geçecektir.

Kolombiya güzel takım. Falcao'dan yoksun olmaları çok büyük şanssızlık. Falcao'nun turnuvada olamaması da kendi adına büyük kayıp. Ancak yine de Kolombiya güzel takım. Cuadrado gibi müthiş bir futbolcusu var. Armero bu sezon biraz beklenti altı performans gösterdi ama kupada kendini bulacaktır. Bana heyecan veren takımlardan biri. Yunanistan'dan da iyi performans bekliyorum. Büyük organizasyonlara sürekli katılımı sağladılar ve oldukça istikrarlı bir hale geldiler. Kadroları da fena değil. Özellikle Mitroglou coşabilir, değerini katlayabilir. Karagounis, Katsouranis ve Gekas'ın son turnuvası olması muhtemel. Manolas, Fetfatzidis, Tachtsidis başarılı olacağını düşündüğüm diğer isimler. Fildişi Sahili önceden çok sevdiğim bir ekip iken; şu an gözümde son derece itici bir ekiptir. Ligimizde oynayan kasapların bunda çok büyük payı var elbette. Yine de Yaya Toure büyük sanatçı. Bony, Toure, Drogba şapkadan tavşan çıkarabilirse; Fildişi sürpriz yapabilir. Japonya'da da artık Tsubasa bol. Önceden sadece Nakata ile çabalarlardı. Şimdi Kagawa, Honda, Nagatomo, Kiyotake, Uchida gibi Tsubasaları var. Kakitani'yi de öven çok arkadaş var, inşallah oynar da izleme şerefine nail oluruz.

Grubu Kolombiya ve Yunanistan'ın geçeceğini düşünüyorum. Yine de denk güçlerin mücadelesi olacağından dolayı; en kestirilemez gruplardan biri.

Güzel grup. İngiltere'nin penaltı lanetinden korkması ve Hodgson'ın takımı penaltı çalıştırması ilginç. Öncelikle aşmaları gereken zorlu bir grup var ki; İtalya ve Uruguay çok dişli takımlar. Hodgson'a güvenmesem de; İngiltere bu sefer favorilerden. Zira büyük kadroyla geldiler. Bir kere mükemmel bir kalecileri var. Kadrolarında tecrübeli isimlerin yanı sıra, genç yıldızlar var. Çok iyi harmanlanmış bir kafile, başarılı olacaklardır. İtalya ise; eski kalitesinden uzak bir kadroya sahip. Euro 2012'de harika futbol oynamışlardı. Sanıyorum Prandelli bu sefer 3-5-2'den farklı bir sistemle oynayacak. Pirlo'nun son Dünya Kupası tecrübesi olacak. Immobile, Cerci, Candreva, Parolo gibi burada olmayı çok hakeden oyuncuları var. Montolivo elbette büyük kayıp ama yeri dolacaktır. Keşke Criscito da kadroda kalsaydı. Uruguay son yıllarda yükselişte bir takım ama bu sefer oldukça zor bir grupta yer alıyorlar. Yedek kalecileri hariç, oyuncularının her biri yıldız kıvamında. Cavani önderliğinde grupta şansları yüksek ama İtalya'nın ve İngiltere'nin gerisinde kalmaları da muhtemel bir sonuç olur. Kosta Rika ise; grupta her takıma puan verecek ekip olacaktır. İyi oyuncuları olsa da, yetersiz bir takımlar. Hele ki bu grupta puan almaları bence mucize olur.

Bu grup buna benzer bir sonuç çıkaracak. Sıralama değişebilir ama puanlar birbirine çok yakın olacak. Averaj bile devreye girebilir.

Son turnuvalardaki fiyaskolarına rağmen, Fransa'da bu kez iddialı geliyor. Ribery'nin sakatlanması, Nasri'nin alınmaması elbette önemli olaylar. Ancak Cabella bu turnuvada olmayı çok haketmişti. Son dakikada kadroya alınmasına oldukça sevindim. Sakho, Griezmann, Pogba, Varane; oy oy oy. Bu sene başarılı olamazlarsa eğer; 2016 Avrupa ve 2018 Dünya Şampiyonalarında yine büyük şansları olacak. Son yıllarda formaları da harika. İsviçre de tıpkı Yunanistan gibi son yıllarda büyük turnuva istikrarını sağlayan ülkelerden... Onların da çok iyi oyuncuları var. Sadece bu turnuvaya değil; ileriki yıllara da damga vuracak isimleri var. Seferovic, Xhaka, Rodriguez, Drmic, Shaqiri... Gruptan çıkmamaları ayıp olur. Jefferson Montero ve Ibarra'yı çok izlemek istiyorum. Ekvador benim için bu turnuvada sadece bu şimdilik. Honduras en azından kendi dişine göre Ekvador ile başa baş oynar. O kadar kötü bir takım değil. Ama şansları yok.

Fransa ve İsviçre'nin gruptan rahat çıkacakları bir grup. Honduras ile Ekvador en azından sümsük oynamasınlar da; bari ikisinin maçı kendileri adına akıllarda kalan bir maç olsun.

Elbette hayallerinde Arjantin-Brezilya finaliyle yaşayanlar vardır. Arjantin hayal kırıklıklarına bu kez son vermek istiyor. Keza Messi de öyle... Yetersiz oldukları yerler elbette var. Ancak formda oyuncularının sayısı oldukça fazla. Teknik direktörleri bir patlak vermezse; en azından yarı finale gideceklerdir diye bir tahminim olacak. Garibim Nijerya da sürekli Arjantin ile aynı gruba düşüyor. Onlar da iyi bir kadroya sahipler. Bosna-Hersek ile mücadeleye gireceklerini düşünüyorum. Emenike, Musa, Odemwingie, Onazi, Obi Mikel, Moses önemli oyuncular. Elderson neden kadroda değil bilmiyorum. Bosna-Hersek için ne yazsak az kalır. Burada olmaları bile büyük başarıyken, kadrolarına bakıldığında tesadüf olmadığını görüyoruz. Bir de iştahlı futbolları yok mu, insanı kendine çekiyor. Bek oyuncuları da üst düzey olsaydı tadından yenmezdi. Dzeko ve Begovic'e çok iş düşüyor. Queiroz'un İran'ı hakkında hiç bilgim yok. Ama grupta şansı olmadığını görmek için bilgi sahibi olmaya da gerek yok.

Bosna'nın ilk maçının Arjantin'le olması büyük şanssızlık. İkinci maçta Nijerya'yı mutlaka yenmek zorundalar. İş son maçlara kalırsa; Bosna gruptan çıkacaktır.

Portekiz çok ilginç takım. Ellerinde Ronaldo gibi çok büyük bir silah var ama kadroları kaliteli isimlere rağmen hâla çok üst düzey değil. İlla ki bir yerlerden patlak veriyorlar. Bu sefer oldukça iddialı gözüküyorlar. Yıllardır süren forvet sorununu da çözseler; harika olacak. Bu grupta Almanya yine en büyük favori elbet. Ben bu sefer finale de gideceklerini düşünüyorum. Löw bu sefer başaracak sanki... Tabi Reus büyük kayıp oldu ama Draxler sanırım aratmaz. Takımın forvetinin hâla Klose olması da çok ilginç ya... Gana özellikle 2006'da çok sempatik gelmişti bana. Harika oynamışlardı, çok oyuncu parlatmışlardı. Bu sefer daha tecrübeli oyuncuları var. Atsu ve Opare'yi parlatabilirler. Amerika Birleşik Devletleri de futbola yaptığı yatırımlarla artık bu sektörde de söz sahibi olmaya devam ediyor. Klinsmann'a karşı anlamsız bir güven duygusu besliyorum. Beasley hâla oynuyormuş, yaşı da daha 32'ymiş. Diskerud beklentim olan oyunculardan. Amerika şansını zorlar.

Şöyle bir grup tahmini mâkul zannediyorum.

Her ne kadar Belçika ağır favori gözükse de; aslında çok dengeli bir grup da H grubu. Belçika'nın altın jenerasyonunu ben de izlemek için sabırsızım. Kadro harika, favoriler ama Rusya sanki fazla küçümseniyor. Kimse Rusya'yı konuşmuyor. Rus kadrosu beni de çok tatmin etmiyor ama Capello faktörü çok önemli. Cezayir de çok konuşulmuyor mesela... Onların da kaliteli oyuncuları az değil. Ghoulam, Bougherra, Feghouli, Brahimi, Bentaleb, Taider. Güney Kore ise yine yumuşak bir takım olarak gözüküyor. Teknik direktörleri 2002'de takımda yer alan Hong Myung-Bo. Belçika ve Rusya'nın ağırlığında olduğu bir grup olsa da Cezayir sürpriz yapabilir.




Üst turlarla ilgili genel tahminlerim ise aşağıdaki gibi. İtalya'nın yine ev sahibini eleyecek takım olacağını düşünüyorum. Lakin; Almanya'nın İtalya'ya karşı olan şanssızlığı bu sefer kırılabilir.

İngiltere'yi finale göndermek çok mu fantastik oldu bilmiyorum. Ya da Arjantin'i yarı finale göndermek...

Gol kralını kestirmek çok güç. Oyumu Agüero'dan yana kullandım. En iyi kaleci; Manuel Neuer olur. Joe Hart'ın da şansı yüksek. Altın top konusunda çok kararsız kaldığım için onu şimdilik yazmıyorum. "Dünya Kupası Güzelleri" kategorisinde de adayları görelim diyorum.
10 Haziran 2014 Salı
Yazan: steven_stiffler

Serie A 2013-2014 Genel Bakış

25 yıllık hayatımda futbola en uzak 6 ayımı geçirsem de; Serie A ve Premier Lig'i uzaktan da olsa takip etmeye çalıştım. Haliyle bir doyumsuzluk ve tatmin olmama söz konusu... Gelecek sezonu iple çekiyorum o yüzden. Lazio ve Tottenham için bu sene blogda pek yazı yazma fırsatım da olmadı tabi. Lazio'nun genel durumundan memnun olmamak bir yana, Serie A'nın genel sezon sonu puan durumundan da memnun olamadım. Özellikle Verona ve Parma için üzüldüm.

Bundesliga nasıl Bayern Münih tekeline dönüştüyse; Serie A da uzun bir süre Juventus'un tekelinde gidecektir diye düşünüyorum. Juventus'un kadro kalitesine yakın bir tek kadro bile yok. Ayrıca Juventus'un oturmuş sistemi takımı sezona direkt önde başlatıyor. Şampiyonlar Ligi'nden erken elenmeleri de; lige odaklanma konusunda oldukça kolaylık sağladı. Uefa Avrupa Ligi'nin finali Torino'da olmasaydı ona da çok fazla odaklanacaklarını zannetmiyordum. Pirlo önderliğindeki siyah-beyazlılar, hücumdaki etkili silahları; Osvaldo, Giovinco, Quagliarella'dan çok büyük skor katkısı alamasa da; Llorente ve Tevez'in golcülük performansıyla başarılı oldular. Pogba ve Vidal'in de skor katkısı müthişti. Hem gol, hem asist anlamında büyük bir yükü üstlendiler. Keza Pirlo'nun katkısı da yadsınamaz. Ligin en iyi savunma oyuncuları ve en tecrübeli kalecisine sahip olmaları da; Juventus'un dominasyonunu sağlayan etkenlerden. Belli ki yeni sezona yeni hücum oyuncuları alarak başlayacaklar. Giovinco, Quagliarella gibi isimlerle yollar ayrılacak gibi duruyor. Osvaldo'yu transfer ederler mi, ondan da emin değilim. Takımın kimyasını bozacak tipte oyuncular alınmadıkça Juventus yeni sezona da 1-0 önde başlayacaktır.

Napoli sezona flaş transferlerle başlamıştı. Gerçekten kadro kalitesi Juventus'a en yakın takım. Rafael Benitez'in tecrübesi de Conte'ye oranla bir adım öne çıkıyor. Ancak Conte'nin elinde oturmuş kadro ve düzen; Benitez'in elinde ise yepyeni bir takım vardı. Mazzarri ile 3-5-2'li yılların ardından, Benitez günümüzün en yaygın saha dizilişi olan 4-2-3-1 sistemine ağırlık verdi. İlk 7 hafta mağlubiyet yüzü görmeyen Napoli, ilk yenilgisini kendisi gibi namağlup olan Roma'ya karşı almıştı. Ligin ilk yarısını 3 mağlubiyetle geçen Napoli; sezon başında yaptığı transferlere, ara transfer döneminde yenilerini ekledi. Stopere Brezilyalı Henrique, sol beke benim çok beğendiğim Faouzi Ghoulam transferleri geldi. İzlediğim maçlarında da Ghoulam'ı yine beğendim, adam iyi. Orta sahaya ise; Verona'nın sezona harika başlangıç yapmasında büyük pay sahibi olan, yine Serie B'den beri takip ettiğim ve çok beğendiğim Jorginho'yu aldılar. Juventus'un olağanüstü performansı sayesinde, Napoli en iyi döneminde bile Juventus'a yaklaşamadı. Roma'nın bile epey gerisinde kaldılar. Ancak sezonun geneline baktığımızda; hücum oyuncularından maksimum katkı aldıklarını söyleyebiliriz. Higuain'in performansı şaşırtmadı da; Overrated olduğunu düşündüğüm Callejon bu sezon istatistiklere müthiş katkı verdi. Mertens, Pandev, Hamsik, Insigne gibi oyuncuların katkıları da üst seviyedeydi. Ligin her iki yarısında da 3er mağlubiyet alan Napoli, ligi 6 mağlubiyet ile 3.sırada tamamladı.

Rudi Garcia ile birlikte sezona rüya gibi bir başlangıç yapan Roma'nın büyüsü; peşpeşe aldığı 4 beraberlikle bozuldu. Ligin ilk yarısında aldıkları tek yenilgi olan Juventus yenilgisi ise; Roma için şampiyon olamayacağının kaderinin çizilmesiydi. Destro ligde en çok gol atan oyuncuları oldu ama ligin ilk 10 haftasında 30 puan toplarken bile forvette bir yetersizlik söz konusuydu. 4-3-3'ün en ucunda genelde Totti ile başladılar. Arsenal taraftarlarının kanser sebebi Gervinho da sezon boyunca çok iyi katkı verdi. Derby Della Capitale'de de iki maçta da kaybetmediler. İlk maçı 2-0 kazanıp, ikinci maçta 0-0 beraberlik aldılar. Yine Juventus'un olağanüstü performansının gölgesinde kalan şanssız bir takım... Şüphesiz ki Roma taraftarları bu sezondan oldukça mutludur. Gelecek sezon için ise hedefler yükselmiştir. Roma'nın iyi bir forvet transferiyle gelecek sezon +1 level atlayacağını düşünüyorum.

Inter'in Mazzarri ile birlikte çıtayı yükselteceğini düşünmüştüm. Ancak kurdukları kadro lig için yetersiz olmayı bırak, benim bildiğim Inter tarihinin en düşük kalite kadrosuydu. Napoli gibi Inter de ilk olarak Roma'ya tosladı. Sezona iyi başladıkları söylenebilirdi. Beraberlik sayısı arttıkça da üst sıralardan uzaklaşma başladı. Kazanamasa bile yenilmeyen bir takımdılar, ancak beraberlik sayısı oldukça fazlaydı. Sezon boyunca 15 galibiyet alan Inter, 15 de beraberlik aldı. Andreolli ve Campagnaro iyi stoperler olsalar da; Inter kadrosu için yetersiz isimler olduklarını düşünüyorum. Mazzarri 3-5-2 için transfer etti her iki stoperi de...Andreolli doğru düzgün şans bile bulamazken; Rolando Mazzarri için değişmez isimlerden oldu. Campagnaro ise Serie A'da 20 maça çıktı. Şüphesiz ki Mazzarri, Napoli'deki sağ beki Maggio'yu aramıştır. Inter'de Jonathan'ı oynatmak ile Napoli'de Maggio'yu oynatmak arasında oldukça fark olduğunu düşünüyorum. Sol bekte Nagatomo'dan ise çok iyi katkı aldı. Japon oyuncu ayrıca skora da 7 gol, 5 asistlik bir katkı sağladı. Inter, yine Lazio'dan oyuncu alma geleneğini sürdürdü ve devre arasında Lazio'nun en önemli yıldızı olan Hernanes'i transfer etti. Hernanes kendi kalibresindeki bir takımda forma giyiyor böylelikle... Sezona eski takım arkadaşı Maxi Lopez'in eşiyle yaşadığı aşk skandalıyla flaş bir giriş yapan Mauro Icardi ise; Inter'deki ilk sezonunda sınıfı geçti. Öyle ki; Milito ve Palacio gibi iki yaşlı oyuncunun yanında Icardi bir inci misali parlıyor. Inter'e yeni sezonda acil forvet. Hem de iki tane... Gelecek sezon sahada Interlilerin gurur duyacağı bir Javier Zanettileri de olmayacak.

Sezona büyük umutlarla başladı mı acaba Milan taraftarı ? Kadro kalitesi iki senedir yerlerde. Bu sezonu da eski kariyerinin gölgesinde oynamaya devam eden Kaka ve takımın tek yıldızı konumundaki Mario Balotelli'ye bel bağlayarak geçirdiler. El Shaarawy'nin yokluğuyla birlikte iyice sıradan bir takıma dönüştüler. Elbette Montolivo, De Jong, Poli ve Essien iyi futbolcular. Ancak nerede o eski Milan kadroları ? Nerede bu kadro ? Birsa, Constant, Taarabt, Pazzini gibi yetersizlerle geçen bir sezon... Keisuke Honda transferi ümit vermişti ama tek başına Honda değil, Tsubasa olsa kurtaramazdı Milan'ı. Üstelik teknik direktörlük koltuğunda da tecrübesiz Seedorf varken... Milan için kötü geçen bir sezon, 8.likle sona erdi. Bu sezondan akılda kalanlar; Balotelli'nin ırkçılık sebebiyle döktüğü gözyaşları, Kötü zamanındaki Sassuolo'ya 2-0 öndeyken verilen maç, Kaka'nın eski günlerini aratması ve koskoca Milan kadrosunun yetersizlerle dolu olması. Milan'ı yeni sezonda Avrupa'da izleyemeyeceğiz. Transfer döneminde yapacaklarını çok merak ediyorum.

Petkovic, Samsunspor teknik direktörlüğünden Lazio teknik direktörlüğüne geçişten sonra oldukça başarılı bir sezon geçirmişti. Reja'nın oturmuş takım savunması ve oyun düzeniyle devam etse de; lig sonunda iyi bir noktada kalmışlardı. Yeni sezonda ise istikrarsız bir başlangıç geldi. Transferde takıma level atlatacak isimler alınmadığı gibi koskoca bir sezon gol yollarında yine Klose'nin ayağına bakıldı. Takımın aldığı kötü sonuçlar nedeniyle Petkovic yerine yeniden Edoardo Reja göreve getirildi. Lazio yönetimini bazen gerçekten Fenerbahçe yönetimine benzetiyorum. FM 2014'te bile eldeki çöpleri satamıyorum. Hepsine dünyanın maaşını ödüyor galiba bunlar da ? Özellikle Ederson tam bir leş değil mi ya ? Kötü geçen sezonun genelinde Uefa Avrupa Ligi yarışının içinde yer aldı aslında Lazio... Ancak istikrarsız sonuçlarla birlikte Uefa Avrupa Ligi hedefi de gerçekleşmedi. Kadroda köklü değişiklikler şart. Allah aşkına kaç sene daha Biava-Dias oynayacak. Golleri kaç sene daha Klose atacak ? Bir de Candreva müthiş sezon çıkardı. Bu sene muhtemelen transfer olabilir ki; şimdiden PSG haberleri çıkmaya başlamış. Candreva giderse, Lazio orta sıra takımı bile olamayabilir. Sezonun en büyük kazancı Keita Balde Diao. Barcelona altyapısından gelen kavruk İspanyol, çok iyi bir sezon çıkardı. Genelde sol kanatta görev yapan Keita, 5 gol 5 asistle sezonu tamamladı. Devre arası kiralanan Postiga, Kakuta gibi isimler katkı bile yapamadı. Bir kulüp ancak bu kadar yönetilir.

Sezona flaş Mario Gomez transferiyle başladı Fiorentina. Gerçekten bu kadar üst düzey bir golcünün Fiorentina gibi bir takıma gelmesi önemli olaydı. Keza sezona da iyi bir başlangıç yaptı Gomez. Üçüncü haftada sakatlanınca sezonun da büyük bir bölümünü sakat geçirmek zorunda kaldı. Montella'nın elinde iyi diyebileceğimiz bir kadro var. Ocak ayına kadar Giuseppe Rossi ile idare etmek zorunda kalsa da; ara transferde takıma katılan Matri de takımın önemli kozlarından oldu. Bu golcülerin yanı sıra; Cuadrado gibi müthiş bir sağ kanat oyuncusuna sahipler. Tabi ki takımın saha içi şefi Borja Valero'ydu. Savunmasında olsun, orta sahasında olsun çok kaliteli isimler var. Bir Diakite, Savic, Mati Fernandez çok kaliteli futbolcular. Ocak'ta takıma katılan Manchester Unitedlı Anderson ise beklentilere karşılık veremedi. Montella elindek iyi kadroyu bana göre taşıyabileceği maksimum yere taşımayı başardı. Lig dördüncülüğü Fiorentina için büyük nimet oldu.

Bu sezon lige renk katan iki sarı lacivertli takım vardı. Biri Parma, diğeri Verona... Her ikisinin de Avrupa Ligi'ne katılmayı hakettiğini düşünsem de; ikisi de bu hedeften son haftalarda uzaklaştı. Roberto Donadoni'nin sezona 3-5-2 ile başlayıp, 4-3-3 ile devam ettiğini görüyoruz. Donadoni çok ilginç adam. Önceki deneyimlerinde defansif taktikleriyle eleştiriliyordu. Parma'da bu sezon ise genelde zevkli maçlar izletti. Bol gollü maçların sayısı azımsanamayacak kadar çok. Özellikle Milan'ı 4-2 yendikleri maç çok keyifliydi. Parma'da sezonun parlayan isimleri Biabiany ve Paletta'ydı. Paletta gösterdiği performansla İtalya Milli Takımı'na kadar yükseldi. Takımın gol yükünü ise tecrübeli golcüleri Cassano ve Amauri çekti. Ligin ilk yarısını Sassuolo'da geçiren Schelotto; ikinci yarıda katıldığı Parma'ya önemli katkıda bulundu. Sassuolo'da da bu performansını gösterebilseydi, Sassuolo ligin ilk yarısında o kadar kıvranmazdı.

Guidolin'in Udinesesi bu sene de büyük büyük golcüsü Antonio Di Natale'ye çalıştı. Serie A'nın faal golcüleri arasında en önemli isimlerinden birisi olan Di Natale, sezonu 17 golle tamamladı. Guidolin bu sezon genç transferlere yöneldi. Özellikle Bruno Fernandes bu sezon sınıfı geçen ve kendini ispatlayan gençlerdendi. Luis Muriel ise beklenen patlamayı yapamadı. Koskoca sezon sadece 1 gol atabildi. Yine de yaşı genç ve potansiyeli yüksek. Bu sezon takıma tecrübeli takviyeler yapmaları da şart.

Genoa sezonun en sefalet takımlarındandı. Sezona Fabio Liverani ile başlayan takım, berbat başlangıçtan sonra Gian Piero Gasperini'yi getirdi. Gasperini kötü gidişe ilk maçında dur demeyi başardı. Catania karşısında alınan beraberlik Genoa'yı kendine getirdi. O dönem Juventus maçı hariç diğer maçlarını kazandılar. Sezon genelinde ise deplasmanda kötü bir performans gösterdiler. Sadece 3 galibiyet alabildiler. Vasat kadronun en önemli ismi Gilardino. Tecrübeli golcü bu sezon 15 gol attı. Ben çok beğenirim reisi, bir sezon Webo'nun yerine Fenerbahçe'de olmasını isterim mesela. Hava hakimiyeti falan çok iyi. Kötü başlangıç ve vasat kadroya rağmen, Gasperini sayesinde ligi 14.sırada bitirdiler. FM efsanesi Konate ise bu sezon beklenen performansı sergileyemedi.

İtalya'da da sürekli teknik direktörler değişir. En ufak başarısızlıkta teknik direktör değişikliği gelir. Tıpkı Türkiye gibi belli başlı hocalar sürekli gider gelir. Cosmi var Cosmi, adamın küme düşürmediği takım yok neredeyse... Torino ise son yıllarda Ventura'dan hiç vazgeçmedi ve istikrar peşinde koştu. Lige istikrarsız sonuçlarla başlasalar da; Immobile-Cerci ikilisinin formlarının zirve yapmasıyla ligi iyi bir yerde bitirmeyi başardılar. Özellikle ligin son 8 haftası, yani en kritik döneminde mağlubiyet almadılar. Bu performanslarına rağmen Uefa Avrupa Ligi vizesini kaçırmaları üzücü. Cerci ve Immobile kariyerlerinin en verimli sezonlarını yaşadılar. Sanırım ikisi de transfer olacak ve seneye Torino yine ligde kalma savaşı verebilir. İkiliden Immobile 22 golle gol kralı olurken, Cerci 11 asistle Totti ile birlikte asist krallığını paylaştı. İkisinin Dünya Kupası performansını da merakla bekliyorum. Ayrıca bu ikiliyi ayırmasınlar mümkünse... Immobile'yi transfer eden, Cerci'yi de alsın.

Sezona Delio Rossi ile başlayan Sampdoria, kötü başlangıçla birlikte hoca değiştirdi. Futbolculuk döneminde de formasını giydiği Sinisa Mihajlovic ile sezonu tamamladılar. Rossi ilk 12 haftada sadece 2 galibiyet alabildi. Mihajlovic'in takımı toparlaması çok kısa sürmese de, Sırp teknik adam yine de takımını toparlamayı başardı. İtalyanların yıldız adayı Gabbiadini bu sezon da beklenen seviyede bir performans sergileyemedi. Yine de attığı 8 gol küçümsenecek bir sayı değil. Takımın gol yükünü Brezilyalı Eder yüklendi ve 12 gol attı. Pedro Obiang'ın iki yıldır hastasıyım. Takımın bu sezon parlayan isimlerinden birisi de stoper Mustafi'ydi. 22 yaşındaki oyuncu Almanya Milli Takımı ile Dünya Kupası Hazırlık kampına da çağırıldı. Sampdoria ligi 17 mağlubiyetle tamamlasa da, küme düşme korkusunu yaşamadı. Özellikle Verona'yı 5-0 yendikleri maç ise; sezonun en unutulmaz maçıydı.

Serie A'nın güzel takımlarından biri de Atalanta. Torino gibi Atalanta da istikrara önem veriyor. Colantuono 4.sezonunu da tamamladı. Takımda da çok önemli futbolcular var. German Denis ilk akla gelen isim. Benim çok beğendiğim Giacomo Bonaventura ise bence takımın en önemli yıldızı. Takımın yıldız adaylarından Livaja'dan ise bu sezon skor katkısı alamadılar. Sadece 2 gol atabilen genç yıldız, 6.5 Milyon karşılığında Rubin Kazan'a satılmış. Yeni sezonda olmayacak. Stoperde yılların underratedı Stendardo ve orta sahada yine yılların underatedı Cigarini; bu sezon da takımda önemli işler yaptılar. Atalanta aslında sezona iyi başlayamadı. Ancak 26 ve 31. haftalar arasındaki tüm maçlarını kazanmaları onlara ekstra puanlar getirdi.

Yıllar sonra Serie A'ya dönen Verona, sezona transfer şovla girdi. Mandorlini yönetimindeki sarı lacivertliler, Serie A'da tutunmak adına çok önemli transferler yaptı. Şüphesiz ki; İhtiyar Luca Toni'nin performansı Verona'yı sezonu beklenti üstü bir yere taşıdı. Lige Milan galibiyetiyle dönüş yapan ekip, sezon genelinde zaman zaman istikrarsız sonuçlar alsa da; oynadığı bol gollü maçlarla futbol severlerin sempatisini kazandı. Efsane galibiyetleri de var, efsane mağlubiyetleri de... Lazio'yu ve Bologna'yı 4-1, Catania'yı 4-0 yendiler. Fiorentina'ya 4-3 ve 5-3 yenildiler. Napoli'ye 5-1 yenildiler. Sampdoria'dan da 5 yediler. Mandorlini hücum felsefesinden hiç vazgeçmedi. Takımın Serie B'den beri önemli bir ismi olan Jorginho'yu devre arası transfer döneminde Napoli'ye sattılar. Yerine transfer yapmadılar. Orta sahada Halfredsson, Donadel, Romulo, Donati, Cirigliano ile idare ettiler. Hücumda ise; Toni'nin beklenti üstü performansı, Verona'nın beklenti üstü performansına dönüştü. Porto'dan kiraladıkları Iturbe'ye de 15 Milyon Euro verip transfer etmişler. Devre arasında da Pillud, Marquinho ve Rabusic'i almışlardı. Romulo da performansıyla milli takıma kadar yükseldi. Lakin Brezilya değil de, İtalya milli takımını seçti. Verona ligi 10.bitirse de; Uefa Avrupa Ligi'ne katılabilseydi hoş olacaktı.

Sezonun hayal kırıklıklarından biri de Catania'ydı. Tabi tecrübe olarak değerlendirirsek... Yoksa kadro kalitesi yıllardır Serie A'yı haketmiyordu. Spolli, Barrientos, Lodi, Plasil, Rolin, Leto gibi kaliteli isimlere rağmen oldukça kötü bir kadrosu var Catania'nın. Golcüsünde meymenet yok bir kere... Bergessio bu sezon 10 gol attı ama yine de yetersiz bir oyuncu. Sezona Maran ile başladı Catania. Maran'ın aldığı berbat bile denemeyecek sonuçlardan sonra De Canio ile devam ettiler. Takım düzelmeyince de Pellegrino ile sezonu bitirdiler. Son 5 maçta 4 galibiyet aldılar ama ondan önceki 6 maçın tamamını kaybetmişler. Ayrıca sezonun ilk 19 maçlık bölümünde sadece 3 galibiyet almışlardı. Haliyle Catania düşmeyi haketti. İyi de oldu tamam mı ?

Cagliari'ye ne yazsak bilmiyorum. Taraftarsız, formaları kötü, kadrosu iyi, sezonun açılış maçında maça gelen biletli taraftar sayısı 500; her haliyle ilginç bir ekip. Sezona kupada Frosinone'ye elenerek başladılar. Lig boyunca aldığı skorlar beraberlik ağırlıklı. Sezonun 32 haftasının eski futbolcuları Diego Lopez yönetiminde geçirdiler. Kötü skorlarla rağmen devam ettiler. Son 6 hafta ise Ivo Pulga göreve getirildi. Son 3 maçta mağlup olmalarına rağmen nispeten rahat bir yerde oldukları için küme düşme korkusu yaşamadılar. Kadroda sağlam golcü eksiği var. Sau iyi, Pinilla fena değil ama Ibarbo bir türlü beklenen patlamayı yapamadı. Zaten sezonun genelini sağ kanat gibi oynayarak geçirdi. Biraz da yetenek fakirliği var. Hız, fizik, koşu falan on numara ama yetenek fakirliği de mevcut. Yeni sezonda Murru'ya da dikkat etmekte fayda var.

Bu sezon ilk kez Serie A'da mücadele eden Sassuolo çok zorlansa da; ligde kalmayı başardı. Yeni bir ekip için oldukça para harcadılar. Hatta takımı bir yap-boz edasında yönettiler. Eusebio Di Francesco'da bir modacı edası olsa da, karizmatik bir teknik direktör olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sezona bolca transferle ve bolca hezimetle başlayan Sassuolo, Serie A'ya alıştıkça zevkli maçlar çıkarmaya başladı. Özellikle 7-0'lık Inter mağlubiyeti bu sezonun önemli hezimetlerindendi. Sassuolo için ilginç olan; sezona başladıkları Di Francesco ile yolları ayırıp, takımı bir süre Alberto Malesani'ye çalıştırdıktan sonra tekrar Di Francesco'yu getirmekti. Sassuolo'da Serie B'de çılgın atan isim; Richmond Boakye'ydi. Bu sezon Serie A'da bu geleneği Domenico Berardi sürdürdü. Berardi, İtalyanların önem verdiği genç yeteneklerden. Bu sezon kendisini ispatladı. En azından şu an için Gabbiadini'den bir adım önde olduğunu düşünüyorum. Simone Zaza da iyi golcü. Onu da Serie B'den beridir takip ediyorum. Yine Floro Flores geldikten sonra kritik goller atarak takıma abilik yaptı. Davide Biondini de yılların underratedlarından. Sassuolo kağıt üzerinde iyi bir ekip, ama çok yap-boz şeklinde oynandığı için ligde kalmayı zor da olsa başardı. Yeni sezonda bu takımla bu kadar oynanmazsa daha iyi yerlerde olacaktır. Ancak; ben takımın böyle kalacağını düşünmüyorum. Zaza, Berardi gibi isimler yeni sezonda olmazsa işleri zor olacaktır. Bu sezon 4-3'lük maçlarla 7+'cıların gözdelerinden olan Sassuolo'da özellikle Berardi'nin tek başına Milan'ı yıkması sezonun en önemli olaylarındandı.

Diamanti'yi satan anasını avradını da satar. Bu kadar net! Yılların Bologna'sı küme düştü. Ocak'ta Diamanti'yi Çin'e sattılar, sezonun geri kalanında kimse onun istatistiklerine yetişemedi bile... 19 Maç, 5 gol, 5 asistlik performansına en yakın; 5 gol 1 asist ile Panagiotis Kone oldu. Bu işler öyle FM'de gol yağdırmakla olmuyor Cristaldo Bey! Yeni sezonda Serie A'da beklenen patlamayı yapamayan Acquafresca; belki Serie B'de kendini bulur da Luca Toni gibi geç gelen bir yıldız olur. Severiz Acqua reisi. Ama Diamanti bambaşkaydı.

Sevemediğim bir takım Chievo... Sarı Lacivert renklere rağmen sevemedim. Kötü formalarının, taraftarsızlıklarının bunda payı vardır elbet. Serie A'ya ilk çıktığı sezonun yarısına kadar "zirve mücadelesi veren köy takımı" olarak anılıyordu. Hey gidi... Sassuolo gibi kılpayı kümede kalan bir takım oldu Chievo. Yeni sezonda kadrolar bir şekillensin, yine yazacağım ama benim tahminim; seneye düşerler. Gol yükünü elbette Paloschi çekti ama bence sezonun en iyi oyuncularından biri sol bek Drame'ydi.

Sen neyine güvendin de Serie A'ya yükseldin be Livorno ? Düşeceğin en başından belliydi be asansör Livorno ? Çık,Düş,Çık,Düş bıkmadınız. Bir de bir transfer politikası var ki; aman aman... Emeghara nedir ? Adam hangi takımda oynasa küme düşüyor. En büyük yıldızları Paulinho. Küçüm küçüm küçümsedim resmen. Ulu Önder Atatürk; "Geldikleri gibi giderler" sözünü sanki Livorno için söylemiş. Hep aynı terane... Hadi geçmiş olsun.
30 Mayıs 2014 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tottenham Sezonun Golü

Tottenham resmi web sitesi sezonun golünü oylamaya sunmuş. Golleri yeniden izledim ve oyumu Sigurdsson'ın Hull City'ye attığı gole verdim. Zaten jeneriklik gollere Sigurdsson ve Eriksen ağırlığını koymuş. Tam beklediğim isimler... Bir de Holtby'yi keşke daha çok izleyebilsek. Şu an için benim oy verdiğim gol açık ara önde götürüyor. Oylamaya aşağıdaki linkten katılabilirsiniz :

http://www.tottenhamhotspur.com/matches/goal-of-the-season/
24 Mayıs 2014 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

King'in Vedası

Futbola vedası çok erken olmuştu Ledley King'in... Sürekli yaşadığı sakatlıklara rağmen üst düzey bir savunma oyuncusuydu. Tottenham'ın bayrak adamı ve kaptanıydı. Diz sakatlığı nedeniyle 31 yaşında yeşil sahalara veda etmişti. 1999-2012 yılları arasında forma giydiği Tottenham'da idari göreve devam ederek, bağını koparmamıştı. Dün akşam son kez White Hart Lane'de forma giyerek, taraftarlarla vedalaştı King...

Bu jübile maçında Tottenham kadrosuyla, Ledley King'in 11'i karşılaşırken; Tottenham kadrosunda as isimlerin yanı sıra genç isimler de yer aldı. Ledley King'in 11'inde ise; Teddy Sheringham, David Ginola, Edgar Davids gibi efsane isimler forma giydi.

Tottenham : Friedel (Archer 46), Naughton (Fredericks 46), Dawson (McQueen 46), Kaboul (Ogilvie 46, Lesniak 73), Fryers (Walker-Peters 46), McEvoy (McEneff 46), Sandro (Capoue 46), Veljkovic (Holtby 46), Eriksen (Pritchard 46), Adebayor (Oduwa 46), Obika (Miller 57).

Ledley King'in 11'i : Sullivan (Robinson 46, Parks 80), Brown (Young 46), King (Bassong 56), Perry (Chimbonda 46, Thelwell 76), Taricco (Stalteri 46), Anderton (Fox 46), Parker (Tainio 16, Freund 61), Davids (Palacios 46), Ginola (Ginola 46), Berbatov (Saha 46), Sheringham (Crouch 46).

Goller : Spurs – Adebayor pen, Oduwa, Capoue; Ledley’s XI – King pen, Sheringham (2), Saha (3).

Koskoca karizma David Ginola yaşlanmış, göbeklenmiş. Teddy Sheringham da hafiften göbek salmış olsa da; hâla formunda olduğunu 2 gol ile kanıtladı. Louis Saha'nın yaptığı hat-trick maça damgasını vururken,  maçı 6-3 Ledley King'in takımı kazandı. Keşke Robbie Keane, Rebrov falan da oynasaydı.
13 Mayıs 2014 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -