10 saat önce
Lazio 2 - 1 Roma | Özlenen Galibiyet
11 Nisan 2009. Lazio'nun Roma'yı mağlup ettiği son maçın oynandığı tarih. Kavga gürüldü, tipik bir Roma derbisiydi ve Lazio 4-2 kazanmıştı. 2 sezondur derbileri boş geçiyor Roma'nın mavileri. Özellikle geçen sezon ilk maçı hakem katliamıyla, diğerlerini de berbat futbollarıyla kaybetmişlerdi. Geçen sezonun bir gerçeği de; dünyaca ünlü Roma Derbisi'nde lig ve kupada oynanan uyutucu futboldu. Bu sezon bu tabu bir nebze olsun yıkıldı. Derby Della Capitale tat verdi. Herhalde Türkiye'de yayını olmadığından kaynaklanıyor. Malum, biz kalitesiz futbol izlemeye alışığız.
Maça ideal kadrosuyla başladı Lazio. Biava'nın sahalara dönmesiyle Biava-Dias uyumlu ikilisi tamamlanmış oldu. Sağda Konko, solda sezon başından beri formsuzluğunu üzerinden atamayan; fakat derbilerin sevilen yüzü olan Radu. Orta sahada Ledesma, Gonzalez ve Brocchi. Gonzalez bu sezon çok süre alıyor ve faydalı oluyor. Ancak kısıtlı yetenekleri yüzünden çok ön plana çıkan bir performans sergileyemiyor. Ben iyi bir rotasyon oyuncusu olabileceğini düşünüyorum. Yerine Lorik Cana düşünülebilir. Forvet arkasında Hernanes, ileri uçta Cisse ve Klose. Cisse'yi genellikle sol kanat gibi izliyorduk. Reja derbide daha fazla verim alabileceği ileri uçta oynatmayı tercih etti. Roma kadrosunda ise Totti'nin eksikliği her zaman farkedilir. Ancak çok kaliteli bir kadrosu var Roma'nın ve bu kadro tecrübesiz bir hocayla harcanıyor. Luis Enrique'nin Roma'yla uzun ömürlü bir ilişkisi olmayacağını düşünüyorum. En büyük getirisi ise Jose Angel olacak gibi duruyor. Epey göze battı derbide. Sağ kanat çok çalışmazken, Jose Angel soldan epey atak yaptırdı takıma. Pjanic'in de henüz Serie A'ya uyum sağlayamadığı gerçek. Yoksa Pjanic, Osvaldo, Bojan, Borriello, Totti ve Lamela'lı hücum hattı olan bir takım Serie A'da zirveye oynayabilir.
Pablo Osvaldo'nun henüz 5.dakikada attığı gol Laziolu taraftarları yine bir mağlubiyet kuşkusuna soktu. Osvaldo'nun golü bir kenara; Roma sahada daha arzulu, daha ne yaptığını bilen bir ekip görüntüsündeydi. İlk 15 dakikalık bölümden sonra golün etkisinden kurtulan Lazio'nun ayakları biraz daha yere basmaya başladı. Kale önüne kadar sorunsuz top getirebilen Lazio, ileri uçta son vuruş sıkıntısı çekti. Hem de Klose ve Cisse'yle... İkilinin son vuruşlardaki beceriksizliği Lazio'ya birkaç iyi pozisyonu ve ilk yarıyı berabere bitirme şansını kaçırttı. Hernanes'in uzak mesafeden vurduğu şut dışında akılda kalan bir pozisyonu da olmadı.
İkinci yarı Lazio'nun dönüş devresi oldu. Lazio için yazılabilecek en iyi senaryo erken atılacak bir beraberlik golüydü. Daha fazlası oldu. Erken atılan bir beraberlik golü ve Kjaer'in kırmızı kartıyla Roma'nın 10 kişi kalması. Hernanes tartışmalı penaltıyı gole çevirince skor eşitlendi, oyunun ibresi ise Lazio'ya döndü. Luis Enrique Kjaer'den boşalan yere Burdisso'yu oyuna almak zorunda kaldı. Orta sahadan Perrotta'yı çıkardı ki; bu değişiklik orta saha hakimiyetini Lazio'ya bıraktı. Roma'nın orta sahada 1 eksikle oynamasını fırsat bilen Reja, defansif bir oyuncu olan Gonzalez'i çıkarıp, ofansif Mauri'yi oyuna aldı. Böylelikle Lazio'nun beklenen gol pozisyonları ardı ardına geldi. İki top direkten döndü. Özellikle Cisse'nin şutuna gol yakışırdı. Zira Klose pek sahada yoktu. Bir Rocchi değişikliği bekledim durdum. Roma da zaman zaman bir kaç cılız atak şansı yakaladı. Zaman ilerledikçe Roma için en iyi senaryo beraberlik gibi gözükmeye başladı. En iyi senaryo gerçekleşecek gibiyken Klose çıktı sahneye. 92 dakika boyunca sahanın en etkisiz ismi gibi gözüken tecrübeli Alman attığı golle Roma'yı üzüntüden, Lazio tribünlerini sevinçten yıktı.
Miroslav Klose, büyük maç tecrübesiyle aldırdı belki de maçı. Sırf bu golle bile Lazio taraftarlarının sevgilisi olacağı kesin. Nitekim maç sonu görüntüleri de inanılmazdı. Lazio derbi galibiyetini özlemiş, derbi galibiyetine susamış. Futbolcuların hep birlikte formalarını çıkararak tribünlere koşması güzel görüntüler oluşturdu. Reja'nn yumruk şovu görülmeye değerdi. Maç sonundan çok güzel fotoğraflarla bitireyim;
Maça ideal kadrosuyla başladı Lazio. Biava'nın sahalara dönmesiyle Biava-Dias uyumlu ikilisi tamamlanmış oldu. Sağda Konko, solda sezon başından beri formsuzluğunu üzerinden atamayan; fakat derbilerin sevilen yüzü olan Radu. Orta sahada Ledesma, Gonzalez ve Brocchi. Gonzalez bu sezon çok süre alıyor ve faydalı oluyor. Ancak kısıtlı yetenekleri yüzünden çok ön plana çıkan bir performans sergileyemiyor. Ben iyi bir rotasyon oyuncusu olabileceğini düşünüyorum. Yerine Lorik Cana düşünülebilir. Forvet arkasında Hernanes, ileri uçta Cisse ve Klose. Cisse'yi genellikle sol kanat gibi izliyorduk. Reja derbide daha fazla verim alabileceği ileri uçta oynatmayı tercih etti. Roma kadrosunda ise Totti'nin eksikliği her zaman farkedilir. Ancak çok kaliteli bir kadrosu var Roma'nın ve bu kadro tecrübesiz bir hocayla harcanıyor. Luis Enrique'nin Roma'yla uzun ömürlü bir ilişkisi olmayacağını düşünüyorum. En büyük getirisi ise Jose Angel olacak gibi duruyor. Epey göze battı derbide. Sağ kanat çok çalışmazken, Jose Angel soldan epey atak yaptırdı takıma. Pjanic'in de henüz Serie A'ya uyum sağlayamadığı gerçek. Yoksa Pjanic, Osvaldo, Bojan, Borriello, Totti ve Lamela'lı hücum hattı olan bir takım Serie A'da zirveye oynayabilir.
Pablo Osvaldo'nun henüz 5.dakikada attığı gol Laziolu taraftarları yine bir mağlubiyet kuşkusuna soktu. Osvaldo'nun golü bir kenara; Roma sahada daha arzulu, daha ne yaptığını bilen bir ekip görüntüsündeydi. İlk 15 dakikalık bölümden sonra golün etkisinden kurtulan Lazio'nun ayakları biraz daha yere basmaya başladı. Kale önüne kadar sorunsuz top getirebilen Lazio, ileri uçta son vuruş sıkıntısı çekti. Hem de Klose ve Cisse'yle... İkilinin son vuruşlardaki beceriksizliği Lazio'ya birkaç iyi pozisyonu ve ilk yarıyı berabere bitirme şansını kaçırttı. Hernanes'in uzak mesafeden vurduğu şut dışında akılda kalan bir pozisyonu da olmadı.
İkinci yarı Lazio'nun dönüş devresi oldu. Lazio için yazılabilecek en iyi senaryo erken atılacak bir beraberlik golüydü. Daha fazlası oldu. Erken atılan bir beraberlik golü ve Kjaer'in kırmızı kartıyla Roma'nın 10 kişi kalması. Hernanes tartışmalı penaltıyı gole çevirince skor eşitlendi, oyunun ibresi ise Lazio'ya döndü. Luis Enrique Kjaer'den boşalan yere Burdisso'yu oyuna almak zorunda kaldı. Orta sahadan Perrotta'yı çıkardı ki; bu değişiklik orta saha hakimiyetini Lazio'ya bıraktı. Roma'nın orta sahada 1 eksikle oynamasını fırsat bilen Reja, defansif bir oyuncu olan Gonzalez'i çıkarıp, ofansif Mauri'yi oyuna aldı. Böylelikle Lazio'nun beklenen gol pozisyonları ardı ardına geldi. İki top direkten döndü. Özellikle Cisse'nin şutuna gol yakışırdı. Zira Klose pek sahada yoktu. Bir Rocchi değişikliği bekledim durdum. Roma da zaman zaman bir kaç cılız atak şansı yakaladı. Zaman ilerledikçe Roma için en iyi senaryo beraberlik gibi gözükmeye başladı. En iyi senaryo gerçekleşecek gibiyken Klose çıktı sahneye. 92 dakika boyunca sahanın en etkisiz ismi gibi gözüken tecrübeli Alman attığı golle Roma'yı üzüntüden, Lazio tribünlerini sevinçten yıktı.
Miroslav Klose, büyük maç tecrübesiyle aldırdı belki de maçı. Sırf bu golle bile Lazio taraftarlarının sevgilisi olacağı kesin. Nitekim maç sonu görüntüleri de inanılmazdı. Lazio derbi galibiyetini özlemiş, derbi galibiyetine susamış. Futbolcuların hep birlikte formalarını çıkararak tribünlere koşması güzel görüntüler oluşturdu. Reja'nn yumruk şovu görülmeye değerdi. Maç sonundan çok güzel fotoğraflarla bitireyim;
Newcastle 2 - 2 Tottenham
Goal filminden midir nedir, St. James Park'taki bir maçı televizyondan izlemek bile hep çekici gelmiştir bana. Özellikle bu sezon Newcastle United'ın Pardew ile başarılı bir grafik çizmesi ve şık formalarının da bunda payı var. Tottenham'ın yükselen form grafiğinin olması haftanın en ilgi çekici maçlarından biri olmasını sağlıyordu. Maç öncesi beklentim beraberlikti. Zevkli mücadelenin hakkı da öyleydi. İki takım tarafından da hakedilmiş bir skor ortaya çıktı. Namağlubiyetin devam etmesinden olacak ki; Newcastle taraftarları da maç sonunda oldukça mutlu gözüküyorlardı.
Newcastle United'ın başarısının tesadüf olmadığı kadro kalitesinden de net şekilde anlaşılıyor. Yukarılara oynayacak kalitede bir kadroları var. Şu an bu doğrultuda ilerliyor. Ancak 38 maçlık sezon içerisinde inişe geçtikleri, zorlu süreçler de olacaktır. Fakat Newcastle United'ın bu sezonun renkli takımlarından biri olarak kalacağını düşünüyorum. Özellikle Leon Best çok ilgimi çekiyor son zamanlarda. Geçtiğimiz sezon çok izleyemesem de, takip etmeye çalıştığım oyunculardan birisiydi. Bu sezon yeteneklerini daha fazla göz önüne seriyor. Demba Ba'nın da takıma olan uyumu siyah beyazlıların hücum gücünü arttırıyor. Cheikh Tiote bir başka beğendiğim oyuncu. Hatırlıyorum da; Fenerbahçe-Twente maçlarından sonra, "+2'ye Cheikh Tiote gibi oyuncular almalıyız" tarzı pek çok yorum okudum. Bugün o Cheikh Tiote dünyanın en iyi liginde iyi bir takımın orta alandaki yükünü hafifletiyor.
Tottenham'da da Modric'in formu git gide yükselmekte. Sezon başında gitti gidecek denilen Hırvat yıldız, oynadıkça açılıyor. Tabi bu haber Tottenham taraftarları için ne kadar hoş gözükse de, Türk Milli Takımı için nahoş bir detay olarak sivriliyor. Dün pek çok atağa liderlik yapan Modric, aynı zamanda Defoe'nin attığı golde atağı kurgulayan oyuncu oldu. Defoe'nin golüne gelince; tipik bir Defoe vuruşuydu. Dünyanın en atletik golcülerinden birisi olan Defoe, özellikle ceza yayı üzerinden attığı gollere devam ediyor. Adebayor ise Tottenham'a katkı vermeye devam ediyor. Yüksek bir bonservisle önümüzdeki sezonda da devam edebilir. Yine de bu penaltı kararının tartışmalı olduğu gerçeğini değiştirmez tabi ki.
Maç genel olarak zevkli, son dakikalarında ise oldukça heyecanlıydı. Newcastle'de Ameobi'nin gol vuruşundaki ustalığından sonra; son dakikalarda kaçırdığı gol yakışmadı. Gerçi ben o pozisyonda Coloccini'ye daha fazla kabahat buluyorum. Her ne kadar sırtı kaleye dönük olsa da, vuruş açısı ve şekli bakımından Ameobi'den bir adım öndeydi sanki. 40'lık delikanlı Friedel ise; dün yine bildiğimiz Friedel'dı. İlk gol biraz talihsiz bir gol gibi gözükse de, çok şık kurtarışlarla günü kurtardı.
Newcastle United'ın başarısının tesadüf olmadığı kadro kalitesinden de net şekilde anlaşılıyor. Yukarılara oynayacak kalitede bir kadroları var. Şu an bu doğrultuda ilerliyor. Ancak 38 maçlık sezon içerisinde inişe geçtikleri, zorlu süreçler de olacaktır. Fakat Newcastle United'ın bu sezonun renkli takımlarından biri olarak kalacağını düşünüyorum. Özellikle Leon Best çok ilgimi çekiyor son zamanlarda. Geçtiğimiz sezon çok izleyemesem de, takip etmeye çalıştığım oyunculardan birisiydi. Bu sezon yeteneklerini daha fazla göz önüne seriyor. Demba Ba'nın da takıma olan uyumu siyah beyazlıların hücum gücünü arttırıyor. Cheikh Tiote bir başka beğendiğim oyuncu. Hatırlıyorum da; Fenerbahçe-Twente maçlarından sonra, "+2'ye Cheikh Tiote gibi oyuncular almalıyız" tarzı pek çok yorum okudum. Bugün o Cheikh Tiote dünyanın en iyi liginde iyi bir takımın orta alandaki yükünü hafifletiyor.
Tottenham'da da Modric'in formu git gide yükselmekte. Sezon başında gitti gidecek denilen Hırvat yıldız, oynadıkça açılıyor. Tabi bu haber Tottenham taraftarları için ne kadar hoş gözükse de, Türk Milli Takımı için nahoş bir detay olarak sivriliyor. Dün pek çok atağa liderlik yapan Modric, aynı zamanda Defoe'nin attığı golde atağı kurgulayan oyuncu oldu. Defoe'nin golüne gelince; tipik bir Defoe vuruşuydu. Dünyanın en atletik golcülerinden birisi olan Defoe, özellikle ceza yayı üzerinden attığı gollere devam ediyor. Adebayor ise Tottenham'a katkı vermeye devam ediyor. Yüksek bir bonservisle önümüzdeki sezonda da devam edebilir. Yine de bu penaltı kararının tartışmalı olduğu gerçeğini değiştirmez tabi ki.
Maç genel olarak zevkli, son dakikalarında ise oldukça heyecanlıydı. Newcastle'de Ameobi'nin gol vuruşundaki ustalığından sonra; son dakikalarda kaçırdığı gol yakışmadı. Gerçi ben o pozisyonda Coloccini'ye daha fazla kabahat buluyorum. Her ne kadar sırtı kaleye dönük olsa da, vuruş açısı ve şekli bakımından Ameobi'den bir adım öndeydi sanki. 40'lık delikanlı Friedel ise; dün yine bildiğimiz Friedel'dı. İlk gol biraz talihsiz bir gol gibi gözükse de, çok şık kurtarışlarla günü kurtardı.
Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray | ABVL 1.Hafta
Sürekli övündüğümüz amatör branş maçlarımız da artık başladı. Birkaç gün önce Eczacıbaşı'na kupa finalinde kaybettiğimiz maç hakkında üç beş cümle yazmıştım. Dün Erkek Basketbol takımımızın Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda Galatasaray'a kaybettiği maçın da tamamını izledim. Ezeli rakibimize dün kaybettiğimiz basketbol maçının rövanşını bayan voleybolla yapacaktık bugün. "İkisi farklı şey" düşüncesine karşıyım. Ezeli rekabet her yerde ezeli rekabettir. Yenilince Ülker'e, Universal'a yenilip; kazanınca Fenerbahçe'ye karşı kazanmak saçmalığın âlasıdır.
Voleybol takımımızdaki eksiklerden bahsetmiştik. Çoğul konuşuyorum, çünkü taraftarın genel görüşü eksiklerin arandığı yönünde. Galatasaray cephesinde ise epey değişiklik var. Geçen sezona oranla daha olumlu bir hava yakaladıklarını, bize karşı 8-9 maç sonra bir set almalarından da anlayabiliyoruz. Yine kısa kısa notlarla yazacağım. Voleybol maçlarını böyle yazmak daha hoşuma gidiyor, daha okunası kılıyor sanki... Detaylı yazıyı zaten Fenerbahçe Voleybol Blogu'ndan okurum.
- İlk olarak; Nihan Yeldan Güneyligil. Fenerbahçe ruhunu sahaya yansıtan oyuncularımızdan olduğu için, taraftarın gözünde değeri önemlidir. Ancak sezona kötü başladığının farkında olduğunu düşünüyorum. Bugün en etkisiz gözüken ismimizdi. Liberonun kötü oynama gibi bir lüksü yok bence...
- Seda Uslu Eryüz. Galatasaray'ın yedek pasörüydü. Ancak +1'li absürt yabancı kontenjanın uygulandığı ligimizde rotasyon amaçlı yerli transferleri yapmanız gerekiyor. Zülfiye Gündoğdu'nun rotasyonda olmasından ben memnundum. Seda Eryüz ilk maçında en çok eleştirilen oyuncumuz olmuştu. Twitter'dan uygun bir üslupla ben de eleştirmiştim. Eminim ki; eleştirim haklı bulmuş ve dikkate almıştır. Kamil Söz'ün de taraftarın gördüklerini gördüğünü düşünüyorum. Dolayısıyla; bugün ilk sette kötü gözükse de oynadıkça toparladığını düşünüyorum. Özellikle Kim'e alçak paslar atmaması, en azından eleştirileri dikkate aldığının göstergesi. Ayrıca Eda Erdem ile iyi bir ikili oluşturdular zaman zaman...
- Kim Yeon Koung durduralamaz demiştim. Bugün yine durdurulamadı. Asya voleybolunun savunmasını da iyi bildiğinden, manşetleri de süper, blokları da süper. Kim Yeon Koung'un uzun yıllar Fenerbahçe'de kalmasını isterim.
- Seda Tokatlıoğlu'nun yeri de her zaman ayrıdır. Hatta bir maç tribünde biri arkasını dönüp sormuştu bana; "Nedir bu Seda Tokatlıoğlu sevgin?" diye. Seda Tokatlıoğlu Fenerbahçe'nin evladıdır, sahadaki taraftarıdır. Sezona iyi başladı. 2+1 olayı da en çok onun işine yarayacak. Ooooooo Terminatör Seda!
- İpek Soroğlu ligde bu sezon çok fazla forma şansı bulacak. Duygu Bal form tutarsa forma ikisi arasında gidip gelir. Ancak İpek Soroğlu şu an bir adım önde gözüküyor ve uzun süre de bir adım önde olacağını düşünüyorum.
- Eda için geçen maç, oynadıkça açılan oyuncu demiştim. Oynadıkça açıldı. Bugün de takımın iyilerindendi.
- Liuba Shashkova savunmayı aksatsa da, hücumda Kim'den sonra en fazla top öldüren oyuncumuz oldu. Ayrıca yer yer etkili servisleriyle önemli katkı sağladı.
- İlk iki setteki tanınmaz Fenerbahçe; son iki sette yerini bambaşka bir Fenerbahçe'ye bıraktı. En azından rakibin direnci kırdı. Sahada yardımlaşma arttı. Bu da top öldürmeyi kolaylaştırdı.
- İlk setteki berbat oyuna rağmen, seti bırakmayıp 4 sayı geriden gelerek kazanmak çok güzeldi.
- Universal'ın Sarı Fenerbahçe Universal atkıları hoş olmuş. Bende de olsun isterim.
- Merve Dalbeler takımda ısınamadığım tek oyuncu.
- Galatasaray'ın geçen sezona oranla çok kaliteli bir takım olduğunu belirtmek gerekir. İyi bir hoca, Avrupa'nın en iyi pasörlerinden biri olan Lo Bianco ve sayı yükünü çeken Calderon Galatasaray'a sınıf atlatmış.
- Ligde 4 takımdan biri olurlar ama fazlası olamazlar. Belki ekstra motivasyonla kupada final görebilirler. Ama çok zor...
- Tüm takımın sayı yükünü Calderon çekiyor. İkinci bir alternatifleri yok. Yerlileri geçen sezona göre daha iyi.
- Lo Bianco'yu çok severim. Calderon'u müthiş oynattı bugün. Galatasaray kadrosu, Lo Bianco kalitesinde bir pasörün çok altında kalıyor bence.
- Derbi galibiyet sezonunu 1 gün gecikmeli de olsa açtık. Güzel başladık, güzel bitsin.
- Ayrıca 3 sezon sonra ilk defa Galatasaray maçında tribünde olamadım. Haftaiçine böyle maçlar konmamalı.
Ne İzledim? #10
Blog işlerini aksatıyor olsam da, film izleme işini aksatmıyorum panpalar. Çok film izleyen bir vatandaş olarak; hâla Top250'de izlemediğim pek çok film olmasını bazen garipsesem de, Top250 listesine baktığımda normal görüyorum. Hiç izlemeyeceğim, hiç ilgimi çekmeyen onlarca film var o listede. Yine süresinden dolayı göze alamadığım seriler var. Lord Of The Rings bunlardan biri mesela... Hâla ilk filmden sonrasını getirmedim. Ama inanıyorum, bir gün "Top 250'deki tüm filmleri izledim ehehehe" diye hava atabileceğim. Gerçi Harddisklerim doluyor,taşıyor. İndirdiğim filmi silmeye kıyamıyorum. Herkesin çok övdüğü, benim hiç beğenmediğim The Fall'u bile silmeye kıyamadım. Neyse, her ay olduğu gibi Eylül Ayı'nda izlediğim filmlerle de yine kendi çöplüğümdeyim.
Jim Carrey gibi sevdiğim bir abiyi böyle yaşlanmış görmek istemezdim. Ancak filmi de kaçırmak istemedim. Yavuklu adayımla gittiğim, çıktıktan sonra "ilk filmimiz ehehehehe" diye mutluluk saçtığımız; fakat aynı zamanda da son filmimiz oldu Mr. Popper's Penguins. Zaten bu özellikler dışında çok değerlendirme yazısı yazılacak bir film değil. Vakit geçirmelik bir aile filmi... İşte biz de hanımefendiyle gittik; "Bakın nasıl da aileyiz" mesajı verdik. Sonra götümüzde patlamış olsa da, ne bileyim gülerek hatırlıyorum ben bu filmi. Kaptan, kokuşuk, beyinsiz falan...
Kült filmleri beğenmeme kıllığıma devam ediyorum. Ya tamam beğenmemek demeyelim de, beklediğim gibi bulmadım diyeyim. Yoksa kaliteli film olduğu her halinden belli... Özellikle Roberto Benigni'den. Zaten Nazi filmlerini çok severim, her zaman beni sürükleyen ve aklımda kalan filmlerdir. La Vita e Bella'nın da bu konuda önde gelen yapımlardan biri olduğunu biliyorum. Ancak izlemek için anca ilham alabildim. Güzeldi, iyiydi, hoştu da bir The Boy in the Striped Pyjamas etkisi bırakmadı bende. Roberto Benigni'nin muhteşem performansı olmasa, bu film bu kadar konuşulur muydu emin değilim. Filmin ilk yarısında, yani Roberto Benigni'nin "hayat dolu bir adamı" oynadığı bölümlerde yer yer sıkıldım. Drama ağırlık veren ikinci yarısını ise oldukça beğendim. Dram adamıyım ben ya, duygu doluyum.
Sinemada pek korku filmlerine gitme huyum olmasa da, bir hatun arkadaşın ısrarıyla girdim Fright Night'a. 1985 yapımı filmin uyarlaması. 1985 yapımını izlemedim. Ancak 2011 yapımında Colin Farrell'ın vampirliğe çok yakıştığını düşünüyorum. Tipik bir "yeni taşınan komşudan şüphelenme" filmi aslında... Görsellik olarak diğer vampir filmlerine oranla bir adım önde olduğunu söyleyebilirim. İzlerken sıkılmadım, klişe sona şaşırmadım. 3D izlemedim, 3D'si belki daha güzeldir.
Filmin çok sıcak bir anlatımı, çok sevdiğim bir atmosferi var.
Oyuncu kadrosu çok iyi. 86 yılında bu filmde küçük bir rolde oynayan
John Cusack bugün önemli bir aktör. Kiefer Sutherland, Jerry O'Connell
ise film ve dizilerden illa ki görmüş olduğumuz isimler. Filmi
sürükleyen iki çocuk oyuncudan birisi olan River Phoenix'in henüz 23
yaşında hayatını kaybetmesi kötü. Diğer isim ise; Corey Feldman. Teddy
rolünde harikalar yaratmış. Tren sahnesi çok heyecanlandıran bir
sahneydi. Hani biliyorsunuz belki o sahnede ne olacağını ama
heyecanlanıyorsunuz işte... Ceset peşinde gitmek belki çok saçma birşey.
Ancak; filmin verdiği mesaj da bu zaten. Çocukluk arkadaşlarıyla
yapılan herşey güzeldir, herşey akılda kalır. İzlerken bir an bile
sıkılmadığım gibi, favori filmler listeme de ekledim. Zaten IMDB
Top250'de de varmış. 8/10 puan alır.
"Sonradan edindiğim arkadaşlar,12 yaşındaki arkadaşlarım gibi olmadı
hiç. Hep böyle olmaz mı zaten?"
Eski günlerden birşeyler bulmak, o havayı tekrar solumak için;
izleyiniz.
Mr. Simon tecrübeli, idealist ve başarılı bir öğretmendir. Bir nevi
Kemal hocadır. Öğrencileri ise; birbirine saygısı olmayan, güzel/çirkin
ayrımı yapan çocuklardır. Mr. Simon bu çocuklardan Andy ve herkes
tarafından ezilen Big G'yi birbiriyle yakınlaştırır. Öğrencilerden
birinin ceza almasına sebep olan Mr.Simon; aynı öğrencisi tarafından
atılan bir iftirayla kariyerini tehlikeye sokmuştur. Film bundan
ibaret... Tolerans, hoşgörü, ezme ve ezilme üzerine sosyal mesajlar
içeren bir yapım. İzlerken sıkılmadım ama umduğumu da bulamadım. 6,5/10 eder.
Fenerbahçe 1 - 3 Eczacıbaşı
Voleybolu özlemişim. Avrupa Şampiyonası'nı takip etmek pek içimden gelmedi. Ancak Fenerbahçe voleybolunu özlememek elimde değil... Çubuklu formayı sahada görmek yeter, branşı farketmez. Çubuklu forma demişken; forma önüne yapıştırılan Universal yazıları pek olmamış. Acil formalar yenilenmeli. Bu arada dün Erkek voleybol takımımızın maçını izleyemedim. Kupayı kazanmalarına ve özellikle Kaptan Arslan Ekşi'nin açıklamalarına mutlu oldum.
Eczacıbaşı'nın hazır bir kadrosu var. Birlikte antrenman yapamamaktan yakınmışlar, biraz nankörlük bu. Avrupa Şampiyonası'ndan dolayı pek çok oyuncusu hazır. Fenerbahçe'de durum tam tersi. İdmanlar epeydir devam ediyor ancak takımın maç temposu muamma. İki hazırlık maçı var ki bunlar ölçü sayılacak maçlar değil. Hoca yok, Logan yok, Fabiana yok. Ze Roberto'nun her sezon öncesi olmamasından da hoşlanmıyorum. İlk sette alışılagelmişin dışında bir Fenerbahçe görüntüsü vardı. Hazır olmamak bir yana, mücadele seviyesi de çok alttaydı takımın. Dolayısıyla Eczacıbaşı güle oynaya aldı ilk seti. İkinci sette kendimize geldik. Ancak maç başından sonuna kadar bir pasör sıkıntısı çektik. Seda Eryüz'ün bir kalemde ismi çizilecek bir oyuncu olmadığını biliyorum. Ancak Gamova varken çok sık yaşadığımız alçak pas sıkıntısını, Seda Eryüz ile bugün bir kez daha yaşadık. Kamil Söz'ün müdahale etmemesine anlam veremedim. Pek çok pasın yüksekliğini ayarlayamadı. Bu da çok skorer bir isim olan Kim'in ve iyi bir maç çıkaran Seda Tokatlıoğlu'nun verimini düşürdü. İkinci seti ellerimizle verdik. Üçüncü seti kazanıp maça ortak olmayı başarsak da, son sette basit hatalar yaptık. Maç ile ilgili notlarımla bitireyim;
Eczacıbaşı'nın hazır bir kadrosu var. Birlikte antrenman yapamamaktan yakınmışlar, biraz nankörlük bu. Avrupa Şampiyonası'ndan dolayı pek çok oyuncusu hazır. Fenerbahçe'de durum tam tersi. İdmanlar epeydir devam ediyor ancak takımın maç temposu muamma. İki hazırlık maçı var ki bunlar ölçü sayılacak maçlar değil. Hoca yok, Logan yok, Fabiana yok. Ze Roberto'nun her sezon öncesi olmamasından da hoşlanmıyorum. İlk sette alışılagelmişin dışında bir Fenerbahçe görüntüsü vardı. Hazır olmamak bir yana, mücadele seviyesi de çok alttaydı takımın. Dolayısıyla Eczacıbaşı güle oynaya aldı ilk seti. İkinci sette kendimize geldik. Ancak maç başından sonuna kadar bir pasör sıkıntısı çektik. Seda Eryüz'ün bir kalemde ismi çizilecek bir oyuncu olmadığını biliyorum. Ancak Gamova varken çok sık yaşadığımız alçak pas sıkıntısını, Seda Eryüz ile bugün bir kez daha yaşadık. Kamil Söz'ün müdahale etmemesine anlam veremedim. Pek çok pasın yüksekliğini ayarlayamadı. Bu da çok skorer bir isim olan Kim'in ve iyi bir maç çıkaran Seda Tokatlıoğlu'nun verimini düşürdü. İkinci seti ellerimizle verdik. Üçüncü seti kazanıp maça ortak olmayı başarsak da, son sette basit hatalar yaptık. Maç ile ilgili notlarımla bitireyim;
- Seda Uslu Eryüz pasörlük görevini yeteri kadar yerine getirememiş olsa da, servislerde hatasız oynadı sanırım. Servislerini beğendim. Ancak pasörün asıl görevinin hücum yönlendirmek olduğunu ve Seda'nın biraz daha yüksek pas çalışması gerektiğini yazmak gerekir.
- Seda Tokatlıoğlu gözümde hiç bir zaman yedek olacak oyuncu değildi. Yine çok iyi bir maç çıkardı. Terminatör Seda! Ligde yeri garanti gibi gözüküyor. Ancak Ze Roberto'nun Şampiyonlar Ligi'nde ağırlıklı olarak Logan Tom'u kullanacağını tahmin etmek güç değil. Ligde Tom-Seda, Luba-Seda şeklinde güçlü smaçör alternatiflerimiz olması güzel.
- Nihan Güneyligil henüz sezona hazır gözükmedi. Ancak iyi bir libero olduğunu bildiğim için içim rahat. Toparlayacaktır.
- Eda Erdem uzun süre etkisiz gözükse de, maçın sonlarına doğru etkisini gösterdi. Eda da zamanla toplayacaktır. Yarın maç yapalım, yarın daha iyi oynar. Oynadıkça açılan, özel bir oyuncu.
- İpek zaman zaman faydalı olsa da, sahada hiç gözükmediği süre daha fazlaydı. Kamil Söz'ün takım kötü giderken İpek yerine Duygu, Luba yerine Yağmur hamleleri yapmasını beklerdim.
- Luba da maçın sonlarına doğru açılan oyuncularımızdan... Ancak basit birkaç hatası gözlerden kaçmadı.
- Kim'in hem iyi savunması var, hem önlem alınamayacak bir hücum yönü var. Hücum tarzı tıpkı Gamova gibi. Ne yaparsanız yapın, bu ligde Kim'e önlem alamazsınız.
- Eczacıbaşı'nın Usic,Mirka,Poljak'tan oluşan yabancı tercihleri mantıklı geldi bana. Bu sezon Vakıfbank'tan daha başarılı olacağını tahmin ediyorum.
- Burcu Hakyemez voleybol yorumlamasın. Yüzüne karşı eleştirseniz; "Ben Seda'yı da çok severim, Eda'yı da çok severim. Fenerbahçe'ye çok saygım var" falan der. Anti-Fenerbahçeliliği bariz.
- Üçüncüsü düzenlenen Süper Kupa finalini ilk kez kaybettik.
Fotoğraflarla Haftasonu #9
Haftasonunun fotoğraf arşivlerini didik didik ettim, seçmeceleri çıkardım yine. İlk fotoğraf Juventus-Milan derbisinden... Juventus taraftarlarının yeni statlarındaki ilk derbi kareografisi. VIKING
Aynı maçtan devam edelim. Juventus teknik direktörü Antonio Conte gol sevincini Bonucci ile paylaşıyor. Conte, her iki golde de sevincini ve coşkusunu doyasıya yaşadı. Mourinho tarzı, Aykut Kocaman tarzı, Hiddink tarzı teknik direktörler daha karizmatik geliyor belki ama hocanın gol sevincini coşkuyla yaşayanı da bir başka güzel oluyor.
Everton-Liverpool derbisinden Tim Howard... Formasıyla ve tipiyle tam bir Amerikan komandosu.
Yine bir ezeli rekabet... Fiorentina-Lazio mücadelesinde, kaleci Marchetti maç 1-1'ken Santiago Silva'nın gol pozisyonunda adeta uzuyor ve müthiş bir kurtarışa imza atıyor.
Kuzey Londra derbisinden ömürlük fotoğraf... Gole sevinen abi, fotoğrafı bastırıp odasına poster niyetine assa yeridir.
İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Fabio Capello Kuzey Londra Derbisi'nde...
Bolton karşısında hat-trick yapan Frank Lampard topu eve götürüyor.
Inter'in yeni teknik patronu Claudio Ranieri ve İtalyan fotoğrafçı ordusu... Ranieri'den tipik bir teknik direktör duruşu.
MLS'te FC Dallas-Colorado Rapids mücadelesinde, Colorado kalecisi Matt Pickens topla alakayı kesmiş, Brek Shea'nin donundan yapışmış.
Fulham'ın 6-0 kazandığı QPR maçında kaleci Mark Scwarzer gölgede kaldığından, sanki barajı kaleden değil de soyunma odası koridor çıkışından veriyor gibi değil mi?
Schalke'nin yeni hocası Huub Stevens taktik veriyor. El hareketi, mimik...
Ewood Park'ta Rovers taraftarlarının Menajer Kean için "Kean Out" tepkilerini az önce yayınlamıştım. Yine aynı maçtan, bu kez diğer taraftan... City taraftarlarından Tevez'e; "Tevez Out".
"Balık gözü" aracılığıyla Portland-Vancouver maçından bir kare...
DC United-Columbus Crew maçından sonra, Columbus Crew'li Sebastian Miranda formasını imzalayıp kadın taraftara hediye ediyor.
Üzmek istemem ama ey dostlar; Emenike yine golünü çaktı.
Tribünden devam edelim. Cesena tribünleri...
Cesena karşısında Chievo tribünleri...
Bu da Aston Villa tribünkerinden bir görüntü...
Udinese tribünlerinin "ateşli" abileri...
Aslında Avrupa Şampiyonası için en azından 6-7 maç yazmalıydım. Ancak spora olan ilgim azaldığı için, içimden hiç voleybol maçlarını izlemek gelmedi. Lig ile birlikte eski günlere dönmeyi ümit ediyorum. Avrupa'nın en büyüğü ise, 2 ay önce İstanbul'da da kupa kaldıran Sırbistan Milli Takımı oldu. Sırbistan Voleybolda önemli bir ekol. Ancak, Brakocevic'in Sırp voleybolunda yükselen bir değer olduğu gerçeği de gözardı edilmemeli.
Aynı maçtan devam edelim. Juventus teknik direktörü Antonio Conte gol sevincini Bonucci ile paylaşıyor. Conte, her iki golde de sevincini ve coşkusunu doyasıya yaşadı. Mourinho tarzı, Aykut Kocaman tarzı, Hiddink tarzı teknik direktörler daha karizmatik geliyor belki ama hocanın gol sevincini coşkuyla yaşayanı da bir başka güzel oluyor.
Everton-Liverpool derbisinden Tim Howard... Formasıyla ve tipiyle tam bir Amerikan komandosu.
Yine bir ezeli rekabet... Fiorentina-Lazio mücadelesinde, kaleci Marchetti maç 1-1'ken Santiago Silva'nın gol pozisyonunda adeta uzuyor ve müthiş bir kurtarışa imza atıyor.
Kuzey Londra derbisinden ömürlük fotoğraf... Gole sevinen abi, fotoğrafı bastırıp odasına poster niyetine assa yeridir.
İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Fabio Capello Kuzey Londra Derbisi'nde...
Bolton karşısında hat-trick yapan Frank Lampard topu eve götürüyor.
Inter'in yeni teknik patronu Claudio Ranieri ve İtalyan fotoğrafçı ordusu... Ranieri'den tipik bir teknik direktör duruşu.
MLS'te FC Dallas-Colorado Rapids mücadelesinde, Colorado kalecisi Matt Pickens topla alakayı kesmiş, Brek Shea'nin donundan yapışmış.
Fulham'ın 6-0 kazandığı QPR maçında kaleci Mark Scwarzer gölgede kaldığından, sanki barajı kaleden değil de soyunma odası koridor çıkışından veriyor gibi değil mi?
Schalke'nin yeni hocası Huub Stevens taktik veriyor. El hareketi, mimik...
Ewood Park'ta Rovers taraftarlarının Menajer Kean için "Kean Out" tepkilerini az önce yayınlamıştım. Yine aynı maçtan, bu kez diğer taraftan... City taraftarlarından Tevez'e; "Tevez Out".
"Balık gözü" aracılığıyla Portland-Vancouver maçından bir kare...
DC United-Columbus Crew maçından sonra, Columbus Crew'li Sebastian Miranda formasını imzalayıp kadın taraftara hediye ediyor.
ABD'de futbol belki yeni yeni yaygınlaşıyor. Ancak maç fotoğrafçıları Avrupa'ya oranla çok daha kaliteli fotoğraflar çekiyor. DC United-Columbus Crew maçından yine...
Werder Bremen karşısında hattrick yapan Hannoverli Abdelloue; "Kimse Robbie Keane gol taklası atamaz" tezimi bir kez daha doğruluyor.
Udinese-Bologna maçından; Bologna'nın deplaseci Boz Baykuşlar'ı...
Cesena karşısında Chievo tribünleri...
Bu da Aston Villa tribünkerinden bir görüntü...
Udinese tribünlerinin "ateşli" abileri...
Biz Türk Futbolu'nda kadınları tartışaduralım; İngiltere Premier Ligi'nde bu hafta oynanan Swansea-Stoke maçında yardımcı hakemlik görevini bir kadın, Sian Massey yaptı.
Gümüş madalya ise Almanya'nın oldu. Kankam Fürst'ü tebrik ederim.
Naz'sız Milli Takımı'mız ise İtalya'yı 2.kez yenerek Avrupa üçüncüsü oldu. Turnuvanın en büyük sürprizi şüphesiz İtalya ve Rusya'nın madalya alamaması oldu.
Tottenham 2 - 1 Arsenal
Her zaman, her yerde yazıyorum. İzlemekten en keyif aldığım derbi Kuzey Londra derbisi. Her zaman açık futbol var, 0-0 bitse bile kaçan bol pozisyon oluyor. Arsenal bir kaç sezon öncesine kadar bariz üstün olsa da, son 1-2 senedir Tottenham Arsenal'a karşı üstünlüğü ele almış olması derbiyi daha heyecanlı kılıyor. Arsenal lige en zor lig başlangıçlarından birini yaptı bu sezon. Manchester'dan 8 yemenin yanı sıra, lige kümede kalma potasında başlayan Blackburn'den de 4 yemişlerdi. Bu aynı zamanda Blackburn Rovers'ın 7 maçta aldığı tek galibiyet olma özelliğini taşıyor.
Fabregas'ın gidişi, 8 gollü mağlubiyetten sonra gelen yeni transferler ve altyapıdan gelen genç oyuncular Arsenal'ı yeni kurulmuş bir takım havasına soktu. Henüz takım olmayı da başarmış gözükmüyorlar. Arteta, Santos, Gervinho takıma katkı sağlayabilecek oyuncular olarak gözükmelerine rağmen; Frimpong, Jenkinson, Coquelin, Chamberlein gibi genç isimler sürekli takımda yer bulmalarına rağmen henüz soru işaretlerini atabilmiş değiller. Ayrıca kaleci Szcezsny'nin de çok fazla güven verdiğini düşünmüyorum ben. Tottenham ise tam bir takım havasında. Son 2-3 sezondur kadronun iskeletini bozmuyorlar. En önemlisi; gidenlerin yerine daha kalitelilerini alıyorlar. Az ve öz transfer yapıyorlar. Benim hep eleştirdiğim sağ bek yokluğu da bu sezon Walker ile aşılacakmış gibi gözüküyor.
Wenger dün Andre Santos yerine Gibbs'i tercih etti. Andre Santos, Şampiyonlar Ligi maçında etkili oynamış, bir de gol atmıştı. O yüzden derbide Gibbs tercihine anlam veremedim. Redknapp ise zorluk derecesi yüksek bir maç olmasına ve derbi olmasına rağmen iç sahada 4-4-2 oynama geleneğini bozmadı. İlk yarıda kaçan bir kaç net pozisyon olmasına rağmen tempo beklenen düzeyde değildi. Hiç de o düzeye yükselmedi hani... Son yıllarda Kuzey Londra derbisinin müthiş bir temposu, müthiş bir izlenebilirliği var. Dün ilk 25 dakikanın uyuttuğunu bile söyleyebiliriz. İlk yarının bitmesine 5 dakika kala, Arsenal üstün bir futbol oynarken geldi Tottenham'ın golü... Adebayor ve Van der Vaart rolleri değişti. Adebayor, Van der Vaart tarzı müthiş bir orta yaptı. Van der Vaart'a da bu ortayı güzel bir golle sonuçlandırmak düştü. Golden sonra Burak Yılmaz tarzı "anneaaaa" demese de; kameralara karşı yaptığı "goooaaaaal" sesi duyulmaya ve görülmeye değerdi.
İkinci yarı tempo nispeten biraz daha iyiydi. Arsenal çok zaman kaybetmeden, 51'de yakaladığı beraberliği. Aaron Ramsey attı. İstatistiklerden göreceğiniz üzere Arsenal topla çok daha fazla oynasa da, oyunda bariz bir üstünlük ortaya koyamadılar. Tempo Arsenal'in insiyatifinde gözükse de, pozisyonlara girmeyi başaran taraf Tottenham oluyord. Ancak Adebayor'un etkisizliği gol yollarında takımı tıkıyordu. Redknapp'ın Van der Vaart-Sandro değişikliğine anlam veremesem de; gol bu değişiklikten sonra geldi. Karşı karşıya birkaç pozisyon çıkaran Szcezsny, Walker'ın mükemmel şutunu çıkaramadı. Gol gerçekten enfesti, yattığımdan yerden izlediğim maçta yataktan fırladım. Adebayor ve Bale'in kaçırdığı pozisyonların gol olmaması neyse ki takımı sıkıntıya sokmadı ve 2-1'lik skor korundu. Tottenham son yıllardaki derbi üstünlüğünü devam ettiriyor.
Fabregas'ın gidişi, 8 gollü mağlubiyetten sonra gelen yeni transferler ve altyapıdan gelen genç oyuncular Arsenal'ı yeni kurulmuş bir takım havasına soktu. Henüz takım olmayı da başarmış gözükmüyorlar. Arteta, Santos, Gervinho takıma katkı sağlayabilecek oyuncular olarak gözükmelerine rağmen; Frimpong, Jenkinson, Coquelin, Chamberlein gibi genç isimler sürekli takımda yer bulmalarına rağmen henüz soru işaretlerini atabilmiş değiller. Ayrıca kaleci Szcezsny'nin de çok fazla güven verdiğini düşünmüyorum ben. Tottenham ise tam bir takım havasında. Son 2-3 sezondur kadronun iskeletini bozmuyorlar. En önemlisi; gidenlerin yerine daha kalitelilerini alıyorlar. Az ve öz transfer yapıyorlar. Benim hep eleştirdiğim sağ bek yokluğu da bu sezon Walker ile aşılacakmış gibi gözüküyor.
Wenger dün Andre Santos yerine Gibbs'i tercih etti. Andre Santos, Şampiyonlar Ligi maçında etkili oynamış, bir de gol atmıştı. O yüzden derbide Gibbs tercihine anlam veremedim. Redknapp ise zorluk derecesi yüksek bir maç olmasına ve derbi olmasına rağmen iç sahada 4-4-2 oynama geleneğini bozmadı. İlk yarıda kaçan bir kaç net pozisyon olmasına rağmen tempo beklenen düzeyde değildi. Hiç de o düzeye yükselmedi hani... Son yıllarda Kuzey Londra derbisinin müthiş bir temposu, müthiş bir izlenebilirliği var. Dün ilk 25 dakikanın uyuttuğunu bile söyleyebiliriz. İlk yarının bitmesine 5 dakika kala, Arsenal üstün bir futbol oynarken geldi Tottenham'ın golü... Adebayor ve Van der Vaart rolleri değişti. Adebayor, Van der Vaart tarzı müthiş bir orta yaptı. Van der Vaart'a da bu ortayı güzel bir golle sonuçlandırmak düştü. Golden sonra Burak Yılmaz tarzı "anneaaaa" demese de; kameralara karşı yaptığı "goooaaaaal" sesi duyulmaya ve görülmeye değerdi.
İkinci yarı tempo nispeten biraz daha iyiydi. Arsenal çok zaman kaybetmeden, 51'de yakaladığı beraberliği. Aaron Ramsey attı. İstatistiklerden göreceğiniz üzere Arsenal topla çok daha fazla oynasa da, oyunda bariz bir üstünlük ortaya koyamadılar. Tempo Arsenal'in insiyatifinde gözükse de, pozisyonlara girmeyi başaran taraf Tottenham oluyord. Ancak Adebayor'un etkisizliği gol yollarında takımı tıkıyordu. Redknapp'ın Van der Vaart-Sandro değişikliğine anlam veremesem de; gol bu değişiklikten sonra geldi. Karşı karşıya birkaç pozisyon çıkaran Szcezsny, Walker'ın mükemmel şutunu çıkaramadı. Gol gerçekten enfesti, yattığımdan yerden izlediğim maçta yataktan fırladım. Adebayor ve Bale'in kaçırdığı pozisyonların gol olmaması neyse ki takımı sıkıntıya sokmadı ve 2-1'lik skor korundu. Tottenham son yıllardaki derbi üstünlüğünü devam ettiriyor.
Fiorentina 1 - 2 Lazio
Her zaman sona yazdığımı bu kez başa yazayım. İki takımın maç kadroları;
Fiorentina : Boruc - De Silvestri, Gamberini, Natali, Pasqual - Behrami, Montolivo, Lazzari (80' Kharja) - Cerci, Jovetic, Vargas (55' Silva)
Lazio : Marchetti - Konko, Stankevicius, Dias, Radu (64' Sculli) - Brocchi, Ledesma, Gonzalez (60' Lulic), Hernanes - Cisse (75' Matuzalem), Klose.
Kadrolara baktığımız zaman; Santiago Silva oyuna girene kadar Fiorentina'nın santrforsuz oynadığını görüyoruz. Cerci, Jovetic ve Vargas'lı bir hücum hattı. Üç futbolcu da şüphesiz ligin üst düzey oyuncuları arasında yer alıyor. Fakat Jovetic'i genelde kanat forvet olarak izlediğimiz için ileri uçta tercih edilmesi çok doğru bir hamle olarak gözükmeyebiliyor. Yine Fiorentina'nın Montolivo sorunu var. Takımdan ayrılmak istemiş, ayrılamamışt. Sanki isteksiz gibi... Cerci'nin de Mihajlovic'le tartıştığı, fakat bu tartışmanın tatlıya bağlandığı bilgisi var. Lazio'da ise Biava'nın yokluğunda tercih edilen Diakite'nin sakarlıklar; Reja'yı Stankevicius'u kullanamaya itmiş. Savunmanın her yerinde oynayabilen Litvanyalı dün stoperde görev aldı. Reja'nın taktiksel değişiklikleri daha yerinde gibi gözüküyor. 60'da orta sahadan Gonzalez çıkıyor ve yerine sol kanat Lulic giriyor. Hemen 4 dakika sonra sol bekini çıkarıp, ofansif bir sol kanat alıyor oyuna Reja. Böylelikle galibiyet için daha fazla cesaret gösteriyor. Cerci'nin 7. dakikada attığı gole 28'de şık bir şekilde cevap verdi Hernanes. İkinci yarıda Marchetti'nin çıkardığı bir iki net pozisyon var. Milli kalecinin yükselen performansı devam ediyor. Klose'nin gol vuruşundaki bitiriciliği aynı zamanda maçın da bitiriciliği oldu.
Lazio bu galibiyetle puanını 8'e çıkartırken, Fiorentina 7'de kaldı. Lazio zirvedeki Juventus'un sadece 3 puan gerisinde... 16 Ekim'de Derby Della Capitale var. Derbi öncesi iki takımın da 8'er puanı var. Ayrıca hâla ülkemizde Serie A yayını yok.
Fenerbahçe 4 - 2 İstanbul BB | Özlem Sona Erdi
Çok özlemiştik mabedimizdeki yerimizi almayı... Bu maç için en az merak edilen şey maçın sonucuydu. Çoğumuzun kafasında Fenerbahçemiz'e destek olmak, özlem gidermek, sevdamızı haykırmak vardı. 22 maçtır yenilmeyen bir takımdan bu atmosferde mağlubiyet de beklemiyordum açıkçası...
Güzel şeyler vardı, güzel gündü. Geçen ay kaybettiğimiz Selçuk Ulutaş kardeşimiz unutulmadı. Adına pankart açıldı. Huzur içinde yatsın. Aykut hoca epeydir konuşulan şeyleri yaptı aslında. Bilica'nın yerine Bekir'i tercih etti. Mehmet Topuz ortada oynasın diyenler de oldukça çoğunlukta. E Mehmet Topuz da ortaya çekildi. Orhan-Gökhan arkalı önlü sağ kanatta oynasın diyenler de vardı. E onlar da arkalı önlü oynadı. Ancak pek tutmuş gibi gözükmüyordu. İlk yarıda etkisiz bir futbol oynadık. Açıkçası maçın da havasına giremedim ben... Daha çok tribün ile ilgileniyordum. İkinci yarı Stoch'un dejavu yaşatmasıyla havaya girdik. 5 ay önce maçın 2. dakikasında attığı golü bu kez 2. yarının 2. dakikasında attı. Gol sevincini de taraftarla paylaştı. En güzel gol sevinci taraftarla paylaşılandır. Ayrıca ligde 4 maçtır oynatılmayan, mutsuz denilen, gidecek denilen Stoch'un golle dönmesi de oldukça güzel oldu. Oyundan alındığında Aykut hocanın ve yedek kulübesindeki herkesin tebriklerini de kabul ettiğine dikkat ettim.
Aykut Kocaman'ın oyunu her zaman iyi okuduğunu, fakat müdahale konusunda bazen geç kaldığını ya da yanlış müdahale yaptığını düşünmüşümdür. Bugün o müdahaleleri zamanlı yaptı. İkinci yarıya 2 değişiklikle başladı. O 2 değişiklik, lige formsuz başlayan Semih'in yerine Bienvenü ve ilk yarı çok kötü oynamayan fakat Gökhan'ın sahada olması dolayısıyla çıkmak durumunda kalan Orhan Şam'dı. Böylelikle Mehmet Topuz ve Gökhan da yerine geçerken, Sezer'i de ilk kez uzun bir süre izleme fırsatımız oldu. Eskiden Mehmet Topuz'un ortada oynatılması taraftarıydım. Ancak onun sağ kanatta Gökhan'a yardım etmesine ve sağdan etkili ortalarına alıştığım için artık sağ kanatta oynatılması taraftarıyım. Gökhan'ın da bekten oyunu daha iyi okuyabildiği belli. Orhan çabuk oyunucu, belki stoperde oynatılması gerektiğinde stoperde kullanılabilir. Volkan'ın çok tehlikeli topları kurtarıp, 2 ilginç gol yemesini de nazar boncuğu olarak nitelendireceğim.
Belediye gibi iyi bir takımı bol gol atarak yenmek güzel. 4-2'lik skor takımı sahiplenen taraftarı da oldukça memnun etti. Özellikle Alex'in golü derslikti. Bienvenü'nün pası enfesti.
Tribünde grup bazında bir takım tavırlar olduğu söyleniyor, ben dikkat etmedim. Ancak renkli ve özlem dolu bir tribün olduğunu düşünüyorum. Fenerium tribünü biraz daha kalabalık olsa, Meksika dalgası falan daha güzel olurdu. Maçtan önce Nazlı'nın Yeri de oldukça kalabalık ve hareketliydi. Siftahı yaptık, Fenerbahçe özlemine nihayet son verdik. Stattan çıktığımız zamandan itibaren ise; tekrar özlemeye başladık.
23 maç 21 galibiyet ve 2 beraberlik. 2 beraberlikten birinde verilmeyen penaltı, diğerinde verilmeyen nizami gol. Fazla söze gerek yok.
Güzel şeyler vardı, güzel gündü. Geçen ay kaybettiğimiz Selçuk Ulutaş kardeşimiz unutulmadı. Adına pankart açıldı. Huzur içinde yatsın. Aykut hoca epeydir konuşulan şeyleri yaptı aslında. Bilica'nın yerine Bekir'i tercih etti. Mehmet Topuz ortada oynasın diyenler de oldukça çoğunlukta. E Mehmet Topuz da ortaya çekildi. Orhan-Gökhan arkalı önlü sağ kanatta oynasın diyenler de vardı. E onlar da arkalı önlü oynadı. Ancak pek tutmuş gibi gözükmüyordu. İlk yarıda etkisiz bir futbol oynadık. Açıkçası maçın da havasına giremedim ben... Daha çok tribün ile ilgileniyordum. İkinci yarı Stoch'un dejavu yaşatmasıyla havaya girdik. 5 ay önce maçın 2. dakikasında attığı golü bu kez 2. yarının 2. dakikasında attı. Gol sevincini de taraftarla paylaştı. En güzel gol sevinci taraftarla paylaşılandır. Ayrıca ligde 4 maçtır oynatılmayan, mutsuz denilen, gidecek denilen Stoch'un golle dönmesi de oldukça güzel oldu. Oyundan alındığında Aykut hocanın ve yedek kulübesindeki herkesin tebriklerini de kabul ettiğine dikkat ettim.
Aykut Kocaman'ın oyunu her zaman iyi okuduğunu, fakat müdahale konusunda bazen geç kaldığını ya da yanlış müdahale yaptığını düşünmüşümdür. Bugün o müdahaleleri zamanlı yaptı. İkinci yarıya 2 değişiklikle başladı. O 2 değişiklik, lige formsuz başlayan Semih'in yerine Bienvenü ve ilk yarı çok kötü oynamayan fakat Gökhan'ın sahada olması dolayısıyla çıkmak durumunda kalan Orhan Şam'dı. Böylelikle Mehmet Topuz ve Gökhan da yerine geçerken, Sezer'i de ilk kez uzun bir süre izleme fırsatımız oldu. Eskiden Mehmet Topuz'un ortada oynatılması taraftarıydım. Ancak onun sağ kanatta Gökhan'a yardım etmesine ve sağdan etkili ortalarına alıştığım için artık sağ kanatta oynatılması taraftarıyım. Gökhan'ın da bekten oyunu daha iyi okuyabildiği belli. Orhan çabuk oyunucu, belki stoperde oynatılması gerektiğinde stoperde kullanılabilir. Volkan'ın çok tehlikeli topları kurtarıp, 2 ilginç gol yemesini de nazar boncuğu olarak nitelendireceğim.
Belediye gibi iyi bir takımı bol gol atarak yenmek güzel. 4-2'lik skor takımı sahiplenen taraftarı da oldukça memnun etti. Özellikle Alex'in golü derslikti. Bienvenü'nün pası enfesti.
Tribünde grup bazında bir takım tavırlar olduğu söyleniyor, ben dikkat etmedim. Ancak renkli ve özlem dolu bir tribün olduğunu düşünüyorum. Fenerium tribünü biraz daha kalabalık olsa, Meksika dalgası falan daha güzel olurdu. Maçtan önce Nazlı'nın Yeri de oldukça kalabalık ve hareketliydi. Siftahı yaptık, Fenerbahçe özlemine nihayet son verdik. Stattan çıktığımız zamandan itibaren ise; tekrar özlemeye başladık.
23 maç 21 galibiyet ve 2 beraberlik. 2 beraberlikten birinde verilmeyen penaltı, diğerinde verilmeyen nizami gol. Fazla söze gerek yok.


















































