Bulgaristan 3 - 0 Çek Cumhuriyeti | Fotoğraflar

Her ne kadar havalar boğucu derecede sıcak olsa da, bundan dolayı çok seyirci olmayacağını düşündürse de; CEV bu organizasyonu İstanbul'a verdi ve bize de gidip seyirci olmak düştü.

Öncelikle voleybolu özlediğimi farkettiğimi söylemeliyim. Dün Sırbistan'ın Çek Cumhuriyeti'ni yendiği maça izleyebilmiştim. Ancak Türkiye'yi izleme fırsatım olmamıştı. Beklentim Türkiye-Sırbistan finaliydi, beklediğim gibi de oldu.

Bulgaristan'ın Çekleri yeneceğini, fakat Çeklerin de bir set alacağını düşünüyordum bugün. Özellikle ikinci set oldukça çekişmeli geçti. 28-26 Bulgarların üstünlüğüyle bitti. Çok rahat setlerle olmasa da 3-0 kazandı Bulgaristan.

Yakın bir zamanda iyi bir lens almam gerektiğini bir kez daha farkettim. Ancak yine de oldukça fazla fotoğraf çektiğimi söyleyebilirim. Fotoğrafların altına isim yazıyordum ama sonra düşündüm ve "Amaaaaan kim ne yapsın bu fotoğrafları?" diyerek vazgeçtim. Hadi üşendim diyeyim, tek tek eklemek bir yana; action bile uğraştırıyor. Tüm fotoğrafların boyutlarını küçülttüm, orijinal halini istediğiniz fotoğraf olursa mail atmanız yeterli olur.

Bir de fotoğrafların Blogger'a yüklediğim sırayla dizilmemesi çok sıkıcı bir iş. Epeydir aklımda, onu da söyleyip aradan çıkarayım.




































17 Temmuz 2011 Pazar
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Fenerbahçe 2011/2012 Formaları

Adettendir formalar hakkında görüş bildirmek... Lig öncesi en gösterişli forma tanıtımlarını her zaman Fenerbahçe yapmıştır. Tıpkı en gösterişli şampiyonluk kutlamalarını yaptığı gibi... Bu sezon gösterişli bir tanıtım olamayacağından direkt olarak internet sitemizden duyuruldu formalar. Aslında Avrupa'da pek çok takım böyle yapıyor. Nike rezalet forma yapıyor. Adidas genelde şık formalar yapıyor. Ancak bu sezon yaptığı bazı formalar beni tedirgin etmişti. Örnek olarak Milan'ın ince çubuklu pijama tarzı formasını söyleyebilirim. Fenerbahçe formaları beklediğimden iyi olmuş diyerek, emeği geçenlere teşekkür etmek isterim.


Klasik çubuklu formamızı çok beğendim. Son 2 sezondur aynı çubukluyu giyiyorduk. Sadece kollarda ufak bir değişiklik olmuştu. Benim kollar beyaz çubuklu isteğim hala gerçekleşmiş değil. 90lı yılların sonlarında giydiğimiz o formalar Fenerbahçe'ye çok yakışıyordu. Çubuklu formalarda son yıllarda en çok beğendiğim 100. yılda giydiğimiz ve ertesi sezon, Şampiyonlar Ligi'nde estirdiğimiz sezon giydiğimiz çubuklu formalardı. Bu forma da onlara eşdeğer olmuş. Lacivert göz alıcı özellikle.

Sarı formayla ilgili epey talep vardı. Sarı forma deyince aklıma Pierre Van Hooijdonklu ilk sezon gelir. Anelka da sarı formayı üzerine yakıştıran futbolcularımızdandı. Forma sade ve klasik olmuş. Olumsuz eleştirilecek bir tarafı yok. Beyaz deplasman formasındansa, kendi rengimiz olan sarı deplasman formasını giymemizde bir sakınca yok. Ayrıca forma bayan taraftarların üzerine çok yakışacaktır diye düşünüyorum.

Gelelim formalar açıklanmadan internette resmi dolaşan formamıza... Arjantin tarzı bir forma geleceğini biliyordum. Ancak ben çok beğendiğim son Arjantin formasının aynı dizaynını bize sunacaklar diye düşünmüştüm. Farklı bir tasarım denemişler. Tek Yıldız olarak geçiyor ismi. Son yıllarda her formada gördüğümüz kabartma motifi var göğsünde. Tek yıldız kabartması olmasa da olurmuş dedirtti bana. Çok farklılık yaratan birşey değil. Çoğunluğun aksine formayı beğendiğimi söyleyeceğim. Bu sezon ya çubuklu formayı alırım, ya bu formayı alırım.

Altın Zırh formamızı başarısız buldum. Zaten pek giyeceğimizi zannetmiyorum. Belki Türkiye Kupası maçlarında falan giyeriz. Tamamen satışa yönelik bir forma... Zaten 4 forma yapmak bana fazla abartı geliyor. 3 forma yeterlidir. Adidas'ın sınıfta kaldığı tek forma budur.

Son yıllarda çok şık kaleci formaları giyiyoruz. Kötüydü diyebileceğim bir kaleci forması hatırlamıyorum. Bu forma da en şıklarından biri şüphesiz. Kaleci formalarının da satışa sunuluyor olması, taraftar açısından da alternatifi bol kılıyor.
15 Temmuz 2011 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Lazio'nun Transferleri

Lazio bugün Djibril Cisse'yle sözleşme imzalayarak gövde gösterisi yaptı. Lazio'nun ihtiyacı olan bir transfer miydi ? Tartışmaya açık bir soru... Ancak Cisse'den bahsettiğimizi unutmayalım. Hiç bir zaman birinci sınıf bir golcü olamamıştır ama bitti denilmesine rağmen Panathinaikos'ta kendisini yeniden bulmuştur. Ancak elde çok fazla forvet oyuncusu oldu. Klose ve Cisse şüphesiz ki ilk tercihler olacaktır. Zarate farklı bir mevkide değerlendirilebilir. Bu performansına olumlu yada olumsuz bir şekilde etki edecektir. Floccari'ye Parma talipti. Ancak onlar da Graziano Pelle ce Fabio Borini'yi transfer ettiler. Floccari piyasası olan bir oyuncu ancak beklenenden daha fazla bir zararla elden çıkartılmak zorunda kalacak gibi gözüküyor. Rocchi ve Kozak iyi birer alternatif olarak takımda kalacaktır. Ancak sayı yine de fazla...

Bu arada Cisse'nin karşılanışı da binler tarafından gerçekleştirildi. Havalimanını dolduran Laziolu taraftarlar Cisse'ye büyük ilgi gösterdi.

Hep derdik; sadece Türkiye'de böyle karşılama oluyor, yapmayalım diye... Ancak Laziolu taraftarlar uzun süredir takımlarında görmek istedikleri Cisse gelince kendilerine daha fazla hakim olamamışlar gibi gözüküyor. Cisse Türkiye'ye transfer olsaydı, bundan kat kat daha fazla ilgiyi görecekti. O kesin...

Muslera'nın takımdan ayrılacağının kesinleşmesiyle Lazio hemen alternatifte beklettiği isim ile sözleşme imzaladı. Benim de Serie A'daki favori kalecilerimden olan Federico Marchetti transferi gerçekleşti. Performansıyla Milli Takımın ikinci kaleciliğine kadar yükselen Marchetti, Lazio için nokta atış bir transfer olacaktır.

Litvanya Milli Takımı denilince benim aklıma ilk Stankevicius ismi gelir. Zaten onun haricinde bir tek Gaziantepspor kalecisini tanıyorum. 2001 yılında Brescia ile adım attığı İtalya'da tam 10 yıl geçirdi. Hadi 10 demeyelim, arada Sevilla ve Valencia'da geçirdiği kiralık dönemler var. Aslen bir sağ bek oyuncusu olarak bilinse de, fizik olarak stopere de uygun olduğundan stoperde de oynatılmaktadır. Ben Reja'nın sağ bekte değerlendireceğini düşünüyorum.

Ve son olarak Lorik Cana transferine değinelim. Marsilya'dayken çok sevdiğim bir futbolcuydu. Sunderland'de çok izleme fırsatım olmadı. Galatasaray transfer ettiğinde, çok iyi bir transfer yaptıklarını düşünüyordum. Ancak kötü bir Galatasaray'a denk gelmesi Lorik Cana için şanssızlıktı. Galatasaray'da bu ayarda bir ön libero olmamasına rağmen satılması da yanlış bir stratejik harekettir. Lazio'da kendisini taraftara sevdirecek, başarılı olacaktır diye tahmin ediyorum.
12 Temmuz 2011 Salı
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Topuk Yaylası'ndaydık !

Olaylar geliştiğinden beri hayatım durgun... Hiç birşey yapmıyorum, yapasım da yok zaten. Blogla ilgilenemeyişim de bu yüzdendir. Olayla ilgili fikirlerimi genelde Twitter üzerinden paylaşıyorum. Detaylı bir yazı yazacak durumda değilim ama gelişmelere göre illa ki detaylı birşeyler yazacağım.

Dün Fenerbahçeli blog yazarı arkadaşlarla Düzce yolunu tuttuk. Amacımız takımımıza her zamankinden daha fazla sahip çıkmaktı. Yolculuk etabı oldukça yorucuydu. Ancak söz konusu Fenerbahçe olduğu zaman en zorlu yolculuklar bile tatlı gelmiştir bizlere. Yaylaya çıkış yolu oldukça zorluydu. Gece çıkılacak, inilecek gibi bir yer değil. Köy halkı Fenerbahçe'yi çok benimsemiş. Yukarı çıkana kadar köylülerin hemen hemen hepsi bizleri Fenerbahçe bayraklarıyla selamladı. Biz de aynı şekilde kendilerine alkış ve tezahüratlarla karşılık verdik. 7'den 70'e tüm köy halkı Fenerbahçeliydi. Fenerbahçeli olduğum için bir kez daha gurur duydum.

Tesislere bizden önce ulaşmış bir kalabalık tarafından karşılandık. Tüm araçlar geldiğinde hep bir arada tesislere girdik. Yaklaşık 10 dakikalık tezahüratlarımız sonucunda futbolcularımız takım halinde karşımıza çıktılar ve bizleri selamladılar. Şans eseri kendimi en önde bulduğumdan futbolcularımızı oldukça yakından görme şansım da oldu. Yapılan tezahüratlara karşılık verdiler, gerekli birlik ve beraberlik mesajını vererek; buluşmanın amacını sağlamış olduk. Fatih Demirkol'un FB TV dışında kimse olmayacak demesine rağmen, balkondan çekim yapan basın mensuplarına yabancı madde fırlatıldığı doğrudur. Fenerbahçe düşmanlığı üzerinden haber yapan basın mensuplarını hiç bir şekilde yakınımızda istemiyoruz. Basın yayın olayına çözüm olarak; belli başlı, Fenerbahçeli olduğu bilinen ve haberin altına isim belirterek , kasıtlı olarak Fenerbahçe aleyhinde haber yapmayan basın mensuplarına karşı taraftar daha anlayışlı olabilir diye düşünüyorum. Tabi bunun için de biraz zaman gerekecek.

Ben caddedeki yürüyüşe yetişemedim, cadde planımı bozmak zorunda kaldım. Ancak dün yapılanlardan sonra orada olmak isterdim. Biber gazı ilk defa yiyeceğimiz şey değildi. Zaten polisin kadın,çocuk ayırt etmeden biber gazı sıkmasının Fenerbahçe taraftarını sindirmek amaçlı değil, Fenerbahçe taraftarından gerçekten korktuğu için olduğunu düşünüyorum. Hem Topuk Yaylası'nda, hem de caddede bulunan tüm yürekli taraftarlarımızın yüreklerine sağlık. Dün tezahüratta da söylediğimiz gibi; "Fenerbahçe düşmanlarını yeneceğiz!".
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Lichtsteiner Gitti, Konko Geldi

Lazio'da beklenen bir transfer gelişmesi daha gerçekleşti. Lichtsteiner'le uzun süredir Juventus ilgileniyordu. Lazio ise alternatiflerini arıyordu. Palermolu Cassani ve Genoalı Abdoulay Konko adaylarıydı. Haftaiçi Juventus'un Lichtsteiner ile 4 yıllık anlaştığı haberleri düşmeye başlamıştı. Torino ekibi resmi sitesinde transferi açıkladı ve Lichsteiner ile sözleşme imzaladı. Bonservis bedeli olarak 7 Milyon € dedikodusu dolaşıyor. Stephan Lichsteiner'in gençken çok faul yaptığı için psikolojik tedavi aldığını duymuştuk Avrupa Şampiyonası esnasında. İsviçreli sağ bek her zaman sert oynamıştır. Ancak psikolojik denilecek kadar sert ve çirkef bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum. İyi orta yapabilse çok daha üst düzey takımlarda oynayabilecek kadar kaliteli bir sağ bek. Ancak her ne kadar eski günlerinde olmasa da herhalde Juventus'u da üst düzey bir kulüp olarak anabiliriz. Lazio için önemli kayıp. Yerine transfer edilen isim Konko'nun da ilginç bir kariyeri var. Genoa'da gösterdiği performans sonucu yüksek bir bonservisle Sevilla'ya satılıyor. Sevilla'dan sonra tekrar bonservis bedeliyle Genoa'ya dönüyor. 27 yaşındaki Fransız sağ bek çok sık sakatlanıyor. Lichsteiner kadar iyi bir bek olduğunu düşünmesem de Lazio'ya faydalı olması umuduyla diyorum. Daha iyi bir isim alınabilirdi.
1 Temmuz 2011 Cuma
Yazan: steven_stiffler
Kategori : ,

Ne İzledim? #7

Sizleri "Olur ya sizi göremem, şimdiden: İyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler" diyerek selamlayayım. Bolca boş beleş vaktimin olduğu Haziran ayında günde 2 film bile izlediğim oldu. Dolayısıyla yazmak epey vaktimi alacak. Maksat; gönüller bir olsun. Sonuçta hâla Lord Of The Rings serisi, Star Wars serisi, Fight Club, Pulp Fiction gibi kült filmleri izlememiş bir sinemaseverim. Gün gelecek, onları izlemem için de ilham gelecek. İnanıyorum.

Up (2009) - 7,5/10
Animasyon filmleri severim ama bayıla bayıla izlemem. Mesela herkesin sevdiği Ice Age hiç çekici gelmez bana. Megamind var en sevdiğim. Megamind'ı kendime yakın bulduğumdan galiba o da... Up filminin 8,3 gibi seksi diyebileceğimiz bir IMDB puan ortalaması var. Bu da insanı izlemeye itiyor tabi. Facebook'ta dolaşan Teoman-Mavi Kuş ile Küçük Kız şarkısı eşliğindeki videosu da oldukça popülerdi bir dönem. Zaten filmin ilk 10-15 dakikalık bölümü o klipteki sahnelerden oluşuyor ve enfes bir tat bırakıyor. Ancak devamında o sahnelerde aldığım tadı alamadım. Tabi bu kötü demek değil. Sadece ilk 10-15 dakikası 10/10 puanlıksa, devamı bu ortalamayı biraz düşürmüş. Film sevimli. Filmin ana karakterlerinden Topaç Russell da öyle... İzlediğim güzel animasyonlardan birisi. Dur bir Teoman açayım, canım çekti şimdi.

Shaun Of The Dead (2004) - 7/10
Bu filmin afişini pek çok yerde görmüştüm. Hiç ilgimi çekmemişti ne yalan söyleyeyim. Kolpa zombi filmlerinden birisidir diye düşünüyordum. Ancak birazdan yazacağım Paul filmini izledikten sonra Simon Pegg ve Nick Frost ikilisinin birlikte oynadığı diğer filmleri merak ettim. Shaun Of The Dead için okuduğum olumlu yorumların etkisiyle yüklendim Torrent'e. Öncelikle bu ikili komedi oyuncusu olsa da, film sırf komediden oluşan bir film değil. Komedi gibi başlıyor, komedi gibi bitiyor. Az biraz aile ilişkisi, az biraz sevgili ilişkisi, çok biraz da macera katılmış. Zombili filmlerden geçen aylarda Zombieland'i izleyip beğenmiştim. Zombieland'den daha eski bir film olan Shaun Of The Dead'ten de aynı tadı aldım. İyi vakit geçirmek izliyorsanız indirin izleyin. Winchester'ın önündeki mavi gözlü zenci zombi favori zombim. Ona iyi bakın, onu sevin.

The Truman Show (1998) - 10/10
Jim Carrey denince aklıma mal bir komedi oyuncusu gelmez. Aksine çok iyi bir drama oyuncusu gelir. En sevdiğim performansları da dram performanslıdır. Truman Show'un ne kadar popüler, ne kadar önemli bir yapım olduğunu elbette ki biliyorum. Daha önce televizyonda parça parça izleme fırsatım olmuştu, hiç bir zaman bitiremememiştim. Bir kere berberde tıraş olurken Show Tv'de yayınlanıyordu bak onu bile hatırlıyorum. Artık izledim ve daha önce izlemediğim için kendime sövdüm. Jim Carrey usta Truman Burbank karakteriyle oyunculuğun çok ötesine geçmiş. Güldüğüm yerler de oldu, çok üzüldüğüm yerler de... Kurgu, senaryo, oyunculuk, müzikler; hepsi müthiş. Çok etkilendim. Beni de bir kamerayla izliyor olabilir misiniz diye düşündüm. Evet manyağım. Paranoya yaptım. Ben yaptım, siz yapmayın. İleride çocuklarıma da izleteceğim bir film The Truman Show. Buna 10 puan vermeyeceğim de, neye 10 puan vereceğim sorarım size ?!

Paul (2011) - 7/10
Son dönemde çekilen en eğlenceli filmlerden biri. Uzay aleminin en fırlama uzaylısı Paul'ün dünyadaki yaşamını ve yıllarca sömürülmesini mizahi bir dille izliyorsunuz. Acayip yardıran sahneler ve replikler var. Keith Nash sahnesi filmde çok küçük bir detay olarak gözükse de, benim en çok güldüğüm sahne oldu. Uzaylının tipi E.T.'ye benziyor diye düşünmeyin. Spoiler : Filmde Spielberg'e E.T. fikrini Paul'ün verdiğine değinilen bir sahne var. Haa önemli bir bilgi olarak ekleyelim. Paul'ün seslendirmesini sevdiğimiz abimiz Seth Rogen yapıyor.

Undisputed III : Redemption (2010) - 8/10
Biz ki; Rocky Balboa filmleriyle büyümüş, yolda gördüğü sarışınları Ivan Drago zannedip dövmeye kalkan bir nesiliz. Dövüş filmleri benzer senaryolara sahip olsa da, çoğu erkeğin sevdiği filmlerdir. Serinin ilk 2 filmini izlemedim. Bunun konusunu da okuduğumda sıradan bir film olabileceğini düşündüm. Hapishane filmlerine olan sempatizanlığım halk arasında bilinir. Hem hapishane, hem dövüş, hem penaltı, hem gol mantığıyla izlemeye koyuldum. Pek çok dövüş filmi gibi araya ufak tefek dövüş sahneleri pekiştirilip, sonra tüm film boyunca bir dövüş için hazırlanan baş karakterin büyük dövüşle final sahnesini yaptığı bir film değil. Tekmeye, kana, kafaya, yumruğa doyuyorsunuz. Baştan sona dövüş var. Her ülkenin dövüşçüsünün farklı bir aksanla İngilizce konuşması güzel bir detay. Hapishane filmlerindeki en reyiz karakter Celda 211'deki Malamadre'dir benim için. Artık Malamadre'den sonra Yuri Boyka gelir. İzleyin, izletin. Gece geç saatte izleyin ki; dışarı çıkıp adam dövesiniz geldiğinde dövecek kimseyi bulamayın.

Carandiru (2003) - 8/10
Duyumlarıma göre Hector Babenco çok bilindik bir hocamızmış. Ancak daha önce herhangi bir filmini izlemediğim. Carandiru izlediğim ilk Babenco filmi. Yine etkileyici bir hapishane filmi. Diğer hapishane filmlerinden farkı, gerçek bir hikaye olması. 2 Ekim 1992'deki Carandiru Hapishanesindeki katliamı anlatıyor. Ve insanı etkileyen de bu zaten. Taş olsanız etkilenirsiniz şu filmden. Eşcinsellik konusu üzerinde çok durulmuş. Filmin en olumsuz yanı bu bence. Mahkumların hayatlarından kısa kısa kesitler sunması filmin süresini uzatan, ancak olmazsa olmaz bir detay. Can alıcı replikleri de var.

-Vicdanın bir ilacı, bir tedavisi var mıdır doktor ?
-Eğer olsaydı herkes isterdi.

Hapishane filmlerini sevenler mutlaka değerlendirmeli.

Limitless (2011) - 7,5/10
Bradley Cooper aldı başını gidiyor. Yılda kaç filmde oynuyor bilmiyorum ama Hangover ile açılan bir kısmeti olduğu gerçek. Dayım bu filmde boş beleş bir yazarı canlandırıyor. Bir ilacın etkisiyle şaha kalkan bu yazarın hikayesi anlatılıyor. "Filmin içine girmek" deyimi vardır ya; bu film başlar başlamaz o oldu işte. Filmin içinde buluverdim kendimi. Son bölümlerine kadar çok iyi ilerleyen bu film, sonlara doğru biraz sıkmaya başladı. Sonunu da oldu bittiye getirmişler. Güzel ve farklı bir konu, daha güzel bir sonla bitirilse; film çok daha değerli olabilirdi.

Just Go With It (2011) - 7/10
Klasik bir Romantik Komedi konusu var. Ancak Adam Sandler izleyenleri eğlendirmesini bilen bir insan olarak, yine görevini yapmış. Çok güldüren sahneler var. Hindistan Cevizi sahnesi aklıma ilk gelen sahne. Son günlerin taş ablalarından Brooklyn Decker'ı da filmde görüyorsunuz. Bir de Nicole Kidman'ın küçük bir rolü var. Filmin sonunu tahmin etme kaygısı taşımadan izleyeceksiniz, izleyin. Eğleneceksiniz. Yok "Bu ne sıradan film lan böyle?" diyecekseniz hiç indirmeyin bile.

The Machinist (2004) - 7,5/10
Christian Bale'in oyunculuğu genelde beğenilir. Ancak Machinist'teki oyunculuğu çok övülüyordu. İzlediğimde hak verdim. Filmi almış götürmüş. The Machinist'i Fight Club ve Memento'yla kıyaslayanlar olmuş. İki filmi de izlemediğim için alakalı bir yorum yapamıyorum. Ama bana çok özgün bir konu ve anlatım geldi. Ayrıntılara çok dikkat edilmiş. Filmi izlemeyip izlemeyi düşünenlere bir tüyo vereyim; Trevor ve Ivan'ın herşeyine dikkat edin. Ayrıntılara ne kadar özen gösterildiğini göreceksiniz. Filmin gri bir renk tonuna sahip olması, izleyici de içine çekmesiyle içinizi karartabilir. Garip hislerle izledim işte ne bileyim? 10 üzerinden 7,5 puan çalışır.

Into The Wild (2007) - 8/10
Bu kadar övülen bir filmi izlemek için; tüm dikkatimi filme verebileceğim doğru zamanı bekliyordum. 2,5 saat boru değil. 2,5 saat boyunca Chris McCandless'ın 2 senelik seyahatinde her yere onunla gitmiş gibi oldum. Filmi izleyenlerin doğaya karşı bir sempatizanlığı, doğaya açılma hevesi oluyor. Ben de tam tersi oldu. İnsanın evi gibisi yok. Filmin sonunda boğazım düğümlendi. Mideme sert bir yumruk yemiş gibi oldum. Gerçek bir hikaye olması çok etkiledi yine beni. Çok duygusal adamım lan galiba. Müzikleri de mükemmel. Eddie Veder yapmış yapacağını yine. Şarkılarının hepsini edindim.

Insidious (2010) - 7/10
Beklentilerimin çok üzerine çıkan bir korku filmi oldu. İblisin komik bir tipi olduğunu, bire bir de kendisine karşı oldukça cesaretli olabileceğimizi kabul ediyorum. Ancak film klişelerden uzak, farklı bir korku filmi. İblisin tipini görene kadar oldukça gerildim. Tipi gördükten sonra daha rahat izledim. Yine de korku türünde birbirinin kopyası filmler çekildiğini düşünürsek, Insidious'un farklı bir teması olması filmi izlenebilir kılıyor. The Skeleton Key'imsi sonu da fena değil.

Brestskaya Krepost (2010) - 7,5/10
Destanlarla dolu bir tarihimiz var, şöyle bir filmimiz yok. Belki de Türk askerinin o şekilde aciz durumda kaldığını göstermemek içindir. Ruslar başarılı bir film yapmışlar. Kısa bir süre karakterleri tanıyorsunuz. Sonra pat diye savaşa giriyorsunuz. Savaşın başlama sahnesi oldukça dramatik. Filmin başrolündeki çocuk karakter kız arkadaşıyla balık avlamaktayken, romantik dakikalar geçirmek üzereyken başlıyor bombalar düşmeye. Etkileyici sahneleri olduğu kadar abartı sahneleri de var. Oyunculuklar da başarılı. Yine gerçek bir hikayeyi anlattığını not düşeceğim. Gerçek hayat hikayelerini izliyorum galiba hep.

Byosoku 5 Senchimetoru (2007) - 5,5/10
İzlemesem de olurmuş. Övülen bir animeydi. 1 saatlik süresi de cazip geldi. Detayları çok iyi çizmişler, markalara dikkat! Çizimler genel olarak iyi olsa da konuda kopukluklar vardı. 3 bölümden oluşuyor. 2. bölümünü beğendim. 1 ve 3 vasattı.

Fired Up (2009) - 6/10
Çok değişik bir film olmasa da, iyi vakit geçirtecek türden. Meme görme umuduyla izleyecek olan ergenler de görecekleri bir kaç çift memeyle hedeflerine ulaşabilirler. Ama genel olarak diğer gençlik filmleri gibi abartı sahneleri yok. Eğlendiren filme 6 puan veririm aga.

El Laberinto Del Fauno (2006) - 8/10
Filmin adı ve afişi fantastik yanının daha ağır bastığını düşündürüyor. Ancak öyle değil... Atmosferi karanlık ve kasvetli olmasına rağmen oldukça etkileyici ve başarılı. Zaten filmi bu kadar güzel kılanın muhteşem atmosferi olduğunu düşünüyorum. Ofelia'nın kafasında kurduğu dünyanın hayal mi gerçek mi olduğunu sonuna kadar ayırt edemeyebilirsiniz. Müzikleri müthiş. Filmi güzel kılan ve tamamlayıcı detaylar. Bakılamayacak sahneler var, insanı geren sahneler var. Çocuk filmi gibi göründüğü aldatmasın, çocuklarınızla da izlemeye kalkmayın. Yüzbaşı Vidal rolündeki Sergi Lopez; sinema tarihinin bana göre 'en iyi kötü adam' performanslarından birisini sergilemiş. Gerçekler etrafını sardığında, hayal gücüne sığınan Ofelia'nın hikayesini izlemelisiniz.

Bkz. Ne İzledim? #1
Bkz. Ne İzledim? #2
Bkz. Ne İzledim? #3
Bkz. Ne İzledim? #4
Bkz. Ne İzledim? #5
Bkz. Ne İzledim? #6
Yazan: steven_stiffler
Kategori :

Tozlu Sayfalar

Öne Çıkan Yayın

Verona ile Kasıp Kavurduk - FM 2017

Çoluk çocuk sahibi olacak yaşa geldim ama hala Football Manager geleneğini sürdürmekten büyük keyif alıyorum. Benim için bu geleneklerden...

Takip Ettiklerim

Kategoriler

Yazar Kafe

Translator

- Copyright © Serkan Özerik -