Lazio 3 - 0 Novara | Serie A 14.Hafta

Novara İtalya'da sempatik bulduğum bir takım. Serie B'ye yükseldiği sezonun ertesinde Serie A'ya çıkması ve geçen sene bahis oynadığım zamanlarda beni yanıltmaması ve Laziovâri renkleriyle beğendiğim bir takım. Kadrosu diğer takımlara göre oldukça yetersiz gözüküyor ve muhtemelen küme düşme adaylarından biri. Geçen hafta Juventus mağlubiyetiyle zirve yarışından biraz aşağı inen Lazio ise; Novara karşısına tekrar yarışta gözükmek için çıktı. Beklentim zor bir galibiyetti, kolay oldu.

İlk gol Giuseppe Biava'dan, diğer goller ise Kaptan Rocchi'den geldi. Goller yan toplardan. Novara kalecisi Ujkani'nin yan toplarında ciddi bir zaafı varmış gibi gözüktü. Özellikle Biava'nın golünde; ne Biava topa kafa vurmayı biliyor, ne de Ujkani topa çıkmayı. Kalecinin hatası ağır basınca Biava'nın topu da ağlarla buluştu. Stankevicius iyi oturdu Lazio savunmasına. Ben Dias'ı Biava'dan daha çok beğeniyorum. Ama bir süre Biava-Stankevicius ikilisinin oynamasından yanayım.

Inter, Roma, Fiorentina gibi takımların berbat bir sezon geçirdiği Serie A'da; Lazio bu gidişatını sürdürmeli ve en azından ilk 3'te yer bulmalı. 15.Haftada lider Juventus Roma'ya konuk olacak. Puan kaybı muhtemel... Lazio ise ligin dibindeki Lecce ile oynayacak. Milan ya da Udinese önümüzdeki haftayı lider kapatabilir.
6 Aralık 2011 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Ne İzledim? #12

Kasım ayı oyun ayı dostlar. Dolayısıyla; bilgisayar oyunu oynamaktan film izlemeye pek vakit ayrılamıyor. Ha bir de hiç yapmam dediğim birşey yaptım. Yabancı dizi akımına tutuldum. Aslında Chuck,Spartacus gibi demirbaş dizilerim vardı ama ipin ucunu kaçırmak istemiyordum. The Walking Dead, Game Of Thrones gibi dizileri izledim. Çerez niyetine de 2 Broke Girls, New Girl, Blue Mountain State var. Yani; bu sefer az filmden bahsedebileceğim.
Gençlik filmlerinin pek çoğunu izlemişimdir. Genelde "vakit geçsin" düşüncesiyle izlediğim filmlerdir. Sayısı çok fazladır, çok azı kalitelidir. İşte onlardan biri de; 10 Things I Hate About You. 1999 yapılmış bu filmi 12 sene sonra izlediğim için bir pişmanlık duymadım değil. Diğer gençlik filmlerine göre bir artısı; belaltı esprilerin azlığı. Ancak bundan çok daha fazlasını sayabilirim. Ayrıca oyuncu kadrosu oldukça kaliteli ve rollerin hakkı verilmiş. Yine Heath Ledger'ı izlerken içim burkuldu. Casanova filmindeki gibi hayat dolu bir role hayat vermiş. Film çekildiğinde henüz pişmemiş olduğunu düşünürsek; çok iyi bir performans sergilemiş hani. Keşke yaşasaydı da; daha fazla filmini izleyebilseydik. Filmle alakalı iki saçma notum var.

İlk notum; Filmi izlemeden, izlemek aklımda dahi yokken bir gün önce; Can't Take My Eyes Of You şarkısını mırıldanıyordum. Bu filmde de Heath Ledger'ın şarkıyı söylediği sahneyi görünce paradoks dolu anlar yaşadım. İkinci notum ise; Heath Ledger ve sevgilisi rolünü oynayan Julia Stiles'ın yüz benzerliği acayip. Sadece ben mi benzettim bilmiyorum ama birbirlerine çok benziyorlar. Kardeş rolü falan da oynayabilirlermiş.

Bir filmde Danny McBride varsa, aşırı dozda küfür vardır. Normalde komedi filmlerinden küfürden çok rahatsız olan bir izleyici değilim. Ancak bu filmde çok abartı, çok gereksiz küfürler var. Danny McBride'ın Your Highness filmini sevmiştim ama bunu pek sevemedim. Sabun köpüğü bir film.
Before Sunrise izlemeye başladığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Konusunu okumadım, ne tür bir aşk filmi izleyeceğimden habersizdim. Filmin konusu; trende tanışan iki gencin birbirleriyle zaman geçirmeleri ve aşık olmaları üzerine kurulu. Zaten tanışma ve kaynaşma olayı da çok hızlı gelişiyor. Ancak filmi farklı kılan aşktan ziyade felsefik yaklaşımlar. Samimi ve yerinde tespitler var. Zaman zaman sıkılır gibi oldum ama doğallığı filmin içinde kalmama yetti. Herkesin başına gelebilecek bir hikaye. Mükemmeli her zaman uzakta buluruz çünkü. Bak yine duygulandım... Bir efkar,bir efkar sorma... İkinci filmini de en kısa zamanda izleyeceğim. Gerçi böyle söyleyince aylar geçiyor izlemiyorum.

İdiot ağır olmuş be sanki... Saf, temiz bir karakter Ned. Biraz fazla mal ama olsun. Ben Ned karakterini Lars And The Real Girl'de Ryan Gosling'in canlandırdığı Lars karakterine benzettim. Film de; insanı sebepsizce mutlu edebilen, gülümsetebilen bir film olmuş. Oyuncu kadrosunun biraz altında bir yapım olduğunu kabul ediyorum. Bu arada Paul Rudd, Şenay Gürler'in sakallı versiyonu gibi.

Klişe gibi gözüken bir "vücut değiştirme" teması işlenmiş olsa da müthiş eğlendim izlerken. Zaten "The Hot Chick" filmi de favori komedilerimdendir. Çok kaliteli bir komedi filmi. Bebekli sahneler kahkaha attırıyor. Uzun zamandır bu kadar güldüğüm bir film hatırlamıyorum. En son "Tucker and Dale", "Paul", "Your Highness" filmlerinde gülmüştüm. Ayrıca The Change Up'taki Olivia Wilde > Diğer tüm filmlerindeki Olivia Wilde 7,5/10 veriyorum. Komedi sevenler mutlaka bir şans vermeli panpalar.

5 Aralık 2011 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Fenerbahçe 4 - 2 Ankaragücü | STSL 13.Hafta

Beklendiği gibi iddianame tam Galatasaray maçı öncesi açıklandı. Fenerbahçe'nin durumu zaten malum... Cumartesi sabahı Ankaragücü maçı var diye uyanıp, öğleden sonra küme düşürüldüğümüzü bile öğrenebileceğimiz süpersonik bir adalet sistemimiz var. Taraftar futbolu umursamıyor. Sadece ben değilim, kimse umursamıyor. Futbol ve skor arka planda. Öncelik Fenerbahçe'nin hakları, Fenerbahçe'ye verilmesi gereken destek.

Kadroda kim var,kim yok onu bile maçın başında kadroları anons ederken öğreniyorum. Rakip takım kadrosuna ise hiç bakmıyorum. Fenerbahçe'm yine Kocaman Aykut ve Kaptan Alex önderliğinde sahaya çıkıyor. Alex sahaya adımını atar atmaz tribünlerde öyle bir heyecan... Yine şampiyonluk tezahüratları, yine maçın başlangıç düdüğüyle omuz omuza. Hayatımda ilk kez görüp tribünde omuz omuza yaptığım insanlar yine benim kardeşim, arkadaşım, abim, ablam... En güzeli de; onca hakkı yenen, emekleri çalınan futbolcularımız alınterlerinin son damlasına kadar mücadele ediyor. Tek amaçları yine Fenerbahçe'ye layık olmak, yine tribündeki bizleri mutlu edebilmek. Bunu yaparken futboldan da zevk alabiliyorlar. Bu da tribündeki bizleri mutlu etmeye yetiyor. Geçirdiğimiz zor günlerde, en azından bize hakettiğimizi veren futbolcularımızla ve hocalarımızla gurur duyabiliyoruz.

Fenerbahçe tribünü benim için her zaman güzeldir. İyi/Kötü bir yana; tribündeki insan her zaman güzeldir. Bazen tezahürata katılım çok olur, kötü bir tribün atmosferi oluşur. Ama tek amaç Fenerbahçe'nin kazanmasıdır. Herkes Fenerbahçe için dua eder. Dün böyle güzel bir ortam vardı işte... Bu sezonun en güzel tribünlerinden biri ilk taraftarlı maçımız olan İstanbul Belediye maçıydı. Karabük maçında ise çok keyifli bir tribün vardı. Dün ise; her ikisi mevcuttu. Hem tezahüratlara katılım olması gerektiği kadar fazla, hem de keyifli bir tribün vardı.

Futbolumuz da göz doldurdu. 2 gol yedik ama çok pozisyon vermeden yedik. Ankaragücü kötü takım. Biz de açıklarını bilerek oynadık. Stoch'un iştahlı futbolu mükemmel gollerini getirdi. Aynı zamanda taraftarın Stoch'u bağrına bastığı bir maç olmasını sağladı. Geçen hafta çok önemli bir pozisyonu harcamış ve eleştirilere maruz kalmıştı. Yine bu sezon form grafiği oldukça yüksek olan Cristian Baroni'nin de güzel bir füzesini izledik. 2 sene önce Ankara'da da Ankaragücü'ne benzer bir gol atmıştı. Hani şu Serkan Kırıntılı'yı bağlayıp rahat kazandığımız maç (!). Beni en çok sevindiren ise Dia'nın golü oldu. Sakatlıktan yeni çıkan Issiar Dia, biraz da şans faktörüyle önünde bulduğu topu gol yapınca ayrı mutlu oldum. Dia ve Stoch benim Fenerbahçe'de uzun yıllar görmek istediğim oyuncular. Dia'yı geçen sezonki kadar mutlu görmediğimde üzülüyorum. Ayrıca attığı her golden sonra tribünlere koşup, sevincini taraftara sarılarak yaşamasını samimi buluyor ve seviyorum. Şimdi dandik ligin en kayda değer maçı olarak gözüken derbi var. Galatasaray'a karşı yine kazanmak için gideceğiz. Skordan çok Emre'nin oynayıp oynamayacağını merak ediyorum. Lütfen oyna Emre...

Fenerbahçe 13.Hafta geride kalırken hâla ligde lider. Galatasaray ise gönüllerin şampiyonluğu unvanına ve kumpas yardımıyla seneye Şampiyonlar Ligi'ne gitmeye en yakın takım olarak gözüküyor.
4 Aralık 2011 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 3 - 0 Bolton | EPL 14.Hafta

Paok mağlubiyetiyle hayal kırıklığı yaratan Tottenham, dün evinde Tuncay'ın takımı Bolton'ı ağırladı. Bolton kaliteli kadrosuna ve iyi bir menajere sahip olmasına rağmen ligde kalma mücadelesi veriyor. Tabi ki bu kötü gidişatta Owen Coyle'un payı var. Ancak Coyle benim ligde en sempatik bulduğum ve başarılı olabileceğine inandığım bir menajer. Bir diğeri Ian Holloway'di gerçi, Blackpool küme düştü :)

Tottenham maça Bale'in korner organizasyonunda ön direkte attığı golle 1-0 önde başladı. Selçuk Şahinvâri bir ön direk golüydü der, İngiliz futbolseverlerin tepkisini çekerim. Gary Cahill'in 18. dakikada gördüğü kırmızı kart, Tottenham için kolay gözüken bir maçın üzerine bal kaymak oldu. Tottenham'ın özellikle 30. dakikadan ilk yarı bitene kadar oluşturduğu sert bir baskı ve yakaladığı bol miktarda gol pozisyonu var. Bu pozisyonlar golü getirmedi. Daha doğrusu hâla ligin en iyi kalecilerinden biri olduğunu düşündüğüm Jaaskelainen geçit vermedi.

İkinci yarıda 50.dakikada Lennon'ın attığı gol ile skor 2-0 oldu ve Tottenham rahatladı. Defoe 60'da skoru 3-0'a getirdi. Yine bol miktarda gol pozisyonu kaçtı ve önemli bir fark yemekten kurtulan Bolton oldu. Owen Coyle için söyleyeceğim son şey; Klasnic'i tekrar futbola döndürdü ve takıma kazandırdı. Keşke aynısını da Tuncay için yapsa...

Gallerli Gareth Bale, geçtiğimiz hafta yaşamını yitiren Galler futbolunun unutulmaz isimlerinden Gary Speed'i anmayı ihmal etmedi. Bale maça "RIP Gary Speed" yazan özel bir kramponla çıktı ve golden sonra kramponunu objektiflere gösterdi.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Vaslui 0 - 0 Lazio | UEL 5.Hafta

Vaslui dirençli takım. Lazio ilk maçta gruptaki ekstra puan kaybını yapmıştı. İyi oynadığı Lizbon maçını da kaybetmişti, ancak evinde vasat bir Rumen takımını yenememek daha ekstra bir kayıp olsa gerek. Üstelik Vaslui'nin orada aldığı 1 puan; Vaslui'yi yarışın içine sokan ve tutan 1 puan olarak da nitelendirilebilir.

Dün gece oynanan maçın hakkını beraberlik olarak söyleyebiliriz. İki takımın da yer yer etkili, yer yer cılız; sonuç olarak gol olabilitesi düşük atakları oldu. Rocchi ile beraber Lazio'nun daha baskılı oynadığını düşünüyorum. Vaslui'nin oyun şablonu kaptanları Adailton üzerine kurulu. Adailton'un duran toplarına da çok güveniyorlar.

Son hafta maçları çok kritik. Lizbon gruptan çıkmayı garantiledi. Belki yedek ağırlıklı çıkarlar Lazio deplasmanına. Vaslui ise; Zürih deplasmanına gidecek. Zürih'in şansı kalmadı. Ancak Vaslui klasman olarak Zürih'ten iyi bir takım değil. Çok hayati 2 maç oynanacak. Lazio zora soktuğu şansını değerlendirmek için Lizbon'u yenmek zorunda.
2 Aralık 2011 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 1 - 2 Paok | UEL 5.Hafta

Futbolun adaletsiz olduğu akşamlardan biri Londra'da yaşandı dün. Avrupa Ligi'ni pek umursamayan Redknapp; yine yedek ağırlıklı fakat daha tecrübeli bir kadroyla sahaya çıktı. Dünkü kadro diğer maçlara nazaran gerçekten kalitenin ağır bastığı, Paok'u yenebilecek bir kadroydu.

Maça başlar başlamaz yenilen 2 gol, Tottenham'ın gardını düşürdü. Corluka'nın Tottenham klasında olmadığını hep söylüyorum. Dün berbattı, ağır kaldı. Paoklu Georgiadis'e karşı epey zorlandı. İşler kötü giderken bir şans doğdu Tottenham'a. Hakem tartışmalı bir penaltı kararı verdi ve Stafylidis'i kırmızı kartla oyundan attı. Şahsi düşüncem; penaltı olmadığı yönünde. Bu karar maçın gidişatını da oldukça değiştirdi. Hem gol geldi, fark 1'e indi. Hem Tottenham maçı tek kaleye döndürdü. Haa Tottenham bastıracaktı, rakip yarı alana yerleşecekti. Ancak Paok bu ataklara karşı bu kadar aciz kalmayacaktı.

İkinci yarı tek kale oynandı maç. Tottenham dünyaları kaçırdı, inanılmaz goller kaçtı. Çok tartışılacak bir hakem kararı var yani. Defoe'nin ofsayt gerekçesiyle sayılmayan golünde kale çizgisi üzerinde yatan bir Paoklu futbolcu vardı. Yine Tottenham'ın 5-6 kişiyle ofsayta kaldığı bir duran top organizasyonu var ki; evlere şenlik. Bale'in oyuna girmesi de kaderi değiştirmeye yetmedi. Tottenham işini mucizelere bıraktı. Tottenham gibi kupayı kazanabilecek bir takımı turnuvada izlemek varken; Paok,Rubin gibi sıkıcı takımlara kaldık. Son maçta olması gereken senaryo; Paok, Rubin Kazan'ı yenmeli. Tek fark olduğunu düşünürsek; Tottenham'ın Shamrock'a deplasmanda en az 5 fark atması gerekecek. 5 dediğimiz rakam; Tottenham'ın grupta 5 maçta attığı gol sayısına eşit. Yazık oldu.
1 Aralık 2011 Perşembe
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 96 - 82 Galatasaray | TKBL 6.Hafta

Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kötü bir oyunla kaybetmiştik. Yine kötü oynadığımız maçlar oldu. Birsel'in oynatılmaması, sürekli Babkina'nın tercih edilmesi ve beklenileni verememesi, takım içinden de gelen birkaç can sıkıcı duyum olması gibi sorunlara rağmen Euroleague'de namağlup tek takım olmayı da sürdürdük.

Bugünkü Galatasaray maçına oyuncularımız her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Kupası rövanşı olarak baksalar da; taraftarın bakış açısı çok farklıydı. Galatasaray'ı mağlup etmek Fenerbahçe için yeni birşey değil... Bugünkü maçın önemi Taurasi'den sorulacak hesaptı. Yer yer küfürlü tezahüratlar duyuldu, çok abartı olmadığını düşünüyorum. Taurasi'ye tepkiyi ıslıkla ve tezahüratlarla veren bir Fenerbahçe taraftar profili vardı Caferağa'da. Taurasi çok daha fazlasını haketti, o ayrı. Ama böyle bir durumda biz Galatasaray'a konuk olsaydık; oyuncumuza verilen tepki çok daha farklı olurdu. Bu yüzdendir Galatasaraylıların hala Emre Belözoğlu'ndan intikam almayı beklemeleri... Taurasi'nin bugün kudurmuşçasına sağa sola saldırışı, eski takım arkadaşlarına yapmış olduğu kasti fauller ne karakterde bir insan olduğunu gözler önüne serdi. Oyuncu demiyorum, oyunculuğu da geçtim; ben insanlıktan bahsediyorum. Olayda haklılık, haksızlık vardır. Camiaya kin duyarsın, saygı duymazsın anlarım. Ancak eski takım arkadaşlarına yapılan kasti faullere anlam veremiyorum. Bugün bu çirkeflikteki Taurasi'nin oynadığı adil olmazdı.

İlk yarıdaki dengeli oyun, iki takımın da basit hataları skorda fark getirmedi. Hakemlerin maç boyu sergilediği rezalet performans pek çok pozisyonda barizdi. İkinci yarıda bambaşka bir Fenerbahçe vardı ve üçüncü çeyrekte çok rahat bir şekilde farkı açtık. Son çeyrekte 20 sayıya kadar çıkardık. Sonuçta 96-82'lik skor çıktı. Gönül isterdi, 100 olsun.

Galatasaray Kadın Basketbol Takımı'nın yabancıların sürüklediği bir takım olduğu, yerli kalitesinin yerlerde süründüğü ortada. İstatistiklere de bu şekilde yansıyor zaten... Fenerbahçe'de ise yine Birsel ve Nevriye'nin skora katkısı vardı. Angel ise 24 sayı,5 ribaund, 2 asist ile maçın kazanılmasında başroldeydi. Matovic ve Penny de 15'er sayı kaydetti.

Maçı kazanan Fenerbahçeli oyuncular, ezeli rakiplerini tek tek tebrik ederek uğurladı.
27 Kasım 2011 Pazar
Yazan: steven_stiffler

West Bromwich 1 - 3 Tottenham | EPL 13.Hafta

Manchester United'ın sahasında Newcastle ile berabere kaldığı haftada Tottenham tam istediğim, beklediğim yere geldi. Eksik maçını oynayıp kazandığı takdirde Manchester United'ın topladığı puandan 1 puan fazlasını toplama şansı doğdu. Yalnız Newcastle'ı da ciddi bir rakip olarak görmek lazım artık. Belli ki pes etmeyecekler.

Assou-Ekotto'nun bonus saç stiline de bir türlü alışamadım. Sol bekte Fellaini oynuyormuş gibi geliyor bana hep. Fellaini tipiyle yenilen golde de hatası vardı zaten. Geçen sezon sergilediği performansla WBA'nın önemli isimlerinden olan Mulumbu attı kafayla. Tottenham'ın kazandığı penaltı biraz tartışmalı... Adebayor kaçırdı, dönen topu tamamladı. Adebayor'un da Tottenham'a katkısı devam ediyor. Geçen sezon üst düzey forveti olmadan oynadı Tottenham. İsimler kaliteliydi ancak performanslar belirsizdi. Artık Adebayor var, kalite bir basamak yukarıda. Defoe'nin attığı gol tipik bir Defoe golüydü yine. Attığı an gülümsedim. Çünkü Defoe'nin en iyi yaptığı şeydir; ceza yayı üzerinden gol vuruşu yapmak. Son saniyelerde West Bromwich baskısında savunmanın uzaklaştırdığı top Bale'e pas olunca, Adebayor işi bitirdi. Tottenham hem iyi, hem de şanslı günündeydi.

3 Aralık'ta Tottenham-Bolton maçı oynanacak.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Lazio 0 - 1 Juventus | Serie A 13.Hafta

Stadio Olimpico'da Lazio ile Juventus'un zirve mücadelesi vardı. Juventus maça iğrenç, pembe formaları ve  
Buffon,Lichsteiner,Chiellini,Bonucci,Barzagli,Pirlo,Vidal,Marchisio,Pepe,Vucinic,Matri onbiriyle başladı. Lazio ise; Marchetti,Konko,Diakite,Stankevicius,Radu,Ledesma,Broochi,Hernanes,Lulic,Rocchi,Klose onbiriyle sahadaydı.

Lazio'nun yabancı olduğu bir durum Diakite-Stankevicius savunma göbeği. Bol pozisyon verilmesinin kaynağı olarak bunun illa ki payı var. Ancak genel olarak ben iki takımın da iştahlı olmasından kaynaklı olarak düşünüyorum. Az pozisyonlu ve az gollü bir maç olmasını bekliyordum. Az gollü oldu ama pozisyon boldu. Şüphesiz Buffon dünya futbolunun en önemli kalecilerinden birisi. Dün akşam buna layık bir performans sergiledi. Marchetti de çok iyiydi. Marchetti için üzüldüğüm tek nokta; büyük bir takıma biraz geç bir yaşta gelmiş olması... Biraz daha genç parlasaydı, belki de "en iyiler" arasında anabilecektik. Yine de kalecinin tecrübeli makûldür. Marchetti uzun süre Lazio'nun kaleci sorununu çözer. Rocchi'nin kaçırdığı çok net gol pozisyonları var. Hatta Pepe'nin benzer bir pozisyonu gol yaparak maçın skorunu tayin ettiğini düşünürsek; Rocchi'nin kaçırdıklarının önemi daha da artıyor.

Serie A'da zirveye yakışır bir maç oynandı. Udinese'nin Roma'yı 2-0 yenmesiyle Lazio bir basamak aşağı indi. Juventus 1 maç eksiği ve 25 puanıyla lider. Milan bugün Chievo'yu yenerse; Lazio haftayı 4.sırada kapatacak. Tipik bir "iyi gidişten sonra alınan bir mağlubiyetle başlayan düşüş" sendromu yaşanmazsa; Lazio haftaya Novara'yı yener ve yoluna devam eder.
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Gençlerbirliği 0 - 0 Fenerbahçe | STSL 12.Hafta

En son ne zaman Fenerbahçe'nin maçını izleyemedim hatırlamıyorum. Ancak dün akşam önemli bir şirket yemeği dolayısıyla maçı kaçırmak zorunda kaldım. Daha doğrusu mekanda Lig Tv olduğunu biliyordum. Fakat maç yayını alt katta, biz ise üst kattaydık. Dolayısıyla sık sık aşağı inip, kaçamak seyretmeye çalıştım. Alex'in fotoğraftaki çalımlarını, Stoch'un kaçırdığı net pozisyonu falan yakaladım. Başka ne var bilmiyorum. Direkten dönen topları görmedim, özet dahi izlemedim. Sık sık söylediğim gibi artık benim için önemli olan futbol değil zaten... Sadece Fenerbahçe. Amaç futbol izlemek değil. Sadece Fenerbahçe'ye destek olmak, sadece Fenerbahçe'yi seyretmek...

Öğrendiğim kadarıyla yine pozisyon sıkıntısı yaşadığımız bir maç olmuş. Bienvenu yine beğenilmemiş. Stoch'un kaçırdığı o gol zaten çok büyük bir fiyasko. Stoch ki toplara iyi vuran bir futbolcu. Ayrıca Alex'in canım asisti de hiç oldu. 2 puana engel olan önemli bir pozisyondu. Gol sıkıntısı çektiğimiz malum... Ancak son haftalarda pozisyon sıkıntısı da çekiyoruz. Her ne kadar kullanan Alex olsa da; Lugano'nun gidişinden sonra duran toplar anlamını yitirdi. Bienvenu faydalı ama skor olarak verimli değil. Geçen sezon Niang'ın yerine forvet düşünen taraftarlar vardı yahu! Niang Fenerbahçe'de izlediğim en iyi forvetlerdendi şüphesiz. Yokluğunun farkedilmemesi mümkün değil. Olumlu baktığım detay ise; geçen sezonlarda da böyle kötü dönemlerimiz oluyordu ve puan kayıplarımız daha fazla oluyordu. Bu sezon en azından kaybetmiyoruz, beraberlikle yetinmek zorunda kalıyoruz. Haa Play-Off'lu sistemde 1 puanın çok önemli olduğunu düşünmüyorum, o başka. Önemli olan; Fenerbahçe yenilmesin. Geçen sezon Ankara'daki Gençlerbirliği maçı aklıma geldi de; kar yağışının altında müthiş bir futbolla kazanmıştık.

En azından takıma devre arasına golcü takviyesi geleceğini biliyoruz. Bu süreçte Bienvenu'nun da alışma sürecini aşacağını düşünüyorum.
26 Kasım 2011 Cumartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tottenham 2 - 0 Aston Villa | EPL 12.Hafta

İstatistiklerin pek çok şeyi gösterdiği bir maç oynandı White Hart Lane'de. Futbolda "gol geliyorum" der ya hani; santrayla birlikte gol sadece geliyorum demedi, bas bas bağırdı. Adebayor dün akşamın en çok gol pozisyonuna giren futbolcusu olarak; 2 gol atarak galibiyetin baş aktörü oldu.

Tottenham oturmuş kadrosuyla her maç belli bir standardın üzerinde futbol oynuyor. Buna içsaha atmosferi de eklenince evindeki her maça favori çıkıyor. Dün akşam yine iştahlı ve etkiliydiler. Aston Villa ise kaliteli kadrosunun hakkını veremeyen bir futbol oynadı. İstatistik pek çok şeyi gösterdi diyerek başlamıştım. Örneğin; Tottenham'ın 22 gol girişimi, yüzde 65 topla oynama yüzdesi var. Aston Villa'nın topla oynama yüzdesi 35'te kalırken, gol girişimi sadece 3'te kaldı. Bugün ligin kötü takımları Wigan,Blackburn,Qpr,Swansea gibi ekipler deplasmanda olsa bile daha fazla gol girişiminde bulunur.

Tottenham maç eksiğiyle 3.sırada... Ben o eksik olan Everton maçı hâla cepte görüyorum aslında... Bu da Manchester United'ın 1 puan gerisinde yapar Tottenham'ı. Henüz değil, hâla 4 puan üzerinden konuşmak gerekiyor. Şu an ligde 3.lük ve 4.lük mücadelesi veren 5 takım var. Sezon sonuna kadar Newcastle devre dışı kalabilir. Ancak zirvedeki ikilinin değişeceğini zannetmiyorum. Tottenham, Liverpool, Arsenal ve Chelsea 3.-4. sıra için kapışacaklardır. Tottenham haftaya WBA deplasmanına çıkacak. Liverpool-Manchester City, Manchester United-Newcastle zirveyi ilgilendiren maçlar olacak.
22 Kasım 2011 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -