11 saat önce
Brezilya Kırosu Sandro
Portekiz'in kırosunun ağır kıro ve apaçi olduğunu Ronaldo ve Quaresma'dan biliyoruz. Brezilya'da da bu konuda Neymar'ın açık ara önderliği bulunuyor. Brezilya'nın kırosu da az kıro değil hani... Ancak Sandro'dan böyle berbat bir saç şekli beklemezdim. Tipini ilk gördüğümde de oldukça sesli sövdüğümü söyleyebilirim.
Yan taraflar mavi, üst tarafta daha çok saç var. Tarifi yok, rezil bir tip... Yedek kal Sandro. Tottenham'ın maçının sadece kadınlara ve çocuklara açık olduğunu bir düşünsenize!
Yan taraflar mavi, üst tarafta daha çok saç var. Tarifi yok, rezil bir tip... Yedek kal Sandro. Tottenham'ın maçının sadece kadınlara ve çocuklara açık olduğunu bir düşünsenize!
Wigan 1 - 2 Tottenham
Tottenham önce Wolverhampton'ı, sonra da Liverpool'u yenerek kötü gidişi aksine çevirmeyi başarmıştı. Wigan için farklı düşüncelerim var. Ne kadar iyi sonuçlar alıp, ligde kalırlarsa kalsınlar; ben Premier Lig için çok yetersiz bir takım olduklarını düşünüyorum. Ancak kadrolarında çok iyi isimler var. Bunlardan en değerlileri Moses ve Rodallega. Menajerleri Martinez'in daha önce Tottenham'dan 9 yemek gibi acı bir tecrübesi bulunmasına rağmen, Arsenal maçını 2-0'dan son 10 dakikada 3-2'ye çevirmek gibi destansı tecrübeleri de bulunuyor. Genç, renkli ve heyecanlı bir kişiliğinin olması dolayısıyla Wigan'da başarılı olduğunu ve takıma çok şey kattığını düşünüyorum.
Rodallega'nın yokluğunda hücumda tüm yük Di Santo'nun üzerine binecek gibi gözüküyordu. Tottenham ise geçen hafta evinde Liverpool'a karşı çift forvetle oynamıştı. Wigan deplasmanında tek forvet Adebayor sahadaydı. Tottenham'ın maça atak başlayacağını düşünmüştüm. Ancak kendilerini pek kasmaları gerekmeden golü bulmaları takıma olumlu bir hava yansıttı. Figueroa'nın savunmada yaptığı hatada Adebayor önce müthiş bir çalım attı. Sonra Van der Vaart'a golü attırdı. Adebayor tam bir takım oyuncusu görüntüsü çiziyor. Tottenham'a da çok katkı sağlayacak gibi bu sezon... Gareth Bale'in kafayla attığı gol ile ilk yarı 2-0 bitti. İkinci yarının başında ikramı bu kez Tottenham yaptı. Savunma adeta gol yemek için özel bir çaba içerisinde gözüküyordu. Öldürücü darbeyi Assou-Ekotto yaptı. Ekotto'nun hatası, Diame'nin golünü getirdi. Yarının hemen başında gelen gol Wigan'ı maça ortak etse, maçın genelinde Tottenham üstünlüğü elden bırakmadı. Kırmızı karttan sonra da iyice kontrolü ellerine aldılar. Bu arada acayip apaçi saç modelleri vardı maçta. Sandro'yu birazdan fotoğrafı ile paylaşacağım. Sandro, Gohouri, Assou Ekotto, Kaboul ve Adebayor saç tipleriyle Neymar'dan hallicelerdi.
Tottenham son 3 haftada 9 puan topladı. 2 Ekim Pazar günü müthiş bir maç olacak White Hart Lane'de. Her sezon ligin en zevkli maçları aday maçlar oynuyor Arsenal ve Tottenham. Geçen sezon herkes El Clasico'yu izlerken, ben 3-3 biten Tottenham-Arsenal maçını izlemiştim. Yine geçen sezon ilk derbide ilk yarıyı Arsenal 2-0 önde kapamış, Tottenham ikinci yarı 3-2 galip gelmişti. Evet, haftaya Kuzey Londra derbisi var.
Rodallega'nın yokluğunda hücumda tüm yük Di Santo'nun üzerine binecek gibi gözüküyordu. Tottenham ise geçen hafta evinde Liverpool'a karşı çift forvetle oynamıştı. Wigan deplasmanında tek forvet Adebayor sahadaydı. Tottenham'ın maça atak başlayacağını düşünmüştüm. Ancak kendilerini pek kasmaları gerekmeden golü bulmaları takıma olumlu bir hava yansıttı. Figueroa'nın savunmada yaptığı hatada Adebayor önce müthiş bir çalım attı. Sonra Van der Vaart'a golü attırdı. Adebayor tam bir takım oyuncusu görüntüsü çiziyor. Tottenham'a da çok katkı sağlayacak gibi bu sezon... Gareth Bale'in kafayla attığı gol ile ilk yarı 2-0 bitti. İkinci yarının başında ikramı bu kez Tottenham yaptı. Savunma adeta gol yemek için özel bir çaba içerisinde gözüküyordu. Öldürücü darbeyi Assou-Ekotto yaptı. Ekotto'nun hatası, Diame'nin golünü getirdi. Yarının hemen başında gelen gol Wigan'ı maça ortak etse, maçın genelinde Tottenham üstünlüğü elden bırakmadı. Kırmızı karttan sonra da iyice kontrolü ellerine aldılar. Bu arada acayip apaçi saç modelleri vardı maçta. Sandro'yu birazdan fotoğrafı ile paylaşacağım. Sandro, Gohouri, Assou Ekotto, Kaboul ve Adebayor saç tipleriyle Neymar'dan hallicelerdi.
Tottenham son 3 haftada 9 puan topladı. 2 Ekim Pazar günü müthiş bir maç olacak White Hart Lane'de. Her sezon ligin en zevkli maçları aday maçlar oynuyor Arsenal ve Tottenham. Geçen sezon herkes El Clasico'yu izlerken, ben 3-3 biten Tottenham-Arsenal maçını izlemiştim. Yine geçen sezon ilk derbide ilk yarıyı Arsenal 2-0 önde kapamış, Tottenham ikinci yarı 3-2 galip gelmişti. Evet, haftaya Kuzey Londra derbisi var.
24 Eylül 1996
Türkiye'de yeri dolmayacak insanlardan birisidir Zeki Müren... Türk Müziği'nin Sanat Güneşi'dir. Sanat Güneşi batalı tam 15 sene oldu. 7 yaşındaymışım o zaman... Televizyon izlerken, son dakika haberi girmişlerdi; Zeki Müren hayatını kaybetti diye... O zaman umursamadım, algılayamadım. Yaşım ilerledikçe onun ne değerli bir insan olduğunu anladım. Müziğiyle, konuşmasıyla, yorumuyla çok farklı bir insan olduğunu algıladıkça daha çok sevdim. Şimdi Zeki Müren'sizliği daha iyi anlıyorum.
Tıpkı kendisinin de söylediği gibi; "Benim yerim çok uzakta, dualarla yaşıyorum."
Huzur içinde yat paşam...
Tıpkı kendisinin de söylediği gibi; "Benim yerim çok uzakta, dualarla yaşıyorum."
Huzur içinde yat paşam...
Kayserispor 0 - 1 Fenerbahçe | Kazanma Alışkanlığı
11 günde 4 maçın olduğu periyodda Fenerbahçe'den iyi futbol beklemiyordum. Ancak itiraf edeyim; kötü futbolla alınan 10, çalınan 2 puan da beklemiyordum. Fikstüre bakınca içeride 2 maçı kazanır, dışarıda 2 beraberlik alırız diye tahmin ediyordum. Takım olma olgusu Fenerbahçe'ye iki zorlu deplasmandan 6 puan getirdi. Kayseri ve Gaziantep bize son yıllarda en ters gelen deplasmanlardı.
Kadroda değişiklikler yapmak gerekiyordu. Sakatlıklar ve yabancı kontenjanı dolayısıyla değişiklikler mecburiyete dönüştü. Özer, Caner, Cristian ve Gökay'lı bir orta sahanın defansif bir direnci olmadığını düşünüyorum. Gökay hâla heyecanını atabilmiş değil ve gösterişsiz oynamayı tercih ediyor. Çok sorumluluk alamıyor. Cristian hiç sorumluluk almıyor, yalancı pres yapmaya devam ediyor. Caner inanılmaz enerji katıyor. Ancak onun sorunu da gösterişsiz oynamaması. Ayağa ve daha sade bir oyun oynamayı tercih etse; enerjisinden çok daha fazla katkı alırız. Bekir'in yerine Orhan'ın gelmesi hücumda çok büyük bir artı, defansif anlamda da ufak bir artı katacaktı. Ancak Amrabat ile Orhan'ın karşılıklı oynamasını göz önüne aldığımda defansif anlamda da çok büyük bir artı kattığını farkettim. Amrabat-Bekir eşleşmesi çok daha adaletsiz bir eşleşme olurdu. Orhan Şam her ne kadar zorlansa da Amrabat'la kafa kafaya mücadele etti. Alex'in fizik kondisyonunun bu tip bir maç fikstürünü kaldıramayacağını düşünsem de; bugüne kadar bu konuda bizleri hep yanılttığı için kaptana her zaman güvenim sonsuz. Ancak bugün kendi futbolunu pek oynayamadı ve bunu da ancak yorgunluğuna bağlarım. Maça iyi başlayan, ileride oynayarak başlayan Fenerbahçe'de Bienvenu daha çok oyunun içerisinde gözüküyordu. Ancak zamanla Fenerbahçe daha geride bir oyun oynamaya başlayınca Bienvenu de etkisiz gözüktü.
Biraz da Kayserispor'a değinelim. Çünkü Kayserispor da benim çok merak ettiğim isimler oynuyor. Bunlardan ilki Ömer Şişmanoğlu. Ligimizde beğendiğim ve gelecek vaad eden forvet oyuncularından birisi. Ancak bugün Bilica ve Yobo arasında kayboldu. Aldığı topları ezdi ve etkisiz bir görüntü sergiledi. Diğer isim Hasan Ali... Sol bek sıkıntısının olduğu futbolda, geçen sezon epey adından söz ettirmişti. Ben pek ısınamamıştım kendisine. Ancak bugün genel olarak beğendim. Karşısında Özer gibi silik bir tipin oynamasının da etkisi vardır illa ki... Özer demişken; yürüyerek futbol oynayışı beni kanser ediyor. Ne defansif, ne ofansif katkısı var. Kayserispor'da Amrabat'ı çok etkili fakat gereğinden fazla bencil, Riveros'u çok sıradan, Pekarik'i ise etkisiz buldum. Engin Bekdemir'in yeteneği oldu belli fakat henüz lige ve takımına uyum sağlamış değil. Kayserispor zaten henüz bir takım olabilmiş değil... Yolun çok başındalar.
Kayserispor'da iki değişiklik olduktan sonra Aykut hocanın da Semih ve Dia/Stoch ile cevap vermesini bekledim. Amrabat'ın çok etkili geldiği, Özer'in sıfır olduğu kanatta oyuna girecek bir Dia/Stoch rakip için daha fazla tehditti. Ancak değişiklikler biraz mecburiyete döndü. Caner'in sakatlığı önemli değildir umarım. Sahadaki en enerjik oyuncumuzu kaybetmemeliyiz şu dönemde. Onca eksiğe rağmen 4 haftada 10 puan müthiş bir başarı. Yobo bugünün kahramanı. Geçen sezon ilk kez oynadığı Kayseri maçında sakatlanmış ve erken oyundan çıkmıştı. O çıktıktan sonra maçı kaybetmiştik. Bugün 3 kişilik oynadı adeta. Her müdahalesi yerindeydi, forması alınacak adam Yobo... Yabooo Yabooo Yaboo! Bilica mı ? Yine rövaşetasını yaptı, gerisi önemli değil.
İyi futbolun çok da önemli olmadığı dönemde 4 maçta alınan 10 puan çok iyi. Gaziantep maçının büyük bölümü şu ana kadarki en iyi performansımız. Diğer maçlarımız birbirine benzer oyun içeriyor. Hocamızın da dediği gibi; takım kazanma alışkanlığını edindiğinden beri geleneği sürdürüyor. Bugün de kazanma alışkanlığımızın meyvelerini topladık. Maç sonunda futbolcuların tribünlere gitme geleneği sürüyor. Bu da amatör bir ruhu simgeliyor ve bir taraftar olarak beni mutlu ediyor. Kayseri'ye giden taraftarlarımızın da desteği mükemmeldi bugün. Kötü olan sadece futboldu. Fenerbahçe için güzel bir akşamdı. Televizyonlarda Kayserispor'a 2 kırmızı kart çıkmadı demezler. Kayserispor'un 2 penaltısı verilmedi derler. İplemeyin.
Kadroda değişiklikler yapmak gerekiyordu. Sakatlıklar ve yabancı kontenjanı dolayısıyla değişiklikler mecburiyete dönüştü. Özer, Caner, Cristian ve Gökay'lı bir orta sahanın defansif bir direnci olmadığını düşünüyorum. Gökay hâla heyecanını atabilmiş değil ve gösterişsiz oynamayı tercih ediyor. Çok sorumluluk alamıyor. Cristian hiç sorumluluk almıyor, yalancı pres yapmaya devam ediyor. Caner inanılmaz enerji katıyor. Ancak onun sorunu da gösterişsiz oynamaması. Ayağa ve daha sade bir oyun oynamayı tercih etse; enerjisinden çok daha fazla katkı alırız. Bekir'in yerine Orhan'ın gelmesi hücumda çok büyük bir artı, defansif anlamda da ufak bir artı katacaktı. Ancak Amrabat ile Orhan'ın karşılıklı oynamasını göz önüne aldığımda defansif anlamda da çok büyük bir artı kattığını farkettim. Amrabat-Bekir eşleşmesi çok daha adaletsiz bir eşleşme olurdu. Orhan Şam her ne kadar zorlansa da Amrabat'la kafa kafaya mücadele etti. Alex'in fizik kondisyonunun bu tip bir maç fikstürünü kaldıramayacağını düşünsem de; bugüne kadar bu konuda bizleri hep yanılttığı için kaptana her zaman güvenim sonsuz. Ancak bugün kendi futbolunu pek oynayamadı ve bunu da ancak yorgunluğuna bağlarım. Maça iyi başlayan, ileride oynayarak başlayan Fenerbahçe'de Bienvenu daha çok oyunun içerisinde gözüküyordu. Ancak zamanla Fenerbahçe daha geride bir oyun oynamaya başlayınca Bienvenu de etkisiz gözüktü.
Biraz da Kayserispor'a değinelim. Çünkü Kayserispor da benim çok merak ettiğim isimler oynuyor. Bunlardan ilki Ömer Şişmanoğlu. Ligimizde beğendiğim ve gelecek vaad eden forvet oyuncularından birisi. Ancak bugün Bilica ve Yobo arasında kayboldu. Aldığı topları ezdi ve etkisiz bir görüntü sergiledi. Diğer isim Hasan Ali... Sol bek sıkıntısının olduğu futbolda, geçen sezon epey adından söz ettirmişti. Ben pek ısınamamıştım kendisine. Ancak bugün genel olarak beğendim. Karşısında Özer gibi silik bir tipin oynamasının da etkisi vardır illa ki... Özer demişken; yürüyerek futbol oynayışı beni kanser ediyor. Ne defansif, ne ofansif katkısı var. Kayserispor'da Amrabat'ı çok etkili fakat gereğinden fazla bencil, Riveros'u çok sıradan, Pekarik'i ise etkisiz buldum. Engin Bekdemir'in yeteneği oldu belli fakat henüz lige ve takımına uyum sağlamış değil. Kayserispor zaten henüz bir takım olabilmiş değil... Yolun çok başındalar.
Kayserispor'da iki değişiklik olduktan sonra Aykut hocanın da Semih ve Dia/Stoch ile cevap vermesini bekledim. Amrabat'ın çok etkili geldiği, Özer'in sıfır olduğu kanatta oyuna girecek bir Dia/Stoch rakip için daha fazla tehditti. Ancak değişiklikler biraz mecburiyete döndü. Caner'in sakatlığı önemli değildir umarım. Sahadaki en enerjik oyuncumuzu kaybetmemeliyiz şu dönemde. Onca eksiğe rağmen 4 haftada 10 puan müthiş bir başarı. Yobo bugünün kahramanı. Geçen sezon ilk kez oynadığı Kayseri maçında sakatlanmış ve erken oyundan çıkmıştı. O çıktıktan sonra maçı kaybetmiştik. Bugün 3 kişilik oynadı adeta. Her müdahalesi yerindeydi, forması alınacak adam Yobo... Yabooo Yabooo Yaboo! Bilica mı ? Yine rövaşetasını yaptı, gerisi önemli değil.
İyi futbolun çok da önemli olmadığı dönemde 4 maçta alınan 10 puan çok iyi. Gaziantep maçının büyük bölümü şu ana kadarki en iyi performansımız. Diğer maçlarımız birbirine benzer oyun içeriyor. Hocamızın da dediği gibi; takım kazanma alışkanlığını edindiğinden beri geleneği sürdürüyor. Bugün de kazanma alışkanlığımızın meyvelerini topladık. Maç sonunda futbolcuların tribünlere gitme geleneği sürüyor. Bu da amatör bir ruhu simgeliyor ve bir taraftar olarak beni mutlu ediyor. Kayseri'ye giden taraftarlarımızın da desteği mükemmeldi bugün. Kötü olan sadece futboldu. Fenerbahçe için güzel bir akşamdı. Televizyonlarda Kayserispor'a 2 kırmızı kart çıkmadı demezler. Kayserispor'un 2 penaltısı verilmedi derler. İplemeyin.
Ne İzledim? #9
Her yeni aya girişte, blogda yazmış olduğum izlediğim filmler serisini bu ay biraz aksattım. Çok yoğun insanım bilemezsiniz. Geç olsun, güç olmasın diye klişe bir cümle kurduktan sonra; filmleri yazmaya başlayabilirim.
Casanova; bir döneme ait bir aşkı anlattığından diğer klişe aşk
filmleri arasından sıyrılmayı başaran bir yapım. Rahmetli Heath Ledger'a
da bu rol oldukça yakışmış. Filmin tehlikesi; insanda acil bir şekilde
Venedik'e gitme isteği uyandırması... Evet millet, Venedik davetleriniz kabul edilir. Eğlenceli bir romantik film arayanların tercih etmemesi için bir sebebi yok.
Karmaşık bir kurgusu olsa da; çok kaliteli bir oyuncu kadrosunun sürüklediği bir film olmuş The United States Of Leland. Bir Amerikan bağımsızı. Ryan Gosling bu filmde oldukça toy ve tecrübesiz olmasına rağmen gelecek vaadetmiş. Kevin Spacey küçük rolüne rağmen akılda kalıcı bir oyunculukla ustalığını konuşturmuş. Don Cheadle keza öyle... Nedenler üzerine bir dram. Replikleri akılda kalıcı... Özellikle ; "İnsanların, sadece kötü bir şey yaptıktan sonra bunu söylemeleri çok komik. Demek istediğim, hiç kimsenin, bir çocuğu yanan bir binadan kurtardıktan sonra..."Ben de insanım" dediğini duymadım." Başarılı ve izlenmesi gereken bir dram. 7/10
Bkz. Ne İzledim? #1
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7
Bkz. Ne İzledim? #8
İlk olarak bir ergen filmi olan Beastly ile başlayalım. "Ergen filmi ayağı yapıyorsun da, neden izledin ?" diye sorabilirsiniz. Vanessa Hudgens faktörü panpalar. Eski sevgililerimin birkaçının karışımı olan bu tipi ben beğeniyorum, seviyorum. Film de "İnsan da çirkin şansı olsun" dedirtti bana o yüzden. Tam bir boş vakit filmi olduğunu düşünüyorum. Güzel ve Çirkin hikayesinin modernleştirilmiş versiyonu. Yine bir çoğunuzun çocukluğunu bildiği Mary Kate Olsen sevimli kişisenden de bir gudubet çıkarmışlar bu filmde. Türü; fantastik, romantik. Romantizmi pek etkilemedi beni. Onca kaliteli fantastik filmden sonra, bunun fantastik yanını da beğenecek değilim. Ama izlerken sıkılmadım. Zaten 6 puan verdiğim filmden çıkarılacak mesaj; sinema yorum sitelerinin klişelerinden olan "İzlemeseniz de olur. Ben izlerken sıkılmadım" mesajıdır. Bu böyle biline!
Komik desen komik değil, Super ama süper değil, Kick-Ass desen Kick-Ass değil. Bilin bakalım bu hangi film? Evet, 2010 yapımı olan Super'dan bahsediyorum. Bir süper kahramanlık filmi. Tıpkı Kick-Ass gibi... Çok benzetiliyor ama bence uzaktan yakından alakası yok. Kick-Ass izlediğim en enfes tat veren filmlerdendi. Super'da yer yer sıkılmalarım oldu. Pek çok ölüp biteninin olduğu Ellen Page bana itici geliyor. Buradaki rolüyle de iticilik kademesini bir üst kademe yukarı çekti. Eğer filmi Kick-Ass ile kıyaslarsam, vereceğim puan 3,5-4 olur. Ama tek başına ele aldığımda, izlenebilir çerezlik bir film der; 6,5 puanı çakarım. MAA'ya gelsin; "Shut up crime!"
Bana Jason Statham'lı afiş göster, sana filmin senaryosunu çıkarayım. Statham abiyi severiz,o ayrı. Ama her filmde kendi tekrarladığını düşünüyorum. Bir gerçek ise; Hollywood'da aksiyon demek Jason Statham demek. Bu adama karmakarışık duygular besliyormuşum meğer. The Mechanic eski bir filmin, yeniden çekilmiş versiyonu. Orijinalini izlemedim, kıyaslama yapamam. Aksiyon sahneleri tatmin ediciydi. Sonunu tahmin ettim. Ben Foster filmde Edward Norton'a benzemiş gözükse de, oyunculuğunu beğendim. Chuckseverlerin Morgan'ın manitalarından biri olarak tanıdığı Mini Anden'i bu filmde ise Jason abimizin manitası olarak bir kaç küçük sahnede görüyoruz. Hani manita mı desem onu da bilemedim.
Overrated. Imdb puanı fazla abartılı... Başladığı tempoyla devam ediyor, aynı tempoyla sona eriyor. Film başladığında keyifli gelmişti. Konunun nereye gideceğini merak ettim. İlerledikçe daha keyifleneceğini düşündüm. Ama bu düşüncelerim; bir kızı uzaktan kesip yanına gittiğimde tüm fikriyatımın değişmesi gibi değişiverdi. Sıradan bir olayı, sıradan bir anlatımla sunması; insanların beğenisini kazandırmış diye tahmin ediyorum. Herkesin başına gelebilecek türde bir konusu var. Son sahnesi etkileyicidir, kabul ediyorum. Bill Murray oyunculuğunu konuşturmuş. Scarlett Johansson'ın da o zaman 19 yaşında olduğunu düşünürsek, çok iyi bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Japonya'dan manzaralar göreyim dersen izleyin. Ama yok yok, Hızlı ve Öfkeli serisinin Tokyo Drift'ini izleyin daha iyi.
Yine bir ergen filmi... Filmin içeriğinde bol bol Japon ergeni var. Ben bile gaza geldim izlerken. Arkadaşları toplayıp, sokağa çıkıp birilerine dalasım geldi diyeyim; siz hesap edin. Ama Spartacus 1. sezon finali daha iyiydi o konuda bak. Theokoles'i kesecek kadar gaza gelmiştim. Neyse; konuya dönelim. Serizawa ve Genji okulun lideri olmak için kapışan iki çete başıdır. Sonrası da; olaylaaaar,olaaylaaar... İkilinin rekabetinde bana Serizawa daha sempatik geldi. Nasıl diyeyim, daha halktan biri. İkinci filmini de indirdim, (pardon! dvdsini aldım) en kısa zamanda izleyeceğim.
Tezatlarla dolu, ince mesajlar veren bir film. Her seferinde övüyorum ama bıkmadım. Ryan Gosling yine aşmış bir performans sergilemiş. Yerine başkası oynasaydı zaten ilgimi çekmezdi. Sürekli farklı ruh halini taşıyan bir öğretmeni canlandıran Gosling, filme çok büyük artılar katmış. Etkileyici, vurucu sahneleri ve replikleri var. Temposu düşük fakat farklı, izlenmeli diye düşündüğüm bir film. Afişi de müthiş hoşuma gidiyor.
Lan afişini görünce tekrar hatırladım ve gülesim geldi. Tucker and Dale ve Paul'den sonra son zamanlarda izlediğim en eğlenceli filmdi. Genelde olumsuz yorumlar ve düşük puanlar almış. Gelin kardeşinizi dinleyin ve yorumlara aldanmadan izleyin. Sevdiğim bir türün yanına komedi unsuru katılmış. Fantastik-Komedi. Her ikisinin de hakkını vermiş. Aşırı argo var, kabul ediyorum. Ama çoğunuz Sezen Cumhur Önal tipi naif insanlar değilsiniz, kabul edin. Natalie Portman çok tuttuğum bir hatun değil. Ancak bu filmde oldukça güzel gözüküyor. Oyunculuğuna zaten laf etmem. Kolye sahnesi ve Zooey Deschanel'in kolyeye olan tepkisi efsane. Kadrosu da ilgi çekici. İzlemenizi tavsiye ederim demiyorum, kesin izleyin diyorum.
Tipik bir Adam Sandler filmi... Sandler'ın adını piyasaya duyurmaya başladığı dönemlerden. Çocuk filmi gibi gözüküyor ama tam olarak bir çocuk filmi dersem ailelerin, halkın tepkisini çekerim.
Vizyon filmiydi izlediğimde. Beklentilerimin çok çok üstüne çıktı. Yönetmenin tarzı da ilgimi çekti, hemen diğer filmlerini edindim. Bittiğinde gülmek ve hüzünlenmek arasında kaldım. Böyle filmleri seviyorum. 8 puan abartı değil.
Romantik bir adamım vesselam. Duygu doluyum... Ama Waiting for Forever benim duygularımı ve beklentilerimi karşılayamadı. Duygusal bir film yapmaya çalışmışlar ancak çok sıradan duygular üzerinden dram yapmışlar. Filme romantik yerine fantastik diyorum ben. Zira bir kızın sürekli pijamayla gezen,boş beleş birinden hoşlanması bence romantik değil, fantastiktir.
Simon Pegg ortalamanın üstünde bir İngilizdir. Yazar,çizer,oynar,güldürür. Muhterem bir insandır. Sonunu tahmin etme kaygısıyla izlemediğinizde müthiş keyif alacağınız bir film daha. Filmin verdiği sosyal mesaj; "Önemli olan hızlı koşmak değil, doğru yöne koşmak..." En çok güldüğüm sahne Amerikan Güreşi sahnesiydi. Eğer satırlarımı okuyorsa Mr. Goshtashtidar'a da selamlarımı iletiyorum.
Simon Pegg filmlerinin tamamını izlemeye karar verdikten hemen sonra izledim Hott Fuzz'ı. Komedi türünde olduğunda katılmıyorum. Tamamen suç,gizem ve polisiye üzerine kurulu. İşin garibi ben bu tür filmleri sevmem. Fakat Hot Fuzz'ın kurgusunu çok başarılı buldum. Film deyip geçmemek lazım, gerçekte de var bu tip olaylar. Bu tip hayat süren, tarikata bağlı yaşayan, beyinleri yıkanmış binlerce insan var. O yüzden, çok ilgi çekici bir konusu olduğunu düşünüyorum. Simon Pegg'e ekürisi Nick Frost eşlik ediyor yine...
Almanlar bu tip psikolojik filmler konusunda çok iyiler. Das Experiment en sevdiğim filmlerinden biridir. Die Welle'i de bu listeye aldım hemen. İkisi de benzer psikolojik süreçleri anlatıyor. Her sahnesi mesaj içeren Die Welle'in etkileyici bir sonla bittiğini de belirtelim. 8/10 puanı hakeden bir yapım.
Karmaşık bir kurgusu olsa da; çok kaliteli bir oyuncu kadrosunun sürüklediği bir film olmuş The United States Of Leland. Bir Amerikan bağımsızı. Ryan Gosling bu filmde oldukça toy ve tecrübesiz olmasına rağmen gelecek vaadetmiş. Kevin Spacey küçük rolüne rağmen akılda kalıcı bir oyunculukla ustalığını konuşturmuş. Don Cheadle keza öyle... Nedenler üzerine bir dram. Replikleri akılda kalıcı... Özellikle ; "İnsanların, sadece kötü bir şey yaptıktan sonra bunu söylemeleri çok komik. Demek istediğim, hiç kimsenin, bir çocuğu yanan bir binadan kurtardıktan sonra..."Ben de insanım" dediğini duymadım." Başarılı ve izlenmesi gereken bir dram. 7/10
Bkz. Ne İzledim? #1
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Bkz. Ne İzledim? #7
Bkz. Ne İzledim? #8
Cesena 1 - 2 Lazio
Serie A'da 3.Hafta maçları haftaiçinde oynandı. Milan maçında umut vermesine rağmen, sahasında Genoa'ya mağlup olarak lige kötü bir başlangıç yapan Lazio ilk galibiyetini dün akşam Cesena deplasmanında aldı. Geçen haftasonu maç yazısında Serie A'daki boş tribünlere değinmiştim. Cesenalı taraftarlar akşam güzel bir tribün gösterdiler. En azından doluydu ve destek düzeyi epey yukarıdaydı.
Lazio'da son maçlarda dikkatleri çeken Sculli bu maçta kulübedeydi. Daha sağlam bir orta sahaya dönüş yaptı Reja. Gonzalez, Ledesma ve Brocchi'yi oynattı. Savunmada ise sol bekte Stenkevicius sürprizi vardı. Stoperde sakat olan Biava'nın yerine Diakite oynadı ve takımına bir de penaltı kazandırdı. Sağ bekte ise Konko yerini sağlamlaştırıyor gibi gözüküyor. Cesena geçen sezon vasat kadrosuyla ligde kalmayı başarmıştı. Bu sezon ise daha iyi bir kadroya sahipler. Orta sahada Guana'nın tecrübesi takıma olumlu bir katkı sağlıyor. Fiorentina'dan alınan Comotto defansı bir gömlek yukarı çekerken, Mutu ise forvet hattını bir kaç gömlek üst düzeye çekmiş görünüyor. Cesena'nın golünü de Mutu attı akşam. Maça baskılı başlayan Cesena 1-0'ı bulduktan sonra oyun biraz daha dengelendi. İlk yarının sonlarında Lazio net pozisyonlar bulmaya başlasa da gol ikinci yarıda geldi. Hernanes 48. dakikada penaltıyla skoru dengeledi. Klose ise 54'te kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonu değerlendirerek, Cisse'den görmeye alıştığımız gol sevinci taklalarını atarak galibiyeti kutladı. Lazio 3 maç sonunda puanını 4e çıkartırken, Cesena puansız ve son sıradaki yerini korudu. Son sıradaki yerini korumak da garip bir deyim oldu gerçi... Lazio haftasonu Palermo'yu ağırlayacak.
Lazio'da son maçlarda dikkatleri çeken Sculli bu maçta kulübedeydi. Daha sağlam bir orta sahaya dönüş yaptı Reja. Gonzalez, Ledesma ve Brocchi'yi oynattı. Savunmada ise sol bekte Stenkevicius sürprizi vardı. Stoperde sakat olan Biava'nın yerine Diakite oynadı ve takımına bir de penaltı kazandırdı. Sağ bekte ise Konko yerini sağlamlaştırıyor gibi gözüküyor. Cesena geçen sezon vasat kadrosuyla ligde kalmayı başarmıştı. Bu sezon ise daha iyi bir kadroya sahipler. Orta sahada Guana'nın tecrübesi takıma olumlu bir katkı sağlıyor. Fiorentina'dan alınan Comotto defansı bir gömlek yukarı çekerken, Mutu ise forvet hattını bir kaç gömlek üst düzeye çekmiş görünüyor. Cesena'nın golünü de Mutu attı akşam. Maça baskılı başlayan Cesena 1-0'ı bulduktan sonra oyun biraz daha dengelendi. İlk yarının sonlarında Lazio net pozisyonlar bulmaya başlasa da gol ikinci yarıda geldi. Hernanes 48. dakikada penaltıyla skoru dengeledi. Klose ise 54'te kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonu değerlendirerek, Cisse'den görmeye alıştığımız gol sevinci taklalarını atarak galibiyeti kutladı. Lazio 3 maç sonunda puanını 4e çıkartırken, Cesena puansız ve son sıradaki yerini korudu. Son sıradaki yerini korumak da garip bir deyim oldu gerçi... Lazio haftasonu Palermo'yu ağırlayacak.
41633
Rakamla : 41633
Yazıyla : Kırk bir bin altı yüz otuz üç.
Pek çoğunuzun Fenerbahçe maçları dışında göremeyeceği bir rakam değil mi ? Bu görünen kısmı, bir de görünmeyeni var. Türk halkında bedavacılık olduğunu kabul ediyorum. Ancak Büyük Fenerbahçe'nin yürekli kadınlarını ve çocuklarını bu kategoriye sokamazsınız. Din, dil, ırk, tesettürlü, açık, yaşlı, genç; herhangi bir ayrım yapmaksızın formalarını sırtına geçirip; saatlerce o güneşin altında bilet kuyruğunda bekleyen kadınlarımızı "bedava diye geliyorlar" diyerek basite alamazsınız. Sevgi eylem gerektirir. Fenerbahçe sevgisi de engel,sınır tanımaz. Kimisi evlatlarının, eşlerinin zoruyla geldi. Kimisi torunlarının gönlü olsun diye geldi belki... Kimi kombineli, her maç geliyor. Hepsinin kalbinde Fenerbahçe var. Belki aynı dozda değil ama duygu aynı duygu, sevgi aynı sevgi. Arma aynı arma... Bugün bir kez daha gurur duydum Fenerbahçeliliğimle. Bir kez daha övündüm. Tarifsiz büyüklüğümüzü bir kez daha hissettim. Bu iş yürek işi, emek işi... Öyle Twitter'da oturduğun yerden hashtag yapmaya benzemez. Öyle bir sevgi ki tarif edilmez, Fenerli olmayan kimse bilemeeeeez!
Söylediğimizde kızanlar, hede hödö edenler var. Ancak her defasında gerçeği söyleyeceğiz. "Fenerbahçe Türkiye'dir, Fenerbahçe halktır!" diye haykıracağız.
Gidenden, gitmeye niyetlenip gidemeyenden, bilet temin edip ya da edemeyip stada giremeyenden, bugün Fenerbahçe için nefesini harcayanlardan, sevgisini haykıranlardan Allah razı olsun.
"Sonsuza kadar Yaşa Fenerbahçe!"
Yazıyla : Kırk bir bin altı yüz otuz üç.
Pek çoğunuzun Fenerbahçe maçları dışında göremeyeceği bir rakam değil mi ? Bu görünen kısmı, bir de görünmeyeni var. Türk halkında bedavacılık olduğunu kabul ediyorum. Ancak Büyük Fenerbahçe'nin yürekli kadınlarını ve çocuklarını bu kategoriye sokamazsınız. Din, dil, ırk, tesettürlü, açık, yaşlı, genç; herhangi bir ayrım yapmaksızın formalarını sırtına geçirip; saatlerce o güneşin altında bilet kuyruğunda bekleyen kadınlarımızı "bedava diye geliyorlar" diyerek basite alamazsınız. Sevgi eylem gerektirir. Fenerbahçe sevgisi de engel,sınır tanımaz. Kimisi evlatlarının, eşlerinin zoruyla geldi. Kimisi torunlarının gönlü olsun diye geldi belki... Kimi kombineli, her maç geliyor. Hepsinin kalbinde Fenerbahçe var. Belki aynı dozda değil ama duygu aynı duygu, sevgi aynı sevgi. Arma aynı arma... Bugün bir kez daha gurur duydum Fenerbahçeliliğimle. Bir kez daha övündüm. Tarifsiz büyüklüğümüzü bir kez daha hissettim. Bu iş yürek işi, emek işi... Öyle Twitter'da oturduğun yerden hashtag yapmaya benzemez. Öyle bir sevgi ki tarif edilmez, Fenerli olmayan kimse bilemeeeeez!
Söylediğimizde kızanlar, hede hödö edenler var. Ancak her defasında gerçeği söyleyeceğiz. "Fenerbahçe Türkiye'dir, Fenerbahçe halktır!" diye haykıracağız.
Gidenden, gitmeye niyetlenip gidemeyenden, bilet temin edip ya da edemeyip stada giremeyenden, bugün Fenerbahçe için nefesini harcayanlardan, sevgisini haykıranlardan Allah razı olsun.
"Sonsuza kadar Yaşa Fenerbahçe!"
Kalk Ayağa ve Yürü
Sen Kralsın. Sadece "adamlık" mertebesinde değil, futbolculukta da kralsın. Yedekten gelip gol kralı olmuş, hem Fenerbahçe taraftarını, hem milli takımı sevince boğmuş futbolcusun. Yeri geldi haklı olarak yedeklikten yakındın. Fenerbahçe'de en çok senin hakkın yendi. Kezman ve Güiza'nın bile yedeği oldun. Küsmüş gibi davrandın belki ama küsmedin. Fenerbahçe formasına sırtını dönmedin. Şimdi Emre yok, Selçuk yok, Mehmet yok, Serdar yok. Yabancı kontenjanı en çok senin işine yarıyorken, Fenerbahçe'ne bu kadar haksızlık yapılmışken; senden büyük beklentileri olan insanların beklentilerinin karşılığını ver. Yine ağır kal, yine adam çalımlayama. Ama Alex'le verkaçını yap. Rakip savunma oyuncusuna duvar ol. Son vuruşlardaki ustalığını da konuşturduğunda 2 maçtır direkten dönen, bugün bir de hakemden dönen şansını da kıracaksın. Sen Semih'sin. Annenin "oğlum diye demiyorum, atarsa Semih atar" dediği evladısın. Fenerbahçe'nin evladısın. Kalk ayağa ve yürü... Son 3 maçlık performansını unuttur. Cuma akşamı Kayseri'de gollerinle yeniden sahne al...
Fenerbahçe 1 - 1 Manisaspor | Eyyama Devam
Ligi temizleme masallarıyla "Şikeci" sıfatının baskısı altında maçlarını oynamaya devam eden Fenerbahçe'nin, ilk 2 maçında 2 net penaltısı verilmemişti. Bireysel konuşayım. Vermesinler. İstemiyorum sezon boyunca penaltı. Zaten geçen sezona kadar da vermiyorlardı. Geçen sezon penaltı çalmak zorunda kalmalarının sebebi de her maç hakemleri bağlayıp şike yapmamız değildi. O kadar çok pozisyon buluyor, o kadar baskılı oynuyorduk ki; her maç bir kaç penaltılık pozisyonumuz oluyordu. Vermek zorunda kaldılar. Olsun, bu sene de olsun ama vermesinler. Fenerbahçe penaltı çalınmadan da şampiyon oldu. Penaltı çalınmadan da zirveye oynadı. Aleyhine aylardır penaltı çalınmayalarla aynı kefede değil...
Bir yanda Türk Futbolu adına tarihi bir gün... Büyük Fenerbahçe'nin yürekli kadınları; genci, yaşlısı demeden güneşin altında saatlerce sıra beklediler. Yayıncı kuruluş spikerleri bunu her ne kadar "futbol sevgisi" olarak adlandırsa da; futbol sevgisi falan değildi bu. Bunun adı Fenerbahçe Sevgisi'ydi. Hayatında hiç maç izlemeyeni de vardı, kombinelisi de vardı. Kimisi evlatlarının, eşlerinin hatrına geldi; kimisi 2 gecedir heyecandan uyku uyuyamayarak geldi. Yayıncı kuruluş spikerleri bilmezler bunu, anlamazlar. 20 Eylül 2011, Fenerbahçe'nin büyüklüğünün tarif edilemezliğinin bir tarifi olmanın yanı sıra; TFF'nin fena halde çuvallama tarihi olmuştur. Kadınları ve çocukları tribüne yönelterek, farklı bir şey denediler. Herşeyi olduğu gibi yine Fenerbahçe'nin üzerinde denediler. Hesap edemediler, o tribünlerin hınca hınç dolacağını. Ellerinde patladı bu ceza verme şekli... Kimileri 30 bin kişiyle stadı zar zor doldururken, bizim sadece kadınlarımız ve sevdamızı miras bıraktığımız çocuklarımız 40 bini devirdi.
Şimdi futbol,lig falan bir yana, aklıma takılan şunlar var;
Kadın taraftarlar sahadaki Fenerbahçe'ye ne kadar etki etti tartışırım.
Ancak ofsaytı hakemlerden daha iyi bildiklerini tartışmam.
Caner ne kadar iyi oynadı tartışırım.
Ancak Caner ne kadar iyi mücadele etti tartışmam.
Aykut hocanın kadro seçimini, oyuncu değişikliklerini tartışırım.
İki maçtır iyi oynayan Bilica'nın bugünkü performansını tartışırım.
Fenerbahçe'nin kötü oynamasını hem tartışır, hem kabullenirim.
Stoch'un neden oynatılmadığını düşünür, Stoch için üzülürüm. Onu da tartışırım.
Ancak bugün sahadaki hakem üçlüsünün yaptıkları eyyamı tartışmam.
Manisaspor'un ofsayt golünü tartışmam. Gözden kaçırılmıştır, insanlıktır demem.
Fenerbahçe'nin ofsaytla uzaktan yakından alakası olmayan, geçen sezonki şampiyonluğu kadar temiz golünü tartışmam.
Fenerbahçeli futbolcuların kötü de oynasalar verdikleri üst düzey mücadelenin nasıl hiç edildiğini, kadın taraftarların cinsiyetleri üzerine yapılan seviyesiz esprilerin ne denli gerizekalıca olduklarını ve Fenerbahçe başkanını içeride tutarak, Fenerbahçe camiasının çeşitli eylemlerle cezalandıranların; bugün yaptıkları eyyamı tartışmam. Türk Futbolu'nda böyle eyyamlar oldukça, asla temizlenemeyeceğini de tartışmam. Ama en önemlisi; kadını,erkeği ayırt etmeksizin dünyanın en büyük taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu tartışmam. Böyle bir birlik-beraberlik ve gurur ortamında; sportif başarıdan ziyade, Fenerbahçeli olmanın gururudur bizi ayakta tutan... Federasyon ve hakem eyyamlarıyla ligin ne kadar iyi kurgulandığını tartışmam bile...
Federasyon Football Manager editörüne girmiş. Ligi kurgulamışlar. Lig sonunda gelinecek yer belli belli. Pastadan kimin büyük, kimin orta dilim pay alacağı belli... Fenerbahçe üzerine oynanacak oyunlar ve eyyamlar devam edecek. Saha içinde deviremedikleri Fenerbahçe'yi, bu kirli oyunlarla devirmeye çalışacaklar. Belki sezonluk başaracaklar. Belki bu sezon bile şampiyon olacağız, ellerinde patlayacak. Başaramayacakları tek şey; Fenerbahçe camiasının kenetlenmesi ve direncini kırmak. Kirli oyunlarınıza alet olmayacak, Fenerbahçe'yi oyuncağınız etmeyeceğiz.
Alın "temiz" liginiz ve sportif başarılarınız sizin olsun!
Bir yanda Türk Futbolu adına tarihi bir gün... Büyük Fenerbahçe'nin yürekli kadınları; genci, yaşlısı demeden güneşin altında saatlerce sıra beklediler. Yayıncı kuruluş spikerleri bunu her ne kadar "futbol sevgisi" olarak adlandırsa da; futbol sevgisi falan değildi bu. Bunun adı Fenerbahçe Sevgisi'ydi. Hayatında hiç maç izlemeyeni de vardı, kombinelisi de vardı. Kimisi evlatlarının, eşlerinin hatrına geldi; kimisi 2 gecedir heyecandan uyku uyuyamayarak geldi. Yayıncı kuruluş spikerleri bilmezler bunu, anlamazlar. 20 Eylül 2011, Fenerbahçe'nin büyüklüğünün tarif edilemezliğinin bir tarifi olmanın yanı sıra; TFF'nin fena halde çuvallama tarihi olmuştur. Kadınları ve çocukları tribüne yönelterek, farklı bir şey denediler. Herşeyi olduğu gibi yine Fenerbahçe'nin üzerinde denediler. Hesap edemediler, o tribünlerin hınca hınç dolacağını. Ellerinde patladı bu ceza verme şekli... Kimileri 30 bin kişiyle stadı zar zor doldururken, bizim sadece kadınlarımız ve sevdamızı miras bıraktığımız çocuklarımız 40 bini devirdi.
Şimdi futbol,lig falan bir yana, aklıma takılan şunlar var;
Kadın taraftarlar sahadaki Fenerbahçe'ye ne kadar etki etti tartışırım.
Ancak ofsaytı hakemlerden daha iyi bildiklerini tartışmam.
Caner ne kadar iyi oynadı tartışırım.
Ancak Caner ne kadar iyi mücadele etti tartışmam.
Aykut hocanın kadro seçimini, oyuncu değişikliklerini tartışırım.
İki maçtır iyi oynayan Bilica'nın bugünkü performansını tartışırım.
Fenerbahçe'nin kötü oynamasını hem tartışır, hem kabullenirim.
Stoch'un neden oynatılmadığını düşünür, Stoch için üzülürüm. Onu da tartışırım.
Ancak bugün sahadaki hakem üçlüsünün yaptıkları eyyamı tartışmam.
Manisaspor'un ofsayt golünü tartışmam. Gözden kaçırılmıştır, insanlıktır demem.
Fenerbahçe'nin ofsaytla uzaktan yakından alakası olmayan, geçen sezonki şampiyonluğu kadar temiz golünü tartışmam.
Fenerbahçeli futbolcuların kötü de oynasalar verdikleri üst düzey mücadelenin nasıl hiç edildiğini, kadın taraftarların cinsiyetleri üzerine yapılan seviyesiz esprilerin ne denli gerizekalıca olduklarını ve Fenerbahçe başkanını içeride tutarak, Fenerbahçe camiasının çeşitli eylemlerle cezalandıranların; bugün yaptıkları eyyamı tartışmam. Türk Futbolu'nda böyle eyyamlar oldukça, asla temizlenemeyeceğini de tartışmam. Ama en önemlisi; kadını,erkeği ayırt etmeksizin dünyanın en büyük taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu tartışmam. Böyle bir birlik-beraberlik ve gurur ortamında; sportif başarıdan ziyade, Fenerbahçeli olmanın gururudur bizi ayakta tutan... Federasyon ve hakem eyyamlarıyla ligin ne kadar iyi kurgulandığını tartışmam bile...
Federasyon Football Manager editörüne girmiş. Ligi kurgulamışlar. Lig sonunda gelinecek yer belli belli. Pastadan kimin büyük, kimin orta dilim pay alacağı belli... Fenerbahçe üzerine oynanacak oyunlar ve eyyamlar devam edecek. Saha içinde deviremedikleri Fenerbahçe'yi, bu kirli oyunlarla devirmeye çalışacaklar. Belki sezonluk başaracaklar. Belki bu sezon bile şampiyon olacağız, ellerinde patlayacak. Başaramayacakları tek şey; Fenerbahçe camiasının kenetlenmesi ve direncini kırmak. Kirli oyunlarınıza alet olmayacak, Fenerbahçe'yi oyuncağınız etmeyeceğiz.
Alın "temiz" liginiz ve sportif başarılarınız sizin olsun!
Lazio 1 - 2 Genoa
Taşları yerinden oynatan iki takım Lazio ve Genoa... Lazio kadrosunun kemik yapısını oluşturan oyuncular hala oynuyorlar. Ancak Genoa da takımın iskeletini oluşturan isimler de değişti. Geçen sezon epey para harcamış, yıldız isimlerle dolu bir kadro kurmuşlardı. Ancak bekledikleri başarıyı yakalayamamıştı Genoa. Lazio ise istikrarlı kadrosuyla geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ni averajla kaçırararak, Avrupa Ligi vizesini aldı. Avrupa Ligi'ne ise Vaslui beraberliğiyle kötü bir başlangıç yaptı. Genoa'da geçen sezon çok zengin olan hücum hattında bu sene daha mütevazı futbolcular var. Genoa'nın kaleci değişimi ise takıma olumlu katkı verdi. Lazio'da bu durum şu an tam tersi gözüküyor. Marchetti'nin 2 maçlık performansı Muslera'yı aratıyor. Hem Vaslui maçında, hem de Genoa maçında taraftarları pek memnun edemedi.
Maçın en önemli detaylarından biri ise; şüphesiz Sculli'nin attığı gole sevinmemesiydi. 5 sene formasını giydiği Genoa'ya karşı takımını 1-0 öne geçiren Sculli, golden sonra sevinmedi ve sevinmek için gelen arkadaşlarını geri çevirerek; sadece tebrikleri kabul etti. Genoa tarafında oldukça saygıyla karşılanması gereken bir hareket. Hele ki son Gaziantepspor-Fenerbahçe maçında Olcan'ın sahayı 3 kez turlamasından sonra... İtalya'da boş tribünlere futbol oynama olayı ise devam ediyor. Kale arkaları her maç full Olimpico'da... Ancak diğer tribünler oldukça boş gözüküyor. Dün akşamki Napoli-Milan maçında da öyleydi.
Geçen sezon Gasperini ve Ballardini'nin yıldızlarlı ve geniş Genoa kadrosunda yakalayamadığı başarıyı; Criscito'suz, Rafinha'sız ve daha mütevazı bir kadroyla Malesani yakalayacak mı göreceğiz. Ancak lige 2 maçta 4 puanla başlamak ve oynanan futbol hem Malesani'ye, hem de Genoa taraftarlarına umut vaad etmiştir.
Maçın en önemli detaylarından biri ise; şüphesiz Sculli'nin attığı gole sevinmemesiydi. 5 sene formasını giydiği Genoa'ya karşı takımını 1-0 öne geçiren Sculli, golden sonra sevinmedi ve sevinmek için gelen arkadaşlarını geri çevirerek; sadece tebrikleri kabul etti. Genoa tarafında oldukça saygıyla karşılanması gereken bir hareket. Hele ki son Gaziantepspor-Fenerbahçe maçında Olcan'ın sahayı 3 kez turlamasından sonra... İtalya'da boş tribünlere futbol oynama olayı ise devam ediyor. Kale arkaları her maç full Olimpico'da... Ancak diğer tribünler oldukça boş gözüküyor. Dün akşamki Napoli-Milan maçında da öyleydi.
Geçen sezon Gasperini ve Ballardini'nin yıldızlarlı ve geniş Genoa kadrosunda yakalayamadığı başarıyı; Criscito'suz, Rafinha'sız ve daha mütevazı bir kadroyla Malesani yakalayacak mı göreceğiz. Ancak lige 2 maçta 4 puanla başlamak ve oynanan futbol hem Malesani'ye, hem de Genoa taraftarlarına umut vaad etmiştir.
Tottenham 4 - 0 Liverpool
White Hart Lane'de oynadığı tek maçında galibiyet alamayan Tottenham ile lige iyi başlamasına rağmen geçen hafta Stoke City'ye mağlup olarak ayakları yere basan Liverpool karşılaştı bugün. Tottenham ilk galibiyetini geçen hafta almıştı. Adebayor'un takıma kaıtlmasıyla gol yollarındaki etkinliğin arttığı ortada. Bir de; ilk hafta gelen ertelemeden sonra sırayla iki Manchester takımına mağlup olunmasıyla lige kötü bir başlangıç yapılmıştı. Tottenham 2 haftadır oynadığı futbolla geçtiğimiz 2 sezondan esintiler sunuyor. Liverpool'da ise Dalglish'e çok fazla güven duyuluyor. Lige de oldukça iyi başlamıştı kırmızılar. Ancak geçen hafta Stoke karşısında aldıkları mağlubiyetin moral bozukluğuyla geldiler Londra'ya... İki sezondur burada kazanıyorlardı. Bunun da getirdiği ekstra bir moral vardı.
Dawson'ın yokluğu bir eksiklik iken; King'in sahalara döndüğü maç oldu. King müzmin sakattır. Ancak takımın en önemli iki stoperi Dawson ve King'tir. İkisini uzun süredir bir arada oynatamamak da Redknapp'ın bir şanssızlığıdır. Walker iyiden iyiye sağ beki kaptı, çok da iyi oynadı bugün. Maça baskıyla başladı Tottenham... İnternetten takip ettiğim maçta, sekmeyi ne zaman değiştirsem; Tottenham'ın Liverpool ceza sahası etrafında olduğunu gördüm. Nitekim kaçan goller, gelecek golün sinyalini veriyordu. Liverpool savunması da biraz sakardı hani, maça tam konstantre olmuş gözükmüyordu. Modric'in mükemmel füzesiyle açıldı perde... Charlie Adam'ın gördüğü kırmızı karttan sonra Tottenham kontrolü iyice ele geçirdi. Zaten maç başından beri yaptıkları paslaşmalarla epey zorlamışlardı Liverpool'u. Eksik bir Liverpool'un Tottenham'a direnmesi zor gözüküyordu. Yine de temponun düşmesiyle Liverpool'un da direnci arttı. İkinci yarı Van der Vaart'ın oyuna girmesi çok olumlu bir fark yaratmadı Tottenham için. Gerçi ikinci yarıya yine net bir gol pozisyonuyla başladılar. Defoe çok net fırsatı değerlendiremedi. Skrtel'ın kırmızı kartından sonra Liverpool'un işi Tottenham'ın vicdanına kaldı. Tottenhamlılar zaman zaman artistik gol vuruşları denese de; yine çok cıvımadılar ve maçı 4-0 galip kapattılar. Modric'in golü haftanın gollerinden... Ancak Defoe'nin golü de izlenmeye değerdi. Kenny Dalglish'in surat ifadesi ise Fatih Terim'den halliceydi.
Haftaya Wigan deplasmanına gidiyor Tottenham... Liverpool ise Anfield'da Wolves'ı ağırlayacak. İki takım da haftaya kazanır diye düşünüyorum.
Dawson'ın yokluğu bir eksiklik iken; King'in sahalara döndüğü maç oldu. King müzmin sakattır. Ancak takımın en önemli iki stoperi Dawson ve King'tir. İkisini uzun süredir bir arada oynatamamak da Redknapp'ın bir şanssızlığıdır. Walker iyiden iyiye sağ beki kaptı, çok da iyi oynadı bugün. Maça baskıyla başladı Tottenham... İnternetten takip ettiğim maçta, sekmeyi ne zaman değiştirsem; Tottenham'ın Liverpool ceza sahası etrafında olduğunu gördüm. Nitekim kaçan goller, gelecek golün sinyalini veriyordu. Liverpool savunması da biraz sakardı hani, maça tam konstantre olmuş gözükmüyordu. Modric'in mükemmel füzesiyle açıldı perde... Charlie Adam'ın gördüğü kırmızı karttan sonra Tottenham kontrolü iyice ele geçirdi. Zaten maç başından beri yaptıkları paslaşmalarla epey zorlamışlardı Liverpool'u. Eksik bir Liverpool'un Tottenham'a direnmesi zor gözüküyordu. Yine de temponun düşmesiyle Liverpool'un da direnci arttı. İkinci yarı Van der Vaart'ın oyuna girmesi çok olumlu bir fark yaratmadı Tottenham için. Gerçi ikinci yarıya yine net bir gol pozisyonuyla başladılar. Defoe çok net fırsatı değerlendiremedi. Skrtel'ın kırmızı kartından sonra Liverpool'un işi Tottenham'ın vicdanına kaldı. Tottenhamlılar zaman zaman artistik gol vuruşları denese de; yine çok cıvımadılar ve maçı 4-0 galip kapattılar. Modric'in golü haftanın gollerinden... Ancak Defoe'nin golü de izlenmeye değerdi. Kenny Dalglish'in surat ifadesi ise Fatih Terim'den halliceydi.
Haftaya Wigan deplasmanına gidiyor Tottenham... Liverpool ise Anfield'da Wolves'ı ağırlayacak. İki takım da haftaya kazanır diye düşünüyorum.



























