10 saat önce
Fenerbahçe 2 - 1 Orduspor | Sezer
Maçla ilgili yazmaya vakit bulamadım. Geçen haftanın en güzel fotoğrafıydı bu benim için... Orduspor ligin güçlü takımlarından. Ligin güçlü bir takımına karşı iyi futbol oynayarak kazanılan 3 puandan daha önemlisi ise Fenerbahçe'nin Sezer'i kazanması oldu benim için.
Akhisar maçındaki futbol zaman zaman iyiydi, ancak maçın geneline baktığımızda istenilen futbol olmadığı ortada. AEL maçında ise takım toparlanmış bir görüntü vererek rahat kazandı. Orada rakibin zayıflığı da söz konusuydu. Ancak Orduspor maçı çok daha farklı bir yerde. İyi bir rakip, iyi bir teknik direktör ve tartışılan bir Fenerbahçe vardı. Maçın başından itibaren top hakimiyetini kaybetmeyen Fenerbahçe, maç sonunda istediğini alan taraf oldu. Uzun zaman sonra taraftara ümit verdi. Aykut Kocaman'ın istediği oyun şablonu; top hakimiyeti Fenerbahçe'de olsun, tempoyu Fenerbahçe kontrol etsin. Ancak takım bunu yapamıyor. Zaman zaman yaptığı oluyor elbette. Ancak hocanın istediği şablon bu olduğuna göre her zaman yapılmalı. Fenerbahçe böyle oyuna hükmederek 1-0 da kazansa en azından taraftarın içinin rahat edeceğini düşünüyorum. Taraftar için öncelikli detay umut. Fenerbahçe umut verdiği sürece sıkıntı yok... Nitekim Orduspor maçında da her ne kadar mutsuz bir taraftar profili var gibi gözükse de; takıma olan özlem güzel bir tribün performansı getirdi. Güzel tribün performansı demek de Fenerbahçe için özgüven demek.
Raul Meireles'in takımın geneline, Yobo'nun da özellikle savunmaya büyük rahatlık verdiği ortada. İkisinden birinin olmaması takımı aksatırken, ikisinin de olmaması büyük sekteye uğratabiliyor. Orduspor maçıyla birlikte bir kez daha bunu anladık. Akhisar maçında kısa bir süre oyunda kalmasına rağmen geçer not alan Sezer, Orduspor maçında ise galibiyeti getiren golü attı ve uzun zamandır görmediğimiz o takımdaki kenetlenme ortamını tekrar gördük. Taraftarın da kenetlenmesi gerekiyor, kenetlenme işini son haftalara bırakmaya gerek yok.
Aykut Kocaman'ın maç 2-0'ken Recep Niyaz'ı oyuna almamasına içerlediğimi söylemeliyim. Hep destek oluyorum ama hatalarına da parantez açmak gerekiyor.
Akhisar maçındaki futbol zaman zaman iyiydi, ancak maçın geneline baktığımızda istenilen futbol olmadığı ortada. AEL maçında ise takım toparlanmış bir görüntü vererek rahat kazandı. Orada rakibin zayıflığı da söz konusuydu. Ancak Orduspor maçı çok daha farklı bir yerde. İyi bir rakip, iyi bir teknik direktör ve tartışılan bir Fenerbahçe vardı. Maçın başından itibaren top hakimiyetini kaybetmeyen Fenerbahçe, maç sonunda istediğini alan taraf oldu. Uzun zaman sonra taraftara ümit verdi. Aykut Kocaman'ın istediği oyun şablonu; top hakimiyeti Fenerbahçe'de olsun, tempoyu Fenerbahçe kontrol etsin. Ancak takım bunu yapamıyor. Zaman zaman yaptığı oluyor elbette. Ancak hocanın istediği şablon bu olduğuna göre her zaman yapılmalı. Fenerbahçe böyle oyuna hükmederek 1-0 da kazansa en azından taraftarın içinin rahat edeceğini düşünüyorum. Taraftar için öncelikli detay umut. Fenerbahçe umut verdiği sürece sıkıntı yok... Nitekim Orduspor maçında da her ne kadar mutsuz bir taraftar profili var gibi gözükse de; takıma olan özlem güzel bir tribün performansı getirdi. Güzel tribün performansı demek de Fenerbahçe için özgüven demek.
Raul Meireles'in takımın geneline, Yobo'nun da özellikle savunmaya büyük rahatlık verdiği ortada. İkisinden birinin olmaması takımı aksatırken, ikisinin de olmaması büyük sekteye uğratabiliyor. Orduspor maçıyla birlikte bir kez daha bunu anladık. Akhisar maçında kısa bir süre oyunda kalmasına rağmen geçer not alan Sezer, Orduspor maçında ise galibiyeti getiren golü attı ve uzun zamandır görmediğimiz o takımdaki kenetlenme ortamını tekrar gördük. Taraftarın da kenetlenmesi gerekiyor, kenetlenme işini son haftalara bırakmaya gerek yok.
Aykut Kocaman'ın maç 2-0'ken Recep Niyaz'ı oyuna almamasına içerlediğimi söylemeliyim. Hep destek oluyorum ama hatalarına da parantez açmak gerekiyor.
Man. City 2 - 1 Tottenham | EPL 11.Hafta
Rahat City galibiyeti beklediğim bir maçtı... City 2 sezon önceki yeni takım olma yolundaki City değil. Tamamen güçlü ve Manchester United'ın en büyük rakibi olan City. Tottenham hâla 2 sene önceki "ilk 4 hedefleyen" Tottenham... İki takım da sezon sonuna kadar hedeflerinin peşinde koşacaktır. Olağanüstü bir durum olmazsa tabi... Olağanüstü durum Manchester City'de Mancini'nin görevi bırakması ya da görevden alınması olur.
Tottenham'ın Caulker ile erken gol bulmasından sonra ilk yarıyı üstün kapatmayı başarması psikolojik üstünlüğü getirse de; City'nin yoğun baskısına dayanamadılar. İlk yarıda Huddlestone'un muazzam bir şutu var. Keşke o şut gol olsaydı da; City maçı 2-1 değil 3-2 alsaydı. Aguero'nun golünden sonra City'nin baskısı çılgın noktalara ulaştı. Tottenham da Bale ile pozisyon bulabildi ancak değerlendiremedi. Alınacak 1 puan güzel olurdu, ancak Dzeko puan umudunu suya düşüren golü attı. Uzun boylu futbolcuların böyle estetik gollerini izlemek futbola güzellik katıyor.
Manchester City : Hart, Zabaleta, Kompany, Nastasic (56' Maicon), Clichy, Toure, Barry, Silva, Kolarov, Tevez (72' Dzeko), Aguero
Tottenham : Friedel, Walker (77' Dawson), Caulker, Gallas, Vertonghen, Sandro, Huddlestone, Lennon (86' Naughton), Dempsey, Bale, Adebayor (80' Defoe)
Sarı Kartlar : Zabalete, Walker, Adebayor
Goller : 21' Caulker, 65' Aguero, 88' Dzeko
Tottenham'ın Caulker ile erken gol bulmasından sonra ilk yarıyı üstün kapatmayı başarması psikolojik üstünlüğü getirse de; City'nin yoğun baskısına dayanamadılar. İlk yarıda Huddlestone'un muazzam bir şutu var. Keşke o şut gol olsaydı da; City maçı 2-1 değil 3-2 alsaydı. Aguero'nun golünden sonra City'nin baskısı çılgın noktalara ulaştı. Tottenham da Bale ile pozisyon bulabildi ancak değerlendiremedi. Alınacak 1 puan güzel olurdu, ancak Dzeko puan umudunu suya düşüren golü attı. Uzun boylu futbolcuların böyle estetik gollerini izlemek futbola güzellik katıyor.
Manchester City : Hart, Zabaleta, Kompany, Nastasic (56' Maicon), Clichy, Toure, Barry, Silva, Kolarov, Tevez (72' Dzeko), Aguero
Tottenham : Friedel, Walker (77' Dawson), Caulker, Gallas, Vertonghen, Sandro, Huddlestone, Lennon (86' Naughton), Dempsey, Bale, Adebayor (80' Defoe)
Sarı Kartlar : Zabalete, Walker, Adebayor
Goller : 21' Caulker, 65' Aguero, 88' Dzeko
Lazio 3 - 2 Roma | Mavi Roma
Geçen haftasonu bu maç için Lazio, Zemanlı Roma'yı yener demiştim. Yenmemesi zordu. Roma Zeman ile sıradan bir takım hüviyetine büründü. Sadece futbol olarak söylemiyorum, Roma'nın kadrosu da son derece sıradanlaştı. Balzaretti, De Rossi, Osvaldo ve Totti elbette ki tartışılmaz kalitede. Bradley kalburüstü ama Roma kadrosuna yararlı olabilecek bir isim. Genç oyuncular tartışılır. Hepsi potansiyelli isimler, ileride çok iyi yerlere gelebilirler. Ancak günümüz Roma kadrosu Serie A gibi üst düzey bir lig için yeterli değil. Lazio'nun daha oturmuş ve birbiriyle oynamaya alışmış bir kadrosu var.
Taraftar açısından derbinin önemi elbette ki ayrı... Ancak bu seferki derbinin Gabriele Sandri'nin öldürülme yıldönümüne denk gelmesi Lazio taraftarı açısından daha önemli kılıyordu. Maç öncesi yine alışılagelen Roma derbisi olayları vardı. Yaralananlar ve tutuklananlar olmuş. Roma'da müthiş bir yağmur vardı. Sanki Roma'daymışım gibi anlattığımın farkındayım, ancak izleyenler yağmurun ne denli yağdığını farketmiştir. Zira ligimizde çok büyük teknik adamlar puan kayıpları için "Yağmur Yağdı" bahanesi sunabiliyorlar. Maç hızlı başladı. Roma çok erken bir gol attı. Totti'nin kornerinde Lamela içerde rahatlıkla kafa vuruşunu yaptı. Yağmur zemini elbette ki etkiliyordu ama bedava statlardaki gibi top suya takılıp kalmıyordu. Topu oynamaya çalışan Lazio'ydu. Ancak Roma kalecisi Goicoechea oldukça güven veriyordu. Taa ki; Candreva'nın frikiğine kadar. Hernanes vuracak gibi gözükürken, Candreva vurdu ve kalecinin yetersiz müdahelesiyle skor 1-1 oldu. Özgüvenini yitiren Roma kalecisi Lazio'nun işini daha da kolaylaştırdı. "Golcü" Klose Lazio'yu soyunma odasına önde götürürken; Mauri'ye kasıtlı vuran De Rossi de Roma'yı soyunma odasına eksik götürdü. Bu müdahaleden sonra İtalya Teknik Direktörü Prandelli, De Rossi'yi kadro dışında bıraktı.
İkinci yarı Mauri skoru 3-1'e getirdikten sonrasını izleyemedim. Tahminim Lazio rahat oynamıştır diyor, ancak Mauri'nin atılması ve Pjanic'in skoru 3-2 yapan golünden sonra elbette ki Roma'nın çabası artmıştır. Tribün olarak Roma tribününü daha aktif buldum. Lazio'da pankartlar güzeldi, ancak Roma görsel olarak bir adım öndeydi. Lazio 5. sırada devam etti. Roma haftayı 7. sırada kapattı.
Lazio : Marchetti, Konko, Biava, Dias, Lulic (59' Radu), Gonzalez, Ledesma, Hernanes (75' Brocchi), Mauri, Candreva (83' Cana), Klose
Roma : Goiocoecha, Piris, Marquinhos, Burdisso, Balzaretti, Bradley, De Rossi, Florenzi (63' Marquinho), Lamela (46' Tachtsidis), Totti (70' Pjanic), Osvaldo
Sarı Kartlar : Klose, Bradley, Burdisso, Lulic, Candreva, Mauri, Tachtsidis, Marquinho
Kırmızı Kartlar : 45+4' De Rossi , 85' Mauri
Goller : 11' Lamela, 37' Candreva, 43' Klose, 46' Mauri, 86' Pjanic
Taraftar açısından derbinin önemi elbette ki ayrı... Ancak bu seferki derbinin Gabriele Sandri'nin öldürülme yıldönümüne denk gelmesi Lazio taraftarı açısından daha önemli kılıyordu. Maç öncesi yine alışılagelen Roma derbisi olayları vardı. Yaralananlar ve tutuklananlar olmuş. Roma'da müthiş bir yağmur vardı. Sanki Roma'daymışım gibi anlattığımın farkındayım, ancak izleyenler yağmurun ne denli yağdığını farketmiştir. Zira ligimizde çok büyük teknik adamlar puan kayıpları için "Yağmur Yağdı" bahanesi sunabiliyorlar. Maç hızlı başladı. Roma çok erken bir gol attı. Totti'nin kornerinde Lamela içerde rahatlıkla kafa vuruşunu yaptı. Yağmur zemini elbette ki etkiliyordu ama bedava statlardaki gibi top suya takılıp kalmıyordu. Topu oynamaya çalışan Lazio'ydu. Ancak Roma kalecisi Goicoechea oldukça güven veriyordu. Taa ki; Candreva'nın frikiğine kadar. Hernanes vuracak gibi gözükürken, Candreva vurdu ve kalecinin yetersiz müdahelesiyle skor 1-1 oldu. Özgüvenini yitiren Roma kalecisi Lazio'nun işini daha da kolaylaştırdı. "Golcü" Klose Lazio'yu soyunma odasına önde götürürken; Mauri'ye kasıtlı vuran De Rossi de Roma'yı soyunma odasına eksik götürdü. Bu müdahaleden sonra İtalya Teknik Direktörü Prandelli, De Rossi'yi kadro dışında bıraktı.
İkinci yarı Mauri skoru 3-1'e getirdikten sonrasını izleyemedim. Tahminim Lazio rahat oynamıştır diyor, ancak Mauri'nin atılması ve Pjanic'in skoru 3-2 yapan golünden sonra elbette ki Roma'nın çabası artmıştır. Tribün olarak Roma tribününü daha aktif buldum. Lazio'da pankartlar güzeldi, ancak Roma görsel olarak bir adım öndeydi. Lazio 5. sırada devam etti. Roma haftayı 7. sırada kapattı.
Lazio : Marchetti, Konko, Biava, Dias, Lulic (59' Radu), Gonzalez, Ledesma, Hernanes (75' Brocchi), Mauri, Candreva (83' Cana), Klose
Roma : Goiocoecha, Piris, Marquinhos, Burdisso, Balzaretti, Bradley, De Rossi, Florenzi (63' Marquinho), Lamela (46' Tachtsidis), Totti (70' Pjanic), Osvaldo
Sarı Kartlar : Klose, Bradley, Burdisso, Lulic, Candreva, Mauri, Tachtsidis, Marquinho
Kırmızı Kartlar : 45+4' De Rossi , 85' Mauri
Goller : 11' Lamela, 37' Candreva, 43' Klose, 46' Mauri, 86' Pjanic
Fenerbahçe 2 - 0 AEL | UEL 4.Hafta
Herkesten biraz daha farklı düşünüyorum. Dün akşam oynanan futbolu çok beğenmedim. Fenerbahçe bunun çok daha iyisini yapacak kapasitede. Yeter ki şu mental sorunları bir halledelim. Takım tamamen maç kazanmaya odaklandığında Mönchengladbach maçındaki Fenerbahçe'yi daha çok maçta göreceğiz.
Raul Meireles'in takıma dönüşü müthiş etki yarattı. Adam bildiğin birinci sınıf orta saha. Fenerbahçe'ye gelmesine şaşırmıyorum elbette ama Türkiye Ligi'nde oynamayı nasıl kabul etti hâla inanamıyorum. Müthiş kazanç. Recep Niyaz gibi gençlerin; Alex'ten sonra örnek alacak ve birşeyler öğreneceği Kuyt ve Meireles gibi iki isme sahip olmak çok güzel duygu. Bu adamlar giderken kupalar bırakmasalar da; mutlaka farklı etkiler bırakırlar. AEL Limassol'u küçümsemek olmaz. Fenerbahçe ligde çok daha etkisiz takımlara puan kaybedebiliyor. Bir Kıbrıs takımından ziyade bir Portekiz ekolü var AEL'de. Yine de Kadıköy'de Fenerbahçe'ye karşı gelmesi güçtü. Hele ki bu taraftar atmosferinde... Star tv yayına yansıtmasa da; muhteşemmiş dün stat. Gidemediğime pişman olduğum bir tribün vardı. Emeği geçen arkadaşlara teşekkürler, emeklerine sağlık.
Fenerbahçe iyi başlayamadığı maçta Kuyt'ın golü ile kontrolü eline aldı. Maçı müthiş isteyen ve gol atmayı baştan beri hakeden Moussa Sow takımı rahatlattı. O dakikadan sonra Fenerbahçe sahada her istediğini yapan taraf oldu. İkinci yarıda fark daha da artabilirdi ancak şans biraz da AEL'in yanındaydı. 2-0 skor tahmin oynamıştım maça, mis gibi 5.25 orandan. Moussa Sow sağolsun, müthiş oynamasına rağmen biraz da şanssızdı. Üzüldüğüm tek nokta Recep Niyaz'ı az izlemek oldu. Rakip 10 kişi kalmışken oyuna girmeliydi, gerçekten son yıllardaki en potansiyelli genç oyuncumuz. İzlemek zevk veriyor.
Marsilya maçından gelen beraberlik müthiş oldu. Marsilya deplasmanından alınacak 1 puanla işi bitirebiliriz.
Raul Meireles'in takıma dönüşü müthiş etki yarattı. Adam bildiğin birinci sınıf orta saha. Fenerbahçe'ye gelmesine şaşırmıyorum elbette ama Türkiye Ligi'nde oynamayı nasıl kabul etti hâla inanamıyorum. Müthiş kazanç. Recep Niyaz gibi gençlerin; Alex'ten sonra örnek alacak ve birşeyler öğreneceği Kuyt ve Meireles gibi iki isme sahip olmak çok güzel duygu. Bu adamlar giderken kupalar bırakmasalar da; mutlaka farklı etkiler bırakırlar. AEL Limassol'u küçümsemek olmaz. Fenerbahçe ligde çok daha etkisiz takımlara puan kaybedebiliyor. Bir Kıbrıs takımından ziyade bir Portekiz ekolü var AEL'de. Yine de Kadıköy'de Fenerbahçe'ye karşı gelmesi güçtü. Hele ki bu taraftar atmosferinde... Star tv yayına yansıtmasa da; muhteşemmiş dün stat. Gidemediğime pişman olduğum bir tribün vardı. Emeği geçen arkadaşlara teşekkürler, emeklerine sağlık.
Fenerbahçe iyi başlayamadığı maçta Kuyt'ın golü ile kontrolü eline aldı. Maçı müthiş isteyen ve gol atmayı baştan beri hakeden Moussa Sow takımı rahatlattı. O dakikadan sonra Fenerbahçe sahada her istediğini yapan taraf oldu. İkinci yarıda fark daha da artabilirdi ancak şans biraz da AEL'in yanındaydı. 2-0 skor tahmin oynamıştım maça, mis gibi 5.25 orandan. Moussa Sow sağolsun, müthiş oynamasına rağmen biraz da şanssızdı. Üzüldüğüm tek nokta Recep Niyaz'ı az izlemek oldu. Rakip 10 kişi kalmışken oyuna girmeliydi, gerçekten son yıllardaki en potansiyelli genç oyuncumuz. İzlemek zevk veriyor.
Marsilya maçından gelen beraberlik müthiş oldu. Marsilya deplasmanından alınacak 1 puanla işi bitirebiliriz.
Lazio 3 - 0 Panathinaikos | UEL 4.Hafta
Panathinaikos grupta en kötü futbolu oynayan takım. Üç maçta sadece bir kere mağlup olmaları tesadüf. Özellikle Lazio karşısında aldıkları beraberliğe istinaden bunu söyleyebilirim. Dün akşam değil direnmek, en küçük bir ışık bile gösteremediler.
Lazio'da Libor Kozak'a çok dikkat etmek gerek. Çok değişik futbolcu. İlk yıllarında ümitli olmadığım, yakın zamanda Serie B'ye gider; oradan da Çek Ligi'ne geri döner diye düşündüğüm bir isimdi. Ancak özellikle son 2 yıldır takımda önemli bir rolü üstlendi. Yedek kulübesindeki kurtarıcı. Oynadığında ise sahadaki kurtarıcı. Oynamadığında kimsenin "Neden?" diye de sormadığı bir isim. Günümüz forvetleri güçlü olmak zorunda, Libor Kozak'ın böyle bir sıkıntısı var. Geçen seneye nazaran elbette daha iyi ama hâla yeterli kuvvette değil. Top kontrolü kötü. Tipine bakan sadece hava topu hakimiyeti var diye düşünse de; ayaklarına da son derece hakim. Dün akşam attığı ilk gol jeneriklik, ikinci gol uyanıklık. Çeklerin yeni Jan Koller'i olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Günümüzde azaldığını düşündüğüm pivot tipi santrafor modelinin akla ilk gelen ismi olması muhtemelen. Yeter ki daha çok oynasın, daha çok gol atsın. Radu ve Marchetti de nihayet takıma döndü. Zarate'nin ise etkisizliği devam ediyor. Eğer hâla üç beş veren bir arap kulübü varsa; Zarate satılmalı. Lazio iyi takım ama Hernanes dışında yıldızı yok. Floccari da dün sezonun ilk golünü attı, etkili de oynadı. Panathianaikos'un tek tehlikeli pozisyonu yok. Lazio'nun 8 gol girişimine, 1 gol girişimiyle cevap verdiler.
Lazio : Marchetti, Scaloni, Ciani, Cana, Radu, Gonzalez (67' Hernanes), Onazi, Ledesma (80' Lulic), Zarate, Floccari, Kozak (76' Klose)
Panathinaikos : Karnezis, Seitaridis, Vyntra, Spyropoulos, Couchoumis (59' Mavrias), Vitolo, Lazaros, Velazquez, Zeca (78' Lagos), Owusu Abeyie, Toche (24' Petropoulos)
Sarı Kartlar : Seitaradis, Vitolo, Velazquez, Cana
Goller : 23' ve 40' Kozak, 59' Floccari
Grupta oluşan son puan durumu ve kalan maçlar şu şekilde ;
Lazio 8
Tottenham 6
Maribor 4
Panathinaikos 2
22 Kasım
Panathinaikos - Maribor
Lazio - Tottenham
6 Aralık
Maribor - Lazio
Tottenham - Panathinaikos
Lazio'da Libor Kozak'a çok dikkat etmek gerek. Çok değişik futbolcu. İlk yıllarında ümitli olmadığım, yakın zamanda Serie B'ye gider; oradan da Çek Ligi'ne geri döner diye düşündüğüm bir isimdi. Ancak özellikle son 2 yıldır takımda önemli bir rolü üstlendi. Yedek kulübesindeki kurtarıcı. Oynadığında ise sahadaki kurtarıcı. Oynamadığında kimsenin "Neden?" diye de sormadığı bir isim. Günümüz forvetleri güçlü olmak zorunda, Libor Kozak'ın böyle bir sıkıntısı var. Geçen seneye nazaran elbette daha iyi ama hâla yeterli kuvvette değil. Top kontrolü kötü. Tipine bakan sadece hava topu hakimiyeti var diye düşünse de; ayaklarına da son derece hakim. Dün akşam attığı ilk gol jeneriklik, ikinci gol uyanıklık. Çeklerin yeni Jan Koller'i olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Günümüzde azaldığını düşündüğüm pivot tipi santrafor modelinin akla ilk gelen ismi olması muhtemelen. Yeter ki daha çok oynasın, daha çok gol atsın. Radu ve Marchetti de nihayet takıma döndü. Zarate'nin ise etkisizliği devam ediyor. Eğer hâla üç beş veren bir arap kulübü varsa; Zarate satılmalı. Lazio iyi takım ama Hernanes dışında yıldızı yok. Floccari da dün sezonun ilk golünü attı, etkili de oynadı. Panathianaikos'un tek tehlikeli pozisyonu yok. Lazio'nun 8 gol girişimine, 1 gol girişimiyle cevap verdiler.
Lazio : Marchetti, Scaloni, Ciani, Cana, Radu, Gonzalez (67' Hernanes), Onazi, Ledesma (80' Lulic), Zarate, Floccari, Kozak (76' Klose)
Panathinaikos : Karnezis, Seitaridis, Vyntra, Spyropoulos, Couchoumis (59' Mavrias), Vitolo, Lazaros, Velazquez, Zeca (78' Lagos), Owusu Abeyie, Toche (24' Petropoulos)
Sarı Kartlar : Seitaradis, Vitolo, Velazquez, Cana
Goller : 23' ve 40' Kozak, 59' Floccari
Grupta oluşan son puan durumu ve kalan maçlar şu şekilde ;
Lazio 8
Tottenham 6
Maribor 4
Panathinaikos 2
22 Kasım
Panathinaikos - Maribor
Lazio - Tottenham
6 Aralık
Maribor - Lazio
Tottenham - Panathinaikos
Tottenham 3 - 1 Maribor | UEL 4.Hafta
Tottenham'ın kendini bulacağı maç olacaktı. Çok rahat kazanılacak bir maçta Hugo Lloris stres yaptırdı. Defoe farkını konuşturdu. Maribor'un 3 maçta topladığı 4 puan sonuna kadar hakedilmişti. Ancak bu grupta çok da hayal kurmaması gereken bir takım. Lazio da, Tottenham da işi ciddiye alıyor.
Defoe'nin hat-trick yapması kendine olan güvenini arttırmıştır umarım. Son haftalarda iyi oynadığı maçlarda bile acayip goller kaçırıyor. Villas-Boas; Tom Carroll ve Kyle Naughton gibi gençlerini de oynatarak bir 3 puan aldı. Friedel'ın gölgesindeki Hugo Lloris ise yediği gol yüzünden bir süre daha gölgede kalacak gibi gözüküyor.
Tottenham : Lloris, Walker, Dawson, Vertonghen, Naughton, Huddlestone, Carroll, Lennon (90+1' Iago), Bale (86' Mason), Adebayor, Defoe (82' Dempsey)
Maribor : Handanovic, Mejac, Rajcevic, Arghus, Filipovic, Milec, Ibraimi, Mertelj (88' Dodlek), Cvijanovic (70' Mezga), Beric, Tavares (76' Komazec)
Sarı Kartlar : Mejac, Bale, Carroll
Goller : 22', 49', 77' Defoe; 40' Beric
Defoe'nin hat-trick yapması kendine olan güvenini arttırmıştır umarım. Son haftalarda iyi oynadığı maçlarda bile acayip goller kaçırıyor. Villas-Boas; Tom Carroll ve Kyle Naughton gibi gençlerini de oynatarak bir 3 puan aldı. Friedel'ın gölgesindeki Hugo Lloris ise yediği gol yüzünden bir süre daha gölgede kalacak gibi gözüküyor.
Tottenham : Lloris, Walker, Dawson, Vertonghen, Naughton, Huddlestone, Carroll, Lennon (90+1' Iago), Bale (86' Mason), Adebayor, Defoe (82' Dempsey)
Maribor : Handanovic, Mejac, Rajcevic, Arghus, Filipovic, Milec, Ibraimi, Mertelj (88' Dodlek), Cvijanovic (70' Mezga), Beric, Tavares (76' Komazec)
Sarı Kartlar : Mejac, Bale, Carroll
Goller : 22', 49', 77' Defoe; 40' Beric
Ne İzledim? #23
Son zamanlarda hayatım film, dizi ve oyunlardan ibaret... Film izlemeye ara veremiyorum. Hunted, Arrow, Leyla ile Mecnun, Şubat, The Walking Dead dizilerini günü gününe takip ediyorum. Sorsanız dizi kültürüne karşıyım. Nasıl bu kadar fırsat buldum bilmiyorum. Ekim, Kasım, Aralık ayları zaten yeni oyunları oynama ayları. Fifa oynuyorum artık, PES'i azalttım. NBA 2K13, Borderlands 2 ve son olarak Football Manager 2013 çıktı çıkalı hayattan soyutlandım. Yine de en çok tat aldığım elbette ki filmler... Bu asosyal durumdan çok memnun değilim ama en azından geçen ay 2 sefer sinemaya gitmişim.
Bir vizyon filmi olan ve çok beğendiğim, eşe dosta tavsiye edip hep olumlu yorum aldığım Ruby Sparks ile başlayacağım. Kitap gibi film olmuş. Ya da bu kitap olsaymış, film gibi kitap olmuş da
diyebilirdim. Her iki tadı da veriyor insana... Bir Brezilya yapımı
olan A Mulher Invisivel filmine de benziyor. O filmde de adam kafasında
bir kadın yaratıyor ve onun hayaliyle yaşıyor. Ruby Sparks tabi ki daha
kaliteli. 500 Days Of Summer tadı aldığım, son yarım saatlik bölümünde
biraz sinirlerimin bozulduğu, ilk yarısında ise müthiş eğlendiğim;
sonunda tebessüm bırakan kaliteli bir film. Geçen hafta vizyona girdi. Sevgiliyle izlenebilecek filmler listesine çok rahat girer. Filme giden çiftlerden erkek olan, sevgilisine "kadın davranışlarını kontrol edebilmek filmde bile imkansız ehehehe" mesajı verebilir.
Havadan mıdır nedir, bugün bir tarafım romantik ve duygusal uyandım. Dolayısıyla ilk olarak aşk filmlerini yazasım var. Çok romantik serseriyim kızlar ! Seeking a Friend For The End Of The World için söyleyebileceğim ilk şey; ismini bakmadan yazamadığım ve muhtemelen yazamayacağım bir film. Steve Carrell faktörü olmasa beklentiyle izler miydim ? Sanmıyorum.
Keira Knightley ne kadar çirkinleşmişse, film de bir o kadar güzel.
Hikayeyi sıradışı bulduğumu söylemeliyim. Akla gelmeyecek birşey değil
belki ama anlatımı hoşuma gitti. Sonunu müthiş beğendim, inanılmaz bir
duygu patlaması yaşadım :) Ruh halimdendir belki bilemiyorum. 7,5/10
puan verdim ben. Yok illa küsüratsız puan vermek gerekirse; 7,6 olarak
hesap eder 8'e tamamlarım. Kız arkadaşların ayıla bayıla izlediği Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Facebook'taki kız arkadaşlar sayesinde bunu bakmadan yazabiliyorum) filmini de katlar.
Türk Sineması'nda son yıllarda gördüğüm en iyi işlerden biri olmuş. Hayatımda ilk defa bir filme iki sefer gittim. İlk gittiğimde hiç konusunu dahi okumamıştım. Kadro çok iyi, Tuğçe Kazaz
dolayısıyla kadroda sırıtmış. Anlatım o kadar içten ki... Karadayı
dizisiyle Kenan İmirzalıoğlu'nu hep aynı rolleri oynuyor diye
eleştirmiştim. Bu filmde kısmen biraz daha farklı bir rolde, ayrıca
güleryüzlü. Çok başarılı. Babam ve Oğlum'dan beri izlediğim en sıcak
Türk filmi.
Filmle ilgili bir yorum gördüm, çok hoşuma gitti. Olduğu gibi
alıntılıyorum : "Artık insanlar eskiyor, sevgiler eskiyor; eskimeyen
ayakkabılar diye haykırmaya iten film olmuştur."
Filmdeki aşk ve dostluk hikayeleri; keşke o yıllarda yaşasaydım
dedirtirken, siyasi konular iyi ki o yıllarda yaşamamışım dedirtiyor.
Karışık duygular yaşatan, insanın yüzünde farklı bir gülümseme bırakan uzun bir hikaye. Filmin sonunda çalan Ah Bu Gönül şarkıları beni koltuğa çiviledi. Mustafa'nın aşklarına ayrı duygulandım. Çok yazasım var ama spoiler vermek de istemiyorum. Damla Sönmez müthiş güzel ve çok iyi oynamış. Ushan Çakır'a Leyla ile Mecnun'dan dolayı kızgınlığım olsa da bu filmde o da çok başarılı. Yer yer Ağğrda'yı görür gibi oldum. Hâla gidip izlemeyen varsa; gitsin izlesin. Bir filmin içine birden fazla hüzünlü hikaye sığdırılmış. Özcan Deniz'in fotokopi çekilmiş filminde ağlayacağınıza gidin bunda ağlayın.
Kaliteli komedi arayıp bulamayanlar için tavsiye edeceğim, tam arkadaş ortamıyla izlenecek komedi filmi. Klişelerden sıyrılıp
komedi filmi yapmak ve insanları güldürmek çok zor. Seth Rogen bu
filmde bunu başarmış. Epey kahkaha attığımız sahneler oldu. James Franco
ve Danny McBride bu filmle mi başladılar bilmiyorum ama yine birlikte
oynadıkları Your Highness filmi de oldukça komiktir. Ayrıca Amber
Heard'i nispeten daha çıtır görebiliyorsunuz. James Franco'nun araba kullandığı sahne en akılda kalıcı sahne, ayak sahnesi müthiş. Çok güldürgeçli.
Merak ettiğim fakat önyargıyla baktığım bir filmdi. Çok etkileyici sahneleri var, hani film
bittiğinde de üzerimde bir etki bıraktı. Ancak takıldığım ve başarısız
bulduğum pek çok sahnesi de var. Türk tarihi bu kadar büyük destanlarla
dolu olmasına rağmen böyle filmlerimiz yok diye kızıyordum. Rusların
var, Almanların var, Amerikalılar zaten herşeye film çekiyor. Böyle bir
Türk filmi elbette lazımdı ama bu kadroyla ve yönetmenle değil.
Özellikle animasyon sahneler çok kötü. Oyunculuklar kötü. Hele ki;
Constantine rezalet. Böyle bir filme aşk hikayesi sıkıştırmak da neyin
nesi anlamadım. Hele ki Dilek Serbest gibi bir isimle. Fatih Sultan
Mehmet'ten çok Ulubatlı Hasan'ın ön planda olması da anlamsızdı. İyi
yanları yok mu ? Elbette var. Nihayet böyle bir filmimiz olması güzel.
Etkileyici, tüyleri diken diken edici sahneler var. Başarı olarak
değerlendirirsek olmamış derim. 7 puan verme sebebim bıraktığı etki. 2,5 saatte aldık İstanbul'u çok şükür.
Bir öğrenci-öğretmen ilişkisi filmi olarak nitelendirmek doğru olmaz.
Film hayata dair pek çok sancıyı bünyesinde barındırıyor. Çok ağır bir
dram... Şu an için belki Amerika'nın eğitim sistemini gözler önüne
sermiş gözüküyor ama ileride Türk eğitim sisteminin geldiği nokta da
burası olabilir. Hatta şimdiden olduğu yerler de vardır. Adrien
Brody'nin oyunculuğu çok iyi. Filmin bu kadar beğenilmesinde büyük payı
olduğunu düşünüyorum. Çaresizliği çok iyi oynamış.
Film ağır bir dram... Anlatımı da ağır. Ben çok etkilenmedim ama filmi
değerlendirirsek 7/10 puan verilir.
İlk 1 saatini soluksuz ve zevkle izledim. Sonraki 50 dakikası ise berbat
ve sıkıcıydı. Elemanlar gerçekten sinir bozucu ve geriyordu. Ancak ne
sonu tatmin etti, ne filmin ikinci yarısı... Filmin verdiği, vermek istediği mesaj çok da umrumda değil. The Dreamers'da sümsük rolde oynayan Michael Pitt, bu filmde daha farklı bir rolü iyi canlandırarak başarılı bir iş yapmış. Filme 6,5 puan çok net yeterli.
İlk bakışta bir ergen filmi gibi gözükse de; sevdim ben. Başrolde sırf yakışıklı olsun diye Alex Pettyfer denen bir eleman ve Glee dizisiyle gençler arasında idol olmuş bir Dianna Agron (öyleymiş, ben de yeni öğrendim) oynatılmış. Hem gençlik filmi öğeleri, hem de fantastikliği bir arada barındıran
filmler genelde vasatı aşamıyor. Geç saatte, uykum olmasına rağmen bir
solukta izledim. Muhtemelen devam edecek, ikinci filmi de çıktığı gibi izlerim.
Sıradışı bir evlilikten, sıradışı bir ilişkiye geçiş süreci... Hani
nasıl diyeyim; ne evlilik "evlilik gibi evlilik" ne de ilişki "ilişki
gibi ilişki"... Duygular çok net yansıtılmış, oyunculuklar başarılı.
Seth Rogen'in dram oyunculuğu beni şaşırttı. Yine çok donuk bulduğum
Michelle Williams da bu donuk Margot rolü için uygun bir isim olmuş.
Farklı bir tat aldım ama gereksiz müstehcen sahneler de yok değil. Müzikleri çok iyi. Leonard Cohen-Take This Waltz ve Buggles-Video Killed The Radio Star filme güzellik katıyor.
Belki tepki göreceğim ama filmi çok beğenmedim maalesef. Beklentilerim
vardı, görür görmez ileri sara sara bir göz atmıştım. Çekimler, renkler
adeta Instagram'da oynanmış fotoğraflar gibiydi. Dolayısıyla konunun
işlenişi ve sürükleyici olmayışı beni filme çekemedi. İzledim ama sıcak
bir bağ kuramadım. Bittiğinde jeneriğini bile okumadan kapattım
mesela... Edward Norton'un oyunculuğu elbette başarılı. Bill Murray'i ise
pek sevmiyorum.
Uzun zamandır böyle samimi bir romantik film izlememiştim. İnsan
kaderinden ne kadar kaçabilir ki ? Sıradışı değil ama samimi... Amanda
Peet'in filmin başındaki hali çok tatlı. Adeta bir Scott Pilgrim'deki
Ramona. Öte yandan küçük bir sahnede de olsa Ashton Kutcher'ı yine
çıplak görüyoruz. Eleman kendimden sonra en çok çıplak gördüğüm erkek
resmen, sanat için soyunan kardeşlerimizden.
Şimdilerin modası amatör kamerayla çekilmiş filmler... Project X
başlangıçta tipik bir gençlik ve parti filmi havası veriyor. Parti
ilerledikçe de bana çok düz bir film gibi geldi. Ama olayların gidişatı
ve partinin gerçekten çılgın noktalara ulaşması oldukça eğlendirdi.
Kapıdaki korumaların sahneleri efsane. Çekimlerin de etkisi var mı
bilmiyorum ama bir filmden ziyade gerçekten partideki her ânı yaşatan
bir yapım olmuş. Ben de Gebze'nin en çılgın partisini yapıp sevmediğim yerleri ateşe vereceğim. Çok gaza geldim.
Vasatı aşamamış bir film. Son zamanlarda gördüğüm başrole en yakışmayan
başrol oyuncusu. Geçenlerde I am Number Four filmini izlemiş,
beğenmiştim. Bu filmin konusunu da biraz ona benzettiğimden hevesle
izledim. Ancak çok yetersiz bir film olduğunu düşünüyorum. Boş zamanda
belki izlenebilir, zaman kaybı diyemem ama en başta söylediğim gibi
vasat bir film.
Bkz. Ne İzledim? #1
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7
Bkz. Ne İzledim? #8
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7
Bkz. Ne İzledim? #8
Akhisar 1 - 2 Fenerbahçe | STSL 10.Hafta
Ligde hâla çok iyi futbol oynayan bir takım yokken; Fenerbahçe'nin oynadığı kötü futbolun kabul edilebilir olması normal aslında. Ancak bunun her maç tekrar edilmesi kabul edilemiyor işte. Yürekli futbolculardan kurulu, savaşmayı seven futbolculardan kurulu Fenerbahçe; kötü bir futbol oynamaya devam ediyor. Akhisar deplasmanından gelen 3 puan da; kötü oynarken alınması önemli olan 3 puanlardan biri oluyor.
Fenerbahçe istatistik olarak yenildiği maçlarda bile rakibine üstünlük sağlıyor. Ancak bu pas yüzdesi için Fenerbahçe'nin bu kadar yavaş oynamasına gerek yok. Fenerbahçe zaten bildim bileli rakiplerine istatistiksel üstünlük sağlayan bir takım. Bu yüzdendir ki; adı Fenerbahçe. Bu yavaş ve temposuz futbol çıkmazından bir an önce kurtulmamız lazım. Biraz bireysel performanslara değinip kısa keseceğim bu hafta. Sow haftalardır müthiş diri ve müthiş mücadele ediyor. Bu hafta mücadele etmeye devam etti ama genel formu çok düşüktü. Hasan Ali'nin de form düşüklüğü devam ediyor. Bekir ve Serdar idare ettiler, bunda rakip forvetin etkisizliği de vardı elbet. Gökhan Gönül'deki son haftalardaki kıpırdanma beni sevindiriyor. Nitekim takım otobüsündeki açıklamalarını duymak da mutlu etti. Mehmet Topuz'un yokluğu saha içindeki dinamizmi çok etkiliyor. Selçuk Şahin konusunda ise artık yorum yapmamaya çalışacağım. Görev adamı, görevini yaptı ve galibiyet getiren golü de attı. Stoch ise alıyor, veriyor, hareketli; ancak hücumda çok etkisiz. Kuyt üstün mücadelesini performansa da yansıttı ve galibiyeti getiren isim oldu.
Orduspor maçıyla taraftar-takım bütünlüğü tekrar başlıyor başlamasına da; tepkiden de çekinmiyor değilim.
Fenerbahçe istatistik olarak yenildiği maçlarda bile rakibine üstünlük sağlıyor. Ancak bu pas yüzdesi için Fenerbahçe'nin bu kadar yavaş oynamasına gerek yok. Fenerbahçe zaten bildim bileli rakiplerine istatistiksel üstünlük sağlayan bir takım. Bu yüzdendir ki; adı Fenerbahçe. Bu yavaş ve temposuz futbol çıkmazından bir an önce kurtulmamız lazım. Biraz bireysel performanslara değinip kısa keseceğim bu hafta. Sow haftalardır müthiş diri ve müthiş mücadele ediyor. Bu hafta mücadele etmeye devam etti ama genel formu çok düşüktü. Hasan Ali'nin de form düşüklüğü devam ediyor. Bekir ve Serdar idare ettiler, bunda rakip forvetin etkisizliği de vardı elbet. Gökhan Gönül'deki son haftalardaki kıpırdanma beni sevindiriyor. Nitekim takım otobüsündeki açıklamalarını duymak da mutlu etti. Mehmet Topuz'un yokluğu saha içindeki dinamizmi çok etkiliyor. Selçuk Şahin konusunda ise artık yorum yapmamaya çalışacağım. Görev adamı, görevini yaptı ve galibiyet getiren golü de attı. Stoch ise alıyor, veriyor, hareketli; ancak hücumda çok etkisiz. Kuyt üstün mücadelesini performansa da yansıttı ve galibiyeti getiren isim oldu.
Orduspor maçıyla taraftar-takım bütünlüğü tekrar başlıyor başlamasına da; tepkiden de çekinmiyor değilim.
Catania 4 - 0 Lazio | Serie A 11.Hafta
Son maçtan sadece 1 puan alan Lazio cephesinde işler normal bir Lazio sezonuna döndü. Yine lige iyi başlangıç, yine iyi futbol; yine devamının gelmemesi ve düşüşe geçilmesi. Kadrodaki oyuncuların kapasitesinden kaynaklanan birşey ama daha kalitesiz takımlara karşı mağlup olunması mental sorunlar da olduğunu gösteriyor.
Maçın üç kırılma anı var. İlki maç 0-0 iken Rocchi'nin kaçırdığı pozisyon. İkincisi maç 1-0 iken Mauri'nin kaçırdığı pozisyon. Üçüncüsü ise Lodi'nin penaltı golü. 0-0 iken bastıran, 1-0 iken çevirmeye çalışan Lazio; o ikinci golle birlikte bitti. Alejandro Gomez'in golünde Bizzarri'ye çok kızdım. Sert gelen bir toptu ama adeta kolunun içinden geçmesi kabul edilemez. İlk kez Marchetti'yi bu kadar bariz arattı. 2-0'a kadar 2-0lık top oynamayan Catania; 2-0'dan sonra akıllı oynarak 4-0'lık skoru haketti.
11 Kasım'da Roma derbisi oynanacak. Lazio için diriliş maçı gözüyle bakılacak. Zeman'ın Roma'sı karşısında Lazio'nun şansını yüksek görüyorum.
Maçın üç kırılma anı var. İlki maç 0-0 iken Rocchi'nin kaçırdığı pozisyon. İkincisi maç 1-0 iken Mauri'nin kaçırdığı pozisyon. Üçüncüsü ise Lodi'nin penaltı golü. 0-0 iken bastıran, 1-0 iken çevirmeye çalışan Lazio; o ikinci golle birlikte bitti. Alejandro Gomez'in golünde Bizzarri'ye çok kızdım. Sert gelen bir toptu ama adeta kolunun içinden geçmesi kabul edilemez. İlk kez Marchetti'yi bu kadar bariz arattı. 2-0'a kadar 2-0lık top oynamayan Catania; 2-0'dan sonra akıllı oynarak 4-0'lık skoru haketti.
11 Kasım'da Roma derbisi oynanacak. Lazio için diriliş maçı gözüyle bakılacak. Zeman'ın Roma'sı karşısında Lazio'nun şansını yüksek görüyorum.
Tottenham 0 - 1 Wigan | EPL 10.Hafta
Bu nasıl skor, bu nasıl Tottenham Allah aşkına ? Maçtan önce handikap yapar mı ? Kaç gol atar hesabı yapıyordum. Wigan hesapları alt üst etti.
Tottenham'ın iyi futbol oynamaya çalıştığı, zaman zaman da iyi oynadığı âşikar. Ancak kabul etmek gerekir ki; Tottenham Redknapp'ın istikrarlı Tottenham'ı değil. İlk yarıda Tottenham her çıkışında Wigan'a kontraatak şansı verdi. Wigan hemen hemen her pozisyonda tehlikeli kontraya çıktı. Arouna Kone bu sisteme tam oturmuş. Wigan'ın kontraataklarına yön veren isimdi. Tottenham'ın yediği gol bile garipti. Fileye değmeyen golleri oldum olası sevmem. Ancak Friedel'ın kale içerisinde bile hâla topu tutmaya çalışmasını takdir ettim.
Golü yedikten sonra Adebayor oyuna girdi. Golcü nihayet sahalara döndü, ancak oyunda kaldığı sürede etkili olamadı. Tottenham golü yedikten sonra yüklendi, ancak Wigan iyi savunma yaptı. Çizgiden top çıkarmalar falan... Wigan savunması direndi ve kazandı.
Tottenham hesapta olmayan bir mağlubiyet aldı. Haftayı 5. sırada kapattı. Wigan ise kümede kalma savaşında değeri son haftalarda anlaşılacak kritik bir 3 puan aldı. Tottenham haftaya City deplasmanına gidiyor. Villas-Boas'a Mancini karşısında şans vermiyorum.
Tottenham'ın iyi futbol oynamaya çalıştığı, zaman zaman da iyi oynadığı âşikar. Ancak kabul etmek gerekir ki; Tottenham Redknapp'ın istikrarlı Tottenham'ı değil. İlk yarıda Tottenham her çıkışında Wigan'a kontraatak şansı verdi. Wigan hemen hemen her pozisyonda tehlikeli kontraya çıktı. Arouna Kone bu sisteme tam oturmuş. Wigan'ın kontraataklarına yön veren isimdi. Tottenham'ın yediği gol bile garipti. Fileye değmeyen golleri oldum olası sevmem. Ancak Friedel'ın kale içerisinde bile hâla topu tutmaya çalışmasını takdir ettim.
Golü yedikten sonra Adebayor oyuna girdi. Golcü nihayet sahalara döndü, ancak oyunda kaldığı sürede etkili olamadı. Tottenham golü yedikten sonra yüklendi, ancak Wigan iyi savunma yaptı. Çizgiden top çıkarmalar falan... Wigan savunması direndi ve kazandı.
Tottenham hesapta olmayan bir mağlubiyet aldı. Haftayı 5. sırada kapattı. Wigan ise kümede kalma savaşında değeri son haftalarda anlaşılacak kritik bir 3 puan aldı. Tottenham haftaya City deplasmanına gidiyor. Villas-Boas'a Mancini karşısında şans vermiyorum.
Lazio 1 - 1 Torino | Serie A 10.Hafta
Maçı keyif almak için değil de; göz ucuyla takip edebildim. Hernanes'in olmadığı Lazio keyif vermekten uzak kaçabilir diye düşünüyordum. Ancak kabul etmek gerekir ki; Candreva da çok iyi. Hem Hernanes, hem Ederson olmayınca Petkovic tek forvetli sistemini değiştirdi ve maça Klose-Rocchi ikilisiyle başladı. Torino'nun kadrosu sanki her zamankinden daha zayıf gibi. Üstelik lige de eksi puanla başladılar.
Hernanes'in eksikliği illa ki hissedildi. Zayıf takımın, güçlü takıma karşı deplasmanda yapabileceği en iyi senaryo olan duran toptan gol atma senaryosunu bu kez Torino gerçekleştirdi. Glik'in golüyle 1-0 öne geçtiler. Lazio golden sonra toparlamaya çalışsa da; çok etkili pozisyonlar bulamadı. İkinci yarıda ise daha etkili bir Lazio vardı. Mauri ile beraberlik golü geldi. Kaptan Rocchi ile de galibiyet golleri kaçtı. Lazio istatistiklerde çok üstün gibi gözükmesine rağmen, futbol olarak rakibine aman aman bir üstünlük sağladı diyemem.
Lazio : Bizzarri, Konko, Biava, Dias, Lulic, Cana, Gonzalez (58' Cavanda), Candreva (85' Brocchi), Mauri, Rocchi (74' Floccari), Klose
Torino : Gillet, Darmian, Glik, Rodriguez , D'ambrosio, Cerci (86' Birsa), Brighi, Gazzi, Santana, (58' Stevanovic), Bianchi, Sgrigna (62' Meggiorini)
Sarı Kartlar : Biava, Cana, Klose, Rodriguez
Goller : 10' Glik, 57' Mauri
Lazio'nun bu haftaki tek şansı, Napoli'nin dün akşam puan kaybetmesi oldu. Haftasonu Catania deplasmanı...
Hernanes'in eksikliği illa ki hissedildi. Zayıf takımın, güçlü takıma karşı deplasmanda yapabileceği en iyi senaryo olan duran toptan gol atma senaryosunu bu kez Torino gerçekleştirdi. Glik'in golüyle 1-0 öne geçtiler. Lazio golden sonra toparlamaya çalışsa da; çok etkili pozisyonlar bulamadı. İkinci yarıda ise daha etkili bir Lazio vardı. Mauri ile beraberlik golü geldi. Kaptan Rocchi ile de galibiyet golleri kaçtı. Lazio istatistiklerde çok üstün gibi gözükmesine rağmen, futbol olarak rakibine aman aman bir üstünlük sağladı diyemem.
Lazio : Bizzarri, Konko, Biava, Dias, Lulic, Cana, Gonzalez (58' Cavanda), Candreva (85' Brocchi), Mauri, Rocchi (74' Floccari), Klose
Torino : Gillet, Darmian, Glik, Rodriguez , D'ambrosio, Cerci (86' Birsa), Brighi, Gazzi, Santana, (58' Stevanovic), Bianchi, Sgrigna (62' Meggiorini)
Sarı Kartlar : Biava, Cana, Klose, Rodriguez
Goller : 10' Glik, 57' Mauri
Lazio'nun bu haftaki tek şansı, Napoli'nin dün akşam puan kaybetmesi oldu. Haftasonu Catania deplasmanı...
























