10 saat önce
Liverpool 1 - 1 Tottenham
Cumartesi planım akşam oturup keyifle Liverpool - Tottenham maçını izlemekti. Ama planda olmayan bir Hangover ile maçı kaçırdım. Hangover olunca haliyle üzülmedim. Tekrarı yeni izleyebildim, çok zevkli maç olmuş. Tottenham'ın fikstürdeki iki çok zorlu maçından biriydi. İlk yarı Coutinho önderliğinde Liverpool üstünlüğünde geçmiş. Lloris'in çok ön plana çıktığı bir yarı olmuş. Kaleci gerektiğinde maç alır ya, Lloris bunun için çok çabalamış. Özellikle Lallana'nın bir şutunda dengesiz yakalanmasına rağmen parmak ucuyla yaptığı müdahale takdiri hakediyor. İlk yarının 0-0 bitmesi Spurs için hem şans, hem Lloris'in büyük emeğiyle gerçekleşmiş. İkinci yarıda ise biraz daha dengeli bir oyun söz konusu. Takımın en iyilerinden Coutinho'nun erken gelen klas golüyle Liverpool aradığını buldu. Geriye düştükten sonra daha ofansif oynamaya başlayan Tottenham zamanlama olarak çok iyi bir dakikada beraberlik golünü atsa da devamını getirmeye yetmedi. Eriksen'in asisti, Kane'in gol vuruşu çok iyi. Bu yarıda da Liverpool'un kalecisi Mignolet çok ön plandaydı. Spurs'ün oyuna hakim olduğu ve şut denediği bölümde Mignolet kurtarışlarıyla izin vermedi. Leicester City'nin kazanmasıyla Tottenham yarışta ağır yara aldı. Haftasonu diğer çok zorlu maçı var. Hep ters gelen Manchester United ile White Hart Lane'de oynayacaklar. Puan kaybı ligi bitirir. Leicester City'nin maçı daha önce, bence Leicester City takılacak ama kazanırlarsa Tottenham'ın motivasyonunu da olumsuz etkileyecektir.
Liverpool : Mignolet; Clyne, Lovren, Sakho, Moreno; Henderson, Emre Can; Milner (90+2' Ibe), Lallana (82' Allen), Coutinho; Sturridge (72' Origi).
Tottenham : Lloris; Walker, Alderweireld, Wimmer, Rose; Dier, Dembele; Son-Heung Min (66' Chadli), Alli (88' Mason), Eriksen; Kane.
Sarı Kartlar : Coutinho, Emre Can.
Goller : 51' Coutinho, 63' Kane.
Lazio 1 - 4 Roma
Skora rağmen keyif aldığım bir Derby Della Capitale oldu. Lazio'nun ilk onbiri kötüydü. Spaletti ile ivme yakalayan Roma'nın kazanmasını bekliyordum. Geçen sene o kadar oturmuş kadrosu olan ve Felipe Anderson'u satmayarak güç kaybetmeyen Lazio'nun bu sezon nasıl bu kadar kötü olabildiğini aklım almıyor. Pioli hocamın geçen sezon performansı etkileyiciydi ama bu sezon takıma ağırlığını koyamadı. Lazio'nun kadrosu oturmuş dedim ama aslında çok vasat oyunculardan kurulu. Felipe Anderson, Candreva, Keita Balde, Biglia, De Vrij ve Parolo hariç takımın geri kalanı belli bir standardın altında kalıyor. Bu saydığım isimlerden de sadece Keita Balde, Parolo ve Biglia bu sezon faydalı oldu. Diğerleri formsuz. Özellikle Candreva bu sezon yokları oynuyor. De Vrij zaten yok. Felipe Anderson canı isterse...
Roma'da ise Spaletti takımı çok iyi topladı ve güzel bir seri yakaladı. Bir yanda Totti krizi var. Bizim Alex olayına dönmez ama ona yakın bir hüzünlü veda bekliyorum. Bu maç son derbisi olacak, olmayacak derken maçın gidişatıyla Totti kulübede kalmak zorunda kaldı. Maça Roma baskılı başladı. Özellikle El Shaarawy ve Perotti etkiliydi. Nainggolan orta alanda fark yarattı. Lazio'da ise savunma saatli bombaydı. Patric, Bisevac, Hoedt ve Braafheid ile normal lig maçına çıkılmasını düşünmezdim ama Pioli derbiye çıkmak zorunda kaldı. Bol sarı kart vardı yine, kırmızı kart çok gecikti. Mauricio olsa muhtemelen 3-1'den sonra atılırdı. Roma'nın Dzeko ile bulduğu 2. golünden sonra Lazio oyunu tek kaleye çevirdi. Keita Balde takımı toparladı. İki direkten dönen top ve kalecinin kritik müdahaleleri vardı. Parolo'nun golünden sonra ne yalan söyleyeyim umutlandım. Maça büyük keyif geldi. Baskı devam ederken Roma Florenzi'nin golüyle rakibin gardını düşürdü ve rahatladı. Bu dakikadan sonrası Lazio taraftarı için işkenceye dönüştü ve Perotti işkenceyi pekiştiren 4. golü kaydetti.
Maç sonunda Pioli ile yollar ayrıldı. Lazio'nun bu sezondan beklentisi kalmadı ve sezonun kalanında takımı Simone Inzaghi idare edecek. Umarım skandal maçlar olmaz da Inzaghi kulüpteki asıl görevinden olmaz. Seneye ben Lazio'yu Donadoni ya da Mazzarri çalıştırsın isterim.
Lazio : Marchetti; Patric, Bisevac, Hoedt, Braafheid; Parolo, Biglia, Cataldi (84' Djordjevic); Candreva (56' Keita Balde), Felipe Anderson, Matri (56' Klose).
Roma : Szczesny; Florenzi, Manolas, Rüdiger, Digne; Pjanic, Keita, Nainggolan (71' Iago); Salah (81' Zukanovic), Perotti, El Shaarawy (60' Dzeko).
Sarı Kartlar : Patric, Candreva, Biglia, Nainggolan, Rüdiger, Hoedt, Cataldi.
Kırmızı Kart : 90+3' Hoedt.
Goller : 15' El Shaarawy, 64' Dzeko, 75' Parolo, 83' Florenzi, 87' Perotti.
Fenerbahçe 1 - 0 Braga
Kabul, çok güzel kuraydı. Ama futbol sahada oynanıyor. Braga'nın kadrosu çok vasat. Potansiyeli yüksek bir Ahmed Hassan'ın olduğunu düşünüyorum. Braga'nın Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı dönemde bile kadrosu vasattı. O zamanki 11 oyuncularından ligimize gelenler de oldu. İlk akla gelen Mossoro. Bizimle kıyaslanamaz bir kadroları olsa da yüksek potansiyelli bir teknik direktörleri var ve çok iyi çalışmış da gelmiş. Kadıköy'de ilk yarılara hep baskılı başlıyoruz ama bu sefer yapamadık. Braga oyunu kilitlemeye hazırlanmıştı ve başardılar da. İlk yarı yüksek mücadele, az pozisyon, bol orta saha ile geçti. Tam da Braga'nın istediği gibi...
Televizyondan izlemedim, tribünde gözüme çarpan Braga'nın oyunu orta sahaya yığdığıydı. Basit bir düşünceyle kanatlardan gelsek faydalı olabileceğimizi düşündüm. Vitor Pereira da ikinci yarıya böyle başladı. İlk etapta Volkan Şen'in bireysel becerilerini de ön plana çıkararak sol kanattan gelmeye başladık. Tam etkili olmaya başlamışken Volkan Şen'in çıkması iyi olmadı. Kulübeyle diyalog halindeydi, muhtemelen kendisi çıkmak istedi. Alper daha etkisizdi, zira kısa süre sonra Alper de çıktı. Gol için ise Fernandao'ya ihtiyaç olduğu hissedildiğinde Pereira'nın bu değişikliği geldi. Mehmet Topal'ın attığı şık gol geç gelmiş olsa da geceyi güzel kıldı. Gol yemeden alınan her galibiyet önemli. Sonuçta Benfica'ya değil Braga'ya gideceğiz. Moskova deplasmanı gibi oynarsak sıkıntı olabilir. Biraz daha golü düşünmeliyiz. Volkan'ın maç 0-0 iken Josue'nin şutunu çıkarması maçın kırılma anı sayılabilir. Vitor Pereira'nın gol sonrası tepkisi ise çok iyiydi. Herkes kendi içinde bir şekilde Fenerbahçe'yi yaşıyor.
Tottenham 2 - 2 Arsenal
Türkiye'de futbol olarak tatmin eden Fenerbahçe-Beşiktaş derbileri var. Bir de Fenerbahçe, Galatasaray'ı yendiğinde doyuyorum ben. Dünyada ise Kuzey Londra derbisinin yeri bende bambaşkadır. İki takım genelde 4.lük için kapışsa da; bu sefer işler bambaşkaydı. Son yılların en önemli Kuzey Londra derbisiydi. Haftaiçinde iki takım da mağlubiyet ile beklenmedik puanlar kaybetti ve Leicester City'nin puan kaybını fırsata çeviremediler. Bu maçta da yine senaryo Ranieri ve Leicester City lehine işledi. Ama maçta futbol adına her şey vardı, keyiften dört köşe eden bir maç oynandı.
Gece rüyamda çekik gözlü, Tottenham formalı bir insan gördüm. Son Heung Min'in gol atacağına yorumladım. İlk onbirde yoktu ama oyuna gireceği az çok belliydi. Pochettino, Vertonghen hariç ideal onbiriyle başladı. Arsenal'de ise eleştirilen Giroud yerine Welbeck başladı. Maç aslında Fenerbahçe-Beşiktaş maçı gibi başladı. Ev sahibi yoğun bir baskı ve istek içerisindeydi. Konuk ekip ise oyunun içine girmekte uzun süre zorlandı. Bu süreçte Arsenal'ın savunması -ki bu savunmada Bellerin ve Gabriel tecrübesiz oyuncular- pek pozisyon vermedi. Bulunan pozisyonlarda ise David Ospina başarılıydı. Gunners ilk tehlikeli pozisyonunda Ramsey'in nefis vuruşuyla öne geçti. Hugo Lloris son haftalarda beni korkutuyor. Kendine çok fazla güveni var, sürekli Neuerlik yapma peşinde. Bana göre Ramsey'in şutunu da kurtarabilirdi. Vuruş o kadar beklenmedik şekildeydi ki; Lloris hazırlıksız yakalandı. İlk yarı 1-0 Gunners lehine sona erdi.
İkinci yarıda Coquelin'in atılmasıyla Tottenham rüzgarı arkasına aldı. Önce Harry Kane kaçırdı. Sonra benzer pozisyonda Toby Alderweireld golü attı. Peşinden Harry Kane öyle bir gol attı ki; evin içinde Arap spiker coşkusu yaşayarak üç tur attım. Kane'in golünden ziyade Dele Alli'nin pası da mükemmeldi. İyi bir maç çıkaran Ospina'ya ancak bu kadar güzel bir gol atılabilirdi. 2-1'den sonra bastıran yağmur maçı daha da güzelleştirdi. Pochettino'nun yaptığı oyuncu değişikliğini ben pek anlayamadım. Lamela çıktı, Mason girdi. 10 kişi kalan Arsenal oyunda dengeyi kurdu ve elbette Özil'in asisti olacaktı. Alexis Sanchez attığı gol ile skora denge getirdi. Bu süre zarfında Tottenham'dan Eric Dier, Arsenal'dan ise Bellerin'e gösterilmesi gereken ikinci sarı kartlar gösterilemedi. Bana göre Son oyuna girerken çıkacak adam Dembele değil Dier olmalıydı. Dembele yeri geldiğinde 10 numara pozisyonda bile oynayabilen bir adam. "Gol atacak" diye beklediğim Son oyunda kaldığı sürede 2 top kaybı yaptı. Nefes kesen bir derbi beraberlikle sona erdi ve Tottenham avantajı kullanamadı. Akşam ise Leicester City galip gelerek puan farkını 5'e çıkardı. İpler artık iyice Ranieri'nin elinde...
Tottenham : Lloris; Walker, Alderweireld, Wimmer, Rose (78' Davies); Dier, Dembele (82' Son); Lamela (67' Mason), Alli, Eriksen; Kane.
Arsenal : Ospina; Bellerin, Mertesacker, Gabriel, Gibbs; Elneny (75' Giroud), Coquelin; Ramsey, Mesut (90' Campbell), Sanchez; Welbeck (85' Flamini).
Sarı Kartlar : Bellerin, Lamela, Coquelin, Sanchez, Dier.
Kırmızı Kart : 55' Coquelin.
Goller : 39' Ramsey, 60' Alderweireld, 62' Kane, 76' Sanchez.
Fenerbahçe 2 - 0 Beşiktaş
Ne kadar galibiyetten emin olsam da son yıllarda maç öncesi en heyecanlandığım Beşiktaş maçıydı. Bir an önce oynanıp aradan çıkmasını istiyordum. Vitor Pereira'nın Alper-Nani hamlesi ilginç ve cesurcaydı. Kim oynarsa oynasın aynı iştahı gösterecekti, ona şüphem yok. Volkan Şen'in çalışılmış ve erken golüyle maça 1-0 önde başladık. İlk yarı boyunca da sürekli üretmeye çalıştık, sürekli aradık. Kaçan pozisyonları sayamadım. Aklımda kalan Volkan Şen'in iki pozisyonun birinde Diego'ya, birinde Van Persie'ye çıkarmayıp iki pozisyonu kendi harcaması. Alper Potuk oynadığı oyunla Nani'yi aratmadı, Nani'nin yapacağı her şeyi layığıyla yaptı. Sağdan atıp soldan geçmeler, tempolu bir oyun, boşa kaçmalar, sorumluluk almalar; hepsi vardı. Volkan Şen de ya eski hocasına ya da derbiye bilenmiş, üst düzey performans gösterdi. Her iki oyuncunun da eforu değerliydi. Volkan'ın sakatlanacağı belliydi. İlk yarıda bolca pozisyon bulduk ama Beşiktaş'ın iki tehlikeli pozisyonu da oldu. Mehmet Topal ve Souza gösterişsiz gözüktü ama Hutchinson-Oğuzhan-Sosa üçlüsünü iyi kilitlediler. Caner yine çok konuştu. Hakemin yönetimi kötüydü. Bol pozisyon ve yüksek tempo olunca sayamadım ama biri tartışmalı iki penaltımızı vermedi.
İkinci yarıda durulduk. Belki yüksek efordandır, oyundan düştük. Beşiktaş ise toparlandı, pozisyon buldukça da cesaret kazandı. 60. dakikada Vitor Pereira oyuna tam zamanında müdahale etti. Takım düşmüşken rakip için büyük tehdit oluşturacak Nani'yi ve orta alanda baskıyı arttıracak Ozan'ı oyuna aldı. Oyun dengelendi ve son bölümde Ozan'ın bireysel çabası ve eforuyla gelen gol ile fişi çektik. Volkan'ın sakatlanmasından sonra oyuna Hasan Ali'nin girmesi doğru hamleydi ama hoca 60'da Alper yerine Volkan'ı çıkarsa daha doğru olabilirdi. Yine de bu maçın kahramanlarından en dikkat çekeni Vitor Pereira'dır. Daha önce yazmıştım, Beşiktaş gibi haldır haldır top oynayan bir takımı bu sistemle çok rahat yenecektik. Bunda elbette Vitor Pereira'nın büyük payı var. Beşiktaş'ın vasat savunmacıları o kadar kötüydü ki; en uçta oynayan Van Persie'ye pozisyon bulma gereksinimi kalmadan işi kanat oyuncularımız bitirebildi. Souza ve Hasan Ali'nin paslaşmasında çekilen oleeeeyler anlamlıydı. Maçın sırf bu bölümünde tribünde olmak isterdim ama cezamızdan dolayı gidemedik. Galibiyet her şeye bedel elbette. Şampiyonluk bizim elimizde, Beşiktaş'ın şişirilmiş bir kadrosu ve daha kaybedeceği puanları var.
2-0 ile birlikte ikili averajı da aldık. Dualarım Şenol Güneş'e karşı bir kez daha averajla şampiyon olmak. Bu arada Kadıköy'deki inanılmaz derbi istatistiğim de gözardı edilmemeli.
Tottenham 2 - 1 Swansea
Çok güzel maç oldu be. Arsenal kaybederken Spurs'ün kazanması altın değerinde olacaktı. Swansea bu sezon kötü bir sezon geçiriyor. En etkili isimleri Ayew. Forvette Paloschi'ye bel bağlamışlar. Kesinlikle kötü futbolcu değil ama Premier Lig seviyesi için anca rotasyon oyuncusu olur. Bu maçta ilk golünü attı, takipçiliğini ön plana çıkardı. Gole kadar Rus Ruleti kıvamında maçtı. Her iki takım da karşılıklı pozisyonlara girebildi. Ancak golden sonrası tamamen Tottenham'ın kontrolündeydi. Swansea'nin pozisyonunu hatırlamıyorum. Maç Spurs ile Fabianski arasında geçmeye başladı. Fabianski büyük oynadı ancak Chadli'nin golünde kornerde topu yumruklaması tam Fabiano hareketiydi. Zaten isimleri de benziyor. Danny Rose'un golü iğne deliğinden geçti gitti. Arsenal'ın puan kaybettiği haftada Tottenham zirvede Leicester City ile rekabeti kızıştırdı. Yine de koskoca 11 maç var. Arsenal'dan değil de Manchester City'den çekiniyorum. Tam bir sinsi takım, bir anda kopup gelebilir. Spurs'ü buralarda görmek çok güzel.
Tottenham : Lloris; Walker, Alderweireld, Wimmer, Rose; Dier, Alli; Son (75' Mason), Eriksen, Lamela (63' Chadli); Kane (84' Onomah).
Swansea : Fabianski; Rangel, Fernandez, Williams, Taylor; Cork, Britton (75' Fer), Ki (83' Gomis); Ayew, Sigurdsson; Paloschi (88' Barrow).
Sarı Kartlar : Williams, Paloschi, Rose, Ayew, Walker.
Goller : 19' Paloschi, 70' Chadli, 77' Rose.
Lazio 3 - 1 Galatasaray
Her iki maçta da Lazio'ya çok güveniyordum. Edindiğim izlenim Lazio'nun çok küçümsendiği şeklinde, ancak formsuz ve kötü bir dönemde oldukları da gerçek. Geçen sezonki kadroyu bu kadar koruyup bu kadar kötü olmalarında bireysel performansların çok büyük etkisi var. Gol atamayan forvetler, formsuz Candreva ve Anderson takımı çok olumsuz etkiliyor. De Vrij'ın yokluğunun etkisi nispeten az. Galatasaray ise zaten acınacak halde, bazen ben bile üzülüyorum ama birkaç saniye sonra geçiyor. Sabri'nin mucize golüyle öne geçmeleri Lazio'ya "beraberlik de yeter" havasını getirdi ve ilk maç 1-1 bitti. Dün ise vasat bir ilk yarının ardından Lazio'nın 10 dakikalık üstün futbolu Galatasaray'ı elemeye yetti. Matri biraz formda olsa çok daha iyi bir fark olabilirdi. Parolo ve özellikle Felipe Anderson'un gol atmasına sevindim. Miroslav Klose ise bu sezon ilk, belki de son golünü attı. Muslera'nın çaresizliğine bir insan olarak üzüldüm. Lazio'nun Sparta Prag eşleşmesi de güzel oldu, Çeyrek Final yolu açık. Ligde hedefsiz olması da kupayı ciddi bir hedef haline getirebilir.
Lazio : Marchetti; Konko, Bisevac, Mauricio, Radu; Milinkovic Savic, Parolo, Biglia; Felipe Anderson, Lulic (57' Candreva), Matri (70' Klose).
Galatasaray : Muslera; Denayer, Chedjou, Balta, Carole; Donk (84' Donk), Selçuk; Sabri (66' Umut), Sneijder, Yasin (76' Olcan); Podolski.
Goller : 59' Parolo, 61' Felipe Anderson, 62' Yasin, 72' Klose.
Lokomotiv Moskova 1 - 1 Fenerbahçe
Tam beklediğim gibi bir maç olduğu için eleştirmeyeceğim. Şanslı olduğumuz anlar oldu. Özellikle Samedov'un çok erken attığı nizami golün ofsayt sayılması çok büyük şanstı. Vitor Pereira'nın maçta tam olarak bu şekilde oynatmasını bekliyordum. Aslında kötü görünsek de zaman zaman top hakimiyeti bizdeydi. Lokomotiv çok iyi takım değil kabul ama sonuçta Avrupa Ligi maçı. Molde'yi küçümsedik, geldiler burada 3 attılar. Rus ve Ukrayna takımlarından bu tip turnuvalarda her zaman çekinirim. Eleştireceğim adam Fabiano. Nasıl kaleci anlamadım, sürekli yumrukluyor ve sektiriyor. Kalede güven vermeyen duruşu var. Yine ilk yarı 0-0 bitecekken gol ikram etti. Bu tip ilk yarı son dakikasında gelen goller atan takıma üst düzey moral ve motivasyon verirken yiyen takımda soğuk duş etkisi yaratır. Maçtan önce tahminim tam da bu şekildeydi aslında. 2013'teki Lazio deplasmanı gibi ortalama bir oyun, 1-0 geriye düşme ve son bölümde atılan bir golle rahatlama. Gol hiç gelecek gibi değildi, son bölüm çok stresli geçecek gibiydi yine de. Mehmet Topal Azeri spikerin dediği gibi çok yahşi oynadı ve çok klas kafa golü attı. Bu sezon duran top organizasyonlarından hiç memnun değilim ama kornerler Avrupa Ligi'nde bizi çok ipten aldı. Mehmet Topal'la birlikte Volkan Şen de iyiydi, golü en çok düşünen oyuncumuzdu.
Bursa maçında iyi oynayıp kazanamadıktan sonra bu maçta kötü oynayıp turlamak sevindirdi beni. Beşiktaş maçını da kötü de oynasak kazanmamız lazım ama Beşiktaş'ı çok iyi oyunla yenmek ekstra keyif verecektir. Braga eşleşmesine herkes gibi ben de sevindim. Tam Vitor Pereira'nın ülkesinde şov yapacağı bir ortam var. Van Persie'yi kesip Portekiz'de "Bakın patron benim" mesajı da verebilir. İlk maçın Kadıköy'de olması ayrıca sevindirdi, en sevdiğim Avrupa Ligi fikstürü.
Fenerbahçe 2 - 0 Lokomotiv Moskova
Dün gece maç hep 1-0 gitseydi ama aynı oyunla devam edip hiç bitmeseydi razıydım. Çok büyük keyif aldım. Tam bir Avrupa takımı oyunu oynadık. Bu sezon ilk iyi maçımız değildi. En iyi maç olduğu da tartışılabilir. Böyle 4-5 maçımız var aslında. Rakibin ciddiyeti göz önüne alındığında evet çok iyi maçtı ve üst düzey oynadık. Tam bir ev sahibi takımdık ve 2-0 gibi çok temiz tur skoru aldık. Orta üçlüyü görünce nasıl üretken olacağız diye düşünmüştüm, eminim yalnız değilim. Fakat hem Ozan, hem Souza sürekli ileriyi düşünerek oynadılar. Ozan geçen sezon Bursaspor'da çok fazla hücumda gözüküyordu. Dün Souza bu rolde oynadı sanki, hep ceza sahası içerisi ve çevresindeydi. Kanatların da akmasıyla sağlı sollu gittik Rusların kalesine. Dünkü oyunumuza haksızlık olmasın ama Moskova gerçekten hazır değildi. Özellikle 3 ve 23 numaralı oyuncularında futbolcu tipi yoktu. Aksi olsa da farketmezdi. Fenerbahçe çok iştahlıydı. Kjaer-Alves ikilisine çok iş düşmedi belki ama ikisi de kusursuz oynadı. Alves antipatik gelebilir ama dün oynadığı futbol üst düzey stoper performansıydı. Hem Caner, hem Gökhan aktı. Özellikle Gökhan Gönül kariyerinin en olgun dönemini geçiriyor şüphesiz. Her zaman özverilidir ama bu sefer kalitesini istikrarlı bir şekilde ortaya koyuyor. Nani biraz eleştirilebilir, haklı olarak... Ben seviyorum, günümüz futbolunda bu tip yetenekli adamlar çok kalmadı. Nani oynasın, çalımlasın, adamların içinden geçmeyi de denesin ama abartmadan. Bazı topları öldürdü, haliyle eleştirilmesi normal. Van Persie yine iyiydi, bu kadar rahat bir maçta oyundan çıkarılması benim de tadımı kaçırdı. Sorun oyundan çıkarılmasından ziyade aslında hocayla arasının bir türlü düzelmemesi ve Vitor Pereira'nın bu bağlamda çok fazla çaba göstermemesi. Ben idman diyaloglarını çok merak ediyorum.
Takımın kazanma arzusu ve iştahı sevindiriciydi. Vitor Pereira bende Uefa Avrupa Ligi için "olabilir" dedirten bir imaj çiziyor. Umarım lig de olur, olmalı. Beşiktaş haldır haldır oynayan bir takım. Biz bu Avrupai oyunumuzla Beşiktaş'ı rahat yenmeliyiz. Souza'nın dün her iki golü de güzeldi. İlk golde Gökhan Gönül'ün ortası da öyle. Dün çok iyi ortalar yaptı; ben genelde ortalarını eleştiririm. Van Persie'nin boşa giden bazı koşuları oldu, onlara üzüldüm. Kaçırdığı gol ise şanssızlıktı. İkinci golümüzde hem Volkan Şen, hem Caner'in soğukkanlılığı mükemmeldi. 2-0 olmasaydı yazık olurdu, 4-0 olmaması da yazık oldu. Özellikle Gökhan'ın son şutu girmeliydi, bu performans golü haketmişti. Fernandao oyunda kaldığı kısa sürede etkiliydi. Van Persie oynasın istiyoruz ama Fernandao da böyle bir adam. Az süre, iki etkili pozisyon. Şu son iki maçlık performans Bursa maçını iple çektiriyor. Maşallah diyelim.
Manchester City 1 - 2 Tottenham
Bu yıl Sevgililer Günü takip ettiğim en güzel futbol günlerinden biriydi. Bu hafta genel olarak futbol anlamında doyurucuydu. Önce Fenerbahçe'nin iyi futbolu ve galibiyeti, sonra Galatasaray mağlubiyeti, Tottenham galibiyeti derken; Beşiktaş'ın puan kaybıyla günün anlam ve önemi arttı. Önce Arsenal - Leicester maçını izledim. Bana göre Arsenal haketmişti ama son dakika golü de fazla dramatik oldu. Mesut'un besmeleyle gönderdiği orta Emirates'i bayram yerine döndürdü. Arsenal için şampiyonluk yarışında en kritik gol olabilir. Leicester City ise çok iyi direndi, özellikle N'Golo Kante yine büyük oynadı. Akabinde başlayan City-Tottenham maçı da haftanın en önemli maçıydı.
Manchester City son dönemde Tottenham'a ters gelmesiyle bilinse de; son maçta Tottenham farklı kazanmıştı. Oyun anlayışını eleştirdiğim Pochettino'nun işleri de bu maçla birlikte istediği gibi gitmeye başlamıştı. Ev sahibi olmasının avantajıyla City favori gibi gözükse de; ben Spurs'ün alacağı beraberliğe razıyım. Pellegrini büyük hoca, şampiyon yapıp gitmek isteyecektir ama ben bu konuda yeterince motive olduğunu görmüyorum. Nasıl Leicester City'nin kulübesinin yetersizliği Arsenal maçını kaybettirdiyse; Manchester City'nin de kulübesi bu maç için yetersizdi. Kompany'yi görünce tam dönecek maçı buldu dedim ama Kaptan takımını kurtaramadı. City'nin yedek kulübesinde sadece Kolarov, Demichelis ve parlayan yıldız Iheanacho göze çarpıyordu, diğer isimler gençlerden oluştu. Tottenham ise benim kafamdaki kadroyla sahadaydı. Vertonghen'in yokluğunda Wimmer'e çok güvenemesem de Avusturyalı yeterince iyiydi. Son genelde kulübe hamlesi olurdu ama Mauricio Pochettino bu maçta Lamela ve Chadli'yi yanında oturttu. Nitekim Lamela'nın girişi de maçı Tottenham'a getirecekti.
Arsenal-Leicester maçına nazaran biraz daha sıkıcı ve ortada bir maçtı. İlk yarıda her iki takım da oyununu birbirine kabul ettiremedi. Tartışmalı penaltı Tottenham'ı öne geçirdi. İlk maçta da hakemin Tottenham lehine çok kritik hataları olmuştu. Harry Kane ile Joe Hart karşı karşıyayken tedirgindim ama Kane yine kaçırmadı. İkinci yarıda City'den hareketlenme beklerken bir türlü oyunlarını kabul ettiremediler. Oyuna giren Iheanacho çok güzel bir gole imza attı. Dediğim gibi ben beraberliğe razıydım. Fakat Erik Lamela'nın kusursuz çabası Eriksen'i golle burun buruna bıraktı ve hayallerimin 10 numarası Eriksen şampiyonluk hayallerini pekiştiren golü attı.
Manchester City : Hart; Zabaleta, Kompany, Otamendi, Clichy (75' Kolarov); Fernando (66' Iheanacho), Fernandinho; Silva, Yaya Toure, Sterling; Agüero.
Tottenham : Lloris; Walker, Alderweireld, Wimmer, Rose; Dier, Dembele; Son (72' Carroll), Alli (81' Lamela), Eriksen; Kane (89' Chadli).
Sarı Kartlar : Dier, Kompany, Wimmer, Carroll.
Goller : 53' Kane (Penaltıdan), 74' Iheanacho, 83' Eriksen.
Premier Lig'de kimsenin aklına gelmeyecek bir puan tablosu var. Leicester City'nin Norwich'i de yenerek en az bir hafta daha lider devam edeceğini düşünüyorum. Ancak Arsenal'ın United'a takılması Tottenham için şahane olur. Tottenham'ın da Swansea'ye puan kaybetmemesine duacıyım.
Fenerbahçe 3 - 1 Kasımpaşa
Bir süredir yazamıyorum, zaten blog ağırlıklı olarak hobi ama bu kadar ihmal etmiş olduğum için üzgünüm. Bu süre zarfında geçen hafta rötarlı bir uçuş dolayısıyla kaçırdığım Antalyaspor maçı hariç Fenerbahçe, Lazio ve Tottenham'ın tüm maçlarını izledim. Ancak yazmaya fırsat bulamadım. Dün akşam güzel bir Kasımpaşa maçının arından üç beş kelam etmek isterim.
Bu tip yağmurlu havalarda statta maç izlemeyi seviyorum. Forvette Bienvenu oynarken bile severdim. Hava soğuk da değildi, bir polar yetti. Bu sezon Maraton Üst'ün üst kısımlarında çok üşüdük. İki maçtır farklı blokta arkadaşlarıma katılıyorum. Kasımpaşa tehlikeli bir rakip gözükse de yarışın içinde kalmamız dolayısıyla bu maçı kazanacağımıza emindim. Kötü futbol oynamasak da çok fazla pozisyona giremediğimiz bir yarım saatlik bölüm var. Bal yapmayan arı misali sürekli topla ve rakip yarı alanda oynayan ancak gol pozisyonu üretmekte zorlanan bir görüntüdeydik. Van Persie'nin kaçırdığı iki pozisyon ve Diego'nun kaçırdığı bir pozisyon aklımda kalmış. RVP'nin ilk pozisyonu net, kafa pozisyonu zordu. Diego'nun kaçırdığı da çok kolay pozisyon değildi. Diego'nun attığı golle geç açılan perde, Van Persie'nin penaltısıyla ilk yarıyı rahat bitirmemizi sağladı. Titi'nin atılmasıyla ikinci yarıda da oyun hakimiyetimizi sürdürdük. Kaçan goller de farkı önledi. Volkan Şen bana kalırsa dün akşam iyi oynadı, ancak Volkan Şen'den bazı beklentileri düşürmek gerekir. Örneğin gol atması beklentisi. Dün akşam karşı karşıya kaldığı pozisyonda heyecanlanmadım, çünkü atamayacağı belliydi. Yeteneğinden bağımsız biraz kafa yapısıyla ilgili. Yoksa bir kanat oyuncusu neler yapabilirse dün akşam yaptı, başarılıydı. Maçtan önce Kadlec'in önlibero oynayacağını öğrenince herkes şaşırmıştır. Dün çok kritik işler düşmedi ama ben yine de kadro açıklanınca kenarda önce Alper'e, sonra Meireles'e baktım. İkisinin de olması dolayısıyla neden Kadlec oynuyor çözemedim. Ozan dün tempoluydu, beğendim. Gökhan Gönül ve Hasan Ali de iyiydi. Sezon sonunda Hasan Ali yerine kamuoyu gazıyla muhtemelen İsmail götürülür Euro 2016'ya. Ama Caner'den bile daha fazla hakeden isim Hasan Ali Kaldırım'dır.
Kjaer'in sahada olması takıma çok büyük güven veriyor. Vitor Pereira'nın iyi oynayan ve rahat skorda iken Van Persie'yi çıkarması yine gecenin anlamsız hareketiydi. Van Persie, Fernandao'nun atabileceği kafa pozisyonunu kaçırdı belki ama Fernandao'nun yapamayacağı çok ince işler yaptı. Hücumda pasör görevi de gördü. Tıpkı İngiltere günleri gibi... Fernandao oyunda kaldığı sürede fena değildi. Bu sezon doğru düzgün oynamayan Mehmet Topuz da öyle. Gökhan'ın birkaç kere yaptığı hata sonunda gole mâl oldu. Alper Potuk'u sona bıraktım; attığı gol nefisti. Tribünde herkes birbirine baktı, gol olduğuna inanamadık. Bu futbolu Lokomotiv Moskova maçında da görmeyi dilerim. 1-0'lık galibiyet önemli avantaj olur, 2-0'ı takla atarak kutlarım.
Sporticos'tan aldığım maçın zaman çizelgesi. İki takımın ve maçın detaylı istatistikleri de yine Sporticos'tan görüntülenebilir.












